·
Okunma
·
Beğeni
·
6.433
Gösterim
Adı:
Katip Bartleby
Baskı tarihi:
2000
Sayfa sayısı:
43
Format:
Karton kapak
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Cumhuriyet Yayınları
Melville'in kendine özgü süslü anlatımıyla karşılıklı konuşma havası içinde gelişen öykü, gözleri önünde yavaş yavaş sererken sıra dışı bir olayı, sevecen yüreğinin tüm içtenliğiyle aktaran bir gözlemci konumundaki öykü kahramanlarından birinin ağzından naklediliyor.
50 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
Bu kitap efsunlu...

Bu kitaba, kitabın kendi mottosuyla karşılık verip İnceleme "yazmamayı tercih ederim" çünkü, hislerimi yazmayı tercih ediyorum.

Aslında tercihlerimin adamı değilimdir. (Adam olmadı sanki, madâm mı deseydim acaba)
Çünkü çoğu yaşadığım şey, benim tercihim değildi. Kimi zaman iki seçenek arasında kalacak kadar bile bir tercih hakkım olmadı. İnsanın kendi hayatı ile alakalı karar vermesi bir ihtiyaçtır, lüks değildir. Hani şu varoluş lakırtısı vardır ya, işte insan varoluşunu sorguluyorsa şayet, kendi hayatında söz hakkı olmalı. İşte benim söz hakkım olmadı, su aktı yolunu buldu bu yüzdendir varoluşumu sorgulamayışım. Gelmişiz gidiyoruz işte...

Bunun için kimseyi suçlamıyorum. Kendim de arıyorum hatayı. Neden Katip Bartleby kadar cesur değildim ya da inatçı ya da arsız belki de yüzsüz... Hâlbuki amirim, görevim olmayan sorumlulukları üstüme yüklediğinde "yapmamayı tercih ederim" diyecek kadar cesaret ya da babam şehir dışına okula gidemezsin dediğinde "gitmeyi tercih ederim" diyecek kadar bir kararlılık ya da annem, bir gün evleneceksin, çift çizgi yapma, öğren artık ütü yapmayı dediğinde "öğrenmemeyi tercih ederim" diyecek kadar da yüzsüzlük yeterdi bana.
Katip Bartleby gibi pasif bir direniş yapmam lazımdı ama ben, pasif kısmını aldım direnmeyi unuttum ve amirimin angarya işlerini yapmaya devam ettim, şehir dışına okula gitmedim yaşadığım şehirde okul kazandım, ütü yapmaya gelince de hâlâ çift çizgi yapıyorum bazen üç çizgi olduğu bile oluyor. İnsan, tercih etmediği şeyleri yapmakta pek başarılı olamıyor sanırım. Belki yapmayı tercih ettiğim şeylerde de başarısız olacaktım ama en azından kendi tercihim olmuş olacaktı.

Bu kitap efsunlu demiştim. Öyle bir etki bıraktı ki ben de varoluş sancısı çekiyorum adeta. :) Daha ilk sayfasından büyüsüne kapılıyorsunuz kitabın. İnceden inceye ruhunuza bir şeyler işlendiğini hissediyorsunuz, bazen gülerken yakalıyorsunuz kendinizi, bazen de boğazınız düğümlenmişken suç üstü yapıyorsunuz kendinize. Bazen sinirleniyorsunuz bazen de çaresiz hissediyorsunuz. Ve bunların hepsini 50 sayfalık bir Novella'da yaşıyorsunuz. Bir hikâye kitabı, hayatımın biricik kitabı olmayı başarıyorsa bu kitap efsunlu olmalı diye düşündüm ben de.
Böyle bir etkiyi yıllar önce okuduğum Peyami Safa'nın Yalnızız romanında da yaşamıştım. Üzerimdeki tesiri geçmesin diye aylarca kitap okumamıştım onun üstüne. Şimdi Katip Bartleby'nin üstüne de kitap okumasam mı diye düşünmüyor değilim.

Kitapla alakalı tek pişmanlığım çabucak okuyarak bitirmiş olmam. Okuyacak arkadaşlar yavaş yavaş tadını çıkartarak okusunlar ve acele etmesinler. Aradığınız cevaplar kitabın sonun da sizi beklemiyor. Bu yüzden merakınızı gidermek adına bir an evvel sona gelmek için 1 saatte okuyup bitirmeyin kitabı. Size "yapmamayı" "etmemeyi" "çalışmamayı' " yaşamamayı" söyleyen Katip Bartleby'yi anlamaya çalışmayın, hissedin.

Bir taraftan herkese tavsiye etmek istiyorum bu kitabı diğer taraftan sadece kıymetini bilecekler okusun istiyorum. Kuytu köşelerde kalıp, küflenen kitaplardan olmasına yüreğim el vermez ama ele ayağa da düşmesin, hakkı verilsin Katip Bartleby'nin.

