·
Okunma
·
Beğeni
·
62.158
Gösterim
Adı:
İki Şehrin Hikayesi
Baskı tarihi:
2018
Sayfa sayısı:
352
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786054962341
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Tutku Yayınevi
Dünya edebiyatının en önemli klasik kitaplarından biri olan 'İki Şehrin Hikâyesi', Charles Dickens'ın Fransız İhtilali yıllarını kaleme aldığı, ilk satırlarından itibaren okuyucuyu sürükleyen eşsiz bir başyapıttır.
İngiltere'nin Portsmouth şehrinde doğan Charles Dickens babasının borçları yüzünden hapishaneye düşmesi sonrasında fabrikada çalışabilmek için okuldan ayrıldı. İyi bir eğitim almamış olsa da erkenden yoksullaşması ona başarıya giden yolda yardım etti. Kariyeri boyunca 20 yıllık bir süre içerisinde haftalık olarak çıkan bir gazeteyi yönetti, 15 roman, 5 uzun öykü, yüzlerce kısa öykü ve kurgu dışı makale yayınlayıp yorulmak nedir bilmeden çalıştı ve çocuk hakları, eğitim ve diğer toplumsal konularda yenilikler için mücadele verdi. Yazar "İki Şehrin Hikâyesi" için "En iyi kitabım." demiştir.

Kitap, Paris ve Londra arasında gelişen olay kurgusuyla, tarihin en karmaşık anlarından birinin, Fransız Devrimi'nin ekseni etrafında biçimlenmektedir. Suçsuz yere Paris'teki bir hapishanede 18 yılı hapis hayatı yaşayan, sonrasında eski bir dostunun yardımı ile kurtulan Dr. Manette'in tesadüfen Londra'ya dönüşü sırasında tanıştıkları bir Fransız olan Charles Darnay ile kızının yapacakları evlilik ve bunun ardından meydana gelen Fransız İhtilali'nin hayatlarına etkileri anlatmaktadır
464 syf.
·5 günde·Beğendi·8/10
Arkadaşların ricası üzerine bir inceleme yapmaya çalışacağız...

Bana kitabı hediye eden çok değerli arkadaşım, kardeşim olan Melek yeter 'e sonsuz şükranlarımı sunuyorum. Şöyle bir not da yazmış: " Sozdar Bey'e hediyemdir
Melek Yeter"

Kitabı Melek ile beraber birçok insan övmüştü bana. Yani anlamadım çok övdükleri kadar bulamadım kitabı. Akıcı desen akıcıydı acaba kurgusunda mı hata vardı... Onu bir türlü çözemedim. Berbat bir kitaptı diyemem. Kesinlikle değildi. Bilâkis güzel bir kitaptı. Fakat övdükleri kadar benim zihnimde karşılığı yoktu.

Kayda değer bütün incelemeleri okudum. Yani biraz uzun olanları. Daha çok spoilerle anlattıkları için -hatta uzun olanların hepsi aşırı spoiler içeriyor incelemelerin- ben de az spoiler vererek anlatmak istiyorum. Kitabın kimi incelemeleri Sosyolojik kimi incelemeleri de Tarih bilimi bazında kaleme alınmıştır. Onlara diyeceğim yoktur. Hakikaten çok güzel incelemeydiler. Onların mecburen spoiler vermeleri gerekiyor. Çünkü bu işi masaya yatırarak adeta 'kılı kırk yararak' yapmaları gerekiyor. Açıkçası okurken büyük keyif aldım.

'İki Şehrin Hikayesi' adlı kitap ilk sayfalarında ikili zıtlıklarla (diyalektik) başlıyor. Âdeta kulak aşinası olsun diye iki şehri de bu düşüncenin tabanına alarak konuya giriş yapıyor. En İyi-En Kötü, Akıllı-Aptal, Karanlık-Aydınlık... "Bunlar tamam da Londra-Paris... Bunların zıtlıkla ne alakası var." Demeyin. Tarih boyunca sizin de malumunuz üzere İngiltere ve Fransa arasında birçok savaş yaşanmıştır. Bunlar günümüzde yok ama Fransız ihtilâli ve öncesinde hâlâ kinli zihinler adeta bu işin piyasası olup düşmanlıklarını devam ettirmişlerdi.

