“Ernest Hemingway, ‘Dünya güzel bir yer ve de uğruna savaşmaya değer’ demiş. Ben cümlenin ikinci yarısına katılıyorum.”
Seven | W. Somerset
Bir üslup ve sadelik ki, en darlanılan zamanlarda, en yakın kulağa fısıldanan sözleri anımsatır. Bir iskemlede sessizce oturup, Hemingway’i dinlersin. Savaş buhranlarından sığınılan yaşama sevincini duyumsarsın. Arzuları için yalan söylemekten çekinmeyen, mutluluk veren her şeyi mübah kabul eden bir adam çıkar ortaya, özyaşamöyküsel olabileceği hissini çokça vererek… Elinde purosu, masada viskisi, denizin dalgalı sesi, yağmur altında ıslanan kedi, tren vagonlarının gürültüsü, geride bırakılan anılar, daha az gülüşler, daha çok savaş ve daha fazla aşk.
1. Dünya Harbi’nin patladığı yıllarda orduya gönüllü olarak katılan Amerikalı bir teğmen olan Frederic Henry, savaştan yaralı olarak kurtulan askerleri hastanelere sevk etme görevini üstlenir. Savaşın tüm şiddetiyle sürdüğü anlar, akla gelen yaşama sevincini ve bütün iyi şeyleri -ütopik de olsa- hayal etme, arzulama anlarıdır. Silahların ve bombaların insanlardan daha fazla konuştuğu bir zamanda, eşikte kalan bir ruh halinin bir şeylere kaçma arzusundaki keskinlik, savaşın bıraktığı izlerle doğru orantılıdır. Zorluklar karşısında hayatın dar koridorlarından geçmekte olan birinin tutum ve ciddiyeti, sıradan bir yaşantının unsurlarıyla karşılaştırılamaz elbette. Açlık orucundan sonra damakta artan tat duygusu gibi bir şeydir bu. Kendi kırılmalarımızla beraber dünyanın da karanlığa karışmasını isteyerek çamuru onda ararız, kendimizi doğru çıkarırcasına. Haksız da sayılmayız, kötülüğü kendisinin dışına çıkarmayan hapsolmuş insanın durumu, tabiatın kesin kanunları gibidir. Ölümler çok uzaktadır onun için.
‘’İlk bilmen gereken şey savaşın filmlerdeki gibi olmadığıdır.’’
İtalyan