Selam Bram Stoker “Dracula”..
Tarihte gerçek bir Dracula vardır. Kazıklı Voyvoda diye de bilinen 1430-1476 Eflak’ta voyvodalık yapan, Türklerle savaşlarıyla ünlü Vlad Tepes. Dracula adı, Türklere direnişinden ötürü Roma Cermen İmparatorunun babasına “Dragon” ünvanını vermesinden geliyor. Kitabın alt metninde olduğu gibi bu ünvanla da gelen teolojik kodlamalar mevcut. Romen Halk Hristiyanlığında Dracula, hem dragon hem şeytan anlamında. Hem oğul hem de babanın, şeytanın işbirlikçisi olduğuna inanılmış, isimleri tarihe, kanlı eylemleriyle geçmiş. Ortaçağdan başlayıp 19. yüzyıla kadar, öykünün taş baskısı kitaplarında “Dracula/Dragon oğlu Vlad” olmuştur. Lakin tüm zalimliğine rağmen, kan emicilikle ilgisi yoktur.
Stoker’e bu anlamda, Vlad’tan 200 yıl sonra yaşamış Macar Kontes, Elizabeth Bathory ilham olur. Yaşamı boyunca 600’den fazla genç kızı katlettiği düşünülen Kontes, kızların kanlarını içmiş, kanlarında banyo yapmış vs gibi birçok eylemden hüküm giymiş, tutukluyken de ölmüştür. (Filmi de var izleyebilirsiniz) Vampirliğin örtük eşcinselliği de barındırdığına inanıldığından, tarihten bu iki kişi, hem erkek hem kadın, tek karakterde birleştirilip, toplumsal olarak da sanayileşmenin beraberinde birey olmayı imkansızlaştıran sürecin habercisi sayılmış.
Abraham Stoker, Kraliçe Victoria döneminde yaşamış, Balkan ülkelerini gezip araştırmalar yapmış. Buradan edindikleri de kitaplarına yansımış. Yazar, doğumundan 8 yaşına kadar, teşhis edilmeyen bir hastalık sebebiyle, annesinin bakımına muhtaç, yatalak olarak yaşamış. Bu hal, sonraki yıllarda, annesine bağımlılık, Dracula öyküsündeki “kendini yaratanla birleşerek ölmek ya da daha üstün bir yaşam formuna ulaşmak” olarak aksetmiş. 21 yaşında, bir tiyatro topluluğundan, aktör Henry İrving ile tanışıp, annesine olan