Tarih 1775... Fransa'da ihtilal temelleri atılıyordu. 1789'da bu temeller üzerine Milliyetçilik inşaa edilecekti. Diğer adıyla Ulusalcılık... Bunlar etrafında dönen ve insanların bedenlerinin sürekli ahirete irtihal ettiği bir dönem... Suçsuz insanların hapis yattığı bir dönem... Onlardan biri de Doktor Manette... Kızı Lucie ile yeni bir yaşam kurmanın peşindedir. Tabi bunu dönemin buhranlarından sıyrılarak yapmaya çalışacaklar. Charles Darney de... O da Lucie'yi seviyor. Zamanla evleniyorlar. Bunların etrafında birkaç karakter daha var. Fakat bu karakterlerden benim ilgimi çeken Defarge çifti oldu. Bana Sefillerdeki Otelci Tenardier çiftini hatırlattı. Okuyunca-veya okuyanlar- ne demek istediğimi anlayacaksınız. Âdeta başlarına bela oluyorlar. Kitaptan spoiler verme taraftarı değilim. Bu yemek yapmaya benzer; hangi baharatını fazla atarsan o baharat yemeğin tadını kaçırır. Bu benim ilkemdir.

Kitap üzerine yazılan incelemelerden bahsetmiştik. Tekrar dönecek olursak birkaç şey daha eklemek istiyorum. Daha doğrusu sade bir eleştiri değil. Aynı zamanda kitabı da ele alıp değerlendireceğiz. "Bir ülkenin yöneticileri halkına benzer diye bir söz hatırlıyorum. Kime ait olduğu aklıma gelmedi. Hakikaten çok doğru bir söz. Ya arkadaşlar bunların Aristokratları ve yönetici sınıfına mensup olan insanları kadar halkı da zalimlik yapmıştır. Nasıl ki halk kalkıp Ulusalcılığı savunarak ihtilal yapıp hatta bu işi çığırından çıkardıysa yansıma olarak demek ki bu yöneticiler ve aristokrat sınıfındakiler de aynı şekilde halka zulmetmişlerdir. Kısacası al birini vur ötekine. Milletin başı giyotinde giderken Fransa Millet'i dans edip zafer sarhoşluğu yaşıyordu. Kadınlar elinde iğne iplik bir şeyler örüyordu. Hayırdır ya film mi oynatıyorlar. (Çok heyecanlandım bırakın beni dalacağım) Akıllı olun! Bunlar bize medeniyeti öğretemezler! Bunların sarayında tuvaletleri dahi yoktu. O yüzden parfüm sektörleri gelişkindir. Bunlar yani bunlar dediğim Fransız ihtilâli... Milliyetçilik... Ulusalcılık... artık ne derseniz, onlara yaradı. Fakat dünyaya yansıyan haline ne demeli. İngiltere çabuk hissedip önlemini aldı. Dershaneye gittiğim zamanlardaki tarih hocamın deyimiyle: "İngiltere kendi sömürülerine 'otur oturduğun yerde' demiştir." Osmanlı parçalanmış ve diğer milletler de kendi bağımsızlığını kazanma peşime düşmüştür. Hâlâ da acısını çekiyoruz. Fransa İhtilal'ini çok iyi işlemiştir. Fakat her nedense bunlar bana çok basit geliyor. Acaba günümüzde yaşananlardan dolayı mı. Ki zaten esamisi okunan ülkeler sonrada kardeş olup 1. Dünya Savaşı ve öncesinde Osmanlı'yı perişan eden ülkelerdi. Belki de bu yüzden umurumda olmadı. Kitabın bir faydası daha var. Hani bize öğretilen tarih derslerinde sadece teknik bilgiydi. Burada neler yaşanmış bir göz atın derim. Bu yönüyle çok faydalı buldum. Adolf Hitler'in yaptığı da Ulusalcılık idi. İtalya da çıkan faşizm'in de temeli buraya dayanıyor. Kalkıp Fransadaki ihtilale sırf bu yüzden alkış tutamam. Bir tarihi veri olarak nazar-ı itibare alırım. Yani bize zararı olmuş faydası olmamıştır. Osmanlı döneminde imtiyaz denince İlk Fransa akla gelir. Ama bu ülke kalkıp çok sonraları başımıza bela oldu. Besledik kargayı oydu gözümüzü. Zaten ben de bir türlü anlam veremedim hâlâ da veremiyorum. Osmanlı en güçlü döneminde bile Fransa'ya ayrıcalıklar tanımıştır.


Kitap amaca bağlı bir şekilde iyi veya çok iyi olabilir. Bunu yukarıda da zikretmiştik.
Tekrarlamanın bir manası yoktur. Benim fikrimce okunması gereken bir kitaptır. Birçok ilimle alakalı bir romandır. Dönemi anlamak adına çok önemli bir yapıttır. Okuyunuz.
464 syf.
·29 günde·8/10
Paris; bunalımlar şehri, ihtilale gebe yoksulluktan bunalmış bir şehir.
Londra; huzurun, paranın, saygınlığın bulunduğu güvenli liman.
Bu iki şehir arasında hayatları geçen üç önemli karakter: Doktor Manette, kızı Lucie Manette ve Lucie'nin aşkı Charles Darnay.
Fransız İhtilali'nin yıkıcılığını anlatan, ihtilal adı altında yok edilen hayatların dile getirildiği bir eser.
Kitap oldukça sürükleyi ve kahramanlar insanı gerçekten şaşırtıyor. Özellikle yardımcı kahraman Sydney Carton'ın kitabın sonlarına doğru üstlendiği rol okuru gerçekten üzüyor.
  • Vadideki Zambak
    7.9/10 (1.647 Oy)1.604 beğeni7.517 okunma3.901 alıntı47.001 gösterim
  • Yüzyıllık Yalnızlık
    8.5/10 (2.400 Oy)2.338 beğeni7.128 okunma1.135 alıntı51.449 gösterim
  • Denemeler
    8.6/10 (2.218 Oy)2.375 beğeni8.885 okunma6.963 alıntı39.477 gösterim
  • Beyaz Diş
    8.4/10 (2.905 Oy)2.742 beğeni11.757 okunma1.349 alıntı63.114 gösterim
  • Kumarbaz
    8.2/10 (2.090 Oy)2.019 beğeni7.279 okunma1.905 alıntı41.291 gösterim
  • Dava
    7.9/10 (2.495 Oy)2.459 beğeni9.438 okunma1.862 alıntı58.568 gösterim
  • Beyaz Zambaklar Ülkesi
    8.9/10 (3.612 Oy)3.528 beğeni10.747 okunma4.643 alıntı108.315 gösterim
  • Babalar ve Oğullar
    8.1/10 (1.697 Oy)1.602 beğeni6.348 okunma1.966 alıntı41.236 gösterim
  • İnce Memed 1
    9.4/10 (2.424 Oy)2.545 beğeni6.828 okunma963 alıntı34.559 gösterim
  • Gurur ve Önyargı
    8.5/10 (2.737 Oy)2.953 beğeni8.326 okunma2.470 alıntı87.674 gösterim
487 syf.
"Casus, vatan haini !"

Bir çağın kapanışının ve başka bir çağın açılışının muhteşem öyküsü...

Tarih kitaplarında 1789 yılında "Eşitlik, kardeşlik, özgürlük" sloganıyla verilen Fransız Devrimi'ne, Charles Dickens'in usta kalemiyle farklı pencerelerden bakma imkanı buluyoruz.

Soylular ile halk arasındaki uçurumun yol açtığı adaletsizliği, sefaleti, açlığı, eşitsizliği, vurdumduymazlığı ... her satırda hissediyoruz. Halk yığınlarında bu hislerin damla damla öfke ve kin olarak birikişinin farkında olmayan soylu kesimin, bardaktan taşan suyun içinde boğuluşuna tanık oluyoruz.

Boğulan sadece soyluların içindeki suçlular olmadığını, hem soyluların içinde hem de halkın içindeki masumlarin da "Cumhuriyet Düşmanı!" diye damgalanarak giyotinden akan kan banyosunda boğulduklarını görüyoruz. Devrimden önce "Casus, vatan haini!" diye ölüme götürülen yığınları alkışlayan aynı halkın, devrimden sonra "Cumhuriyet düşmanı, vatan haini!" diye ölüme götürülenleri nasıl alkışladıklarını hayretler içinde görüyoruz.

Ne devrimden önceki ne devrimden sonraki ölüme götürülen bu insanların masum olup olmadıkları önemli değil. Çünkü hiç kimse bunu umursamıyor. Her iki dönemde de insanların tek önemsedikleri öfke ve kinlerinin, gerek darağacında gerek giyotinde yansımalarını görmeleridir.

Adalet için yola çıkan yığınların nasıl adaletsizlikler yaptığını,
Eşitlik için yola çıkanların nasıl eşitsizliğe sebep olduklarını,
Kardeşlik için yola çıkanların nasıl düşmanlıkla hareket ettiklerini,
Özgürlük diye yola çıkanların nasıl masum insanların özgürlüklerini alıkoyduklarını,
Ve bunların hepsini "Yaşasın Cumhuriyet!" diyerek yaptıklarını görüyoruz.

Devrimin öncesinde ve sonrasında yaşanan hayatları Charles Dickens, ustalıkla nokta atışı olaylarla anlatıyor ki, etkilenmemek elde değil. Devrimden önceki zamana ait; yere düşüp kırılan fıçıdan akan şarabı sokağın her tarafından -gerek buldukları kap kacağa doldurarak gerek bir annenin çocuğuna içirerek gerekse yalayarak- temizleyecek kadar yaşanan açlığı ve sefaleti yaşayan insanların hallerini gördüğümüz olaydan, Monsenyur'un arabasının yanlışlıkla halktan birinin çocuğunu ezdiğindeki eşsiz diyalogun geçtiği olaydan etkilenmemek ve o anları kitabı okurken adeta hissetmemek elde değil !

Kitabın daha on- on beş sayfasını okuduğunuzda 1775-1800 yıllarının atmosferini yaşıyor; yazarın usta kalemi sizi içinde olduğunuz yıldan alıp, romanın geçtiği bu yılların içine atıyor.

Romanın başından sonuna kadar karşılaştığınız karakterlerinin nasıl ustaca kurgulandığına sayfaları çevirdikçe hayranlıkla şahit oluyorsunuz. Her bir karakter üzerinden devrimden önce ve sonrası insanların yaşadıklarına, psikolojilerine; bu devirlerdeki toplumsal tüm katmanların gözünden tanık oluyoruz.

Fransız Devrimi'ni sembolü olan ve binlerce insanın bu aletle infaz edildiği giyotinin yapılış amacı da oldukça ilginç: İnfazlarin kısa sürmesini sağlayarak idam mahkumlarının daha acısız ölmelerini sağlamak, gayet insancıl (!) değil mi? Önceleri, idam mahkumlarının elleri ve ayaklarından atlar tarafından tutulup, parçalanılarak yapılan infaz şeklini düşününce parantez içinde ünlemi kaldırabiliriz belki de, ne dersiniz?

"Cumhuriyet düşmanı, vatan haini !"
464 syf.
·17 günde·Puan vermedi
Bu kitabın sonu bu kadar etkileyici olabilir.. hem hüzün dolu hem şaşırtıcı..sevdiği kadının sevdiği adam için giyotine giden bir insan..ve insan davranışlarının altında yatan gerçekler.intikam duygunun insanı cani yapması..
464 syf.
·19 günde
İlk kitabı internette bir sitede görmüştüm, tüm zamanların en çok satan kitabı. Kitap tanıtımıda gayet güzeldi. Şimdi kitabı bitirince kendime sormadan edemedim. Bu kitap bu kadar nasıl satmış?
464 syf.
·7 günde·Beğendi·10/10
Arkadaşlar bu kitabı okuyun, okuyun, ben de bir kez daha okuyacağım.
1789 Fransız İhtilali, halkın yıllarca boyun eğdiği kralın kafasını alıp sokaklarda dolaşması, soylu sınıfının düşüşü, giyotinin masum canları bile acımasızca götürüşü, 1.Cumhuriyet'in ilanı, halkın kana susamışlığı ve intikam...
İntikam çok daha ağır basıyor. Zamanında soylu sınıfının geniş kısmının zerre değer vermediği aşağı tabaka dizginleri ele alıyor ve döktükleri her damla kanın fazlasını istiyor. Yıllarca açlıkla mücadele eden, köle durumuna düşüren sisteme karşı çıkan halk, cahilliği yüzünden sesi en çok çıkanı destekliyor, mahkemeler artık kim daha çok zenginse değil, kim daha çok bağırıyorsa onu haklı çıkarıyor. Halk cahil, o yüzden suçsuz insanlar da giyotine gönderiliyor, ama halkı cahil bırakan da onu açlığa terk eden de kralın soytarıları ve kral, kendi idamlarında kendi parmakları var.
Roman, masum olmasına rağmen, ailesinden kalan soylu ünvanı yüzünden idama mahkum edilen, ilkinde haklı bulunan ama intikam için tekrar mahkemeye çıkarılan Charles Darnay, ona tıpatıp benzeyen, hayatın sillesini yemiş, oldukça zeki, hak etmediğini düşündüğü duyguları yoksayan, bunun içindir ki duygusuz sanılan Sydey Carton üzerine kurulmuş. Bu iki gencin sevdiği masum bir genç kız da hikayeyi tamamlıyor.
Kitabın sonlarına doğru Sydney Carton'un tavrı, hüznü hala aklımda, onu unutamam.
Kitap olağanüstü, ilk elli sayfa konuya girmeye zorlanabilirsiniz ama devam etmeye değer. Charles Dickens beni derinden etkiledi, ne desem az gibi geliyor. O yüzden topu size bırakıyorum :)
464 syf.
Tarihe kanlı ihtilâl diye geçen Fransız İhtilalinin, Burjuva ve soylular arasında tırmanarak bir işkence yarışına dönüştüğü, son derece gerçek sahnelerin ve sentezlerin yer aldığı eser dönemin olaylarına ayna tutuyor... Köylerden şehirlere göç etmek zorunda kalan halkın, artan vergilerle artık monarşiye baş kaldırma kararı üzerine din adamları ve burjuva kesimiyle kraliyeti tamamen ortadan kaldırarak, özgürlükçü bir parlemento oluşturma çabaları...

Halkın, üzerlerinde kurulan ağır baskıya karşın , belki sürekli soylular tarafından aşagılanarak, biriktirdiği öfkenin korkunç patlaması ile bir infaz makinesine dönüşmesi...

Alexandre Manette, soylular yüzünden 18 yıl haksız yere hapishanede yatan ve sonra çıkarılıp bir meyhanenin tavan arasında gizlenen başarılı bir doktordur.Artık eski günlerinden eser yoktur zira akli melekelerini yitirmiştir. Sonra kızı Lucia onu Paris'ten alıp Londra'ya götürecektir...

Mösyö Manette ve kızının kavuştuğu satırlarda, durmadan "bırakın gözyaşlarınız aksın." derken adeta yıllardır kim olduğunu dahi bilmeyen bir adamın, hissedilmemiş acıya teveccühü vardır...

İkinci bölümde kendinizi bir anda müthiş bir gerginliğin yaşandığı bir mahkeme sahnesinde buluyorsunuz. Beraatle biten uzun ve nefes nefese bir yargılanma neticesinde, özgürlüğe kavuşan Mr. Darnay soylulardan olmasına rağmen ezilen halkın yanında durmuş, Miss Manette'in kalbini kazanmıştır. Lucia Manette ve Charles Darnay evlenirler. Darnay ihtilal sırasında gelen bir mektup üzerine Paris’e dönmek zorunda kalır ve sadece sevmediği soylular grubuna dahil olması yüzünden idama mahkûm edilir. Sydney Carton ise sırf bu küçük aile ihtilalden sonra huzur içinde yaşasın diye aralarında ki benzerlikten de faydalanarak Charles Darnay'ın yerine giyotinle idam edilir.

Roman Fransız ve İngiliz yaşamlarına, toplumsal ayrılıklarına epey kafa yormuş fakât olaylar, karakterleri yer yer parlayıp sönen birer kıvılcım gibi gölgede bırakmıştır.

Giyotin ; bu idam makinesi ilk kez Fransız ihtilalinde kullanılmış ve katliamlarla birlikte anılmıştır.

Bir fıçıya düşmüşçesine her tabakadan insanın durmadan içki alemlerine katıldığını gözlemliyor, gelişen histerinin bu toplumsal sarhoşlukla ilgisinin olabileceğini düşünmeye başlıyorum :)

Mr.Darnay içinde bulunduğu düzenin aykırı çocuğu, fazla düşünceli, dürüst ve hakikat düşkünü...

Sydney Carton, bana kalırsa bütün bu kendine acıyan, huysuz ve bedbaht hallerine rağmen kitabın baş kahramanıdır. Çünkü hikâye onun ruhunda serpilen bir acıyla yükselir ve nihayet bulur. Carton avukattır, Lucia'ya âşıktır. Charles Darnay'a benzerliği ise kitabın sonunda bizleri şaşırtacak gelişmelerin, en can alıcı nedenidir. İçinde büyüyen karşı konulmaz, bahar buğusunu, kahreden gerçeklerin bir kasırga gibi yağmalayıp savurduğu, tükenmişliğin son sapağında, ezgin bir adamdır...

Sıcak Çikolata içerken bile 4 kişinin seremonisiyle yüceltilen lordların,
"yeryüzü ve içinde ki herşey benimdir. " mantalitesiyle süregelen şahşahalı yaşamları, yağmalarla servetleri gün geçtikçe artan mültezimlerin tenezzülüne muhtaçtır. Kraliyet ailesinin etrafında ki sosyal çevreyi anlatırken yazar çürümüşlüğün tablosunu ,muazzam bir dille çizmekte... Bu tabakanın hiç birşeyle değilse bile kibirle helâk olması çok da şaşırtıcı değil...

"Azgın soylular" alt tabakada ki insanları kafese kapatılmış birer küçük yaratıkmışcasına hırpalıyor, ruhlarında ki vahşeti her fırsatta masum bir insanın çığlıklarıyla kırbaçlıyorlardı. Bu olayların geçtiği satırlar insanlığımızdan utandırıyor bizleri...

Ne var ki adaletten uzak bu hadsiz yaşam gün gelip yıkılmaya mahkumdur. Fransa, gün geçtikçe, esaretin ve baskının zincirlerini kıran insanların yıkıntıların üzerine tırmanan bir takâtle, korkunç bir vahşetler ülkesi olmuştur. Suçsuz insanların katledildiği utanç tabloları, heryerdedir.

Sonunda ihtilâl gerçekleşir ama uzun yıllar kan durmayacak, ülke yalpalayan bir gemi gibi kasırgalarda ayakta kalmaya çalışacaktır.

Günlerdir sahura kadar elimden bırakamadığım bu eser benim için bambaşka bir lezzetti. Klasiklere bu ünvanı veren de bu sanıyorum, hangi yaşta okunursa okunsun unutulmaz bir etki yaratmaları...

Keyifli okumalar... :)
336 syf.
·10 günde·Beğendi·9/10
Bu kitabı bitirir bitirmez kağıda, kaleme sarılıp bir şeyler karalama ihtiyacı hissettim. Kesinlikle okunması gerekenlerden! Kitapta 1700'lü yılların Fransa ve Ingiltere'sini anlatıyor. Muhteşem bir hayal gücü bu. Krallar, soylular ve köleler...Yazar dönemin o fakirliğini, umutsuzluğunu ve soylulara olan kini o kadar güzel tasvir etmiş ki okumaktan da öte yaşıyorsunuz adeta. Ilk başlarda farklı farklı karakterlerin hikayeleri aracılığıyla anlatılmaya başlanıyor kitap, bu yüzden kitabın başlarını bir miktar sıkıcı bulabilirsiniz. Ama daha sonra raylar yerine oturunca ve tüm karakterler ortak bir noktada birleşince inanılmaz bir akıcılıkta ilerliyor. Aslında Fransız Ihtilali'nin tarih kitaplarında okuduğumuzdan bambaşka olduğunu, bunun tam anlamıyla bir vahşetin hikayesi olduğunu görüyorsunuz. Halkın senelerdir süregelen köleliğinin, değersizliğinin vermiş olduğu intikam duygusuyla örgütlenip, bütün o soyluların, kralların kellelerinin sokaklarda gezdirilmesinin ve dahası bundan büyük bir zevk aldıkları bir hikayeyi okuyorsunuz. Suçlu, suçsuz kim varsa zevkle öldürülüp bir de bununla gurur duyan daha fazla kelle yok mu diyen cığırından çıkmış Fransız halkı... Bir de kitabın sonundaki o fedakarlık boğazımda yutkunamadığım bir yumru oluşturdu.. beni etkileyen kitaplar arasına girdi bu yönüyle.
Kitabı henüz okumadım çünkü hakkıyla hangi yayınevi ve çevirmen tarafından çevirilip basıldı emin olamiyorum. Can yayınlarının çevirisinin çok kötü olduğunu duydum hatta bir bölümde direk ileri seviye olmayan ingilizceme rağmen bu rezaleti kendim de tespit etmiş bulunmam sebebiyle iyi bir çeviri arayışına girdim fikri olan varsa yardımlarınızı bekliyorum. Aklıma Oda yayınları geliyor şimdilik.
464 syf.
·2 günde·9/10
Kitap ilk başlarda sarmıyor gibi ta ki 130 sayfalara gelene kadar sabırla okuyun Fransız ihitilalini hazırlayan yozlaşmış ortamı güzel kurgulamış. Kitabı bırakamıyorsunuz .
464 syf.
İki şehrin ve iki erkeğin hikayesi. Darnay ve Carton birbirlerine sima olarak çok benzeyen iki genç ve yakışıklı adamdır. Talih bu ya aynı kıza aşık olurlar. Dönemin Paris ve Londrasında geçen bir hikaye. Tabi o zamanlar ortalık bir hayli karışık. İhtilal baş göstermiş. Özellikle Paris için konuşursak soylular halkın üzerinden geçinmiş ve acımamış. Halk açlık, sefalet kısacası büyük bir rezilliğe yıllarca katlanmış. Yalnız kendi içlerinde örgütlenmeleri ve intikanlarını almak için ortalığı kana bulamaları geç olmamış.

Aristokrat kesimin sefil halka hayvanlar gibi hatta daha da aşağı muamele yapmalarının tabii sonucu bu olsa gerek. Tabi giyotinin yeni "ölüm makinesi" olarak sahneye çıkışı da bir hayli mide bulandırıcı. Pek çok suçlunun yanında belki de onlardan sayıca daha fazla olan masumun başını gövdesinden giyotin ayırmış.

Hikayenin asıl heyecanlı kısmı Darnay ın bir mektup üzerine Gabell'i kurtarmaya İngiltere den Fransa ya gitmesiyle başlıyor. Çok sevdiği karısını dahi durumdan haberdar edemiyor. Çünkü sakladığı kirli bir aile geçmişi var. Kendisi ne kadar masum ve şerefli olursa olsun ailesinden bazı kişiler eski zamanlarda halka çok zulmetmiş soylulardandır.

En sonunda giyotin onunda başını gövdesinden ayırmak isteyecektir. İşte ölüm bir aileyi daha paramparça edecek, güzel olan ne varsa dağıtacak derken beklenmedik gelişmeler oluyor.

Bence okunması gereken bir kitap. Üstelik yazarı bu kitap hakkında "baş yapıtım" diye söz ediyor. Sizce de denemeye değmez mi ?

Sevgiyle kalın...
464 syf.
·3 günde·Puan vermedi
Kitabı yayınevine rağmen bitirdim iyiki kendimi yarısından sonra okumaya zorlamışım. O kadar etkileyici ve güzeldi ki sonunda şaşırmadan edemedim. Kapağı kapattıktan sonraki burukluğu anlatamam. Mükemmel bir klasik mükemmel bir kitap.
"Sizi tanıdığım günden beri susturduğumu zannettiğim vicdanımın sesini duyar oldum."
Charles Dickens
Sayfa 200 - KİTAPZAMANI YAYINEVİ
Ben gözümü açtım ve yolumu buldum; sen de gözünü aç,
yolunu bul. Evlen. Sana bakacak birini bul. Kadınların arasında sıkılsan da,
onları anlamasan, incelikten yoksun olsan da önemli değil. Sen bul birini.
Parası pulu az olsa da –belki bir evi ya da pansiyonu olabilir– saygıdeğer bir
hanım olsun ve evlen onunla, kurtar kendini. Sana gereken bu.
Gece vakti büyük bir şehre girdiğimde karanlıkta kümelenmiş bütün o evlerin her birinin içlerinde kendi sırlarını barındırdıklarını düşünürüm, her bir evin her bir odasında ayrı bir sır vardır ve bunların içlerinde çarpan her bir yürek de hemen yanı başındaki yüreğin bile bilmediği ayrı bir sır taşır içinde!
Charles Dickens
Sayfa 23 - Can Yayınları - Meram Arvas Çevirisi ile

Kitabın basım bilgileri

Adı:
İki Şehrin Hikayesi
Baskı tarihi:
2018
Sayfa sayısı:
352
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786054962341
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Tutku Yayınevi
Dünya edebiyatının en önemli klasik kitaplarından biri olan 'İki Şehrin Hikâyesi', Charles Dickens'ın Fransız İhtilali yıllarını kaleme aldığı, ilk satırlarından itibaren okuyucuyu sürükleyen eşsiz bir başyapıttır.
İngiltere'nin Portsmouth şehrinde doğan Charles Dickens babasının borçları yüzünden hapishaneye düşmesi sonrasında fabrikada çalışabilmek için okuldan ayrıldı. İyi bir eğitim almamış olsa da erkenden yoksullaşması ona başarıya giden yolda yardım etti. Kariyeri boyunca 20 yıllık bir süre içerisinde haftalık olarak çıkan bir gazeteyi yönetti, 15 roman, 5 uzun öykü, yüzlerce kısa öykü ve kurgu dışı makale yayınlayıp yorulmak nedir bilmeden çalıştı ve çocuk hakları, eğitim ve diğer toplumsal konularda yenilikler için mücadele verdi. Yazar "İki Şehrin Hikâyesi" için "En iyi kitabım." demiştir.

Kitap, Paris ve Londra arasında gelişen olay kurgusuyla, tarihin en karmaşık anlarından birinin, Fransız Devrimi'nin ekseni etrafında biçimlenmektedir. Suçsuz yere Paris'teki bir hapishanede 18 yılı hapis hayatı yaşayan, sonrasında eski bir dostunun yardımı ile kurtulan Dr. Manette'in tesadüfen Londra'ya dönüşü sırasında tanıştıkları bir Fransız olan Charles Darnay ile kızının yapacakları evlilik ve bunun ardından meydana gelen Fransız İhtilali'nin hayatlarına etkileri anlatmaktadır

Kitabı okuyanlar 7.519 okur

  • Arda Türkyılmaz
  • Çağrı Çiftçi
  • Sinan şahin
  • Frieda
  • Azize Çabas
  • Baran Aygül
  • Adem YÜCETAŞ
  • Nesime

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0.1 (2)
9
%0
8
%0 (1)
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları