Calvino..Bakmak ve görmek arasındaki fakirliğimi fark ettiriyor bana bu adam. Ayrıntılarda boğulmakla ayrıntılara yoğunlaşmak arasındaki beceriksizliğimi..O limana inen kestirme yoldan, berberin çizgili perdesinden bahsederken, ben kendime bakmayı öğreniyorum. Garip, talihli, dingin, mutlu bir ilişki bizimki.
‘Daha iyi anımsanmak için, hep aynı kalmak ve hareketsiz durmak’ gerekirmiş misal. Her şeyin sürekli değiştiği, aynı kalmanın cansız objelere bile bahşedilmediği bir dünyada anımsamak koca bir aldatmaca mı? Her şeye, her seferinde ilk defa görüyormuş gibi bakmanın gereğini yan cebe indiriyorum. Yenilendik iyi mi?
“Bir hikayeden yoksun bir şekilde yığılmış kentleri, düşlenebilir kentlerin sayısından düşmek gerekir.” diyor. Düşüyorum hepsini, kalanlar az, ama hepsi yakışıklı çocuklar iyi mi?
Şey’lerin hikayeleri üzerine düşünürken yakalıyorum kendimi. Yapısını sevdiğim binaları, havasını sevdiğim sokakları, kapıları, ikinci el dükkanlarındaki kitapları, eşyaları, yaşlı ağaçları, kargaları..Hikayeden yoksun her şey ne kadar fakir, ne soluk, gri, koyu gri..Hikayeler ve Calvino..Sahi ya, Calvino, hepimizi, farkında olalım olmayalım, hayata hikayeler toplamaya yollayan edebiyat efendinin sadık bir hizmetkarı. Fark ediyorum, iyi mi?
Yolculuk etmeyi ve keşfetmeyi kim sevmez, e ben de seviyorum. Ama şu cümleyi okumadan önce, kendine yabancı olana dahil olurken, yeni yerlere, başka insanlara bakarken aslında keşfettiğim şeyin kendim olduğunu hiç fark etmediğime inanamıyorum: “Yolcu, sahip olduğu tenhayı tanır, sahip olmadığı ve olmayacağı kalabalığı keşfederek.” Keşfediyorum iyi mi?
Ve zihnimin duvarına asmak için bir yeni yıl hediyesi istiyorum Calvino’dan: “Cehennemin ortasında cehennem olmayan kim ve ne var, onu aramak ve bulduğunda tanımayı bilmek, onu yaşatmak,