Felsefeyi TakdimimdirAndre Comte-Sponville

·
Okunma
·
Beğeni
·
15
Gösterim
Adı:
Felsefeyi Takdimimdir
Sayfa sayısı:
156
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789752105629
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Altın Kitaplar
Dünyaca ünlü Fransız filozof ve felsefe hocası André Comte-Sponville’in (1952) felsefe yapıtlarındaki temel özellik anlaşılır ve açık bir üslupla yazılmış olması, dolayısıyla herkes tarafından rahatlıkla okunabilmesidir.

Hümanist bir düşünür olan Sponville, antik felsefenin de kapsadığı birçok klasik temalar üzerine eserler verdi. Yakın dönem felsefesi ve siyaset felsefesi de çalışmaları arasında.
Luc Ferry ile birlikte kaleme aldığı Modernlerin Bilgeliği kitabı özgürlük, bilgelik ve anlam gibi temel temalar üzerine yazılmış, yazarlarını geniş bir kitleye ulaştıran ve dünyaca ünlü hale getiren bir eser olmuştu.

"Felsefeyi Takdimimdir", yaklaşık 15 dilde yayımlanan bir eser. Felsefenin ve hayatın temel 12 temasını (Aşk’tan Ölüm’e, Ateizm’den Özgürlük’e) gündelik anlamlardan esaslı referanslara, tanımlardan filozoflara kadar irdeleyen, bu temaların düşünsel planlarını bilgi ve yorum düzeyinde veren samimi yüzlü bir kitap.

"Felsefe yapmak kendi kendine düşünmektir, ama kimse öncelikle sadece diğerlerinin ve özellikle de geçmişin büyük felsefecilerinin düşüncelerine dayanarak geçerli bir felsefe yapmaya ulaşamaz," diyor Sponville kitabının girişinde. Felsefe, sadece bir macera değil, yazara göre; aynı zamanda çabasız, okumasız ve araçsız ilerlemeyen bir iş. Felsefede atılan ilk adımların fazlasıyla cesaret kırıcı, zor ve can sıkıcı olması yazarı son yıllarda küçük ve popüler felsefe kitapları yazmaya iten temel neden.
On iki takdimden oluşan Felsefeyi Takdimimdir’de Sponvilli mütevazı bir amaçla yola çıkmış: Felsefeye bir giriş yapma, bu yolda bir kapı açma. Bu yol, okuyucuya kitabı okuyup bitirdikten sonra, temel felsefe yapıtlarını kendi kendine keşfetme ve isterse de kendi antolojisini titizlikle hazırlama olanağı verecek, yazara göre.
Sponville, 25 yüzyıla kadar uzanan felsefenin bitmez tükenmez bir hazine olduğunun altını çiziyor. "Felsefeyi Takdimimdir eğer birilerinde felsefeyi daha yakından tanıma arzusu uyandırırsa, o zaman boşuna yazılmamış olacak," diyor Sponville.
"Mutluluk amaçtır, felsefe ise yol. Herkese iyi yolculuklar!" diye ekliyor yazar kitabı bitirirken.
Kitaba henüz inceleme eklenmedi.
Ölümüm benden yalnızca beni alacak; bundan dolayı benden her şeyi alacak ve benden hiçbir şey almayacak: Ortada, herhangi bir şeyi kaybedecek biri kalmadığına göre, başkalarının ölümü başka türlü gerçek, başka türlü duyarlı, başka türlü sancılıdır. Bu bizi ne yazık ki ona da karşı koymaktan alıkoymaz. Yas dediğimiz şey budur, Freud'un gösterdiği gibi, öncelikle kendi üzerinde bir çalışma olan, herkesin bildiği gibi zaman isteyen ve asla kimsenin varlıkla uzlaştırmayı başaramayacağı şey. Psikanaliz Denemeleri adlı eserinde Freud şöyle yazmıştı: "O eski özlü sözü hatırlayalım: Si vis pacem, para bellum. Barışı korumak istiyorsan savaş için silahlan. Bu sözü değiştirme zamanı: Si vis vitam, para mortem. Hayata tahammül edebilmek istiyorsan ölümü kabul etmeye hazır ol."
... kimsenin hatırlamadığı bir geçmiş bir hiç mi olur, tamamen bir hiç mi olur? Bu kadar basit değil. Çünkü, artık olmayan bir şeyin daha önce olmuş olduğu da bir gerçektir; ebedi bir gerçek. Kimse, üşüdüğü, acıktığı, korktuğu için Auschwitz'de ağlayan o küçük kızın, belki birkaç gün sonra, diyelim ki 1942'nin Aralık ayında gaz odasına gönderilmiş olan o kızın ne adını ne de yüzünü hatırlamıyor artık, çok uzun zaman önceydi; onu tanımış olan herkes öldü; hatta cesedi bile kayboldu; onun gözyaşlarını nasıl hatırlayabiliriz ki? Doğru. Ama vuku bulan bu olay gerçektir ve bugün onu kimse hatırlamıyor olsa da ya da yarın kimse hatırlamayacak olsa da ebediyen gerçek olarak kalır. Spinoza'nın dediği gibi gözyaşlarının her biri ebedi bir gerçek olarak kalır ve başka türlü bir hakikat olamaz. Bu, geçmişin her şeye rağmen var olduğunu mu gösterir? Hayır, çünkü şu hakikat vardır ve daima var olacaktır: Ebediyet, düşünce için gerçeğin her zaman şimdi olmasından başka bir şey değildir. Halen var olan, geçmiş değildir; geçmeyen hakikattir.
Üstteki birkaç satırı okudun. Bu, şimdiki zamanının, çabucak unutacağın küçük bir anından başka bir şey değildir. Yine de onları okumuş olduğun gerçek mi? Hiç şüphesiz; ama aynı zamanda onları çabucak unutacağın da gerçek... Üstelik, bütün hayatını hatırlamak zorunda olsan bu dakikalar da daha az geride kalmış değildir. Bu sayfaları yarın ya da on yıl sonra da okuyabilirsin ama asla, ilk okumandaki o önceki anı bulamazsın. Çünkü zaman sürüp gitmeyi, geçmeyi, değişmeyi bırakmamıştır ve gerçek gizem de budur: Şimdi, asla yitip gitmeksizin (çünkü devam etmektedir) her zaman yok olur (geçmişte). Bu gizem, geçmişin ne içine alabileceği, ne de yok edebileceği zamandır. Madem ki artık yok, geçmiş nasıl zaman olur? Madem ki hâlâ devam ediyor, zaman nasıl geçmiş olur?
... hakikati, Platon'un dediği gibi "bütün ruhunla" aramak gerekir ve ruh bu arayıştan başka bir şey değildir. Yine bu nedenledir ki, asla aramanın sonunu getirmeyeceğiz. Hiçbir şey tanımayacağımızdan değil, ki bu da az çok mümkündür, ama asla her şeyi tanıyamayacağımız içindir. Büyük Aristoteles, o alışıldık ölçülü tarzıyla bunu şöyle dile getirir: "Hakikatin arayışı hem zor, hem kolaydır. Kimse ona tamamıyla erişemez, kimse ondan ne tamamen kaçar, ne de onu tamamen kaçırabilir."
"İnsanlar özgür olduklarını sanırlar," diye yazar Spinoza. "Çünkü istemlerinin ve arzularının bilincindedirler ve rüyalarında bile, hiçbir şekilde bilinçli olmadan onları istemeye ve arzulamaya eğilimli kılan nedenleri düşünmezler." Ne istersen onu mu yapıyorsun? Elbette! Fakat neden onu istiyorsun? İsteğin, gerçeğin bir parçasıdır, o da geri kalan tüm diğer şeyler gibi yeter neden ilkesine (hiçbir şey nedensiz var olamaz: Her şey açıklanabilir), nedensellik ilkesine (hiçbir şey hiçlikten doğmaz: Her şeyin bir nedeni vardır), son olarak da mikroskobik varlıkların genel belirlenimciliğine tabidir. Yine de mikroskobik düzeyde, son haddine varan bir belirlenimsizlik (Epikürosçuların düşündüğü ve kuantum fiziğinin bugün doğrular göründüğü gibi) olsaydı bile, nörobiyolojik düzeyde, seni oluşturan atomlar tarafından bundan daha az belirlenmiş olmayacaktın. Onların hareketleri rastlantısalsa, senin isteğine uymaları da düşünülemez. Demek ki daha çok senin isteğin onlara uyacaktır. Rastlantı özgür değildir. Rastlantısal bir istek nasıl özgür olur?
İçine girilmesi oy kabininin içine girmekten zor olan bir sır daha vardır: Bu da, sen dahil kimsenin içine giremediği, beyninin sırrıdır. Zarfın içine hangi pusulayı koyacaksın? Seçeneğin var mı? Kuşkusuz. Fakat sana seçim yaptıran sinirsel düzenek hakkında ne biliyorsun?
Sonuçta bu seçim, bunu özgürce yaptığın varsayılsa bile, senin ne olduğuna bağlıdır. Diğer milyonlarca insan farklı şekilde oy verecekler. Ve sen başkası değil de sen olmayı ne zaman seçtin? Hiç şüphesiz en zor sorun budur. Eğer seçen özneyi (ben), ben seçmiyorsam yaptığım tüm seçimler seçmiş olmadığım ben tarafından belirlenmiş olarak kalır ve o halde mutlak
olarak özgür olmazlar. Peki, bütün seçimler buna bağlıysa ve ne seçersem seçeyim sadece önceden biri ya da bir şey olma şartıyla seçim yapabiliyorsam olduğum kişiyi nasıl seçebilirim?
Bu, Diderot'nun Kaderci Jacques yapıtındaki iki soruyu birbirine bağlar: "Ben, ben olmayabilir miyim? Ve ben olarak, benden başka bir şey isteyebilir miyim?" O zaman bu durumda ben, bir hapishane olur. Yoksa nasıl özgür olur?
Şimdi asla durmaz ve asla başlamaz. Geçmiş içinde yok olmadığı gibi gelecekten de gelmez: kalır ve değişir, sürüp gider ve değişime uğrar, sadece sürüp gittiği ve kaldığı için değişebilir ya da değişime uğrayabilir. Spinoza, "Süre, varlığın belirsiz devamıdır," diyordu. Bu, zamanın ta kendisidir: Varlığın, sürekli ve daima değişken varlığı. O halde Aziz Augustinus'un söylemine geri dönmek gerekir. "Bize zamanın ne olduğunu doğrulayan şey, onun artık olmamaya yöneldiğidir." Bana bunun tersi daha doğru geliyor: Zamanın ne olduğunu doğrulamamıza izin veren tek şey, zamanın sürüp gidiyor olmasıdır.
İnsanı aşmak mı? Bu, ona ihanet etmek ya da onu kaybetmek olur. "Her varlık, kendi varlığında diretmeye yönelir," diyor Spinoza ve bir insanın varlığı meleğe dönüşürse bu onun ata dönüşmesinden daha az mahvolmuş olmaz... Soy İslahı ve barbarlık da, aynı mücadele! Bir kişiyi iyileştirmek mi? Evet, ama bunu asla aşırı bir şekilde yapmayalım. İnsan türünü değiştirmek mi, hayır. Biliyorum ki, genetik terapinin söz konusu olduğu, bu ikisi arasındaki sınır incecik ya da sorunludur. Onun üzerinde düşünmek ya da ona dikkat etmek için bir neden daha. İnsan Tanrı değildir: İnsan sadece, hem nedeni, hem de yıkımı olduğunu kabul etmek şartıyla bütünüyle insan kalır.
İnsanlık, yaptığı ya da yapmayı bildiği şeyle tanımlanmaz. Ne olduğuyla mı tanımlanır peki? Hiç şüphesiz. Fakat nedir insanlık? Ne akıl, ne siyaset, ne gülmek, ne iş, hangi yeti olursa olsun bunlar insanın özü değildir. İnsanın özü yoktur ya da her durumda hiçbir öz onu tanımlamaya yeterli değildir.
Diderot'nun görmüş olduğu da budur. Ansiklopedi 'nin "insan" başlıklı maddesinde, bir tanım yapma girişiminde bulunur: "Hisseden, düşünen, dünya üzerinde özgürce dolaşan, hükmettiği bütün diğer hayvanların başında görünen, toplum içinde yaşayan, sanatı ve bilimi icat eden, kendine özgü iyilik ve kötülüğü olan, kendine efendiler oluşturan ve kanunlar yapan, vs. bir varlık." Bu tanım da, yola çıktığımız diğer tanımlarla aynı nitelikleri ve aynı zayıflıkları taşır. Diderot bunu biliyordu ve tanımının sonu, onu aydınlatan ve yok eden bir tebessüm gibidir. "Bu sözcük, olduğumuz her şeyi bize hatırlattığı kadar belirli bir anlama sahiptir; fakat olduğumuz şey bir tanım içinde anlaşılamaz."

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Felsefeyi Takdimimdir
Sayfa sayısı:
156
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789752105629
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Altın Kitaplar
Dünyaca ünlü Fransız filozof ve felsefe hocası André Comte-Sponville’in (1952) felsefe yapıtlarındaki temel özellik anlaşılır ve açık bir üslupla yazılmış olması, dolayısıyla herkes tarafından rahatlıkla okunabilmesidir.

Hümanist bir düşünür olan Sponville, antik felsefenin de kapsadığı birçok klasik temalar üzerine eserler verdi. Yakın dönem felsefesi ve siyaset felsefesi de çalışmaları arasında.
Luc Ferry ile birlikte kaleme aldığı Modernlerin Bilgeliği kitabı özgürlük, bilgelik ve anlam gibi temel temalar üzerine yazılmış, yazarlarını geniş bir kitleye ulaştıran ve dünyaca ünlü hale getiren bir eser olmuştu.

"Felsefeyi Takdimimdir", yaklaşık 15 dilde yayımlanan bir eser. Felsefenin ve hayatın temel 12 temasını (Aşk’tan Ölüm’e, Ateizm’den Özgürlük’e) gündelik anlamlardan esaslı referanslara, tanımlardan filozoflara kadar irdeleyen, bu temaların düşünsel planlarını bilgi ve yorum düzeyinde veren samimi yüzlü bir kitap.

"Felsefe yapmak kendi kendine düşünmektir, ama kimse öncelikle sadece diğerlerinin ve özellikle de geçmişin büyük felsefecilerinin düşüncelerine dayanarak geçerli bir felsefe yapmaya ulaşamaz," diyor Sponville kitabının girişinde. Felsefe, sadece bir macera değil, yazara göre; aynı zamanda çabasız, okumasız ve araçsız ilerlemeyen bir iş. Felsefede atılan ilk adımların fazlasıyla cesaret kırıcı, zor ve can sıkıcı olması yazarı son yıllarda küçük ve popüler felsefe kitapları yazmaya iten temel neden.
On iki takdimden oluşan Felsefeyi Takdimimdir’de Sponvilli mütevazı bir amaçla yola çıkmış: Felsefeye bir giriş yapma, bu yolda bir kapı açma. Bu yol, okuyucuya kitabı okuyup bitirdikten sonra, temel felsefe yapıtlarını kendi kendine keşfetme ve isterse de kendi antolojisini titizlikle hazırlama olanağı verecek, yazara göre.
Sponville, 25 yüzyıla kadar uzanan felsefenin bitmez tükenmez bir hazine olduğunun altını çiziyor. "Felsefeyi Takdimimdir eğer birilerinde felsefeyi daha yakından tanıma arzusu uyandırırsa, o zaman boşuna yazılmamış olacak," diyor Sponville.
"Mutluluk amaçtır, felsefe ise yol. Herkese iyi yolculuklar!" diye ekliyor yazar kitabı bitirirken.

Kitabı okuyanlar 1 okur

  • tabula rasa

Kitap istatistikleri