·
Okunma
·
Beğeni
·
1.508
Gösterim
Adı:
Lanetli Çocuk
Baskı tarihi:
2010
Sayfa sayısı:
112
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750818295
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
Türkçeye ilk kez çevrilen Lanetli Çocuk, her ne kadar aile sırları, aşk, derebeylik üstüne bir roman gibi gözükse de, ilk basıldığında Felsefesel İncelemeler’in içinde yeralıyordu.
Tek yönlü bir okuma ile sınırlandırılamayacak tuzaklı bir metin, gizemci bir dille yazılmış bir dehşet öyküsü. Fiziksel birleşme, ahlak, düşüncenin bilinçaltı çalışması üstüne bir düş. Süregiden bir içsavaş içinde çelimsiz bedenler, cahil yürekler, çiçekleri ve denizi okuyabilen ama insanlarla yaşayamayan çocukların öyküsü.
Onaltıncı yüzyıl Normandiya’sında acımasız bir derebeyinin erdemli, kırgın ve zarif karısının fırtınalı bir gecede doğurduğu çocuk, babası tarafından lanetlendikten sonra insanlardan uzakta, içinde sadece annesinin, okyanusun ve müziğin varolduğu bir yaşam sürer, çiçeklerin dilinden anlayan, gerçek yaşamdan kopuk yaşamış diğer bir çocukla karşılaşana kadar. İkisinin beden ve ruhları birbirine karışarak Platon’un o nefis hayalini gerçeğe dönüştürürler; “ikisi tek bir varlık olup onu tanrısallaştırırlar”.
112 syf.
·8 günde
XVI. yüzyıl sonlarıyla XVII. yüzyıl başlarında geçen romanda; 50 yaşındaki Kont d'Herouville, 18 yaşındaki eşinin evliliğin hemen ardından hamile kalmasıyla doğacak bebeğin kontesin sevgilisi Chaverny'den olduğunu düşünerek şüphelenir. Şüpheleri, bebeğin 7 aylık doğmasıyla daha da artar. Yasak aşkının meyvesi Etienne 'yi öldürmek isteyen Kont,' yüklü bir servete sahip' eşinin yalvarışlarına dayanamaz ve çocuğun kendinden uzak bir yerde büyümesine razı olur.
* Kontes: "Ah! Öldürmeyin bizi", diye haykırdı, "çocuğumun canını bağışlayın, söz seveceğim sizi."
* Kont : "Bana zaten borçlu olduğunuz sevgiyi hatalarınızın karşılığı olarak sunduğunuza göre, kendinizi epey suçlu hissediyor olmalısınız. " (syf. 26)
Etienne babasından uzak, annesinin gözetiminde büyürken kendisinden sonra doğan erkek kardeşi Maximilien, babasının yanında onu örnek alarak büyür. Bir gün Kral'dan gelen bir mektupla oğlu Maximilien'in ölüm haberini alan Kont, yıkılır. Yıllardır nefret ettiği, uzaklaştırdığı oğlu Etienne'yi adını taşıyacak, soyunu devam ettirecek yeni 'Nivron Dükü' olarak görmeye başlar. Aile doktoru Beauvouloir'e oğlu Etienne için uygun bir kız bulmasını ister. Etienne'in mizacına kendi kızını uygun gören Beauvouloir, kızı Gabrielle ile Etienne'yi tanıştırır. Aşkı ve mutluğu birbirinde bulan Etienne ve Gabrielle' nin mutlu günleri Kont'un oğlu için bulduğu soylu gelin adayı ile gölgelenir. Babasına karşı saf aşkını savunan Etienne, kararında ısrar edince Kont'un öç alma duygusu kabarır ve:
« Etienne, babasının kılıç tutan ve Gabrielle'in üstüne kalkan
geniş elini gördüğü anda, dayanamayıp ruhunu teslim ediverdi,
Gabrielle de yaşama gözlerini kaparken onu tutmaya çalışıyordu. » (syf.106)

3. Tekil Kişi Tanrı Bilici anlatıcı tarafından aktarılan romanda Balzac kendi, yorumlarına da yer vermeyi ihmal etmez.
« Susun, diye karşılık verdi 'çam yarması'. "Zarar vermemi istemiyorsanız, gözüm görmesin onu."» (syf. 42)

Aynı zamanda Balzac, 16. yy Normandiya'sında bilime ve ilerlemelere karşı klise ve soyluların bakış açılarını da eleştirel bir dille kitapta yer vermiştir.
« Soylular başka hiçbir dönemde doğa bilimleri açısından o zamanki kadar bilgisiz olmamıştı. Bu bilgisizlik ve bu genel merak beşeri bilgilerin karmakarışık olmasına yol açmıştı; her şey kişisel uygulamalara bağlıydı, çünkü kuramdizini daha oluşturulmamıştı; kitap basmak çok masraflı, bilimsel iletişim hızı pek yavaştı; Kilise doğa olaylarının çözümlenmesini temel alan, bütünüyle incelemeye dayalı bilimiere hala işkence ediyordu. işkence de gizemi doğuruyordu. Dolayısıyla, halk için olduğu gibi soyluların gözünde de hekim altı özelliği bünyesinde barındıran biriydi: Hem fızikçi hem simyacı, hem matematikçi hem gökbilimci, hem yıldız falcısı hem de ruh çağırıcısıydı. O zamanlarda, başarılı bir doktorun büyüyle uğraşrığından kuşkulanılıyordu; bir yandan hastalarını iyileştirirken yıldız falına da bakıyor olsa gerekti... Özetle, kendi zamanlarının ilerisindeki, bilim alanında çalışan adamlar kolay kolay beğenilmiyor; her biri insanlarda büyücülüğün ve onun sonuçlarının yarattığı korkuyu uyandırıyordu.»
( Syf. 28 - 29)
" Anlatıcının kendisi de betimleme ve yorumlarını sürdürürken, ele aldığı olay ya da kişinin özel durumundan genel durumlara atlayarak kapsamlı çözümlemelere girişir. Böylece, bir aşk ya da töre romanı aynı zamanda bir "felsefesel inceleme" niteliği kazanabilir. Ama böyle bir durum anlatının akıcılığını eksiltmez. "(Tahsin Yücel)
112 syf.
·Puan vermedi
Balzac denince aklıma ilk gelen betimlemelerin yoğunluğu olur, bu kitabında oldukça kararındaydı. Kibrin, makam ve mevki hastalığının çokça hissettirildiği bir klasik eser. Bir tarafta istenmeyen lanetli olduğuna inandığı oğlu ve onun yaşadığı safça aşkı, bir tarafta makama duyduğu saplantılı tutku anlatılmış. Sonu üzücü biten güzel klasiklerden.
112 syf.
·7/10 puan
Balzac eserlerini ‘’İnsanlık Komedyası’’ adı altında tek bir başlıkta toplayıp üç ana başlıkta çözümlemek ister işte bu başlıklardan biri de ‘’Felsefi İncelemeler’’ başlığı bu kitap bu bölümde yer alıyor buradaki soru kitaptaki felsefi incelemeler nedir bunu da yazar yaptığı çözümleme ve betimlemeler ile ortaya koyuyor bir olayı veya kişiliği anlatırken özelden genele doğru bir aktarım yaparak yaşamın nedenlerini ortaya koymaya çalışmıştır.
Bu sebepten aile, aşk, baskı, derbeylik konularını içerirken ilk basıldığında ‘’Felsefeler İncelemeler’’ başlığı altında yayımlanması doğal olarak kitabı farklı bir bakış açısıyla okumanızı sağlıyor.
Balzac’ın bilinen en ünlü romanı ‘’Vadideki Zambak’’ bu kitabın sadeleştirilmiş halini okumuştum o yüzden pek Balzac’ı tanıdığımı söyleyemem kitaba başlamadan önce birkaç inceleme okudum yazar ve kitap hakkında en çok yazarın betimleyici yönünden bahsedilmişti her yerde kaşınıza çıkan uzun ve ayrıntılı betimlemeler, bu kitapta da yoğun olarak var kitap iki bölümden oluşuyor ‘’ Kadın Nasıl Yaşadı?’’ ve Oğul Nasıl Öldü?’’ ilk bölümü benim için ağır ve zordu tasviri çok sevdiğim halde yazarın diline alışamadım olay örgüsü kısıtlı ancak tatmin edici, güzel olanı sevmeyen bir insan var karşımızda Herouville Kontu, zorba ve etrafına korku salan biri, yazar bu kişiliği çok lezzetli anlatmış ama ikinci bölüm çok akıcıydı bunda karakterlerin etkisi çok fazla çünkü karşınızda iki tane naif insan var kırılgan, ürkek, saf ve insanlardan uzak doğayla yaşayan ilerde de sadece birbirleriyle yaşayabilen iki insan Etienne ve Gabrielle’i..
Birbirine bu kadar zıt karakterlerin olduğu bir dünyada ,kök salmaya çalışan insanları görüyoruz zihniyet farklı ancak amaç aynı. Nadide bir eser okudum okurken salt konu olarak değil de yazarın amacını unutmadan okursanız dağarcığınızda daha farklı yer edecektir yer yer hala üzerine düşündüğüm bir kitaptır.
.
112 syf.
·2 günde·Puan vermedi
İki nazik ruhu anlatan bir kitaptı.Kitabı fazlaca sevdim sanırım ben de o iki ruhtan biri olduğum içindi.
Sadece bir aşk hikayesi değil aynı zamanda Plato'nun tek ruh,tek insan olma felsefesini temel alan bir kitaptı.
Pek okunmamış bir kitap olması da şaşırttı.
112 syf.
·5/10 puan
Bu kitap Balzac'ın diğer kitaplarında da olduğu gibi bolca betimleme barındırıyor. Zaman zaman benzetmeleri sıksa da olay gerçekten ilgi çekici. Kitabın sonuna doğru insan daha da meraklanıyor fakat beklentimi karşılayan bir son yoktu.
112 syf.
·Puan vermedi
İlgimi çeken bir dönemdir Ortaçağ . Hele ki hikaye Balzac gibi usta bir kalemin elinden çıkınca daha bir cezbetti beni.
Betimlemeleriyle , anlatımı ile ; dönemin toplumsal yapısına, insan ilişkilerine, pozitif bilimlerden öte hurafenin etkisine yeterince vakıf oluyorsunuz.Beğenerek , küçük bir zaman ayırarak okuduğum bir kitap oldu. Konusu da ayrıca bilindik ama ilgi çekici .
112 syf.
·2 günde·Puan vermedi
Balzac’ın çocukluğu ve yaşamından izler taşıdığını düşündüğüm bu roman, kısa haline rağmen bir çok soruna parmak basıyor. Yazıldığı zamanda kadınların, erkeklerin inisiyatifine kalan yaşamları ve özgürlüklerinin ne kadar pamuk ipliğine bağlı ve çocukların hayatında ebeveynlerin yerinin ne denli önemli olduğunu tekrar hatırlatıyor.
112 syf.
·2 günde·7/10 puan
Dil olarak biraz yavaş ve yorucu ilerlese de konusunu beğendim. kitap babası tarafından lanetlenmiş bir çocuğun doğum ve ölümü olarak 2 başlıkta anlatılıyor. 1. kısmı daha çok sevdim
112 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10 puan
Buram buram orta çağ kokan sürükleyici bir öykü. Vasallık ve süzerenlik ilişkileri, ürkütücü ve gözü dönmüş derebeyinin daha doğrusu bir dükün insanların hayatına etkisini anlatıyor. Romandaki imgeler o denli müthiş ki. kendinizi bir kalenin içinde o insanlarla yaşıyormuş gibi hissedebilirsiniz. Orta çağ'ı en iyi anlatan romanlardan biri.
112 syf.
·2 günde·7/10 puan
Klasik okumak bana hep değişik geldi. O yıllarda yaşamalıymışım diyorum, o kadar içten ve samimi duygularda ki insanlar. Ve karşısındaki insana kötülük yapmak soysuzluk örneği. Şimdiki zamanda ise biri birine laf iğneleyince bunu marifet sanıyor. Lanetli çocukta da bu naif karakterler biraz fazlaca abartılmış ama yine de dramatikliği, edebi zevk açısından güzeldi. Ben dönemi yansıtıyor mu gibisinden yorumlayamayacağım. Kitap iki bölüme; anne ve çocuğun hayatı olarak ayrılmış. İlk bölüm annenin duygu düşüncelerine odaklanırken ikinci bölüm ise yine tanrısal bakış açısıyla 'lanetli' çocuğun dünyasına odaklanılmış. İnsan bazında bakarsam, kadınların çocuk doğurma olaylarının onları ne kadar da sıkıntıya soktuğu, tek taraflı maddi güçlüğün veya "soyluluk" gibi kavramların bir insanı istediği insanla beraber olmasını önlemesi gibi bireysel ve kültürel öğelerden bahsedebilirim. Bir de, o zamanlar kraliyet hiyerarşisinin içinde bulunulunca çocukta ya da bireyde olması beklenen bazı yetenekler ve beceriler söz konusu olunca hayatlarını ne kadar ellerinde bulunduruyorlar bu bir soru işareti.
"Sanki bizim için yaratılmış bu çiçeklere hayran hayran bakarken, bizim kimin için yaratıldığımızı düşünü­yordum; hangi varlıklar bize bakıyor?
Honore de Balzac
Sayfa 79 - Yapı Kredi Yayınları
Yoksullar, çileliler, ezilenler dile sığmaz sevinçler yaşarlar, küçücük bir şey onlar için dünyalara bedeldir.
Honore de Balzac
Sayfa 88 - Yapı Kredi Yayınları
İnsan ister mutlu olsun, isterse dertli, birlikte yaşadığı en küçük nesnelere bile bir yüz kazandırır; onları dinler, akıl alır, çünkü doğası gereği boşinançlıdır.
Honore de Balzac
Sayfa 14 - Yapı Kredi Yayınları
« Gri bir gökyüzünün altında geçen, her zaman kapkaranlık sürüp giden yaşamlar vardır..»
Honore de Balzac
Sayfa 94 - Yapı Kredi Yayınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Lanetli Çocuk
Baskı tarihi:
2010
Sayfa sayısı:
112
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750818295
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
Türkçeye ilk kez çevrilen Lanetli Çocuk, her ne kadar aile sırları, aşk, derebeylik üstüne bir roman gibi gözükse de, ilk basıldığında Felsefesel İncelemeler’in içinde yeralıyordu.
Tek yönlü bir okuma ile sınırlandırılamayacak tuzaklı bir metin, gizemci bir dille yazılmış bir dehşet öyküsü. Fiziksel birleşme, ahlak, düşüncenin bilinçaltı çalışması üstüne bir düş. Süregiden bir içsavaş içinde çelimsiz bedenler, cahil yürekler, çiçekleri ve denizi okuyabilen ama insanlarla yaşayamayan çocukların öyküsü.
Onaltıncı yüzyıl Normandiya’sında acımasız bir derebeyinin erdemli, kırgın ve zarif karısının fırtınalı bir gecede doğurduğu çocuk, babası tarafından lanetlendikten sonra insanlardan uzakta, içinde sadece annesinin, okyanusun ve müziğin varolduğu bir yaşam sürer, çiçeklerin dilinden anlayan, gerçek yaşamdan kopuk yaşamış diğer bir çocukla karşılaşana kadar. İkisinin beden ve ruhları birbirine karışarak Platon’un o nefis hayalini gerçeğe dönüştürürler; “ikisi tek bir varlık olup onu tanrısallaştırırlar”.

Kitabı okuyanlar 153 okur

  • Elif Dilruba Arıkan
  • Mortem Mandig
  • Rıdvan Bayhan
  • lena
  • Nurhan Topaloğlu
  • Seçil Şahin
  • özcan
  • Nejat Furkan Çağlar
  • kitapderyasi
  • Murat Yolgın

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%16.1 (10)
9
%8.1 (5)
8
%33.9 (21)
7
%24.2 (15)
6
%11.3 (7)
5
%4.8 (3)
4
%0
3
%1.6 (1)
2
%0
1
%0