Efendi ile Uşak

·
Okunma
·
Beğeni
·
15,1bin
Gösterim
Adı:
Efendi ile Uşak
Baskı tarihi:
Kasım 2000
Sayfa sayısı:
94
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789758523030
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Armoni Yayınları
Soğuk ve fırtınalı bir gecede tüm rahatını bir kenara bırakarak dışarı çıkma cesaretini insanoğluna ancak mal hırsı verebilir.
Bitmek tükenmek bilmeyen bir mal hırsı insanoğluna verilmemiş olsaydı Efendi ile Uşak da yazılmazdı herhalde... Fırtınalı bir günde bir ağaçlığı yok pahasına almayı aklına koyup yola çıkan cimri bir mal sahibi uşağını da yanına alarak yola koyulur. Göz gözü görmeyen fırtınada tek düşündüğü şey, kelepir fiyata elde edeceği bu ağaçlığın, mal varlığını ne kadar arttıracağıdır.
Dinlenmek için durdukları köydeki sağ duyulu insanları da dinlemeyip fırtınada yoluna devam eden Efendi ile Uşağını bu fırtına gecesinde ilginç bir kader beklemektedir.
144 syf.
·9/10 puan
Yakın zamanda YouTube kanalımda Tolstoy'un kitapları için bir okuma rehberi hazırlayacağım, o videoyu kaçırmamak için kanalıma abone olabilirsiniz: https://www.youtube.com/c/alintilarlayasiyorum

Son zamanlarda okuduğum en etkileyici, anlamlı ve "ezber bozucu" öykülerden birini tanıtmak istiyorum size bugün. Onun adı: Efendi ile Uşağı.

Tolstoy okumalarıma devam ederken kendimi birden onun öykülerinde buldum ve her yazarın bir öyküsünün olabileceği gibi her insanın da bir öyküsünün olduğunun tekrar farkına vardım. Bir insanın efendi veya uşak, laik veya muhafazakar, zengin veya fakir, dindar veya ateist olması bir şey değiştirmiyor, bir bunu anlayabilsek! Bir insan içindeki evrensel insan özünün farkına varabildiği sürece bu hayatın amaçlarına da o kadar yakınlaşabiliyor. Bu hayatın olası anlamı konusunda kafasını epey yormuş olan Albert Camus, duvarına neden bir Tolstoy resmi asmıştır dersiniz? Gelin size anlatayım...

Albert Camus de bu hayatın anlaşılmaz olduğunu, hatta anlaşılmazlığı geçtim bu hayatın ve dünyanın bize zerre kadar aldırış etmediğini, dünyadaki varoluşumuzu aramamızın manasız olduğunu, bize biçilen amaç neyse onu devam ettirmemiz gerektiğini savunur. O yüzden Camus'ye göre intihar edilmemelidir, o yüzden Camus'ye göre yaşama gelişimiz doğal olduğu gibi bu yaşamdan ayrılışımız da doğal olmalıdır. Camus spotu bittiğine göre buradan Camus'nün duvarına doğru yol alalım.

Camus'nün duvarında bir Tolstoy resmi vardır, evet. Çünkü belki de Tolstoy ona göre hayatında hem maddiyatı hem de maneviyatı en uçlarda yaşamış insanlardan biriydi. Belki de Tolstoy'un Efendi ile Uşağı öyküsündeki karlı atmosferde ilerledikçe ölümün sesinin artması gibi Camus'nün de aklının içerisinde susturamadığı ölüm sesleri vardı. O yüzden ölüler dünyasında sonsuza kadar bir kayayı tepeye taşımakla yükümlü bir Sisifos'a bağlanmamış mıydı? O yüzden Sartre'dan bu konuda bir eleştiri yememiş miydi? Belki Camus, Efendi ile Uşağı'nı okuyup hayat ve ölümün muhteşem zıtlığının farkına varıp kendi felsefesindeki dünyaya maruz kalma düşünce biçimini oluşturmuştu.

İnsanın hayat yolunun nereye gideceği bellidir, Oğuz Atay'ın dediği gibi, hayatımın başı ve sonu belliydi, o halde ortasını kaçırmamalıydım. Bence Tolstoy'un Efendi ile Uşağı öyküsünün ne başını ne sonunu ne de ortasını kaçırmalısınız, çünkü bu öyküde yaş ya da görüş fark etmeksizin hepimizin sorgulayabileceği şeyler var. Bir insanın efendi olması uşağının halinden anlamasını engellememeli. Bize zıtlıklarımız üzerinden dayatılan kutuplaştırma anlayışı yerine bu zıtlıkların yaşantılarımıza ne kadar değer kattığının farkına varmalıyız. Tolstoy'un aklı ve kalbi ile arasında savaş ve barışlarla geçen hayatı da zıtlıklarla doluydu fakat o, kitaplarıyla, bu zıtlıklardan + ve - kutupların birbirine yapıştığı bir edebiyat manyetizması icat etmişti!

O halde bize de bu kutupları tanımak ve Tolstoy'un Nuri Bilge Ceylan filmlerini aratmayan atmosferiyle, gözlemlediği hayatlardan kurguladığı insanlarda görebileceğimiz doğa parçalarıyla kendi bütünlerimizi oluşturmak kalıyor. Efendi ile Uşağı öyküsünü Tolstoy yapbozunda en önemli parçalardan biri olarak görüyorum ve bu incelemeyi okuyan herkese tavsiye ediyorum.
136 syf.
·3 günde·7/10 puan
Kitabımız 3 kısa hikayeden oluşuyor
Kitaba adını veren ve diğer 2 hikayeye oranla biraz da uzun olun Efendi ve Uşağı’nda rakiplerinden önce bir koroyu satın almak isteyen Vasiliy Andreyiç, uşağı Nikita ile kar kış çamur demeden yollara düşer fakat kaybolurlar. Önlerine çıkan bir fırsatı da Vasiliy Andreyiç para ve mal hırsı yüzünden elinin tersiyle iter ve zavallı Nikita da ona uyar böylece ikili yeniden yaşayacaklarından habersiz yollara düşer.
Diğer hikaye Üç Ölüm’de biri zengin biri fakir ölüm döşeğindeki 2 farklı insandan bahsediliyor. Biri ailesi tarafından seviliyor, diğeri ise daha yaşarken mezar taşı karşılığında kendi botlarını satıyor. Üçüncü ve bence en çarpıcı ölüm ise ölmenin sadece insana özel bir durum olmadığını bize anlatıyor.
80 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10 puan
Hikayenin başında bir Efendimiz Vasili Andreyiç var.
Bir de Uşağı Nikita.

Hava şartları çok kötü, ama yola çıkılmaya mecbur. Çünkü; işin ucunda çok karlı çıkılacak, hayali kurulan bir koru var. Rakiplerinden önce gidilip satın alınması gerekiyor o korunun.


Başka zenginler ile kendi malını mülkünü kıyaslayarak, servetine servet katmak isteyip, daha da fazlasına sahip olmak adına bir türlü doymayan insan gözünün örneği Vasili Andreyiç...

Bütün bu düşündüklerini yapabilmek için ve bu hırs onu bu yolculuğa çıkarmaya yetiyor.
Hava şartları onu durdurur mu?
Ve çıkılıyor yola.
Kar, kış, tipi...
Uşak, efendi, at zar zor gidiyorlar. Durduruyor bir yerde.
Bir-iki yer var at da, efendi de, uşak da aslında hep o yerde dönüp duruyorlar. Gurup halinde ve tek tek. Kürkçü dükkanı gibi. Böyle olduğu halde hiç sıkılmadan okudum, güldüm de.
Önlerine çıkan evde kalmak istememeleri de sonlarını hazırlıyor. Geceyi geçirebilecekleri yer pek iç açıcı değil, açıkta bir yer.
Uyumak için her şeyi yapan, kazandıklarını, kazanacaklarını ve diğer zenginlerin servetini düşünse de bir türlü uyku tutturamayan efendi, ölmek istemediğinden, hırsından uşağını da karlar içinde bırakıp, atı da alır gider...
At da onu bırakıp gider. Atın izlerini takip ederek uşağını bırakıp, ölüme terk ettiği yere tekrar gelir. Uşağının durumunu görünce... (Serenad' daki kısım geldi aklıma burada)
Vicdanının olduğunu hatırlatan, her şeyi fark ettiği an... Güzeldi, rüyalar ile haber verilmesi, güzeldi.

Efendimizin yaptığı keşke kitaplarda kalmasa da, bütün efendiler ölmeden önce bir uyansanlar keşke. İnsanı insan yapan özelliklerini bir an önce ortaya çıkarabilseler.

Kitabın ilk başından itibaren parayı çaldıracak diye düşünmüştüm kilisenin parası olduğundan... Tabi orası Türkiye değil.

Açgözlülüğün, olanla yetinmemenin, hırsın insan hayatına nasıl da mal olduğu.


Efendi ile uşağımız, herkesin öyküsü. Sonumuz da benzesin.

Hikayenin sonunda kimse yok.
Alınması gereken dersler var.
Yaşamın son anına huzur içinde erebilmek dileğiyle.

-Umarım
"Tanrı zahmetinin karşılığını verir elbet."

-Bizden iyi kimse bilmez
"Cahillik zor şey."

-Hepimizin başına.
"Adamın derdi yok, mışıl mışıl uyuyor."-

-Geç olmadan anlamamız umuduyla
"Ne yapsın, yaşamın özünü anlamamış adamcağız. Evet, zavallı ben şimdiki gibi anlamıyordum o zaman şimdi eksiksiz anlamıyordum o zaman."

-Ve asla kaybeymememiz gereken şey
"Ben vicdanlı bir adamım. Kimsenin hakkı geçsin istemem. Varsın, olacak zarar bana olsun."

-Şükredin, yetinin
"Koruluk yerin dibine batsın! Tanrı vereceği kadar vermiş bana."
130 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10 puan
Tolstoy'un kitabındaki bu metaforik bölümde, haya-
tı sembolize eden bir fırtınada yolunu kaybeden bir kişinin
("ben") aniden iki farklı kişiye dönüştüğünü görürüz: bu
kişiliklerden biri kendi arzulannı, diğeri ise yolu bulacak-
lanna olan kesin inançlannı temsil ediyordur; ilki sahip ol-
duklan kişilikken ikincisi ilahi kişiliktir; biri ölümdür, diğe-
ri ölümden kurtuluş. Hikaye boyunca bu iki kişilik, iki fark-
lı karakter olarak (Brehunov ve Nikita) ete kemiğe bürüne-
cektir. Bu karakterler, on dokuzuncu yüzyıl ortası Rus haya-
tının sosyal ve ekonomik koşullanna yerleştirilecek ve dün-
yaya karşı takınılmış birbirine zıt iki ahlaki ve dini yaklaşı-
ma sahip olacaklardır. Tolstoy'un karakterlerini gerçek ha-
yatta yaşamaya, insanlarla ilişki kurmaya ve Dünya Sakin-
leri olmaya çağıran draması daha sonra bir keşif yolculuğu
şeklini alacak ve Brehunov en sonunda Nikita'yla, o sembo-
lik ve ilahi kişilikle yüzyüze gelene kadar aralannda ölümün
sesini duymasının da yer aldığı bir seri gittikçe artan uyanış
yaşayacak, en sonunda da aniden yolu keşfedecektir. Efen-
di ile Uşağı, Tolstoy'un içinde duyduğu, asla dinmeyen sev-
giyi bulma mücadelesinden ve hayattaki amacını keşfetme
sürecinden çıkardığı bir meseldir. Bu amaç öğretmenliğini
de, ailesini de, sanatını da, efendiliğini de aşan bir çağrıydı:
komşusunu kendisi gibi sevmesini söylüyordu bu içten ge-
len, ilahi çağrı.
Benliğin, bir kısmının diğerine benzemeye davet edildi-
ği iki farklı, birbirine zıt kişiliğin birleşimi olarak sunulması
yeni bir şey değildir. Efendi ile Uşağı'nda gördüğümüz, Tols-
toy'un büyük kitaplarının temelini teşkil eden yöntemin gü-
zel bir şekilde ifadesini bulmasıdır. Daha önce görmüş oldu-
ğumuz gibi, Tolstoy bu kitaplarda kendi inanç mücadelesini
iki grup karakteri karşı karşıya getirerek temsil etmektedir:
bir yanda Nikolenka, Olenin, Prens Andrey, Pierre, Levin ve
Nehlüdof vardır, öte yanda Maman, Mayanka, Nataşa, Kitty
ve Katyuşa. Kadın karakterlerin hepsi ilahi aşka giden yolu
temsil ve ifşa eden sembolik kişiliklerdir. Daha soma yazdı-
ğı kısa romanlarında ise, Tolstoy'un bu kadın karakterlerinin
yerini, zengin ve eğitimli sınıfları anlatan kitaplardaki sem-
bolik karakterlerle aynı işlevi gören erkek köylüler alacak-
ur. Natalya Savişne hem kadın hem de köylü olan ilk karak-
teridir. Tolstoy'un kitaplarındaki önemli kahramanlar, insa-
nın kişiliğini yitirmesini temsil ederler hep, ama bu karakter-
ler aynı zamanda sembolik kişiliklerini keşfedip bulmak için
bir yolculuğa da çıkmışlardır. Yolculuğun sonunda, bir süre-
liğine kendi ilahi, sembolik kişilikleriyle karşılaşır, aşka gi-
den yolu görürler. Efendi ile Uşağı yazarının kendi psikolo-
jisini incelediği bu teolojik düzyazının benim sembolik ger-
çekçi olarak adlandırdığım türünün en kusursuz örneğidir.
lngilizce'den çeviren KAYA GENÇ
130 syf.
·Puan vermedi
Zengin bir efendi de olsan, çok fazla para kazanma hırsına sahipsen, tüm dünyan bir anda tepe taklak olabilir...Soğuk ve fırtınalı sert iklime sahip Rus topraklarında, efendi ile uşağı bir ticaret için at arabalarıyla giderken karların altında kalır...Efendi ile uşak artık eşit durumdadır hatta uşağın kaybedeceği hiçbir şey yoktur ölüme koşarak gitmek istemektedir adeta... efendisinin ise kaybedeceği çok şey vardır bu dünyadaki tüm kazandığı serveti tabii ki... Fakat kitapta en etkileyici kısım, efendisinin uşağının üstüne yığılıp, kollarıyla uşağını sarıp sarmalamış, onun üstüne kapaklanmış ve onu ölümden , donmaktan kurtarmış olması, bırakıp terketmemesi ve bu uğurda kendisinin ölmesi.
144 syf.
·Beğendi·10/10 puan
Kendisinden hiçbir şey beklemeyeceğimiz , gururlu , kibirli insanların bile yeri geldiğinde içindeki o merhameti hissettim okurken.
İnsanlığın bittiğine emin olduğum bu çağa karşı bile ufak bir umut belirdi içimde . Okuyun , okutun ! Pişman olmayacaksınız . Tadı damağınızda kalan , bitirdiğinizde yüzünüzde hafif bir tebessüm oluşturan iki hikaye
Keyifli okumalar ..
144 syf.
·7 günde·Beğendi·8/10 puan
Efendi ile Uşağı/Tolstoy
Yazara hayranlığım bilen bilir ve onun kitapları, iyiliğe, doğruluğa, huzura ve sevgiye açılan kapıdır. Her kitabında insan olma yolunda bir tuğla daha koyarsın. Ve eğer gerçekten onun sevgi adına söyledikleri kulağına küpe yaparsan, hayatta mutlu olmanın sırrını da çözersin. Yeterki duy onun bu güzel tavsiyelerini ve huzur bulsun ruhun...
Genç bir adamın, bir efendinin köylülerin karşı iyi bir efendi olmak istemesini ve bunun için mücadelesini konu alan bir kitap. Hayatın yemek içmek ve bir takım zevklerden ibaret olmadığının anlatıldığı, iyi insan olmanın önemine her daim vurgu yapan değerli bir kitap. Yazar Tolstoy, konu iyilik ve insan olmak, bir kitabı okumak için daha ne olsun ki?
Klasik kitaplar denildiğinde çekimser kalan okuyuculara seslenmek istiyorum;korkmadan okuyabileceğiniz eser her biri. Klasikleri okumaya ince olanlarla başlayabilirsiniz. Sonrasında sizlerde göreceksiniz her birinin ne kadar değerli olduğunu ve bir an önce okuma isteği duyacaksınız. Ne diyoruz Klasiklerden korkmayın...
Kitapla ve sevgiyle kalın...
144 syf.
·3 günde·Puan vermedi
"Tanrı'nın Bildiğini Hiç Kimse Bilmez!"

İnsanlık sorunlarını estetik bir incelikle irdeleyen Nikolayeviç abimiz, edebi kurgularıyla eserlerinde bizleri de bununla buluşturuyor. Yazarın özelliklerini birçok kişi tarafından tanınan biri olması hasebiyle es geçiyorum. Kitabın isminden de anlaşılacağı üzere konu edinilen şey; sınıfsal yapılar...Her ne kadar beklentilerimi karşılayamasada bu kitabının da güzellikler barındırdığı kanaatindeyim.

Kitap üç hikayeden oluşuyor: "Efendi ile Uşağı", "Çilekler", " İnsana Ne Kadar Toprak Lazım" kıyaslayacak olursak; kurgulanmış en iyi ilişkiler ve duyguları, kitabın ismini de almış olan 'Efendi ile Uşağı'nda bulabildim.Diğer iki hikaye ilki kadar başarılı olamasada kitabın umumen vermek istediği mesaj, günlük yaşamda sıklıkla yakınlarımız tarafından bizlere yakınılan sorunlar ve bizim dışımızda da acı çeken insanların varlığını anlayabilmemiz açısından oldukça faydalı olduğu söylenebilir. Kitapta en sık karşılaşılan duygu 'Pişmanlık' olmakla birlikte, hırs, açgözlülük, muhtaç olma durumu, dürüstlük, şefkat ve sevgiyi de beraberinde bulunduruyor. Kitaptan birkaç alıntının bile aslında kitabı özetleyebilecek mahiyete sahip olduğunu düşünüyorum.

Alıntılar;

"Nikita gibi, tüccar Vasili Andreyiç‘in verdiği parayla geçinen insanlar, saygılı
davranışlarıyla, onun kendilerini aldattığını düşünmek şöyle dursun, nerdeyse onun yardımıyla ayakta durdukları inancını pekiştiriyorlardı adamda."

"Vasili Andreyiç‘in yalnızca uykusu değil, huzuru da kaçmıştı. Ondan sonra gene hasaplarını, işlerini, onurunu, ününü, zenginliğini düşünmek için ne denli uğraştıysa uğraşsın, hepsi boştu.Bir kere ölüm korkusu düşmüştü içine "

“Nikita’ya gelince, nasıl olsa ölecek. Zaten nedir onun yaşantısı? Acınacak nesi var? Ama ben onun gibi değilim, bir değeri var benim yaşamımın."
195 syf.
·3 günde·Puan vermedi
Kitap 3 farklı hikayeden oluşmaktadır. Ben Efendi ile Uşağı adlı hikayeden bahsetmek istiyorum.
Bu hikaye efendi ile uşağın bir yolculuğunu konu almaktadır. Hikâyede insanların birbirlerine muhtaç olması, aslında herkesin ölüm karşısında eşit olduğunu, bencillikten kurtulup kendini bulmayı konu edinmiş bir hikayedir.
Herkese tavsiye ederim, iyi okumalar.
72 syf.
·Puan vermedi
Tolstoy - Efendi İle Uşağı
Yine Karbon Kitaplar’dan cep boy bir kitapla karşınızdayım.
————
Tolstoy’un uzun hikaye şeklinde yazmış olduğu Efendi ile Uşağı kitabı; Tüccar Vasili Andreyiç ve uşağı Nikita’nın yolculuğunu anlatıyor. Yazar yolculuk içerisinde çeşitli psikolojik zaafları ele alıyor. Tüccar Andreyiç’in mal tutkusu, bencilliği oldukça ön planda. Karlı soğuk bir gecede, yollarını sürekli kaybetmelerine rağmen tekrar tekrar yola çıkmasına sebep olacak bir mal tutkusuna sahip Vasili Andreyiç. Bu tutku sonunu getirecek diyorsunuz okurken. Sonunu tahmin ettiğinizi sanıyorsunuz fakat yanılabilirsiniz, hemen karar vermeyin. Okuduğum beğendiğim kitaplar arasında yerini aldı. Sizi yormuş okurken zorlamış kitaplardan sonra okuyabilirsiniz, sade dili çok yormuyor sizi dinlendirecektir. Keyifli okumalar dilerim. ️
144 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10 puan
Efendi İle Uşağı
İkinci sınıf tüccar olan Vasili Andreyiç, uşağı Nikita'ya kızağı hazırlatıp karda kışta yola çıkacaklarını söyler. Eşi ise hava şartlarının uygun olmadığından bahsetse de Andreyiç onu dinlemeyerek yapacağı ticareti ve kazanacağı paralara yoğunlaşır...

