Kış Bahçesi

·
Okunma
·
Beğeni
·
1.032
Gösterim
Adı:
Kış Bahçesi
Baskı tarihi:
9 Aralık 2018
Sayfa sayısı:
320
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053263005
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İz Yayıncılık
Baskılar:
Kış Bahçesi
Kış Bahçesi
Harun, kendisini ölüme yaklaşırken fark etmiş bir adam. Geçmişe, asıl güzelliğe yol alması gerek. Aziz, sendelemiş. Ama bir dünya yaratacak kendisine ki, bütün düşmeler ve kalkmaların hesabı ondan sorulsun. Bir yazarın hayatı yeniden kurma çabasıyla yola koyulan Kış Bahçesi, masumiyet ile ölümsüzlük arzuları arasında dolaşan karakterleriyle okurlarına yaşamın asıl değerinin şifrelerini veriyor.
296 syf.
·6 günde·Puan vermedi
Kapağına bakıyorum kökünden sökülmüş kanayan bir ağaç içine bakıyorum gayya kuyuları, çorak arazi, derin çatlaklar ve çöl. İçim karanlık, içim çöl. Duydun mu İçimdekiler'i?

Halbuki başta farklı düşünmüştüm bu kitaptaki deliliği. Çünkü Aziz’de gördüğüm delilik neşeli ve pervasızdı, kasvetli değil. Hani uzun süre uyumazsınız günü döndürürsünüz de sabaha halletmeniz gereken o işi de halledersiniz sonra işiniz bittiğinde geriye büyük bir özgürlük kalır ve muhtemelen yatmaya gitme vaktiniz yaklaşır ya (özellikle üniversite zamanları çokça sabahladığım o zamanları hatırlıyorum) işte o zaman anlamsız bir gevezelikle saçmalamaya başlarsınız ama mutlusunuzdur da. Aziz tam da böyle bir deliliği yaşıyor. Herkesle, kendiyle hatta yeri geliyor okurla bile dalga geçiyor, böceğe isim takıp onunla ahbap oluyor. Sonra bunları aslında içindeki çoraklığı es geçmek için yaptığını anlasa da o Süngü’nün alaycı zekasını konuşturduğu bir karakter olarak kalacaktır. Arada bir işin rengi değişse de bence Aziz müstehzi, sarkastik bir karakter en azından onu öyle hatırlayacağım.

“Neyi kaybettiğini hatırla. Kaybettiğin ne yeteneğin, ne de sevgilin. Sen ciddiyetini kaybettin. Ve sonra Aziz Çalışkan kendisi hakkında yaptığı tespiti, kendisine koyduğu teşhisi ellerinin arasına alıp, havaya kaldırıyor ve seyircilere bakarak sırıtıyor gururla.”

Bir de Kumral kız var. İçindeki gayya kuyusuna düşen. Boğuluyorum demek istese sesini çığlığa dönüştüremeyen. Ve yazara yalvaran, “beni bir ses sahibi kıl” diye. Beni bir ses sahibi kıl çünkü bu dipsizlikte boğuluyorum ve eğer bana ses vermezsen beni kimse duymayacak. Çünkü sen ses verirsen bana, “sesin içime saklanır, aklanırsa adım seninle aklanır”. Kumral kız çırpınıyor sadece ne yapacağını ne diyeceğini bilemeden. Ama onu en iyi anlayacak olana, yazara anlatabildi en azından kendini.

Ya Harun’a ne demeli. Ömrünü anlamadan tüketip 50lerinde kendine derin sorular sorup bir cevabın peşi sıra her şeyi bırakıp gitmek… Belki bilinçaltını o en mutlu ve anlamlı an için sıkıştırdığında şairin şiirinde dediğini buldu “Eve dön! Şarkıya dön! Kalbine dön!” Onu yola çıkaran somut çabası beyhude, anlamsız olsa da aslında arka planda bu vardı. Bunu anlasa da yolu nasıl gideceğini bilemedi, beklemek gerekiyordu, O bekleyemedi. Çünkü “beklemek, en zor halidir, bir yaşamın” Beklenmeyen bir gün gelse de, bekleyen bekleneni göremedi. Harun’nun yaptığı en iyi şey, çocukluğuyla barışıp kendine bir nefes alma alanı açarak yalnızlığa alışmak.

“Bazı insanların kalbi çatlaklarla doludur. Yaşananların pek önemi yoktur, o çatlakların kapanması için olması gerekenler olmadığı müddetçe, yaşanan her şey o çatlakları büyütür.”

Farklı kişi, olay ve mekanların bölüm bölüm ilerlediği ve herkesin bekleyeceği gibi benim de bir düğüm hikâyesi beklediğim ama bir zaman sonra “yok, öyle değilmiş” dediğim sonrasında ise Süngü’den iyi bir gol yediğim romandı. Derli toplu düzenli hikâye anlatımındansa acının gösteriminin daha çok önemsendiği roman…

Bu söylediklerim kitabı okumayanlar için pek bir şey ifade etmese de bir merakı doğuracaktır. İşte o zaman amaç da hasıl olacaktır. Ancak kitabı okuduğunuzda da bu yazı bir halleşme yazısı olacaktır.
320 syf.
2011 Yılı Türkiye Yazarlar Birliği Roman Ödülü'ne değer görülen Kış Bahçesi Güray Süngü'nün dördüncü romanı.

Bir yazarın hayatı yeniden kurma çabasıyla yola koyulmasıyla başlıyor roman.Daha sonra yazarın karakterleri masumiyet ile ölümsüzlük arzuları arasında dolaşıyor..


Roman denilince aklıma basit sözcüklerle kurgulanmış bir eser gelir. Fakat ‘‘Kış bahçesi’’ adlı romanda yazar Kendisiyle konuşarak kurgu yapmış. Olaylara giriş yapacağı esnada bazı yerlerde 2 sayfadan fazla betimlemeler var.

Yazarın okuduğum ilk kitabıydı. Farklı bir kurgusu var, ama bazı yerlerinde konudan dışarı çıkmış,
sanki bir ara kopukluk vardı. Yada bana öyle geldi.
320 syf.
·14 günde·Beğendi·10/10
Kitabımızın beni ağlatmak isteyen karakteri memur emeklisi iki çocuk babası Harun'un bilmem kaç yaşından sonra hayatının çok kısa bir dönemini kapsayan ancak en yoğun, en duygusal, en kendi olduğu dönemine girmesi çocukluk aşkını bulmak için her şeyini terk etmesiyle başladı.
Evet, parmak kadarcıkken sevdiği fikrinin ince gülü Hülya'yı unutmak için sevmemişti. Ve bilmem kaç yaşından sonra, torun torba sahibi adam elbet bir gün buluşacağız dedi. Ve hayata devam edebilmesini; unutamadığı, o zamanlar adını bile koyamadığı sadece hissedebildiği aşkına bağladı. Bu umutla aradı Hülya'yı. Ama bazen aramakla bulunmazdı. Ama umudunu yitiremezdi de. Umut da tükenmezdi ama insanı tüketirdi.

Bir de Aziz Çalışkan vardır kitapta. Onu da Hande kör kuyularda merdivensiz bırakmıştır. Bu yüzden Aziz Çalışkan karanlık bir adamdır. Ama sonra bir de Derya vardır. O da karanlıktır. Kendi karanlığıyla Aziz Çalışkanı biraz aydınlatır gibi olur. Evet Aziz Çalışkan Hande ile karanlık oldu, Derya ile de loş oldu. Ama bir türlü aydınlatılamadı.
Öyledir bazen kimsenin gücü karanlık yaşayan bir insanı aydınlatmaya yetmez. İsterseniz güneş olun. Karanlık insanlar güneşi sevmezler. Çünkü onlar karanlığına alışmıştır. Alışkanlıklar kolay kolay bırakılamıyor.

Evet işte herkes böyle. Hep kendi derdinde. Artık insanlar yalnızlığı tercih ettiği için çoğu insan da yalnız olmaya mahkum kalıyor. Herkes kendi sefer tasına tıkılmış, kendi derdinden gayrısını görmek istemiyor. Aynı apartmanda kimse kimseyi tanımıyor. Eski dostluklar, komşuluklar ölmüş dirisi bulunmuyor. Tabii yine de insanız ya kısık sesle de olsa "rosebud" diye mırıldanıyoruz. Mırıldanmasak olmaz mı? Olur. İçimizi de susturamayız ya.

Her zamanki Güray Süngü. Dert sahibi yapıyor okurunu.
320 syf.
·5 günde
Bu kitap, bu kurgu, bu roman, bu roman içindeki roman, romanın içindeki romanın içindeki karakter, karakterler... Böylesine dümdüz ilerleyip de 20-30 sayfa kala mı sarpasarar bir kitap. Bir kitap belli etmez mi daha en başından farklı bir kurguya sahip olduğunu, belki de anlatmak mevzusu değildir, bilâkis anlamakla alakalıdır, okuyucu yeteneği tabii o da. Ne diyelim ben anlayamadım böyle olacağını, belki anladım ama arka plana atıp sadece anlatılanları okudum, bilmiyorum ki, sadece okuyup da yüreğimi açmasaydım kitaba gözlerim dolu dolu kitabı bitirir miydim? Bilmiyorum. Neye gözlerim doldu onu da bilmiyorum zaten. İnsan her romanın kurgu olduğunu bildiği halde bir sürü şeye yaşanmış gibi üzülür ya çünkü hiçbir zaman o yaşananların kurgu olduğu yazılmaz, dizilerin başında bile uyarırlar karakterler hayalidir diye ama kitapların başında uyarmazlar fakat bu kitapta olay daha da farklı bu kitabın sonunda biz uyarılıyoruz, evet bence de sonunda uyarılmanın ne önemi var? Bir önemi yok aslında, yazar beyefendi de uyarmak için söylemiyor zaten böyle şeyler, sadece işine geliyor, kurgusuna geliyor diyelim ya da. Ama yine de üzüyor, bunu bile bile üzüldüğüm için sorguluyorum belki de kendimi, veya karakterin birinde kendimi gördüm de en çok da onun bir yazar tarafından yazıldığı böylesine canımı sıktı? Nasıl anlatılır ki bu, anlatılmaz...

Kitap anlatılır mı, deneyelim: Aziz Çalışkan var, Harun var, Derya var, Hande var, bana kalırsa Ahmet de var, birkaç kişi daha var ama isimleri önemsiz, aslında ikizler de var Erdal ve Hülya. Fakat bunlar mı hikayenin içindeler, yoksa hikaye mi bunların içinde ben bilemiyorum pek. Hadi biraz tanıtalım: Aziz Çalışkan yazar ama aslında tembel, Derya bir okur ama yazar da olmak ister sorsalar, sorsalar ölümsüz olmak istediğini söyler, aslında sormadılarsa da söyledi o. Harun, yaşlı bir amcamız fakat yaşını alırken yaş aldığının farkına varmayıp altmışına yaklaşmışken yaşının farkına varmış, onun arkadaşları var, ilk aşkı var, Erdal ve Hülya, bunlar ikizler zaten. Ahmet de var demiştim siz belki saymazsınız ama ben sayarım çünkü önemli olan bir romanda isminin ne kadar geçtiği önemli hale getirmez seni, seni önemli hale getiren şey nelere yol açtığındır, neyse Ahmet Derya'nın bir derya deniz olmasına ama bir kuyuda boğulmasına yol açıyor, çünkü aşk böyledir, "aşk acıtır ve acı büyütür". Burada her ikisi de var; insan acıya acıya, kanaya kanaya büyümez mi zaten? Ne diyorduk, karakterler diyorduk, mekan İstanbul, Kadıköy, Cağaloğlu, Sultanahmet belki Nuruosmaniye, belki ama..

Neyse gelelim övgülere, gelmeyelim aslında çünkü ben bu kadar büyük değilim, benim övgüm yazarı küçültür sadece, hele de ben böylesine bir romanı ancak son zamanlarında anladıysam onda da ancak anlatıldığındaysa benim diyebileceğim tek bir şey olur: Üstâdım beni ölümsüzleştir, beni anlat, derin kuyularda bile olsam yaz beni, belki ben Yusuf değilim ama yaz beni belki yazarsan kuyudan kurtulur, balık olurum belki denizde de boğulurum ama en azından mutlu ölürüm, pardon ölümsüz olacaktım değil mi o halde en iyisi deniz olayım ben ya da kuyu, her ikisi de dipsiz değil mi ne de olsa...
320 syf.
·Puan vermedi
Samimi bir üslupla kaleme alınan roman,kahramanlarının felsefi sorularıyla okuyucularını kendi içlerine yolculuk yapmalarına vesile oluyor.Yitirenlerin,gitme kal diyemeyenlerin ,mahcup kalplerin hislerine tercüman oluyor.Roman yakaladığı başarıyla,Türkiye Yazarlar Birliği 2011 Roman ödülüne layık görülüyor
Güray Süngü kimi zaman yazmış olduğu romanlarıyla kimi zaman öyküleriyle edebiyatımıza çok önemli bir yeri var. Açık bir ifadeyle ve isabetli bir söylem diyecek olursam, Türkiye'nin Yaşayan Oğuz Atay'ı olması.
Ama öykülerinden daha çok keyif aldığım bir yazar.
320 syf.
·4/10
Bir kitap ya başından anlaşılmaz, sona doğru anlaşılır ve güzel bir sonla biter. Yada başından güzel başlar güzel biter, başından güzeldir sonu kötüdür. Bu kitap anlaşılır bir şekilde başlıyor, araya tarif edilmeyen karakterler giriyor. Kitabın ritmini ortalarda yakalıyor ama sonunda tekrar yere çakılıyorsunuz. Akış kurgusunu başarılı bulmadım. Onun dışında altını çizdiğim cümleler oldu, araya serpiştirilmiş cümleleri görmek için okunucak türden bir kitap. Kişisel gelişiminiz için kitap okuyorsanız bunu okumayın çünkü ana temalar duygusuzluk, tembellik, bıkmışlık, depresyon ve saçma sapan tripler.
"Bir oyunsa bu,Allah şahit,çok kötü olur," da dedim.
"Ne yaparsın oyunsa delikanlı," dedi adam. Kan beynime sıçradı.
"Hiç," dedim, "seni öyle bir affederim ki, utancından ölürsün."
İyilerin intikamı affetmektir ne de olsa. Korkakların mıydı yoksa? Neyse sonuçta intikam diye bir erdemin olmadığına eminim. Kapattım telefonu. Günler günlerin ardında, kelimeler kafi. Kifayet miydi yoksa. Kifayetsiz.. kifateysizliği kafi.
"Hayat..." diye ekledi sonra.
"Savuruyor insanları. Kendi meselesine ortak ediyor. Sonra da..." tebessüm etti, "Geç oluyor hep."
Tahmin ettiğim kadar kolay değildi hayat. Öte yandan sandığım kadar zor da değildi hayat.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Kış Bahçesi
Baskı tarihi:
9 Aralık 2018
Sayfa sayısı:
320
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053263005
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İz Yayıncılık
Baskılar:
Kış Bahçesi
Kış Bahçesi
Harun, kendisini ölüme yaklaşırken fark etmiş bir adam. Geçmişe, asıl güzelliğe yol alması gerek. Aziz, sendelemiş. Ama bir dünya yaratacak kendisine ki, bütün düşmeler ve kalkmaların hesabı ondan sorulsun. Bir yazarın hayatı yeniden kurma çabasıyla yola koyulan Kış Bahçesi, masumiyet ile ölümsüzlük arzuları arasında dolaşan karakterleriyle okurlarına yaşamın asıl değerinin şifrelerini veriyor.

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0