Adı:
Korku
Baskı tarihi:
7 Nisan 2017
Sayfa sayısı:
80
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786059691758
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Zeplin Kitap
Korku, bir anne ve bir eş olarak burjuva hayatına saplanıp kalmış olan Irene Wagner’in hikâyesidir. Irene hayatına heyecan katmak amacıyla genç ve yetenekli bir piyanistle gönül macerası yaşamaya başlar. Ama her şey güzel giderken, genç piyanistin eski sevgilisi çıkagelir ve Irene’ye şantaj yapıp büyük sırrını kocasına anlatmakla tehdit eder. Irene çok geçmeden, bir türlü peşini bırakmayan bir korkunun ve suçluluk duygusunun pençesine düşecektir. 1913’te yazılmaya başlanan ve 1920’de tamamlanan bu uzun öykü, Stefan Zweig’ın kadın zihnine ve duygularına dair yazdığı en güçlü metinlerden biridir.
Çok kaliteli bir psikoloji eleştirmesi yatıyor aslında olayın altında ve Irene'in gözünden aslında bu heyecanı, endişeyi, tutkuyu, alışkanlığı ve korkuyu tam anlamıyla anlıyoruz. Daha fazlası anlatılamazdı herhalde okuyucunun yaşaması için. Ve de ceza asla korkudan daha ağır değil, bu kitapta açık olarak belirtilmiş. :)
Gayet güzel bir kitaptı. Ben beğendim. Kısa zaten. Hemen bitiyor. Zweig'ın da iyi bir yazar olduğu şüphesiz. Korkuyu güzel anlatmış. Korkmaktan korktum. O kadar güzel anlatmış.
Zweig yine bir duygunun peşinden koşturarak okuttu kendini. Adam az ve öz yazmanın üstâdı.
Rahat batmış derler ya öyle bir baş kahramanımız var. Elinden kaybedeceklerinin korkusuyla mücadele eden, paranoyaklık derecesinde yaşadığı günlerini aktarıyor.
Kendi korkularının zindanında yaşamak, cezadan çok daha ağır bir yük. Heyecanla ve büyük gerilimle okudum.
“Korku cezadan çok daha beterdir, çünkü ceza bellidir, ağır da olsa, hafif de, hiçbir zaman belirsizliğin dehşeti kadar, o sonsuz gerilimin ürkünçlüğü kadar kötü değildir.”
Eşini aldatan bir kadının bir gün tehdit edilmesiyle "her şey ortaya çıkacak" korkusunu konu ediniyor hikaye. Hayatın olağan akışı içerisinde eşini aldatmasının gereklilik olduğunu düşünen, sıkışınca da aklına ailesini kaybetme korkusu düşen, itici bir kadın ana karakter. Üstelik ailesini kaybetmekten daha ziyade statüsünü, saygınlığını, zenginliğini kaybedeceği için yaşıyor bu korkuyu. Psikolojik rahatsızlıkları en iyi edebi eserlerde görebileceğimiz söylenir. Bu kitap onun en sağlam kanıtlarından birisi. İsminin hakkını veriyor. Anksiyete Bozukluğu'nu her bir satırda müthiş şekilde hissediyorsunuz. Karakterin içine düşüp de boğuştuğu o çatışma ve korku satırlara öyle güzel yansımış ki... Bunu belki yüzlerce sayfalık bir romanda okuyucuya aktarmak daha kolay olabilir ama kısacık bir hikayede bunu başarmak ustalık gerektiriyor. Aynı zamanda aldatılan adamın sorgulamaları, yalan söylemek ve bundan pişman olmak üzerine yaptığı konuşmaları da oldukça etkileyici. Kadındansa, eşi daha sağlam kurgulanmış, ayakları yere daha iyi basan bir karakter gibi geldi bana.
Irene Wagner burjuva dünyasının içinde sıkılmış, bir anne, bir eş. Irene hayatına sırf heyecan katmak için genç ve yetenekli bir piyanistle gönül macerası yaşamaya başlar. Yine bir gün sevgilisinin yanından ayrılırken önünü bir kadın çevirir. Kadın çapkın piyanistin eşi olduğunu söyler. İyi bir avukatın eşi olan Irene utancından ne yapacağını bilemez, kadın bir türlü gitmesine izin vermemektedir. Irene çantasından tüm parasını çıkarır ve kadına verir, kadın parayı alır ve onu tekrar aşağılamaya başlar. Irene zorla kendini sokağa atar. Arkasına bakmadan kaçar
Devamı https://saiddirican549486890.wordpress.com/.../korku-stefan-zweig/
Zweig'i neden bu kadar geç keşfettim diye kendime kızıyorum!
Yine akıcı, muhteşem bir üslupla yazılmış,
bir saatte bitirilip, bir ömür izleri taşınacak kitap.
Hikayemiz İrene adlı bir kadının refah dolu, çocuklu ve kocası yönünden sıkıntı yaşamadığı ve bu varlıklı stabil hayatının içinde bir o kadarda heyecan ve aksiyon araması isteğinden dolayı başlıyor. Kocasını piyano hocasıyla aldatan ve onunla kaçamak ilişkiler içinde olan bu kadının bir gün apartmanından çıktığında karşısına çıkan kadın hayatını değiştiriyor.Piyano hocasının eski sevgilisi olduğunu iddia eden kadın İrene'ye karşı santajlarına başlıyor.İrene yaşadığı korkunun ve bunalımın içinde kocasından, çocuklarından ve zengin kesimin içerisinde yaşayacağı bu utanç verici durumdan nasıl kurtulması gerektiğini düşünürken bir taraftan da içini yiyip bitiren korkuyla başbaşa kalmaya ve bu durumdan kurtulmaya çalışıyor ve günden güne çöküşünü hazırlıyor. Süpriz sonlu bir hikaye. Sonuç olarak birşey yapacağınız zaman onun getirdiği sonuç ve korkuları göğüsleme bilincini taşımak ve göğüslemek gerekiyor. Bunlara hazır olmayan bir insanın verdiği kendi kararlar ve yaptığı hareketlerin nasıl altında ezildiğini gösteriyor...
Aslında elimizde olan onca güzelliği görmek için , önce onları kaybetme korkularımı yaşamalıyız ... Cam kenarında duran çiçeğin , kuruduktan sonra acısını çekeceğimize, kurumaması için çaba sarfetmeyi bilmeliyiz.. etkileyici.. okunmalı
Sahip olduklarımızın bir süre sonra sıradanlaşması sonucunda onlara hakettiği değeri vermeyerek yeni şeylere yönelmemiz ile birlikte yaptığımız hatalarla sahip olduklarımızın kıymetini anlamamızı sağlayacak bir eser. Özellikle sahip olduğumuz güzelliklerin, yaptığımız hatalarla elimizden gitme korkusunun ne demek olduğunu çok güzel anlatan bir kitap.
Ne zaman korkarız? Bir çığlığın kulak tırmalayıcı sesini duyduğumuzda mı? Ya da hiddetle bakan bir çift gözü üzerimizde hissettiğimizde mi? Belki de “korku” bu kadarla tanımlanamayacak, anlık bir histen daha fazlasıdır. Ne zaman mı? Sevilmemek, anlaşılamamak, var olamamaktan, en beteri de izi üstümüzde kalmış utanç verici bir sırrın arsız kelimelerinden korktuğumuzda…
Korku, aldatan bir kadının hikayesi gibi görünse de yalnızca o kadar değil. Stefan Zweig, her daim tek bir konudan binlerce duyguyu geçirmeyi başaran bir yazar. Sicim sicim iplerle damarlarınızın içine oya işler gibi dağılıyor kelimeler. Olmadığınız bir kitap karakterinin tüm acıları, korkuları, pişmanlıkları, heyecanları artık sizin oluyor. İncecik kitapta bazen binlerce sayfa okusanız da bulamayacağınız bir yoğunluğu, derinliği buluyorsunuz. O derinlikte insanın içinden içi var. Hissedilen ama ifade edilemeyen duyguların kelimelerle buluşmuş hali ve kaleme duyacağınız bolca hayranlık var.
Aldatmak, korkunun bir şekilde peydah olduğu ve korkunun yaratmış olduğu senaryo ile kendini mahvetme konuma getirmesidir. Basit hazlar, içeride ağır işkencelere meydan verir... Kendi pasajimla başlamayı daha münasip gördüm... İşte Irene de bu duygunun, bu işkencenin esiri oldu adeta... Genç bir hukukçu olan Fritz ile sekiz yıllık evliliğinden sıkılan Irene kendine adeta macera aramaktadır! Şaşaanın ve boş bir hayatın içinde yaşamını idame eden Irene, gün olur bir piyanist olan Eduard'ın kollarında kendini bulur. Fakat Irene aldığı bu iğrenç haz duygusunun kendine kâr sanacak sanır! Bayan Wagner adındaki bir kadın, Irene'yi Eduard'ın binasından çıktığını görünce onun sevgilisi olduğu yalanını söyleyerek Irene'ye korku dolu günleri yaşatmasına neden olur... Aslında bayan Wagner'in Eduard ile de hiçbir yakınlığı da yoktur! Ve Irene bayan Wagner'in elinde oyuncak olmuştur... Tüm geçim sıkıntısı yaşadığı ve parasız kaldığı dönemde Irene'yi bunalıma koymuştur... Her gün, eşi olan Fritz ile tüm bakışmalarından manalar çıkararak varolan sadakatsizliğinin yansımasını Fritz'in yüzünde görür, yani görmek ister... Çünkü yaptığı edimin doğru olmadığını kendi de bilir... Irene, bir anksiyete bozukluğuna doğru yol almaya başlayacaktır artık... Dayanılmaz noktaya ulaştığını hisseden Irene, gidip şantajcı kadını bulmaya ve kendine verdiği paraları ve yüzüğünü almak için Eduard'ı devreye koyacaktır. Lakin ortada bir yanlışlık vardır! Eduard, bayan Wagner'i hiçbir şekilde tanımamaktadır! Hayatında böyle bir metresinin olmadığını hatta bir metresle dahi tanışmadığını da izah eder... Ve Irene neye uğradığını şaşırır... Ve ardından güzel bir sabaha uyanır... Aslında böyle bir şantajın hiç olmadığını, parasının da yerli yerinde durduğunu ve en önemlisi yüzüğünün de parmağında durduğunu görünce işte orada anladı gerçeği... Irene aslında güzel bir ders almıştı! Aldatmanın, önce basit bir haz olduğunu ama daha sonra bunalımlar geçirdiğini Irene, ancak yaşayarak anlayacaktı... Umarım bu kitabı okuyunca sadakatin ne kadar sağlıklı bir nitelik olduğunu, korkunun da belli oranda bir yararının varlığını ve aldatmanın da ne kadar adi ve acizce bir edim olduğunu anlayacaksınız!
Stefan Zweig. Her kitabını merakla okuduğum, okurken bitmesini istemediğim,bittiği an boşluğa düştüğüm harika yazar. Bu kitabında bizlere bir kadının hayatından kötü bir kesit sunmuş diyebilirim. Evet belki kötü zamanlar ama kesin olarak en iyi öğretinin alındığı zamanlar. İçinde sürekli planlar yapılan ve bu planların tutmaması durumunda ne yapılacağını bilemeyen bir kadının, çaresizce çırpınışını okuyoruz Korku’da. Yine Stefan Zweig ve yine kısa bir prikolojik roman. Kaçırılmaması gerekenler arasına girer mi girmez mi tartışılır ama okurken keyif alacağınız kesin.

Bir kadın ve bir erkek bir davette karşılaşır, bir şekilde bir zamanda yalnız kalır ve sonrasında olanlar olur. Aslında bu olanlar olur derken demek istediğim kötü şeyler değil. Bu olanların iyi mi kötü mü olduğunu kestirebilmek inanın çok ama çok zor. Neden derseniz geçen zamanın ne kadar güzel ve ne kadar iyi geçtiği ise istenilen o zaman herşey iyidir, olanlar da güzeldir. Yok eğer burada bakılan açı ahlak ise o zaman farklı bir sonuç çıkar elbet. Hele bir de bu kadın ya da erkek evli ise, işte o zaman durumun rengi hepten değişir. İşin içine aldatma girer, sadakatsizlik girer yalan girer ve güvensizlik girer. İşte o zaman suç ve suçlunun hal tavırları netleşir. İşte Stefan Zweig bize Korku ile bunu anlatıyor. Aldatan bir kadının, hayatından bir kesiti okuyoruz apaçık ortada.

Stefan Zweig’in her kitabında olduğu gibi bu kitabında da yazarın ince değinmeleri mevcut insan ruhuna. Fakat beklentilerin çok yüksek olmaması gerekli hatta şart.

S.Y.
Hiçbir şey düşünmemek, sadece ruhta karanlık bir bitiş duygusu, yavaştan çöküp her şeyi kaplayan bir sis hissetmek ne iyiydi.
Solgun bir gül oluyor dokununca... Ellerde dudaklarda ıssız yazılarda... Akşamlara gerili ağlarla takılıyor... Yaralı hayvanlar gibi soluyor... Bunalıyor kaçıp gitmek istiyor... Yollar ya da anılar boyunca.
Bir anda yaşamının tüm zenginliğini hissetmeye başlamıştı ve artık yaşamında tek bir saati bile anlamsız geçiremeyeceğini biliyordu.
Korku cezadan daha berbattır, çünkü ceza bellidir, ağır veya hafif; bilinmeyene, sınırlandırılmışa kıyasla ceza, daha az ürkütür. Cezasının ne olduğunu anlayınca kız rahatladı. Ağlaması seni şaşırtmasın: Gözyaşları şimdi dışarıya akıyor, daha önce içeride birikip kalmıştır. İçerdeki gözyaşları dışarı akandan daha fenadır.
İnsanın ağrısı, sancısı olduğunda hiç olmazsa bağırabilirdi, ama o sürekli olarak trajik bir biçimde komedi oynamak zorundaydı.Sinirleri yay gibi gerilmişken gülümsemesi, neşeli görünmesi gerekiyordu, bu sahte neşenin ne çabalara mal olduğunu, kendine hâkim olmak için her gün nasıl kahramanca güç harcadığını kimseler anlamıyordu.
İçinde tuttuğu gözyaşları, dışarı akan yaşlarından çok daha fazla can yakar.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Korku
Baskı tarihi:
7 Nisan 2017
Sayfa sayısı:
80
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786059691758
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Zeplin Kitap
Korku, bir anne ve bir eş olarak burjuva hayatına saplanıp kalmış olan Irene Wagner’in hikâyesidir. Irene hayatına heyecan katmak amacıyla genç ve yetenekli bir piyanistle gönül macerası yaşamaya başlar. Ama her şey güzel giderken, genç piyanistin eski sevgilisi çıkagelir ve Irene’ye şantaj yapıp büyük sırrını kocasına anlatmakla tehdit eder. Irene çok geçmeden, bir türlü peşini bırakmayan bir korkunun ve suçluluk duygusunun pençesine düşecektir. 1913’te yazılmaya başlanan ve 1920’de tamamlanan bu uzun öykü, Stefan Zweig’ın kadın zihnine ve duygularına dair yazdığı en güçlü metinlerden biridir.

Kitabı okuyanlar 7.097 okur

  • Fatma Süt
  • Melih
  • Güldane Boyacıoğlu
  • Alper Sert
  • Aliye
  • Betül Uludeniz
  • Ali Bahat

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0 (1)
9
%0 (1)
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları