Merhaba, Kahramanımız, Martin Eden bir kıza aşık oluyor. Onunla birlikte olabilmek için toplumun işçi sınıfından üst kesimden olan kız arkadaşına denk olma çabasını çok gerçekçi akıcı bir dilde aktarıyor. Karakterimiz içimizden biri olduğu için çabucak ısınıyoruz. Mücadelesi insana umut verirken çektiği acılar hep bir buruklukla okumamıza neden oluyor. Sonlara doğru olay temposu azalmakla birlikte heyecanını komple kaybetmiyor.
Kitap 20.yüzyılın başındaki toplumun sosyo-ekonomik yapısına çokça atıflar yapıyor. O zamanki insanların hala etrafımızda gördüklerimizden birileri olması şaşırtıcı.
Çevirisi gayet başarılı olmuş, akıcılığı korunmuş. İyiki okudum dediğim bir kitap, roman tavsiyesi isteyenlere öneririm.
Martin EdenJack London · Yason Yayıncılık · 2015135,3bin okunma
Martin Eden,
unutamayacağım bir kahraman..
Hayata tutunma mücadelesi, azmi, aşkı, fikirleri, koyduğu hedefleri, hayalleri, başarısı kitabın her bir dizesine o kadar iyi işlenmiş ki..
Hikayesiyle direk kitaba bağlanıyorsunuz, elinizden bırakamıyor hep bir sonraki adımını merak ediyorsunuz, hikayenin sonunda her ne kadar amacına ulaşmış bir Martin Eden görseniz de,
yazarın Martin Eden için hazırladığı sonu
kitabı asıl ölümsüz yapan detay olduğunu fark ediyorsunuz,
mutlu bir son veya bir başka son sizi tatmin etmeyeceği gibi bu eseri ölümsüz de yapmayacaktı belki...
Yapımız gereği sanırım mücadele etmeyi seviyoruz hedefe ulaşmayı değil, hedefine ulaştığını gördüğün an yeni bir hedef koyup mücadeleye yeniden devam ediyoruz bu bir kısır döngüdür ve bir şekilde hep hayata devam edebiliyoruz..
Martin Eden hedefine ulaştığı an yaşam anlamını yitirdi derin bir boşluk hissetti ve buna bir son vermeye karar verdi..
Hedefi olmayan her insan Martin'in yaptığını mı yapardı bilmiyorum ama sonsuz bir yalnızlık ya da sonsuz bir uyku hissedeceği kesindi..
Martin EdenJack London · Yason Yayıncılık · 2015135,3bin okunma
Değişim ve dönüşümün kitabı Martin Eden!
Hanı hep deriz ya "insanlar değişmez" diye işte bu sözü koca bir çöpe dönüştüren bir karakter karşınıza çıkıyor. Sudan çıkmış balığa döndürüyor sizi.
Bu kadar azimli bu kadar dirayetli olmak sadece sevmekten mi geçiyor diye düşünmeden edemiyorsunuz? Evet sevince gözü kör olmak yerine sevince gözü görmeye başlayan bir Martin.
Kitabin her bir noktasında keşke böyle sevilsek dediğim ama bu sevgiye kıymet vermeyen bir Ruth karakterine rastlıyoruz. Sanki çevremizde de hep böyle değil mi ? Kaçan kovalanır ama sonunda hep tersine döner. Işte Martin de kendini sulara bıraktığında üzülerek biten bir hikaye ile sonlandı her şey...
Akıllardaki tek soru değdi mi tüm bunlara sevmeden her şeyi öğrenseydin her şey daha güzel olmaz mıydı ?
Kitap bitti bende bittim hem sana hayran hem üzgün... Hoşça kal Martin Eden. Sen okudukça canlanacaksın!
Tavsiye üzerine okuduğum bir eser. Eserin bütününü yorumlamak gerekirse; göz ardı edilecek, atlanılacak hiçbir cümlesinin olmadığını söyleyebilirim. Beni olayların içindeymişim gibi hissettirdi. Martin'in açlığını, sefaletini, kimsesizliğini, yüce aşkını ve bitmez tükenmez azmini tüm samimiyetimle hissettim. Martin'e tüm o çılgınca çalışmaları yaptıran aşkı bir gün son buluyor ve bu da Martin'in yaşam ışığının sönmesine sebep oluyor. Bu kitapla ilgili unutamayacağım şeyler ise Martin'in kitap okuma aşkı ve buna bağlı olarak yemeğinin pişmesini beklerken 2 paragraf okuyabildiğini hesap etmesi ve bunu uygulaması, uykularını kısması, en temel ihtiyacı olan yemeğinden bile feragat etmesi olacak... Ve Martin'in para kazandıktan sonra ona karşı değişen insanların yapmacık tavırları...Martin'in ''İş bitti.'' sözüyle bitiriyor ve kesinlikle okunmasını tavsiye ederek bitiriyorum iyi okumalar.
Bir insanın bir işi yapmak için daha doğrusu bir şeyi başarmak için potansiyeli varsa bunu yapabilir. Bunu yapması için gerekli olan ise kendisinin farkına varması ve yapabileceğine inanmasıdır. Evet bir insanın kendine inancı yok ise başka birisinin ona inanmasının pekte bir önemi yoktur. Martin Eden yapabileceğine inanıyor ama niçin yapması gerektiğini bildiğini sanıyor ve sonunda yaptığı şeyin sebebi konusunda yanılıyor. Bir insana aşık olduğunu sanmak, inançlar, hırs, yorgunluk, uykusuzluk,acemilik,halk-burjuvazi ilişkisi, devlet-halk ilişkisi üzerine en önemlisi de insanın inançları (aşk,insan olmak, dünya üzerine olan inanç) konusunda yazılmış iyi bir kitap. Bazı yerlerde sıkıcı olabiliyor. Özellikle dergi isimleri ile dolu olan kısımlar (ingilizce olunca sadece bakıp geçiyorsunuz okumak gereği duymadım:))onun dışında akıcı ve farklı bir bakış açısı ile yazıldığını söyleyebilirim. İntihara olan bakış açımı değiştirdi(olumlu mu?olumsuz mu karar kılamadım:)
Martin EdenJack London · Yason Yayıncılık · 2015135,3bin okunma
Azmin,hırsın,inadın,inanmanın eseri.Bu eser bende öyle bir etki bıraktı ki kelimelerim yetersiz kalıyor inceleme yazmaya.Martin'in de dediği gibi yazamayanlar yazanlar hakkında ne çok şey yazıyor.
Martin EdenJack London · Yason Yayıncılık · 2015135,3bin okunma
Tam, "Dur, daha yeni tanıdım seni!" derken kitabın bitmesiyle ellerimden kayıp giden bir arkadaş oldu Martin Eden benim için.
İncelememe başlamadan önce bir itirafta bulunmak istiyorum: Bu eseri spoiler vermeden inceleyecek kadar yeterli görmüyorum kendimi. Ona göre okuyun ki incinmesin hayat mücadelesinde yorgun düşmüş yüreklerimiz.
Yarı otobiyografik bir roman. Jack London'ı büyük oranda Martin Eden kişiliğine bürünmüş olarak görüyorsunuz. Dönem aynı dönem, mekan aynı mekan, zaman yine aynı zaman ve yine kahramanlar gerçek dünyadan kahramanlar... Yirmili yaşlarda tabiri caizse halk tabakasından bir genç Martin Eden. Denizcilik ile uğraşırken bir olay sonucunda Ruth ve ailesi ile tanışıyor. Onun burjuvazi ile tanışması aynı zamanda... Ona duyduğu ya da duyduğunu sandığı aşk onu yazılar yazmaya itiyor. Başarılı bir yazar olma adına disiplinli bir çalışma başlatıyor. Büyük hayranlık duyuyorsunuz onun azmine. Ruth'un dünyasına ait olma mücadelesi girdiği aslında. Bu mücadelede onunla aşık oluyor, onunla acı çekiyor, onunla aç kalıyor ve onunla amacınıza ulaşmak için çabalıyorsunuz.
Bir aşk insana neler yaptırır? Aşk sandığımız şey aslında nedir? Para nelere gölge düşürebilir? Amacımıza ulaştığımız anda daha mı mutlu olacağız sorularının cevabını alıyoruz eseri okurken...
Algernon'a Çiçekler isimli bir eser okumuştum. Başkahraman zeka seviyesi arttıkça derin bir yalnızlığa gömülüyor ve aynı zeka seviyesine düşene kadar o yalnızlıktan kurtulamıyordu. Martin Eden ait olduğu sınıftan kopma mücadelesi verirken burjuva sınıfını da tanıyor. Bu tanıma süreci onu eski sınıfına da yabancı kılıyor ve her iki sınıfa da uzaklaşma başlıyor. Bu durum onu hayata daha da yakınlaştıracak dediğimiz yerde tam bir uzaklaşmanın geldiğini görüyoruz.
"Yalnızlığını daha güçlü ve kendini
İncelememe bir alıntı ile başlamak istiyorum.
“Kitap okuyorsun ve yapayalnız buluyorsun kendini”
Beni bu eserde en çok etkileyen alıntı olmuştu.
Kitap okurken hiç şikayetçi olmadığım bir durumdur.
Bazen anlamsız bir kalabalıktan ziyade bir kitabın içerisinde yalnızlaşmak daha anlamlı geliyor.
Martinin intiharı üzerinden bir inceleme yazmak istedim.
Çünkü Martin'in intiharı beni oldukça etkilemiş ve düşündürmüştü. Bunun üzerine belli birtakım olgular üzerinden kendime sorular sorup ve bu soruları kendi paradigmam içerisinde yanıtlamaya çalıştım.
Daha sonra ortaya bu şekilde bir analiz çıktı.
İncelemem alıntılar hariç tamamen kendi bakış açım ve cevaplarımdan oluşmaktadır.
Eserin son bölümüne baktığımızda, insanların Martine karşı yaptığı ikiyüzlülük, çıkar gibi sebeplerden ve ait olmadığı bir toplumun verdiği mutsuzluk sebebi ile intihar ettiği düşünülebilir.
Fakat bu intiharın bundan daha fazlası olduğunu düşünmekteyim
Biz bu intiharın gerçek sebebini öğrenmek istiyorsak öncelikle şu soru üzerinden yola çıkmamız gerekiyor
Mutluluk Nedir?
Mutluluk insanın kendi içinde koyduğu zorlu ve hatta bazen imkansız hedefler ve beklentiler olup ve bu hedefler ve beklentilere ulaşabilme umudu taşımasıdır.
İnsan elde ettiği bir sonuç ile asla mutlu olamaz. İnsanı mutlu yapan o sonuca giden yoldur, onu asıl mutlu yapan bu süreçte geçtiği yollardan topladığı umut taneleridir.
Fakat maalesef sonuca ulaşıldığında artık doyum başlar ve bu doyum çok kısa sürer. Doyum tamamlandığında artık elde edilen sonuç hızlıca değer yitirmeye başlar ve bu değer yitirme elde edilen sonuç nötr noktasına gelene kadar devam eder.
O halde Mutlu olmak bir şeyi elde etmek değildir, insanın elde etmek istediği hedefine giden yoldaki umut tanelerini elde etme hazzıdır. Elde edilen haz ise zamana
Bir insanla tanıştandığında zihninde bir roman karakteri canlanıyor mu? Ya da bir gezide ilk defa gördüğün bir manzara okuduğun bir romanın anlatığı mekanın kokusunu duyuruyor mu? Tam tersi de olabilir yani. Okuduğun bir romanda ki karakteri gerçek hayatta birileri ile kıyaslama gibi. Hayatının odak noktasına kitapları koymuş çoğu okuyucu kısmen veya hepten bu tür duyguları yaşamıştır, yaşıyordur. Tıpkı her gördüğü kişiyi bir film/dizi aktörüne benzetenler gibi. Her tanıştığım kişi okuduğm kitaplardan bana bir şeyler hatırlatır. Kimisi binlerce yıl öncesine götürür kimisi de yüzyıllar sonrasına. (Kimisi de lağım çukuruna...)
Lisede başımı epey derde soktuğum bir zamanda (uzaklaştırma aldığım), daha önce içeriği hakkında bilgimin olmadığı "Sefiller" romanı ile eve döndüm. Odama geçtim ve okumaya başladım. -Bende bir alışkanlık haline geldiğini sonradan fark ettim. Canımı sıkan veya stresli bir durum ile karşılaştığımda elime kitap alır başka bir dünyaya zihnen adım atarak mevcut durumun üzerimdeki etkisini kırmaya çalışırım-
Jean Valjean karakteri ile o kadar özdeşleşmiştim ki kitabı elimden bırakmadan 17-18 saatte 582 sayfalık "Sefiller" kitabını bitirmiştim. 3 4 gün boyunca Martin'in Ruth ile ilk karşılaşmasından sonra evine dönerkenki ruh halinde idim. Hiç bir zaman bir daha öyle bir kitapla karşılaşmadım. (İçinde bulunduğum duygu durumundan olsa gerek.) Ta ki Martin Eden'le tanışana dek. Lisede iken bir kitapta tattığım o duyguyu tekrar yaşadım. Kitap boyunca geçmişim film şeridi gibi zihnimde sürekli canlandı. Martin'le çok fazla ortak noktamız vardı. Hele öyle olaylar vardı ki birebir aynısı. İkinci kez başkalarını değil de kendimi görüyordum okuduğum romanda. Duygu durumumun çok fazla değişmemesi için 100 sayfa okuduktan sonra araya 1 Shakespeare eseri
Martin EdenJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025135,3bin okunma
Jack London'ın hayatından izler taşıyan yarı otobiyografik bu eseri son zamanlarda o kadar övgüyle duydum ki elime almadan yapamadım. İlk defa Jack London'dan bir eser okumuş olduğum için başta hayatına ve görüşlerine dair küçük bilgiler edinmekle başladım. Kitaba başladığımda yapısı biraz garip geldi açıkçası. Zevkle Dostoyevski ve rus edebiyatı okuyan biri olarak söylüyorum ki kitabın uzun betimlemeleri ve anlatımları içinde çok fazla kaybolduğum ağırlaşıp kitabı kenara bıraktığım an oldu. Bu yüzden ilk başlarda zorlandım ama yaklaşık kitabın ortalarından sonra yazarın diline alışmaya başladığımı fark ettim ve kitap akmaya başladı. Aslında sonrasında yazara da hak verdim. Karakterin her hissini her sevincini her yenilgisini ve diğerlerini ayrıntılı bilmeden onunla gerçekten özdeşleşemezdik. Çünkü aslında size beş satırda kitabın özetini çıkarabilirim çünkü olaylar az ancak önemli olan olaylar değil Martin'in adım adım değişimini gözlemleyebilmek, onu ve zamanla girdiği buhranı anlayabilmek.
Eserin konusuna gelince, Martin'in bir denizci olarak başladığı hikayede aşık bir gence dönüşmesini, ardından kendini aşkı için geliştirirken fikir sahibi olup onlar için de savaşmak isteyişini görüyoruz. Aslında Martin'i elimizde büyütüyoruz. Martin üst sınıftan aşık olduğu Ruth'a layık olabilmek için tek tek her konuda kendini gliştirmeye çalışırken Herbert Spencer' ın düşüncelerinden çok etkileniyor ve etrafında düşünen ve bunları tartışabilen insanların varlığından zevk almaya başlıyor. Ancak onun sosyalist olduğunu düşünen Ruth'un ailesi bu durumdan hiç hoşnut değil. Martin edebiyatla ilgilenip günlerini yazılar yazarak geçirmeye başladığında da Ruth'un ailesi düzenli bir işe girmediği için de gittikçe Martin'i ilgi alanlarından çekiyor. Jack London bu konuda da dergi
12 Ocak 1876’da San Francisco’da doğdu. Gerçek adı John Griffith Chaney’dir. Evlilik dışı bir çocuk olarak dünyaya gelen Jack London, soyadını, henüz sekiz aylıkken annesinin evlendiği John London adlı savaş gazisinden aldı. Maddi sıkıntılar nedeniyle küçük yaşta okulu bırakıp gazete satıcılığı, tayfalık, balıkçılık, istiridye korsanlığı, gazetecilik, sahil koruma devriyeliği gibi çeşitli işlerde çalıştı ve Amerikan işçi sınıfını tanıdı. 1894’te serserilik suçlamasıyla otuz gün hapis yattı. Hapisten çıktıktan sonra hayatını değiştirmek arzusuyla liseye kayıt yaptırdı. Lise öğrenimini bir senede tamamlayarak 1896 yılında Kaliforniya Üniversitesi’ne girdi. Bir dönem okuyabildiği üniversiteden maddi zorluklar sebebiyle ayrıldı. 1897’de Klondike bölgesinde altın arayanlara katıldı ama bir yıl sonra yine yoksul ve işsiz olarak geri döndü. Yoğun bir çalışma programı hazırlayarak şansını yazarlıkta denemeye karar verdi. Soneler, baladlar, nükteli fıkralar, anekdotlar, korku ve serüven öyküleri yazmaya başladı. 1909’da yazdığı Martin Eden bu dönemi yansıtması bakımından otobiyografik izler taşır. İlk kitabı Kurt Dölü (1900) büyük ilgiyle karşılandı. Aynı yıl Elisabeth Maddern ile evlendi ve bu evlilikten iki kızı oldu. Ancak bu beraberlik uzun ömürlü olmadı ve 1904’te sona erdi. Charmian Kittredge ile ikinci evliliğin ardından 1916’da Kaliforniaya’daki çiftliğinde hayatını kaybetti. London yazarlık kariyeri boyunca elliye yakın kitap yazdı ve döneminin en çok okunan yazarlarından biri oldu. Yazdıkları, yaşadıkları etrafında şekillenmiş, sosyalizmin de etkisiyle toplumcu bir dünya görüşüne ulaşmıştır. Başlıca eserleri arasında Beyaz Diş, Martin Eden, Uçurum İnsanları, Vahşetin Çağrısı yer alır.