Yola çıktıklarında onları tipi ve fırtına beklemektedir. Nikita ne kadar uğraşsa da efendisini komşu köyde ki bir dost evinde kalmaya ikna edemez..

Hava daha da soğumuş ve yollarını kaybetmişler, üstelik kızağı çeken at ise zor ilerlemektedir...
Uçsuz bucaksız beyaz örtünün üstünde güçlükle yollarını bulmaya çalışırlarken, bir efendi ve onun yardımcısı olan uşağın insan adına neler yapabileceklerini, zorda kalınca kral ve dilencinin aynı şeyleri yaşadığını bir kez daha hatırlatıyor...

Çilekler
Çok kısa olan bu öyküde daha çok köyde yaşayan ailelerin, mutluluğu yardımlaşmaları anlatılıyor. Kızların dağdan topladıkları çilekleri köyde yaşayan efendilere satıp, kazanç elde edişleri konu alınmış. Bu on sayfalık öykü o kadar iyi tasvirlenmiş ki kendinizi çileklerin arasında hissediyorsunuz...

İnsana Ne Kadar Toprak Lazım
Öykü insanın büyük konuşmamasını hatırlatan, konuştuğunuzda bunu mutlaka yaşayacağınızı anlatıyor...
Pahom, eşi ve kardeşinin bir konuşmasına şahit olup büyük bir söz söyler...
Toprak sahibi olmak için her şeyini ortaya koyup, çiftçiliğe başlar fakat köyünden geçen tüccarların söylemleri ile hep daha fazlasını kazanmak ister...

Pahom, Başkırlar'ın arazileri hakkında duydukları ile yollara düşer ve açgözlülüğünün mükafatını alır...
Ne başkaları gibi yan gelip yattım, ne de ıvır zıvır işlerle uğraştım... Yağmur, çamur demedim; gecemi gündüzüme katıp çalıştım.
Lev Nikolayeviç Tolstoy
Sayfa 300 - İletişim Yayınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Efendi ile Uşak
Baskı tarihi:
Kasım 2000
Sayfa sayısı:
94
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789758523030
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Armoni Yayınları
Soğuk ve fırtınalı bir gecede tüm rahatını bir kenara bırakarak dışarı çıkma cesaretini insanoğluna ancak mal hırsı verebilir.
Bitmek tükenmek bilmeyen bir mal hırsı insanoğluna verilmemiş olsaydı Efendi ile Uşak da yazılmazdı herhalde... Fırtınalı bir günde bir ağaçlığı yok pahasına almayı aklına koyup yola çıkan cimri bir mal sahibi uşağını da yanına alarak yola koyulur. Göz gözü görmeyen fırtınada tek düşündüğü şey, kelepir fiyata elde edeceği bu ağaçlığın, mal varlığını ne kadar arttıracağıdır.
Dinlenmek için durdukları köydeki sağ duyulu insanları da dinlemeyip fırtınada yoluna devam eden Efendi ile Uşağını bu fırtına gecesinde ilginç bir kader beklemektedir.

Kitabı okuyanlar 2.830 okur

  • Alpay
  • Alaattin Barsan
  • Koray
  • Z. M.
  • zeynep sena uzunoğlu
  • z
  • Zamanova Sevinc
  • Yasin Kaya
  • Yusuf aslan özaydın
  • Alperen Çelik

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0.3 (3)
9
%0.3 (3)
8
%0.6 (5)
7
%0.2 (2)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları