Muhteşem bir başyapıt. Martin'in hayat mücadelesi, azmi, asla pes etmeyişi beni çok etkiledi. Okurken hiç bitmesin istedim. Bana kattıkların için sonsuz teşekkürler Bay Eden!
Martin EdenJack London · Sis Yayıncılık · 2014135,3bin okunma
Her insan, içerisinde başka bir insan taşır. Kimisi, ömrü boyunca bir kez bil içindeki insanın farkına varmaz, onu hapsettiği hücreleri ile ölür gider. Ama insanların çok azı, farkına vardığı bu insanı dışarıya çıkarır, konuşturur, yargılar ve infaz eder.
Martin Eden, içindeki Martin Eden'in farkına varmış, konuşturmuş, yargılamış ve infaz etmiş. Bence, dışarıdaki Martin, içerideki Martin'i oldukça yanlış anlamış ve hakkında yanlış hüküm vermiş. Martin'lerin ikisi de işe yaramazdı ama yargılama yine de adil değildi. İki Martin'in anlaşamaması böyle bir adaletsizlik ortaya çıkarmış.
Çarpışan iki Martin'in dayanamadığı nokta, "ye kürküm ye" mantığında olan insanların, ne dediğini bilmez vaziyette yaptıkları işkencelerdi.
Ve yeni Martin buna dayanamadığı için eski Martin'in de alıp götürmüş....
Merhaba.
Uzun bir süre Martin Eden ile bir yolculuktaydım. Kitap akıyor gerçekten. Aktıkça benliğinizdeki acılar ortaya çıkıyor yakıp kavuruyor. Bu olsun bari diyorsunuz olmuyor, şurada yüzü gülsün diyorsunuz gülmüyor. En son hiçbir şeyi kalmayınca her şeye sahip oluyor. Ama ne fayda...
Klasik severlerin sıkılmadan okuyacağı, sevmeyenlerin ise bir şans vermesi gerektiğini düşündüğüm bir kitap oldu. Zamanı geldiğini hissettiğinizde okuyun ve bitirmek için acele etmeyin. Eminim Martin Eden kalbinizde bir köşeye yerleşecektir.
Sevgilerle.
Martin Eden
Gece 3.. Normalde erken uyurum fakat kitap çok akıcı olduğu için bitirmek istedim. Sonunu baştan yazmayı çok istedim bitirince. Duvarla bakışıyorum saatlerdir. Aslında çok istediğimiz şeylere ulaşınca da mutlu olamadığımız anlatılmış. Ve o istediğimiz şeye ulaşmaya çalışırken aslında neler kaybettiğimiz, nelerden vazgeçtiğimiz anlatılmış. Okumanızı tavsiye ederim.
Jack London’ın Martin Eden adlı romanı, bireysel çabanın, sınıf atlama mücadelesinin ve sanata duyulan tutkunun unutulmaz bir hikâyesi. Kitap boyunca Martin’in azmi, inadı ve kendine olan güveni beni derinden etkiledi. Onun hayalleri uğruna gösterdiği çaba o kadar gerçekçiydi ki, okurken adeta ben pes ediyordum ama o yazmaya devam ediyordu. Kimsenin olumsuz sözlerini umursamadan, kendine olan inancıyla yoluna devam etmesi beni hem hayran bıraktı hem de duygulandırdı.
Martin, alt sınıftan gelen, eğitimsiz ama inanılmaz bir öğrenme açlığına sahip bir genç olarak, burjuva sınıfına ait Ruth’a duyduğu aşk sayesinde edebiyatla tanışıyor. Ancak bu aşk, onun için sadece romantik bir bağ değil, aynı zamanda kendini entelektüel ve sosyal olarak geliştirme arzusunun da bir yansıması oluyor. Kitapta Martin’in, toplumun dayattığı değerlere karşı verdiği mücadele, zorluklarla dolu yükseliş süreci ve sonunda yaşadığı büyük hayal kırıklıkları etkileyici bir şekilde işlenmiş.
Roman, bireyin kendi gücüne inanarak ilerlemesini ve sınıfsal ayrımların yarattığı çıkmazları çok sert bir şekilde eleştiriyor. En çarpıcı noktalardan biri de Martin’in başarıya ulaştığında, onu bir zamanlar küçümseyenlerin nasıl birden ona hayranlık beslemeye başladığını göstermesi. Martin artık toplumun arzuladığı “başarılı yazar” haline geldiğinde, aslında bu başarının ona hiçbir anlam ifade etmediğini anlıyoruz. İşte tam burada, kitabın finaline doğru gelen duygusal yoğunluk beni derinden sarstı. Martin’in içsel boşluğu, hayatının anlamını kaybetmesi ve büyük bir hayal kırıklığı içinde sona doğru ilerlemesi gerçekten yürek burkan bir deneyimdi.
Kitap bana, sadece başarıya odaklanmanın ve başkalarının gözündeki değeri önemsemenin insanı ne kadar yalnızlaştırabileceğini gösterdi. Martin’in azmi ilham
Martin EdenJack London · Sis Yayıncılık · 2014135,3bin okunma
Uzun zaman sonra bir kitap için inceleme yapıyorum. Nedense yapmam gerektiğini düşünüyorum. Kitabi ilk 50 ve sonrası olarak değerlendirecem. Çok büyük övgü ve tavsiyelerle başladım ama ilk etapta büyük bir hayal kırıklığı yaşadım. Bırakma seviyesine geldim diyebilirim ama içimden bir ses bırakma bu adamı oku diyordu ve öyle yaptım kitap 520 sayfa zerre sürükleyici değil 1 sayfa sonrasını hiç merak etmedim hiç tahminim olmadı ama Jack London beni esir aldı resmen. Iki sınıfı bir cok boyutuyla öyle harika işlemiş öyle muazzam tespitlerde bulunmuş ki keşke cok daha önceden tanışsaydım diyorum hemen ilk isim set olarak aldım kitaplarını ve herkes Jack london ile tanışmalı bence. Şunu da belirteyim ki okuduğum yayınevi çeviri pek iyi değildi iş bankası Levent Cinemre nin çevirilerinden okumak lazım. Kargom gelince aynı kitabı bir de iş bankasından okuyacam.
Martin EdenJack London · Sis Yayıncılık · 2014135,3bin okunma
Spoiler içerir !
Gerçekten bir kesit bu kitap...
Çaba,emek, sonunda para ve insanların gerçek yüzünün bir denizciyi murdar edişinin öyküsü.
Önce,aşkı için ruhundaki bütün potansiyeli bedeniyle birlikte eriten bir Martin vardı.Sevmişti o sadece çok sevmişti .Bir sevgilinin gölgesinde hayatı sevdi.
Sonra...İnsanların gerçek ruhunu tanıdı.
Yine o sevgilinin gölgesinde ruhu köreldi .Hayattan nefret etmişti artık bir kere.Çağın vebasına,heyecan duyamama,hiç bir duyguyu hissedememe hastalığına kapılmıştı .
Ve bir denizciye yakışırcasına denizde başlayan macerasını denizde sonlandırdı...
Bir elmanın iki yarısını gözlerinizin önüne getirin. Bir yarısını Jack London, diğer yarısını ise Martin Eden olarak düşünebilirsiniz şimdi.
Jack London hayatının bir kısmını Martin Eden romanına yansıtarak kendini bizlere tanıtmaktadır. Bu tanışıklılığı Martin Eden ile arkadaş olarak devam ettirebilirsiniz. Hatta bu tanışıklık boyutu kabından taşar ve Martin Eden olarak bile yola devam edebilirsiniz. Ben bu eseri okurken Martin Eden'le tanıştım ve bir sabah yüzümü yıkarken aynaya baktığımda Martin Eden'in kendisini gördüm. Bir noktadan sonra ise Jack London'un yaptığı gibi Martin Eden'le yollarınızı ayırabilirsiniz. Bu yolu ayırmamıza sebep olan nedir? İdeallerimiz yaşam için yetersiz mi kalıyordu? Yaşamı kucakladığımız an kaburgalarmıza dokunan sızıyı hissettiğimizde neler yapmalıyız? Çabalarımızın sonunda güneşi kucakladığımızda duygularımız yolculuğun başlangıcındaki gibi kalır mı? Bu soruların yanıtını eserin içerisinde bulacağınıza hatta birçok soruyu da buraya ekleyeceğinize eminim.
İşçi sınıfının fakirliğinde gezinen, argo bir hayat yaşayan, kaba saba bir denizcidir Martin Eden. Bir kızla tanışır, adı Ruth. Kız kendinden çok yüksek gelire sahip burjuvazi ailesine mensup biridir. Martin kıza aşık olur ve aşkı uğruna hiçlikten başlayıp sıfıra ulaşmak için insan üzerinde bir çabayla yaşamaya başlar. Kız ilk başlarda Martin'in duygularına yanıt vermez ama sonrasında ona karşı koyamaz bir hale gelir. Kitaptan bir alıntı ile Ruth'un Martin'e nasıl aşık olduğunu iletiyorum size. ''Zira seni öylesine sevdim ki senin gibi yaşayan nefes alan bir kadının kalbi şöyle dursun, taştan bir yürek bile eriyebilirdi bu aşkın şiddetinden.'' Bu cümleyi okuduğunuzda birçoğunuzun damarlarındaki kanın ılık bir şekilde akacağını tahmin edebiliyorum. Bu cümleden sonra sıkı sıkıya
Martin EdenJack London · Sis Yayıncılık · 2014135,3bin okunma
Tam, "Dur, daha yeni tanıdım seni!" derken kitabın bitmesiyle ellerimden kayıp giden bir arkadaş oldu Martin Eden benim için.
İncelememe başlamadan önce bir itirafta bulunmak istiyorum: Bu eseri spoiler vermeden inceleyecek kadar yeterli görmüyorum kendimi. Ona göre okuyun ki incinmesin hayat mücadelesinde yorgun düşmüş yüreklerimiz.
Yarı otobiyografik bir roman. Jack London'ı büyük oranda Martin Eden kişiliğine bürünmüş olarak görüyorsunuz. Dönem aynı dönem, mekan aynı mekan, zaman yine aynı zaman ve yine kahramanlar gerçek dünyadan kahramanlar... Yirmili yaşlarda tabiri caizse halk tabakasından bir genç Martin Eden. Denizcilik ile uğraşırken bir olay sonucunda Ruth ve ailesi ile tanışıyor. Onun burjuvazi ile tanışması aynı zamanda... Ona duyduğu ya da duyduğunu sandığı aşk onu yazılar yazmaya itiyor. Başarılı bir yazar olma adına disiplinli bir çalışma başlatıyor. Büyük hayranlık duyuyorsunuz onun azmine. Ruth'un dünyasına ait olma mücadelesi girdiği aslında. Bu mücadelede onunla aşık oluyor, onunla acı çekiyor, onunla aç kalıyor ve onunla amacınıza ulaşmak için çabalıyorsunuz.
Bir aşk insana neler yaptırır? Aşk sandığımız şey aslında nedir? Para nelere gölge düşürebilir? Amacımıza ulaştığımız anda daha mı mutlu olacağız sorularının cevabını alıyoruz eseri okurken...
Algernon'a Çiçekler isimli bir eser okumuştum. Başkahraman zeka seviyesi arttıkça derin bir yalnızlığa gömülüyor ve aynı zeka seviyesine düşene kadar o yalnızlıktan kurtulamıyordu. Martin Eden ait olduğu sınıftan kopma mücadelesi verirken burjuva sınıfını da tanıyor. Bu tanıma süreci onu eski sınıfına da yabancı kılıyor ve her iki sınıfa da uzaklaşma başlıyor. Bu durum onu hayata daha da yakınlaştıracak dediğimiz yerde tam bir uzaklaşmanın geldiğini görüyoruz.
"Yalnızlığını daha güçlü ve kendini
İncelememe bir alıntı ile başlamak istiyorum.
“Kitap okuyorsun ve yapayalnız buluyorsun kendini”
Beni bu eserde en çok etkileyen alıntı olmuştu.
Kitap okurken hiç şikayetçi olmadığım bir durumdur.
Bazen anlamsız bir kalabalıktan ziyade bir kitabın içerisinde yalnızlaşmak daha anlamlı geliyor.
Martinin intiharı üzerinden bir inceleme yazmak istedim.
Çünkü Martin'in intiharı beni oldukça etkilemiş ve düşündürmüştü. Bunun üzerine belli birtakım olgular üzerinden kendime sorular sorup ve bu soruları kendi paradigmam içerisinde yanıtlamaya çalıştım.
Daha sonra ortaya bu şekilde bir analiz çıktı.
İncelemem alıntılar hariç tamamen kendi bakış açım ve cevaplarımdan oluşmaktadır.
Eserin son bölümüne baktığımızda, insanların Martine karşı yaptığı ikiyüzlülük, çıkar gibi sebeplerden ve ait olmadığı bir toplumun verdiği mutsuzluk sebebi ile intihar ettiği düşünülebilir.
Fakat bu intiharın bundan daha fazlası olduğunu düşünmekteyim
Biz bu intiharın gerçek sebebini öğrenmek istiyorsak öncelikle şu soru üzerinden yola çıkmamız gerekiyor
Mutluluk Nedir?
Mutluluk insanın kendi içinde koyduğu zorlu ve hatta bazen imkansız hedefler ve beklentiler olup ve bu hedefler ve beklentilere ulaşabilme umudu taşımasıdır.
İnsan elde ettiği bir sonuç ile asla mutlu olamaz. İnsanı mutlu yapan o sonuca giden yoldur, onu asıl mutlu yapan bu süreçte geçtiği yollardan topladığı umut taneleridir.
Fakat maalesef sonuca ulaşıldığında artık doyum başlar ve bu doyum çok kısa sürer. Doyum tamamlandığında artık elde edilen sonuç hızlıca değer yitirmeye başlar ve bu değer yitirme elde edilen sonuç nötr noktasına gelene kadar devam eder.
O halde Mutlu olmak bir şeyi elde etmek değildir, insanın elde etmek istediği hedefine giden yoldaki umut tanelerini elde etme hazzıdır. Elde edilen haz ise zamana
12 Ocak 1876’da San Francisco’da doğdu. Gerçek adı John Griffith Chaney’dir. Evlilik dışı bir çocuk olarak dünyaya gelen Jack London, soyadını, henüz sekiz aylıkken annesinin evlendiği John London adlı savaş gazisinden aldı. Maddi sıkıntılar nedeniyle küçük yaşta okulu bırakıp gazete satıcılığı, tayfalık, balıkçılık, istiridye korsanlığı, gazetecilik, sahil koruma devriyeliği gibi çeşitli işlerde çalıştı ve Amerikan işçi sınıfını tanıdı. 1894’te serserilik suçlamasıyla otuz gün hapis yattı. Hapisten çıktıktan sonra hayatını değiştirmek arzusuyla liseye kayıt yaptırdı. Lise öğrenimini bir senede tamamlayarak 1896 yılında Kaliforniya Üniversitesi’ne girdi. Bir dönem okuyabildiği üniversiteden maddi zorluklar sebebiyle ayrıldı. 1897’de Klondike bölgesinde altın arayanlara katıldı ama bir yıl sonra yine yoksul ve işsiz olarak geri döndü. Yoğun bir çalışma programı hazırlayarak şansını yazarlıkta denemeye karar verdi. Soneler, baladlar, nükteli fıkralar, anekdotlar, korku ve serüven öyküleri yazmaya başladı. 1909’da yazdığı Martin Eden bu dönemi yansıtması bakımından otobiyografik izler taşır. İlk kitabı Kurt Dölü (1900) büyük ilgiyle karşılandı. Aynı yıl Elisabeth Maddern ile evlendi ve bu evlilikten iki kızı oldu. Ancak bu beraberlik uzun ömürlü olmadı ve 1904’te sona erdi. Charmian Kittredge ile ikinci evliliğin ardından 1916’da Kaliforniaya’daki çiftliğinde hayatını kaybetti. London yazarlık kariyeri boyunca elliye yakın kitap yazdı ve döneminin en çok okunan yazarlarından biri oldu. Yazdıkları, yaşadıkları etrafında şekillenmiş, sosyalizmin de etkisiyle toplumcu bir dünya görüşüne ulaşmıştır. Başlıca eserleri arasında Beyaz Diş, Martin Eden, Uçurum İnsanları, Vahşetin Çağrısı yer alır.