Herkese keyifli okumalar.
50 syf.
·2 günde·9/10
Patronunuz, işvereniniz veya üstünüz size bir işi yapmanızı söylediğinde; "Yapmamayı tercih ederim," diyerek reddedebilir misiniz?

Yazarın deyimiyle; varsayımların değil, tercihlerin adamı Bartleby'nin hikayesi bu kitap. Son derece etkileyici ve pasif direniş konusunun nadide örneklerinden biri.

Peki, pasif direniş nedir tam olarak? Pasif direniş, herhangi bir eyleme başvurmaksızın, yalnızca eylemsiz kalarak yapılan direniştir. Bence çok güzel ve anlamlı bir direniş şeklidir. Taksim/Gezi olaylarında hiçbir şey yapmaksızın AKM'ye bakan "Duran Adam"ı hepimiz hatırlarız. İşte bu eylem güzel bir pasif direniş örneğidir.

Kitaba tekrar dönersek, mutlaka her çalışanın ve işveren terörüne karşı yapacağı hiçbir şeyi olmadığını düşünen kişilerin okuması gereken bir eser Katip Bertleby. Umut vaat eder. Şöyle ki; Bartleby isimli katip, kendisine verilen işleri "Yapmamayı tercih ederim." diyerek yapmıyor ve işverenine karşı genel bir pasif direniş içerisine giriyor. Zamanla işvereni tarafından da sempati ile karşılanmaya başlıyor ve pasif direniş müthiş bir şekilde işleniyor kitapta. Bir çeşit sivil itaatsizlik olarak da tanımlanabilir bu durum.

Yazarın hayatını ve işlediği konuları göz önüne aldığımızda Bartleby onun; paraya, yönetime, efendiliğe, otoriteye, itibara, popüler kültüre yani kısaca var olan düzene kişisel direnişidir diyebiliriz.

Kitap çok güzel bir kitap olmanın dışında, okudum bitti gitti diyemeyeceğiniz bir kitap. İnsanı düşünmeye itiyor ve bu yönüyle beni son derece etkilemiş durumda. Herkesin bilmediği o müthiş kitaplardan biri...
50 syf.
·6 günde·Beğendi·Puan vermedi
Vay Bartleby vay sen kalk tek başına düzene, sisteme iki kelime ile diren...


Aslında kitabı okumama sebep olan şu #30824508 ileti altında Şimâl ve Kübra A. hanımın bu kitabı Dayıma okutmalıyım yada okutmamalıyım atışması oldu onlara da burdan teşekkür ederim :)


Ne adamlar var ya 50 sayfa yazmış kısacık bir öykü okurum 1 saatte diyosun, okuyamıyorsun çünkü adam insanın psikolojisini bozuyor. Örnek vereyim kitabın bir kısmını okudum kafamda deli sorularla içeriye geçip oturdum. Büyük abim de benden bir bardak su istedi (kafam da bartleby'nin iki kelimelik direnişi ve deli sorular kurcalanırken) "Deryaa bir su getirsene" diye 2.kez tekrar etti ve ben sakince kafamı çevirip "yapmamayı tercih ederim" dedim. O an annem diğer abiler ve odanın sakinleri gözlerini açmış bana bakarken "şakaa yaptım yaa" diyip yerimden fırladım.
Şimdi ben bunu size niye anlattım demi, adam hem sorguluyor hem sinir ediyor arkadaş benimde yapmak istemediklerim var ama diyemiyorum "yapmak istemiyorum" diye.

Hele Avukat yazık adama ya insan böyle bir çalışanı olsun istemez yani bir de düzenli ve belli bir sistem üzere çalışan bir Avukat bu, zaten çok dayanamadı kaçmaya çalıştıda kurtulamadı elinden. Gerçi artık oda kendini ve yaşamını sorgulamaya başlamıştı kafası karışmıştı ama aynı zaman da farklı bir ilişki kurmuştu B. İle kendisinin de ifade ettiği gibi.

“Bartleby’in yerinde başkası olsa öfkeden köpürür, başka bir şey söylemez ve onu rezil edip yanımdan kovardım. Ama Bartleby’de öyle bir şey vardı ki nedense elimi kolumu bağlamakla kalmıyor, beni olağanüstü etkiliyor, huzurumu kaçırıyordu…”
Yani seni sevmiyorum sensiz de olamıyorum gibi bir duruma girdi Avukat.

Yine sevgili Katip B. nin özgürlüğe bakışımızı sorguladığını da söyleyebiliriz. H.Malville şöyle diyor bir yerde;
"Bartleby’nin avukatın sözüne itirazı aslında özgürlüğün kelime dağarcığının yeniden yazılmasıdır: “tercih etmek” ve “istemek” aynı ölçüde “seçim” anlamı taşısa da, Bartleby’nin “tercih etmek” fiili hep (açık veya örtük olarak) dilek kipini, hayalgücü dünyasını çağrıştırır."

Daha ben ne diyip alın bir okuyun bakalım sizin sessiz direnişiniz neye olacak :))
76 syf.
·6/10
"Yaşamın kendisi şiirseldir. Keşke doğru insanlarla karşılaşsak, doğru amaçlar peşinde koştursak ve de doğru ya da yanlış yaşantılardan geçmekten korkmasak." H.Melville

Moby Dick'in de yazarı olan Melville, yaşarken ses getiremedi, bunun ardında Amerikan edebiyatının da tipik amerika insanı gibi aylak olmasına bağlayabiliriz, ama belki de bağlamamalıyız.

Katip Bartleby, Melville'in yarattığı en bilindik karakterlerinden biridir. Klasikler arasında yer almasının nedeni ise görünenin yani zahiri görüntünün ardındaki eleştiriden, insana getirdiği bakış açısından kaynaklanır.
Her bürokratik ve 'katipli' hikayenin şu meşhur sihirli Palto'dan çıktığını bilen okur için Bartleby'e de bu paltoda yer var mıdır? sorusu akla gelir. Kitabın yazılış tarihi 1853, yani Palto'dan 11 yıl sonra. O dönem için bir etkilenim olacak kadar uzun bir süre değil tabi, yanılıyorsam düzeltin.
Bu kısa hikayenin kahramanı Bartleby, her şeyden önce iradenin, özgürlüğün ve bilhassa pasif direnişin bir sembolüdür. Kitabın son sahnesi bize çok mühim bir şeyi sorgulatır; İnsan gerçekten özgür müdür? Kendi olarak kalma özgürlüğü için nasıl ve ne kadar bedel ödemesi gerekir? Bu bedeli ödemek zorunda olmak bizzat özgürlüğün tanımı üzerinde ne gibi bir etki yaratır? Bedel ödeyebilecek kadar 'zengin' miyim?
"Thoreau 'vergi diye kestiğiniz benim paramla Meksikalıları katlediyorsunuz' diyerek vergi ödemeyi reddetmiş ve hapse atılmıştır. Dostu Emerson, Thoreau’yu ziyarete gittiğinde ona “Henry, içeride ne yapıyorsun?' demiş, ancak arkadaşından şu manidar yanıtı almıştır: 'Waldo, ya sen dışarıda ne yapıyorsun?'

İnsan dışında her şey kendinde belirli, oluş-bozuluş ile tutarlı bir yasalılığı içerir, insanda ise bu yasalılık akıl olarak tecelli eder. Yani doğadaki kozmos, insandaki logosa bırakır yerini denebilir.
Bizde uyandırdığı tüm bu düşünceleri bir kenara bırakıp bizde bıraktığı hislenimlere ve başta bahis konusu yaptığımız insana kattığı yeni bakış açısına dönelim.

Her geçen gün 'gerçekte' yapmak zorunda olmadığı ama öyle olduğuna inandığı için hiç de görevi olmayan işleri yapan onlarca insan görüyoruz, kendimiz de dahil olmak üzere. İşte burada içimizdeki Katip Bartleby devreye giriyor ve yapma! diyor. Ama susturuyoruz onu; çünkü sivri biri olmak, birilerinin kendinde bu sivriliği hakaret olarak görmesine sebep oluyor. Patronlar hiçbir zaman görev tanımına dikkat etmiyor. Hükmetme duygusu insanoğlunun gözünü öyle bir kör ediyor ki eğer aynı çalışan 2 gün sonra kendisi patron konumuna geçse aynısını yapma hakkını kendinde görüyor, insanoğlunun en büyük güdüsü olduğu gibi en büyük zaafı da olan güç istencinin bir getirisi olsa gerek.

Günümüz sıradan insanı her gün binlerce uyarana maruz kalıyor; her gün bir cinayet, tecavüz, sefillik, toplumsal eşitsizlik haberiyle yankılanıyor zihni. Öyle ki bunların etkisi birkaç saniye sürüyor ve hemen unutuluyor. Artık neyin önemli neyin önemsiz olduğunu düşünmeye vaktimiz yok, işimiz, ailemiz, kişisel alanımız derken bunca zaman içinde zamansızlık yaşamak kaçınılmaz oluyor.
Bunun önündeki en büyük etken ise kitabın bence en çarpıcı değinisi.
Anlatmaya uğraştığımız şey kitaptaki gibi bir salt eylemsizlik değil, ki halihazırda mümkün de görünmüyor. Neticede zavallı katibimiz çok uç bir örnektir, tabii ki 'güzel hikayeler abartılmayı hak eder.'
Bazı şeylere "Yapmamayı tercih ederim" dememizin vakti geldi,geçiyor. Gerçekte 'kesinlikle' önemli olan şeylere ayıracağımız vakit için, yapmasak da olur dediğimiz şeyleri "yapmamayı tercih etmeyi" yaşama karşı takındığımız bir tavır haline getirmemiz gerekiyor. Doğru amaçlar peşinde koşarak hayatın şiirselliğini kaçırmamak.
Şimdi başladığımız yere, en baştaki alıntıya döndüğümüze göre buraya dek okuyan herkese nitelikli okumalar dilerim.
50 syf.
·8/10
50 sayfalık hikayeden 50 sayfalık önsöz/sonsöz yazdıracak bir kitap! Bir saat ayrılıp, bir zamanlık katık olabilir düşünce hayatınıza. Etkileyici bir mottosu var. 'I would prefer not to'

Jean-Jacques Rousseau'nun özgürlük tanımı hepimizin üstünde hemfikir olduğudur sanırım: İnsanın özgürlüğü; istediği her şeyi yapabilmesinde değil, istemediği hiçbir şeyi yapmak zorunda olmamasındadır. Peki yapmak istemediğimiz hiçbir şeyi yapmıyor muyuz? İşte, okulda, evde kısacası mecburi hizmetlerimizi sürdürdüğümüz yerlerde özgür değiliz hiçbir zaman. https://1000kitap.com/lwoH un bu incelemesi zaten hislerime tercüman olmuştu zamanında. #27367868 Mecburiyetleri olduğu gibi kabul edip uygulamak da 'düzgün' ve 'sistemin devamını sağlayan' yetişkin olmanın önemli bir şartı.

Bartebly 'Yapmamayı tercih eden' bir katip. Belki bir pasif direnişçi, belki sistemdeki bozuk bir çark. Geçmişini bilmediğimiz, meraklandıran, bende ilk başta bir 'Raif Efendi', bir 'Meursault' çağrışımı yapan, daha sonra büsbütün özgünlüğünü gösteren bir hayali kahraman.

Anlatıcı, tanımaya çalışıyor, şefkatle yaklaşmaya ve saygı duymaya çalışıyor olmuyor. Diyor ki: "Ciddi bir insanı, pasif direniş kadar çileden çıkaran başka bir şey yoktur. Bu direnmeyle karşılaşan kişi insanlıktan uzak değilse, direnen ise pasifliğinde zararsızsa, ilki, en iyi zamanda tüm yardımseverliğiyle elinden geleni yapacak, hayal gücünü kullanarak aklıyla çözmesi olanaksız olanı anlamaya çalışacaktı.'' Anlamaya çalışıyor, Edwards'ın İrade Üzerine Görüşleri ile Priestly'nin Mecburiyet Üzerine Görüşleri'ni okuyor işaret ediyor bize, birikiminizi artırın da daha nitelikli yorumlayın diyor adeta.

Yine Rousseau diyor ki: "Yazar ele aldığı nesnenin en yetkin imgesini verme amacını gütse bile, hiçbir zaman herşey anlatmaz, söylediği şeylerden daha fazlasını bilir hep." Herşeyi anlatmayı bırak herşeyi bize bırakmış Melville bence. Sonunu bile anlatıcının kendi kendini ikna etmesi için varsayımlara dayandırmış, Palto'nun sonunu çağrıştırdı bana.
50 syf.
·Beğendi·8/10
"TEKLİF VAR.. ISRAR YOK..''

Tercih etme..ya da tercih etmeme..
İşte bütün mesele bu..
bir tercih bir insanın hayatında ne kadar rol oynar..ya da hep kendi tercihlerimizi mi yaşıyoruz.. peki tercihlerimizin sonuçlarına katlanmak hepimiz için de kolay mı??
Kâtip Bartlebi yi okurken tercih etme lüksünüzü sorgularken buluyorsunuz kendinizi.. kim bu kâtip filan neyi tercih etmiş yada etmemiş bunu anlatmayacağım..yani anlatmamayı tercih ediyorum :)
Rahime hanımcığımın o naif incelemesi vesilesiyle ilk fırsatta aldığım bu kitabı Üzgünüm ama tavsiyesine uyamayarak bir iki saatte bitirdim.. olayları okurken 1800 lü yılların son yarısında Amerikada bi avukatlık bürosundan bir kesiti okumak değişikti gerçekten.. katiplik yani şimdinin fotokopi makinası müessesesi.. açıkçası makina ne zaman icad edildi acep desem de üşenip araştırmadım :)
yaz Allah yaz ..kâtip ..okuyup da katip mi olacan başımıza diyen okuma düşmanı ebeveynlere selam :)) ki duymuşluğum var.. hoş gerçi katip değil mimar olduk iyiki katip olmamışız yani :))
Ha bir de avukata yani büro sahibi patrona biraz hayran kaldım diyebilirim sabırlı ve insani duyguları olan bir patrondu şimdi Allah için.. onun gözünden anlatılıyor olaylar.. bu açıdan ilginç bir okuma deneyimiydi hani katibin gözüyle sistem eleştirisi gariban edebiyatı filan beklemeyin diye söylüyorum :).. ve ara ara dedim bu kitabı patronlar, amirler, müdürler vs okumalı.. işini sevmeyerek ve tercih etmeyerek yapan ama kâtip kadar bile direniş göstermeye cesaret edemeyen elemanların garip davranışlarını belki anlarlar.. Akşama kadar oturduğu yerden çay kahve söyleyip çaycıyı akşama kadar fır fır dönderten tiplere köpük yerine tükürüklü kahve mis gibi gider mesela :) (ayar olmuş ama pasif direniş de gösterememiş hayın çaycı kafası tabi bu :)) kesinlikle tercih etmem.) şahsen işyerimde çaycının kaç kez çay ocağında tepsiyi mepsiyi tezgaha çarptığını bardakları suya tutup temiz süsü verdiğini gördüğümden beri çayımı kupaya kendim doldurmayı, kahvemi kendim yapmayı ve bardağımı kendim yıkamayı tercih ediyorum nemelazım :) hele o saçını lavaboya tarayanlara , peçeteyi yere atanlara tuvaleti pis bırakanlara temizlememeyi tercih ederim diyemeyen temizlikçinin söyledikleri oooo... duymayı hiiç tercih etmezsiniz eminim..
Bi konuma gelince bazılarının bazılarına üstünlük taslamak gibi bazı zaafları oluyor değil mi ..stajyeri poğaça aldırmaya göndermek, memuruna evinin faturalarını yatırtmak, arabasını yıkatmaya göndermek ha bi de fiş yazdırmak filan vardı eskiden :) bizim amirin gücü yettiği çocuklara haftasonu bahçesine ağaç diktirttiği de vaki.. Adam bildiğiniz ben senin amirinsem ve işinden olmak istemiyorsan mantığında kendine 24 saat köle bellemişti bazılarını..
İnsan değildi canım inanın :))
İnsan olun yahu insan azcık diyesi geliyor insanın bu tiplere ya da sıkıyorsa kâtip gibi az öz benliğinizi koruyun diyesi geliyor bu modern kölelere bu benim görev tanımımda yok yapmayı tercih etmiyorum diyerek. ..
Peki bu katip niye böyle biriymiş ne olmuş da neyi tercih etmiyormuş diye soranınız var mı????
Sanmam :)
Nitekim bu katip bu anlattıklarım gibi de değil...okurken katibi anlamaya çalışmaktan ziyade ya da bazı yaptıklarına uyuz olmaktan olsa gerek hayatında ne oldu da bu böyle olmuş diyemedim..
O patronun gözüyle baktım heraldeki uyuzluğa varan bu tercih etmeme kumkuması katibin sonu ne olacak diye merak ettiğimden bu neden böyle olmuş meselesi hiç gelmedi aklıma taa ki sonunu okuyana kadar :((
Ahh insanlık..
Yazar da bu cumle ile bitiriyor zaten. .
Evet ahh insanlık.. çoğu zaman karşıdakinin neyi tercih ettiği hiç umurumuzda bile değil değil mi..
asıl bencillik bu olsa gerek. .
Tercihe saygısız ısrarcı tipler..
Hele de bu onun iyiliği için mantığında her çöpüne kendi karar veren anne babaların tercihsiz robot çocukları ..
ya da her şeyi karşıdakine bırakan hayatı boyunca tercih etmeden yaşayan bağımlı bireyler...
Kendimi de sorguladım çok bu konuda.. galiba sıkıntı var biraz.. iyilik olsun diye mi yoksa alışkanlık mı ne artık bilmiyorum.. arkadaşlarla da çok muhabbeti döndü bu gün.. ''bi çay daha yada illa kahve de yapayım..'' '' bu börek bitmeden olmaz ama..'' '' şunun da tadına baksaydın..'' o tabak bitecek haa..'' '' yok bunu yeme sana dokunur.. '' velhasıl suflör olmaya ne de çok meraklıyız değil mi.. yahu bi bırakın insanların tercihleri nedir bi sorun..

motto şu olmalı aslında "teklif var, ısrar yok" ..
en mantıklı saygılı olan da bu olsa gerek..

Tercih.. tercih..tercih..
Derin konu Velhasıl ...
50 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
Herman Melville'in psikolojik ve bilinçsel manada ne kadar etkili eserler bıraktığını her okuduğum eserinden sonra çok daha iyi anlıyorum. Bende birçok kişi gibi Melville'i Moby Dick eserinden tanımış bulundum. Aslında kitaptan sonra yazarı ile tanışmış oldum. Moby Dick ismi çocukluğumun sisli odalarından kalma bir isimdi; öyle ki, bunun bir kitap ismi olduğunun farkında idim, fakat yazarını bilmiyordum, eseri yıllar sonra tekrar okumam ile o güçlü kalemle de (belki de bir kez daha) tanışmış oldum.

Kendisinin güçlü kaleminin farkına varmam da üstte bahsini ettiğim eseri; Moby Dick'i okumam ile oldu. Psikolojik tahliller ve kişiliksel olarak bir derine inme beni en çok etkileyen etmenlerden biriydi. Kaptan Ahab ile tanıştıktan sonra da bunu ne kadar incelik ve ustalıkla yaptığını çok daha iyi gördüm. Bir romanda ya da öyküde birinin psikolojik derinliğine inmek ve kişilik tahlilini yapmak emek ve ustalık isteyen bir iştir. Yazar bu işi incelikle yapmazsa eğer, incelenen karakter anlaşılmaz hale gelebilir ya da okuyucu ulaşamayacağı beklentiler içerisine girebilir.

On dokuzuncu yüzyıl okurları onun deniz serüvenlerini ve de Güney Denizleri serüvenlerini keyifle okumuşlar ve onu kitabın önsözünde belirtildiği gibi "Yamyamlar arasında yaşayan adam" olarak nitelendirmişler. Fakat elbetteki bu nitelendirmelerdeki anlaşılmalar Melville'in yazılarının ilk tabakasını kapsıyor. İkinci tabakaya; eserlerindeki simgesel derinliklerin farkına uzun yıllar sonra varılabilmiştir. Bu açıdan Melville'in yapıtlarını çift tabakalı olarak değerlendirmek de mümkün. İlk tabaka kolaylıkla anlaşılan okuyucunun çaba harcamadan görebileceği ve o 'serüven' kısmını oluşturan kısım, ikinci tabaka ise üzerinde kafa yorularak ulaşılabilen ve yoğunluklu kısımdır.

Kitapta bir tanım daha geçiyor Melville için: Ruhu kara romantik, etik bir idealist. Bu tanımın yansımalarını eserlerindeki karakterlerde de görmüyor muyuz? Ahab'da, Billy'de ya da Barteby'de? Ayrıca buradan da yola çıkarak eserlerindeki karanlık ve dehşet veren havanın da ayırdına varılabilir. Gelin biraz da bu eserden bahsedelim.

Barteby, noterin yanında işe yeni girmiş bir katiptir. Kısaca özetlemek gerekirse, Barteby'i diğer insanlardan ayıran şey patronuna karşı verdiği cevaplardır diyebiliriz. Öyle ki patronunun ondan istediği şeyleri Barteby nazikçe ve vaziyetini bozmadan "Yapmamayı tercih ederim" diye geri çeviren biridir. Kitabın temeli ve geri kalanının tamamı da bu cevabın yaratmış olduğu dalgalanmalardır. Asla değişmeyecek şeyler ve bozulmayacak bir olaylar dizisi. Bir domino taşı dizisinin tetiklenmesi ya da bir dalgacığın upuzun bir nehir boyunca aşağı doğru hareket etme gibi. Öykü temelde (ilk tabakada göründüğü kadarıyla) basit gibi görünüyor ama aslında değil. Şöyle ki, Barteby'nin içinde bulunduğu durum varolan düzene karşı bir başkaldırı ve uyumsuz bir direniştir. Bir yabancılaşma süreci içinde kapitalist sistemi önce gözlemiş daha sonra da işini yapmamayı tercih etmiş sonrasında ise hayata ve kendi bedenine yabancılaşmıştır. Ayrıca Kafka'nın da etkilendiği yazarlardan biridir Melville. Bu 'kendi bedenine bile yabancılaşma' kavramı Kafka okuyanlara oldukça tanıdık gelecektir (Açlık Sanatçısı).

Yabancılaşma kavramı da bir anlamda varoluş kavramını destekler eserde. Vermiş olduğu acımasız ve soğuk cevap varoluşu için ölümü dahi göze alabilir nitelikte olduğunu ispatlar. Modern dünyada bu cevabı çalıştığımız ya da okuduğumuz yerlerde verdiğimizi düşünelim; "yapmamayı tercih ederim". Bu işin sonu nerede biterdi? Barteby'nin işi sonuna kadar götürüyor ve olanlar oluyor. Fakat bunu sonuna kadar götürmesinin de tek sebebi varoluşu için ölümü kabullenmesidir. Aslında bir açıdan da Barteby içimizdeki hep susturduğumuz genç değil midir? Bazı zamanlar içimizde susmak bilmeyen, canımızı acıtan kişidir o. Kitapta da denildiği gibi başkaldırının küstah bir zarafetidir bu.

O ruhu kara romantik yazarın trajik bir yücelik kazanan küçük insanlarından yalnızca bir tanesi aslında Barteby. Fakat belki de içlerinde en cesuru (Ahab'dan bile cesur bana göre). Sistemi hiçbir şey yapmamak ile tehdit edecek kadar cesur. Bu reddedişin sonucu da onun varoluşunu kanıtlayacak ve içinde bulunduğu sivil itaatsizlik kavramını yüceleştirecektir. Bu açıdan Barteby'nin öyküsü bizlerin; insanlığın acıklı durumunu da yüzümüze çarpıveriyor. Bizi tir tir titretiyor. Önsözde bahsedilen bir sözle bitirmek istiyorum; "Joe Orton'ın karakterlerinden birinin sözü Barteby'nin nihilizmini doğrular, onaylar: 'Akıldışılıklarla dolu bir dünyada, aklı başında olmaya çalışmanın kendisi akıldışı bir davranıştır.'"
50 syf.
·1 günde
"İnceleme yazmamayı tercih ederim..."

Evet, inceleme yazmamayı tercih edebiliriz. Katip Bartleby de aynen bu şekilde derdi ve yazmazdı. Bizim için mecburi bir görev değil bu, isteğe bağlı. Lâkin hayat, bazen isteyerek bazen de mecburiyetten yaptığımız tercihlerin sonucunda omuzlarımıza yüklenen sorumluluklardan ibaret.

Okumayı tercih ederiz, sorumlulukları yüklenir.
Çalışmayı tercih ederiz, sorumlulukları yüklenir.
Evlenmeyi tercih ederiz, çocuk doğurmayı tercih ederiz, ederiz de ederiz. Tüm bu tercihlerimiz sonucunda üzerimize yüklenenleri  yapamamayı tercih edebilir miyiz? Eğer akıl ve vicdan sahibiysek böyle bir tercihimiz olamaz. Çocuk doğurup da bakmamayı tercih etmek mümkün olsa da sonuçları ahlâkî ve vicdanî değildir. Sorumluluğunu yerine getirmeyeceksen niye o tercihi yaptın derler insana...

Neleri yapmamayı tercih edebiliriz? Tabiki insanlığa, vicdana, ahlaka aykırı olan şeyleri yapmamayı tercih edebiliriz. Normal şartlar dışında üzerimize yüklenmeye çalışılan görevleri yapmamayı tercih edebiliriz.

İşte bu incecik kitap ve Katip Bartleby karakteri insana böyle şeyler düşündürtüyor. Açıkçası Bartbley karakterini anlamaya çalıştım çalıştım, anlamadım. Pasif direniş de neye karşı? Kitaptaki avukat yerine kendimi koysam asla Bartleby'e tahammül edemezdim. Çok sabırlı ve iyi niyetliydi kendisi.

Kitaptan sonra bir çok isteğe verdiğim yapmamayı tercih ederim cevabına karşılık üzerime yönelen kötü ve mutsuz bakışları görmemeyi tercih ederdim doğrusu.

Katip Bartleby, hafızalardan kolayca çıkmayacak bir karakter, tanışmanızı şiddetle tavsiye ederim...
74 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Herman Melville büyüleyici imgeleriyle bu kısa romana can vermiş. Yazarın diğer başyapıtlardan biri olan Moby Dick en iyi 10 roman arasında gösteriliyor. Moby Dick ve Billy Budd'ı okumadan Herman ile tanışmak istedim. Zweig'in kalemindeki o akıcı psikolojik tahlilleri Herman Melville'de de çok fazla gördüm. Bir Zweig sever olarak Herman'ı da çok sevdim. Bütün kitaplarını okumayı düşünüyorum. Hikaye oldukça yalın ama etkili tasvirlerle dolu. Mühürdarlık (noterlik) yapan anlatıcı yanına katip olarak aldığı Bartleby'nin tuhaf halleriyle karşı karşıya kalıyor. Kaldığı durumları çözmeye çalışan Noterimiz çetin bir mücadeleye girişiyor. Bakalım sonunda bu mücadelenin kazanını kim olacak? Mutlaka okunması gereken kitaplardan biri.
50 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
Nasıl tavsiye etsem , nasıl methiyeler dizsem kararsızım , nasıl hüzünlü bir hikayedir kendini bana nasıl bu kadar sevdirmiştir hala muallaktayım. Hiç puan kırmamakla birlikte tek sancım konunun daha fazla açılıp saçılmamış olması içtenlikle söyleyeceğim o ki % 100 ölmeden önce okunması gerekenlerdendir.
50 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10
Yazarın, kendisi ince fakat anlamı derin ve düşündürücü olan bu eserini kesinlikle okumalısınız. Okuduktan sonra yazarın "Pasif Direniş" felsefesini anlarsanız eğer; istemediğiniz durumlarda "yapmamayı tercih ederim" deme cesaretini bulacaksınız
İçeriğe gelecek olursak;
Kitabın ana karakteri Bartleby, kendisinden yapılması istenilenleri tepkisiz ve normal bir şekil de - yapmamayı tercih ederim - diyerek reddediyor. Sadece yapmak istediklerini yapıyor. Bartleby'nin patronu da bu tuhaf adamı anlamaya çalışıyor.
Fazla detaya gerek yok kısa kitap zaten. Bunların dışında bu kitapla ilgili yazar hakkında ilginç bir bilgi paylaşmak istiyorum...

Kitabın yazarı Herman Melvillen'in en çok bilinen eseri Moby Dick, okuyucular tarafından; kaptan ile balinanın savaşı olarak algılanır ve anlaşılmaz. Büyük bir ilgisizlikle karşılanır. Bu anlaşılamama nedeniyle yazar hayal kırıklığına uğrar ve hak ettiği değeri alamaz.Yayımcısı bir sonraki romanını da basmayı reddeder. Daha sonrasın da ise etrafındaki insanlar ona akıl vermeye başlar.
"Başka bir kitap yazmalısın"
"Akılcı davranmalısın"
"İlgi çekici şeyler bulmalısın"
gibi...
Yazarda, başarısızlığa rağmen inatla mücadele ederek çevresindekilere cevabı Bartleby üzerinden verir...
Özetle "Başkaldırı Kitabı" diyebiliriz.

Kitabı okumayı tercih ederseniz. Kara kedi yayınlarından almayı tercih etmelisiniz. Kaliteli ve ayraçlı fiyatı da ucuz denilebilir.
50 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
Melville'in eseri yalnız ve işlevi kalmamış, artık toplumdan kopmuş, kimsesiz bir insanı anlatıyor. Bartleby'nin bütün meselesi kitabın son sayfasında Sahipsiz Mektuplar olayında gizli; 1800'lerin sonunda ABD'de kurulan Sahipsiz Mektuplar Ofisi ("Ölü Mektuplar Ofisi") 2006 yılına dek 90 milyon mektuba ev sahipliği yapmış; buraya, gönderilenin bulunamadığı mektuplar gelmiş; mektupların içindeki eşyalar, paralar vb. alındıktan sonra mektuplar yakılmış. Bartleby de önceden burada çalışıyor ve ardından hikâyeyi anlatan karakterimizin yanında çalışmaya başlıyor... ama elbette çalışmak değil onunkisi: sadece yapmamayı, işlevsiz olmayı, dahil olmamayı tercih ediyor Bartleby, böylece giderek bozuluyor, sabitleşiyor. Tabii yazar Bartleby'nin yavaş yavaş bozulmasını ve artık "çalışmamasını" Wall Street'e yönelik bir eleştiri olarak görüyor; Bartleby çalışmıyor, çünkü yaşayamıyor; Bartleby dahil olmuyor, birşey yapmamayı tercih ediyor, çünkü o da aynen o sahipsiz, ölü mektuplar gibi kopuk, zamandan kopmuş, toplumun dışında kalmış bir dışlanmış...hasta olduğundan da değil üstelik, Bartleby kasıtlı olarak, bilerek yapıyor bunları; bilerek bu sistemden, yaşamdan kopuyor, böyle yapmayı tercih ediyor. Böyle yaparak belki de Melville giderek ağırlaşan kapitalist yaşam koşullarının insan ruhuna neler yapabileceğini, ince ve hassas ruhların bu katı ve rekabetçi ortamda Bartleby gibi darmadağın olacağını söylemek istiyor.

Melville'in sade anlatımı eserin tamamına yayılmış; rahat okunan ve kitabın ikinci kısmından sonra betimlemeleri daha derinleşen, dili daha bir edebi lezzet veren bir üslûpla yazılmış. Herkese öneriyorum.
... biz dünyayı neşe içinde sanıyoruz, ama sefalet uzakta saklanıyor, biz olmadığını sanıyoruz.
Sefaleti düşünmenin ya da görmenin bir noktaya kadar içimizde şefkat uyandırması hem çok doğru hem de çok korkunçtur; ama bazı özel durumlarda, o noktanın ötesine geçmez duygularımız. Bunun tek suçlusunun insan ruhunda doğuştan bulunan bencillik olduğunu düşünürseniz yanılırsınız. Bunun nedeni, aşırı ve yapısal hastalıkları iyileştirme konusunda duyulan umutsuzluktur. Duyarlı biri için, acıma ile acı çoğunlukla aynı şeydir. Ve sonunda böyle bir acımanın yardıma yeterli olmayacağı anlaşıldığında sağduyu ruhun ondan kurtulmasını ister.
" Ama yalnız görünüyordu, kâinatta yapayalnız. Atlas Okyanusu'nun ortasında bir enkaz parçası."
Herman Melville
Sayfa 30 - İş Bankası Yayınları, İstanbul 2017.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Katip Bartleby
Baskı tarihi:
2000
Sayfa sayısı:
43
Format:
Karton kapak
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Cumhuriyet Yayınları
Melville'in kendine özgü süslü anlatımıyla karşılıklı konuşma havası içinde gelişen öykü, gözleri önünde yavaş yavaş sererken sıra dışı bir olayı, sevecen yüreğinin tüm içtenliğiyle aktaran bir gözlemci konumundaki öykü kahramanlarından birinin ağzından naklediliyor.

Kitabı okuyanlar 884 okur

  • Fyodor Pavlovic Karamazov
  • Serqo
  • Nurefsan Yarimoglu
  • Sevde hazır
  • Selma sağlam
  • Lütfiye SOYLU
  • umur çetin
  • Pars Kryzanowski
  • Hakan
  • Ayça

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0.3 (1)
9
%0
8
%0.5 (2)
7
%0.3 (1)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları