·
Okunma
·
Beğeni
·
42,9bin
Gösterim
Adı:
Martı
Baskı tarihi:
2009
Sayfa sayısı:
112
Format:
Karton kapak
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Sentez Yayıncılık
94 syf.
Edebiyatçılar ve kalem sahibi olma yolunda ilk adımlarını atmak isteyenler için çok faydalı, yön verici, vazgeçilmez bir eser olduğu kanaatindeyim.

Biri genç, diğeri ona nisbeten daha yaşlı olan iki yazarın ana karakter olarak karşılaştırıldığı dört perdelik piyestir. Genç Treplev yazmaya hevesli, yeni biçimler arayışında olan dekadan bir yazardır. Ona göre daha yaşlı olan (tam belli değil 35-40 yaş arası) Trigonov ise dünyaca ünlü, kendini kanıtlamış, hiçbir edebi akımı önemsemeden özgürce yazabilmeyi savunan yazardır. Bu iki yazar karakter üzerinden 19. yüzyılda Avrupada ortaya çıkan Dekadanlık, Sembolizm ve Naturalizm gibi edebi akımlara işaret edilerek genel değerlendirilmesi yapılmıştır. Bu akımları eleştirmiş ve Trigonov karakteri üzerinden kendi görüşünü ortaya koymuştur. "Martı" Anton Çehov kaleminden edebiyat ve sanat değerlendirmesidir.

Kısacası Çexov'un "Martı"sından aldığım mesaj şöyle:
Edebiyat(Sanat) biçimlerle, akımlarla sınırlandırılmamalı, özgürlük alanı olmalıdır. Düşünce kalıplaştırılmamalıdır. İçinden geldiği gibi, hangi biçim ve türde yazdığını düşünmeden özgürce yazmalıdır. Zamanın nabzı tutulmalı, bilim takip edilmeli, canlı karakterler oluşturlmalı ve karakterini yaşamalıdır.

"Martı"ya doyamadım; üst üste iki kez okudum, altını çizdiğim yerleri defalarca okudum. İmkanım olsa ezberlerim. Edebiyat nasıl değerlendirilir veya değerlendirilmeli ben bunu Anton Çehov'dan öğrendim.
128 syf.
·1 günde·Puan vermedi
Aşk dolu bir tiyatro kitabı Martı..

Yazarların, oyuncuların dünyasına girmemiz için kapıyı aralıyor bizlere. Bütün duygularını doruklarda yaşayan sanatçıların hayatlarına konuk oluyor, onlarla biz de yaşıyoruz.
Sayılı karakter olmasına karşın farklı insan tipleri ve onların yaşadığı gelgitleri görebiliyoruz. Hayattan bıkmışlar, hayata tutunmak için bir dal arayanlar ve hayata karşı hala umudu olanlar.
Karşılıksız aşklar, aşktan vazgeçenler ve aşk acısını en derinden yaşayanlar...

Akıcı, eğlenceli, okurken hep sonraki cümleyi merak ettiren belki kısa ama içinde birçok şeyi barındıran bir kitap. Özellikle bu türü sevenlere tavsiye ederim. Keyifli okumalar.
86 syf.
·Beğendi·8/10 puan
Ünlü hikâye ve oyun yazarı Anton Çehov'un son dört büyük eserinden birincisi Martı..
Sahnelenmiş başarılı bir oyun olan Martı, bazı karşılıksız aşkları içinde barındıran yürek burkan tarafıyla karşımıza çıkıyor, oyunda bunların yanı sıra, iç sıkıntısı arşa çıkmış ve aşkına karşılık bulamayan ve köy imkanlarıyla oyun yazmaya çalışan bir oğul; kendisini her daim öven ve kendisi dışında başkasının konuşulmasından haz etmeyen bir aktris anne, hasta bir dayı ve göl kenarında bir çiftlikte geçen diğer karakterler ile tamamlanan ve sonunda azıcık bizleri üzen bir sonla dört perde süren bir tiyatro.. Akıcı olduğundan bir günde çabucak okuyabilirsiniz.
İyi okumalar.. Anton Çehov
128 syf.
·Puan vermedi
Tiyatro türünü çok severim. Fakat tiyatro türünde okuduğum ilk kitap. Bu türü sevenlerin okuması gerekir. Okuduktan sonra fark ettim ki bu kitap okuyup rafa kaldırılacak türden değil. Tekrar tekrar okunması gereken bir kitap en azından benim için öyle.
.
Başka bir şeye değinmek istiyorum. Tiyatro benim kanayan yaram. Küçükken okulda drama dersleri almıştım ve bir gösteri için hazırlanmıştım ama bazı sebeplerden dolayı gösteriyi yapamadık. O yüzden içimde bir yerlerde hep tiyatrocu olmak istiyorum. Bu fırsat lisenin başlarında ayağıma gelmişti ama onda da yine olmazsa diyerek kendi içimde problem yaşadım. Lise bitimde kurslara gitmeyi düşünüyordum onda da pandemiden dolayı yapamadım. Zaten oldu mu hep üst üste olur. Neyse kendimden çok bahsettim. Umarım istediğimiz şeyleri gerçekleştircek zamanım zamanımız vardır. Çünkü yeniden denemeyi istiyorum.
.
Kitaba gelecek olursak dört perdeden oluşuyor. Hızlı okunan ve akıcı bir kitap. Tüm karakterler aşklarının karşılığını alamıyor. Karşılıksız sevmek onları uçuruma sürüklüyor. Okunması gereken kitaplardan bir tanesi. Keyifli okumalar…
.
Yapayalnızım, beni ısıtacak bir sevgi yok, bir yeraltı zindanındaymışım gibi üşüyorum, yazdıklarımda soğuk, yavan, bulanık..
.
–Neden hep karalar giyersiniz siz?
     –Hayatımın yasını tutuyorum.
.
Bir cümle vardır Turgenyev’de: “Böyle gecelerde, sıcak bir köşesi, bir yuvası olanlara ne mutlu!” Bense bir martıyım…
.
İnsan altmış beşinde de yaşamak ister.
76 syf.
·3 günde·Puan vermedi
Tiyatronun her türlüsüne aşık olan herkese söylüyorum mükemmel bir eser. Bir oturuşta hemen akıp giden,aktıkça da içinize müthiş düşünceler saplayan bir eser gerçekten. Okuyun,okutun!
Tiyatro okumayı pek sevmiyorum. Shakespeare zirve ise ben o zirveye tırmanmışım gibi hissederim hep. Ancak Çehov'un bu oyunu yeterince doyurucu oldu.
94 syf.
Merhaba, ben Anton Çehov!


Çehov kendisinden ne istendiğini bilen bir yazar. Bununla birlikte mizahi yönüyle de iyi huylu hiciv tadı da verdiği söylenebilir. Burada asıl garip olan Çehov'un derinden trajik olan olayların içine bu hicvi nasıl ustaca serpiştirdiği oldu. Dudaklarda her zaman bir gülümseme olmasına rağmen, derinde bir acının da içten içe kalbe yerleştiği olgusu. Tabii her eseri için bunu söyleyemeyiz. Ancak okuduğum eserleri için bunu söyleyebilirim. En azından Martı için. Çehov'un eserleri bir ihale bizler ise alıcıyız. Almak istediğimiz iyi bir acı ise doğru yere geldik. Hayır almak istediğimiz bir güldürü ise yine en iyi yerdeyiz. Güler misin? Ağlar mısın? İyi bir empati iyi de bir sempati yapabilmeyi gerektiriyor. Acı çekmeye olan sempatinin sık sık kahkahaları gözyaşlarına yaklaştırdığı bir çıkmaz. Dostoyevski'nin, Hermann Hesse'nin çığlıklarını giydiği eserleri olur. "Deniz-Martı" tanımlaması ise Çehov'un kendi ruhundan bir çığlıktır. Duymak öyle ustalık falan da gerektirmez. Şimdiye kadar okuduğum eserlerinde muhakkak ki bir doktor bulunuyor. Kendisinin de bir doktor olması ben de acaba kendini mi anlatıyor dedirtti.

Herkesler herkese aşık!

O gün Çehov'un zihninde bir sahne belirdi. Sahne göl ile evin ortasında idi. Göl gözükmesin diye perdeler çekildi. Sadece çiftlik sakinleri çağrıldı. Soğuk bir sonbaharda gerçekleşti gerçekleşmekte olan. Karakterler de en baştan bizimle tanıştırıldı. Giriş oldukça sanatsal. Toplumun her bir bireyi düşünülmüş. İhanetler, aşklar, dertler, kederler, ikilemler neler neler.. 4 perdelik bir oyun bu! Can alıcı karakterlerden biri olan Nina, bir martı gibi, kanatlarını yaymaya ve özgür olmaya çalışan, fakir, naif, genç bir kız olarak karşımıza çıkıyor. Bir gün ölü martının silüeti ardında bulduğu kaçışını özgürlükle süsleyemedi. İnsanın kaderinin belirlenmesinde yine insanın rolünün kaçınılmazlığı Nina ile sağlam temellere kavuşuyor. Biz ve tercihlerimiz. İçimizde bulunduğumuz durumun da tercihlere olan katkısı elbette yadsınamaz. Hayatın zulümleri karşısında Nina, yaralı bir kuştur ancak sonradan anlar ki göl kıyısından önüne hediye diye sunulan o ölü kuştan hiçbir farkı yoktur. Martı, tüm canlıların güzelliğini temsil etmek adına bizi karşılar, selamlar. Ancak o martının ölü olması da aslında tüm canlıların güzel olmadığını bize fısıldar.

Özel Parantez, Dr. Dorn!

Dobra dobur iyi niyetli Dorn. Yaşamaksa yaşamak. Kitapta ısrarları bir rafa kaldıran, üst akıl denebilecek karakter. Sorin bir ayağı çukurda çiftlik sahibidir, ölmeyi istemez. Dorn, 60'ı bulan yaşı ile hayata bu kadar bağlı olmasındaki anlamsızlığı da yüzümüze vuruyor. 60'ından sonra iyiliği, güzelliği hatırlarız çoğumuz. Ya da vücudumuzun yavaş etmesine istinaden kötülük, fenalık etmeye gücü de yetmez. Herkes herkese aşıktır. Labirent gibi karmakarışık ve döngü halinde ilerleyen bir aşk silsilesi.

Tiyatro okumayı pek sevmiyorum. Shakespeare zirve ise ben o zirveye tırmanmışım gibi hissederim hep. Ancak Çehov'un bu oyunu yeterince doyurucu oldu. Sadece 1,5 saat içinde eridi gitti güzelim kitap. Sizin de okumanızı tavsiye ediyorum ancak bilin ki eksik bitti. Daha çok malzeme çıkardı bu kitaptan. Çehov neden bıraktı diye düşünmeden edemedim.
94 syf.
·Puan vermedi
Tiyatronun her türlüsüne aşık biri olarak söylüyorum mükemmel bir eser. Bir oturuşta hemen akıp giden,aktıkça da içinize müthiş düşünceler saplayan bir eser gerçekten. Okuyun,okutun!
93 syf.
·1 günde·7/10 puan
Aşka bu kadar anlam yüklenmeli mi? Sonuçları bu denli ağır olabilir mi? Sevgi çaresiz bırakmamalı bence. Aşkı bu kadar büyütmemeli, değer vermemeli, sadece yaşamalı ve gerekirse bitirmeli. Hayatın merkezine aşkı koyarsak ve o aşk kıvılcımları yüreğindeki ormanı yakıp kül ederse hayat boş, anlamsız ve çaresiz gelecektir.
94 syf.
·1 günde·Puan vermedi
Martı: Anton Çehov 'la tanışmamı sağlayan, etkileyici ve insani duygulara dair düşündürücü ayrıntılar barındıran tiyatro oyunu.

Kitabın içeriğinde; orta ve yüksek tabakalardan insanları, bu insanların karşılıksız aşklarını, yazar veya oyuncu olarak yükselme isteğini, birbirinden beklediği yakınlığı ve desteği göremeyen anne ve oğul ilişkisini konu alan dört perdelik oyunun yer aldığını belirtmekle ve Martı adlı oyundaki ana karakterlerin sanata düşkün kişiler olması, Bunlardan Arkadina ve Trigorin’in aktrist ve yazar olarak hedeflerine ulaşmış ama yaşlıların bu başarısına karşın genç Nina ve Treplev’in başarısızlıkları da dikkat çeken bir husustur. Oyundaki dört ana karakterin dördü de arayış içinde olan Arkadina, Treplev, Nina ve Trigorin’dir. Eski kuşak bir yere gelmeyi başarmış, yeni kuşak ise hem sanatsal açıdan hem de başarılı bir hayat kurmak açısından başarısız kalmışlardır.
94 syf.
·2 günde·Beğendi·7/10 puan
Uzun zaman önce bir internet sitesi testinde "hangisi sizin yazariniz" başlığını görmüştüm ...aramızda kalsın severim testleri ,anketleri :) yılmadan soruları cevapladım ,cevapladım, cevapladım .

Sonuç Anton Çehov..üstelik hiç okumadığı bir yazar ...sonra araya bir kaç mevsim girdi ben hep Çehov 'u görmezden geldim .
Iteledim ,zamanın bilinmeyen yerlerine yolladım ..sonra bir gün yine benzer konulu bir test daha çıktı karşıma ...onuda yaptım bıkmadan ,usanmadan ,ve merakla ..
Sonuç : Anton Çehov :)
Ve artık yazgımdan kacamayacagımı anladim :) ...bir hışımla girdim is/kültüre kaptım 3 adet Çehov kitabını (daha da soyleniyorum ne ara okuyacaksin acaba bunları diye )... .ki öyle etli-butlu kitaplar da değil kısacık öykü kitapları kıvamında .
Bu sabah martı ile Çehov turuna başladım ..martı beni çok etkilemedi sadece bir bölümü akılda kalıcı idi benim için o da Trigorin in "bakın insanın gece gündüz aklından çıkmayan saplantıları vardir" dediği bölümüdür. .ordaki yazarın yazma saplantısının bende okuma saplantısı halinde yaşandığını tespit ettim ...gerçekten bu böyleydi ...gece yatıp o gün ne okuduğum , yarın sabah hangi kitabı alacağım ( hemen hemen her gün kitap almaktayim ve aşağı yukarı 300 adet okunmamis kitaba sahibim ) bir ayı kaç kitap okuyarak geçirdiğim ,bir sonraki ay hangi kitapları okuyacağım diye düşünen ..bir kitap delisine dönüştüğümü fark ettim :)
Bu delirmelerim beni fazlasıyla mutlu etsede ,sinsice evin salonu kitap istilasına uğrarken eşimin ve oğlumun yaşam alanını ele geçirmenin :) bana geri dönüşümünün pek hayırlı olmayacağı kanaatindeyim :)
An itibarı ile Vanya dayı ile Çehov turuma devam ediyorum :) not:Vanya dayı "martı "dan daha iyi :)


Sevgiyle kalın :) hepimize keyifli okumalar dostlarım. ...
94 syf.
·Beğendi·10/10 puan
Sanki karakterler, birbirinden koşar adım uzaklaşmak için oluşturulmuş gibi.. Kimse birbirinin hayatına olumlu yönde dokunamıyor, herkes uzaklaşıyor birbirinden ve herkes seviyor birini. Aşk üçgeninden daha da fazlası bir durum bu. Karakterlerin çoğu bir karakteri seviyor, sevilen karakter de başka bir karakteri seviyor, buluşamıyorlar bir noktada, yaklaşmak istedikçe daha da uzaklaşıyorlar birbirlerinden ve uzaklaştıkça da daha da acı çekiyorlar. Sevmek.. karşılığını bulamadan sevmek yok ediyor karakterimizi, dağılıyorlar onlar, martı artık kanatlarını çırpamıyor, duyguların yoğunluğu paramparça ediyor onları..

Bir tarafta sanatın gelenekçileri, bir tarafta sanatta yeniliği savunanlar çatışıyor, anne-oğul çatışıyor, yazar-yazar çatışıyor, uyuşmuyorlar birbirleriyle, yok ediyorlar hep. Bu çatışmaların arasına girip gözlemliyoruz onları; gururlu, öfkeli, yenilikçi, kendini değersiz hisseden yazar ile, başarılı, umursamaz ve faydacı yazarın çatışmasında buluyoruz kendimizi, ikisinin de ana karakter olmak için canla başla mücadele ettiği bir arenada.

Aşklarının karşılıklarını alamama derin bir uçuruma sürüklüyor hepsini, acılar içinde yanıyorlar içten içte. Annenin yanı başındaki oğlu derin acıların etrafını kuşatmasıyla mücadele ederken kayıtsız kalıyor, derinden sevgiler çöpe atılıyor ve anlam veremediğim bir psikoloji birçok karakterin üzerine nüfuz ediyor: Kendisini sevmeyeni sevme, kendisine acı çektireni sevme.. Her ne yapsalar da, arzuladıkları başarıyı yakalasalar da sevginin yokluğunda sendeleyen karakterler bir yana, bazı karakterlerin yaşamlarını paramparça hâlde etrafa saçan karakterlerin umursamazlığı bir yana.. Derin bir acının, derin bir hüznün sarmaladığı bu tiyatro sahnesinde Çehov'un zihin dünyasına, hırslarına, düşüncelerine, duygularına kulak asmamanız pek mümkün görünmüyor.

Keyifli okumalar diliyorum :)
94 syf.
·2 günde
Anton Çehov'u tanımak bir harika imiş .^_^Okuduğum ilk tiyatro oyununun Anton Çehov ile olması da benim için ayrı bir değerli oluverdi.
Hakan Hocamıza tekrardan bu güzel etkinlik için teşekkürlerimi sunuyorum^_^
Oyunda ilk sayfadan "ahaaa kişiler arasında iletişimsizlik vurgulanmış,birbirini dinlemeyenler,anlamayanlar mevcut " deyip daha bir heyecanlandım okurken ^_^ çünkü psikolojik tahliller, iletişim problemleri hep ilgimi çekmiştir^^.İlerleyen sayfalarda da devam edince Çehov'un çözümlemelerine hayran kaldım.
Anne~oğul arasındaki diyaloglar kalbimi de acıtıverdi.Annenin paraya,güce,şöhrete,kıyafete verdiği önem kadar oğlunun sanat için uğraş verdiği oyunlarına,yazılarına değer vermeyip bir de küçümseyerek alay etmesi ne kadarda günümüzde de böyle durumlar mevcut dedirtti.
Ah bir de herkes tarafından beğenilip özgünlüğü olmayan,sıradan yazılar yazana olan ilginin üst seviyede olup yenilik peşinde,özgün,toplum için bir şeyler yapmak isteyen yazara ilgi duyulmadığı :( oyunda gözler önünde idi.
Şöyle bi de karakterleri genel olarak analiz edersek ; birbirlerinin farkında olmadan, hırslarıyla,tutkularıyla yoğrulmuş ve en can acıtanı da yalnızlaşmaları söz konusuydu.
Kitabın sonlarındaki şu cümle de oldukça harikulede idi;" Bizim işimiz de -oynuyor olsak da- önemli ün,parlaklık,hayalini kurduğumuz şeyler değil,sabretmeyi bilmektir." ^_^
Hepimiziiin Anton Çehov'la tanışıp anlaması dileğiyle efendim^_^ Bu güzel oyunu da okumanızı tavsiye eder, huzurlu,keyifli okumalar dilerim.^_^
Eskiden ne kadar güzeldi. Ne kadar da parlak, sıcak, neşeli ve temiz bir hayattı! Peki ya o narin zarif çiçeklere benzeyen duygular... Hatırlıyor musunuz?
Bomboş, derin bir kuyuya atılmış bir tutsak gibi, nerdeyim, beni ne bekliyor bilmiyorum. Fakat bir tek şey var bildiğim: maddi güçlerin yaratıcısı şeytanla amansız acımasız kavgada, zafer mutlaka benim olacak.
Yapayalnızım. Bir şey söylemek için yüzyılda bir açarım ağzımı, sesim bu boşlukta kederle çınlar ve hiç kimselere ulaşmaz...

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Martı
Baskı tarihi:
2009
Sayfa sayısı:
112
Format:
Karton kapak
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Sentez Yayıncılık

Kitabı okuyanlar 9bin okur

  • feyza
  • Mardukbooks
  • GönülRana
  • Doruk Sarsılmaz
  • nameless
  • Nazife Türk
  • gül
  • Samed Zengin
  • lily
  • Gökay

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0 (1)
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları