Tahmini Okuma Süresi:
6 sa. 28 dk.
Sayfa Sayısı:
228
Basım Tarihi:
1988
İlk Yayın Tarihi:
1 Ocak 1951
Yayınevi:
Ara Yayıncılık
Orijinal Adı:
Molloy
Orijinal Dil:
İrlandaca
Orijinal Ülke:
İrlanda
Ülke:
Türkiye
Dil:
Türkçe
Format:
Karton kapak
Reklam

Yorumlar ve İncelemeler

Birbirlerine benziyorlardı ama herkes kadar...
9/10
·248 syf.·
2023 183. kitabı
Nobel Edebiyat Ödüllü yazar Samuel BeckettSamuel Beckett oyunlarıyla tanınan bir yazar olup romanları da büyük başarı göstermiştir ki benim açımdan öyle çok seviyorum karışık duygular içindeki gelgitleri:))) Yazdıklarından en ilginç olanları hatta zorlayan metinleri genelde düz yazıları kabul edilmiştir, varoluş da zorlu bir süreçtir sonuçta kolay bir durum değildir... Molloy, Malone ÖlüyorMalone Ölüyor ve AdlandırılamayanAdlandırılamayan la birlikte üçlemenin ilk kitabıdır. Samuel Beckett'in ünlü üçleme serisinin birincisi olan Molloy, ölmeden önce okunması gereken 1001kitap arasında olup, 1951'de Fransızca çıktı, yedi ay sonra Malone Ölüyor ve iki yıl sonra Adlandırılmayan yayınlanmıştır. Molloy , Samuel Beckett'in en tanınmış romanı ve Fransızca yazılmış ilk eseri olup, yoğun bir yaratıcılık başlatır döneminde eserleri ile. Hasta, hatırlayan ve unutan Molloy'un anlatısı, onu aramak için gönderilen özel bir dedektif olan Moran'ın paralel bir öyküsünü doğurur, böylece iki bölüm oluşmuştur kitap. Molloy, kendine bir dünya yaratırken okura da her zaman yaptığı gibi Beckett belirsizliklerin ticaretini yapar :))) bu belirsizlikler içindeki her duruma ait cümle beni derin düşüncelere daldırdı oyuzden ilk bölüm benim için daha manidar ve daha anlamlı cümleler ile doluydu resmen Molloy bölümüne bayıldım*** Molloy ve Moran birbirinin eş ruhunu taşıyan iki hikayeden oluşur. İlkinde, zavallı yatalak Molloy, duyarsız annesi, bir grup komik vatandaş ve karakterlerle oluşan bir kadronun dol­durduğu, ipini koparmış bir olaylar dizisi yaşar. Sonra yerini, Moran'a bırakır, oğluyla beraber Molloy'u bulmaya gönderilir bu kısımda oluşturduğum bağlantılar kendi adıma çok manidardı. Moran'ın durgunluğuy­la bir buluşma gerçekleş­tirmek üzere oluşturduğu görevin izini sürmektedir ki yazara ait tanıdık hareketler bunlar bence:))) Beckett, romanda
1001KitapOkumalarım
MolloySamuel Beckett · Kırmızıkedi Yayınevi · 2018391 okunma
Puan vermedi·248 syf.··
2023 20. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 12 Mayıs 2023 22:05
Dünya bize hep der ki "şu noktada doğdun, haydi tutun, ilerle, ayakların yere sağlam bassın, değişimlere uyum sağla, iyi ol, sağlıklı ve zinde kal, başarılı ol." Çoğunluk sormaz oysa, nedir 'başarı', nedir 'iyi ve sağlıklı olmak, basılacak zemin neresi ya da var mı öyle bir zemin? Bunca adaptasyon ne için?  Beckett'in kurmaca kişisi Molloy'un yere basacak sağlam ayakları yok, eğilip bükülüp uyum içinde hareket etmesini sağlaması gereken eklemleri katılıp kalmış, "adalet kadar kaskatı" diyor bükülmeyen dizi için. Bacakları sağlam da olabilir, bir çok şey gibi belirsiz bu da, yine de farketmez, sakat olduğunu hissediyor zira. "Ruhen tek bacaklı hissediyorum kendimi" de diyor. Başka bir çok sakatlığı var, ruhsal ve fiziksel. Herkes gibi. Sadece O bunu inkâr etmiyor, bazen memnun bile bundan. Bir arayışta Molloy, bu yolculukta Onu 'ileri'ye taşıyacak sağlam bir vasıta da yok. İlerlemiyor, ya da çok az ilerleyebiliyor, on beş adım, en fazla elli adım ve bazen sürünerek. Çoğunlukla bir fasit dairede dolanıyor aslında. Anneye dair travmalar var derinde, çakıl taşlarını emiyor ağzında yol boyunca mesela, varmaya çalıştığı yer de annenin yanı. Anlatının başı aynı zamanda sonu sanki, ve başlangıçta ya da sonda (ne önemi var ki, bu bir döngü değil mi zaten) anne ölmüş,  "yani gömülecek kadar"... Çakıl taşlarının soğuk ve katı anne imgesinden ölümün soğukluğu ve katılığına geliyor gele gele. Molloy, genelgeçer algılara göre bir yenik, bir yalnız, bir uyumsuz, hattâ bir "deli". Ama onun başarı, başarısızlık, yenmek, yenilmek, uyumlu ve sevilen biri olup olmamak gibi dertleri yok zaten. Tüm toplumsal şablonlara eşit derecede yabancı. Olduğu gibi varolan ve olamayınca da varolmayan bir ademoğlu. Yapabileceği sadece yazmak, zihninin akışına kendini koyverip habire anlatıyor o
MolloySamuel Beckett · Kırmızıkedi Yayınevi · 2018391 okunma
10/10
·248 syf.··
2022 65. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 09 Aralık 2022 15:07
Kelimelerimin yetersiz kaldığı kitap. Kitap hakkında düşündüklerimi dile getirmek zor. Ne desem eksik ve tam olmayacak. Sanırım çok güzeldi demek bu kitap için hem çok eksik hem tam bir cümle olacak. Bu yorum gerçekten kitabı okumuş birinin gibi oldu. Okuyunca anlayacaksınız :) Kitapta zaman durmuş gibi sanki Molloy çok uzun bir sürede çok uzun ama aslında çok kısa yaşıyor tüm her şeyi. Molloyun düşündükleri öyle bir akışla ilerliyor ki yazar öyle bir yazmış ki... çok etkilendim. Yıllar önce bir köşeye atıp bu nasıl kitap diye ilk sayfalarından bıraktığım kitabın şimdi okuyup etkisini derin hissettiğim bir kitap olması beni hem hüzünlendiriyor hem de o şansı tekrardan vermeyebilirdim diye seviniyorum. İki bölümden oluşuyor kitap. Ama aradaki bağlantıyı kurmak zor, ben hala kurabildiğimden emin değilim. Biraz daha düşünüp taşları yerine yerleştirmem gerekiyor. Ferit Edgü, "gece yarısı. yağmur camları kırbaçlıyor. gece yarısı değildi. yağmur yağmıyordu." cümleleri için şu yorumu yapmış: "...böylece okur, Molloy örneğinde olduğu gibi, hem yağmur imgesiyle tanışır, hem de okuduğu metnin, bir metin, yalnızca bir metin olduğunu algılardı. yağmurun yağmasıyla yağmaması arasında, söz konusu bir öykü, bir roman olduğunda, hiçbir ayrım yoktur. çünkü okur ıslanmaz. " İncelemeye sakladığım bir alıntıyı daha bırakıyorum aşağıya. "ama bu bulvardan usandım ben, sanırım bir bulvar olmalıydı orası ,bütün bu adaletli kişilerden, barışın bekçilerinden, bütün bu çiğneyen, taşıyan, çarpmaktan bıkmış ayaklardan ve ellerden, ancak haklı olduklarında bağırma yürekliliğini gösteren bu ağızlardan, damlamaya başlayan bu gökten, dışarıda dolaşmaktan, kuşatılmış olmaktan, herkesin gözü önünde bulunmaktan usandım." İşte böyle bir kitap bu.
MolloySamuel Beckett · Kırmızıkedi Yayınevi · 2018391 okunma
Molloy Moran mı: Varoluşsal sorgular
7/10
·248 syf.··
2021 105. kitabı
Modern romanın Joyce, Proust Musil ve Kafka'yla açılan yolunu Molloy üçlemesiyle yukarıya taşıdığı yazıyor arka kapakta. 2.dünya savaşını Alman işgali dahil Fransa'da direnişle geçirmiş ve hemen ardından bu üçlemeyi ve #godotyubeklerken ünlü oyununu yazmış kendini kapadığı odasında. 1951'den itibaren ardı ardına çıkan bu metinler, şöhreti geç getirmiş, 50'lerini geçmiş yazara. Belki de yaşadığı savaş üzerine saklandığı sığınaklar sorgulattı hayatı daha doğrusu Varoluşunu, kim bilebilir? Zorlu okumaya giriştiğimin bilincindeyim hatta kitap dostlarım uyardılar beni, 'üçü ağır gelir' diye, fakat takipçilerime seçtirdiğim bu kitapları okumalıydım ki, ilki bitti nihayet!... Eserde iki bölüm var: İlk bölüm; işsiz, annesinin yardımıyla geçinen, sakat (sağ bacağı bükülmeyen, sağ ayak parmakları olmayan, koltuk değnekleri kullanan), geçmişinde gök-yer-insan bilimleri okumuş, kendine 'Zoraki Bukalemun' diyebilen ve açlıkta taş emerek yatışabilen Molloy'un annesine ulaşma (belki de anne rahmine!) çabaları var. Hiç paragrafı olmayan, benzer kelimelerin farklı kullanımları ve kafasındaki kuruntuları sayfalarca (hele, emdiği 16 taşı ceplerine yerleştirme çözümü var ki hiç sormayın!) anlatan karakteri okumak bazen sizi bunaltacaktır. Ancak #cioran dahil filozofların bile saygı duyduğu bu yazarın, sözcüklerle oynayarak sonunda varoluşunuzu sorgulatacağına emin olabilirsiniz. İkinci bölümde ise; Molloy'u bulmakla görevli dedektif Jacques Moran ve oğlu var. Bir gece yarısı başlayan arama çalışmaları, zamanla oğlunun bu aksi adamı bırakıp kaçmasına ve tıpkı Molloy gibi fakat bir anda başlayan bükülmeyen diziyle zorluklar içinde bir yılda evine dönmesiyle sonuçlanacaktır. Nispeten düz yazım tekniği, işaretlemeler ve pargaraflara bölünebilmiş bu bölüm, daha rahat okunuyor ancak
Edebiyat
MolloySamuel Beckett · Kırmızıkedi Yayınevi · 2018391 okunma
10/10
·248 syf.··
Beğendi
·
2021 47. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 24 Nisan 2021 12:06
Bu kitap bir Ouroboros (kendi kuyruğunu yiyen yılan). Neden böyle düşünüyorum; *Kitabın ilk cümlesi son cümlelerin devamı gibi. Birbirlerini tamamlıyorlar. < Gece yarısı. Yağmur camları dövüyor. Gece yarısı değildi. Yağmur yağmıyordu.(Son C) <Annemin odasındayım. Şimdi burada yaşayan benim. (İlk C) *İki anlatıcı var, ilk bölümde Molloy anlatıyor, ikinci bölümde onu arayan dedektif Moran. İki karakter de zihinsel rahatsızlıklardan bedensel rahatsızlıklara doğru ilerliyor. Kendilerini yiyorlar. *Moran’ın anlatısı ilerledikçe Moran Molloy’e dönüşmeye başlıyor ve bir döngü oluşuyor. Campbell Ouroboros’un hayat imgesi olduğunu söyler. Ölümsüz enerjiyi ve bilinci simgeliyor, Beckett’in karakterleri de ussal düzlemlerimde var olmak isterler. Yılan’ın diğer bir anlamı yaşamın birincil işlevi başka canlıları yemeyi simgelemesi. Yaşam kendini öldürerek ve yiyerek devam eder. Beckett’in hiççiliğine çok uygun sanki:) Yılan, bünyesinde hem hayatın sihrini hem dehşetini taşır, Beckett’ın metinleri de öyle. Seviyorum. . #molloy üçlemenin ilk kitabı. İlk bölümde yaşlı ve rahatsız Molloy’in hayatından bir bölüm var. Beckett taaruzda gibi yazmış. Sürekli bir fikir yürütme, kendini yalanlama, gereksiz detaylar. Çok keyifliydi, yaşayan bir metin, bilinç akışını Beckett çok iyi kullanıyor, karakterin zihnindesiniz. Klasik olay örgüsü yok ama bana sorarsanız çok olay var:) İkinci bölüm Moran’ın anlatısı. Daha tutarlı bir karakter biraz kasıntı. Molloy’i ararken onun zihinsel ve bedensel değişimi ve o değiştikçe anlatım değişiyor. Tutarsızlaşma, hezeyanlar artıyor. Bunun spoiler olduğunu düşünmüyorum Beckett’de her şey hiçliğe doğru gider. Dördüncü Beckett paylaşımım, anlatımıyla ilgili aynı şeyler tekrarlamak istemiyorum alanım sınırlı. Rehbere toplayacağım paylaşımları. Sadece ilk
MolloySamuel Beckett · Kırmızıkedi Yayınevi · 2018391 okunma
8/10
·241 syf.··
Beğendi
·
2020 27. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 06 Şubat 2020 18:17
"Çürümek de yaşamaktır, biliyorum, biliyorum, eziyet etmeyin bana ama insan bazen unutuyor." Selam! Samuel Beckett okurken bana en çok eziyet eden yazar olmasına rağmen onu nasıl sevdiğimi anlamış değilim. Her bir cümlesinin bir yere gitmeyeceğini bile bile, varoluş sancılarını bazen Sartre'ın bile önüne geçerek size yaşatması tadını alan birdaha bırakamıyor. Üçleme kitabının tek bir kitapta toplanmış olması beni rahatsız ettiği için yayınevi olarak "Kırmızı Kedi" yi tercih ettim. Çünkü Beckett bu üç kitabın da ayrı kitaplar olduğunu savunmasına rağmen tek kitapta toplayıp sanki birbirinin devamı olduğu gibi kabul etmesi beni rahatsız ediyor. Tamam açıkcası okurken bağlantı var gibi ama yazar öyle demişse öyledir. Yaratıcısı o olduğuna göre bu Üçleme'nin... Ben serinin ilk kitabını çok hızlı ve çok severek okudum ve bugün sadece ilk kitaptan bahsedeceğim. Öyküyü anlatacağım diyeceğim ama kitapta öykü yok. Zaman, mekan, kişiler yavaş yavaş siliniyor. En başta Molloy ile tanışıyoruz. Molloy bir ayağı topal, annesi de anladığım kadarıyla akıl hastası. Evine ulaşmaya çabalayan Molloy bisikletiyle Lousse'nin köpeğini ezer. Ve Lousse onu evinde alıkoyar tıpkı köpeğiymişçesine. Molloy ikinci kitabında"Malone ölüyor " sürekli yaptığı "ana rahmine dönüş" benzetmesinden anlıyoruz ki anne figürü onun için başkaydı. Kitabın orta kısımlarına doğru Molloy kaybolur ve Dedektif Moran diye bir adam oğluyla Molloy'u aramaya çıkar . Kitap boyunca "Molloy'u bulunca ne yapacağız?" diye düşünür açıkcası kitap boyunca hep Molloy'u aradım ben de. Moran, sanki bazen Molloy gibiydi yani hikayenin sonunda özellikle. Kendini arıyordu, kendine yabancılaşmaydı. Zaten en son da kimi aradığını da unuttu ve eve döndü. Her şey önemsizleşti. Hikayenin sonunda artık ne Moran var ne Molloy. Her şey iç
MolloySamuel Beckett · Kırmızıkedi Yayınevi · 2018391 okunma
"Hangi çukurdan çekilip çıkarıldığını hatırla.”
Puan vermedi·248 syf.··
2019 71. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 30 Haziran 2019 02:21
-Kulenin İçinden Sesleniş- Molloy'u bulunca onunla ne yapacağız? Zamanın ihtiyar bir kaplumbağanın sırtında ilerlediği uzun bir gece boyunca bu soruyu düşünüp durdum. Hayır, hayır aslında zaman, ekinleri hınçla oradan oraya savuran bir rüzgâr gibi hızlı adımlarıyla ilerliyordu. Üretebilecek milyonlarca cevabı vardı zihnin. Asıl cevap ise beş taşın döngüsü arasında sıkışıp kalmıştı. Beş taş da nereden çıktı şimdi? Siz hayatınız boyunca hiç çakıl taşı emmediniz mi yahu? Taşın faydalarından da bihaber olamalısınız. Taşlarla suyu bulandırmayalım şimdi, en iyisi biz öykümüze devam edelim. Ama hangi öyküye? Molloy'un öyküsüne değineceğimi düşünüyorsanız yanılıyorsunuz... Kitapta muazzam bir öyküyle tanışmayı umuyorsanız da size sınırlı bir şekilde şunları söyleyebilirim: " Öykü, olay, zaman, özne... Hepsi yavaş yavaş hafızayla birlikte yitip gidiyor karanlıkta." Kısacası size anlatabileceğim bir öykü yok... Belirsiz bir zamanda mekânlar arasında sıçrayıp duran "Molloy"dan başka ne hakkında konuşabiliriz? Ama şimdi Molloy'u da boşverin size Carmela'dan bahsedeceğim. Ne zamandı, durun düşüneyim. 'Mart mıydı?'yoksa 'Nisan mı?' veyahut ikisi de değildi. Her neyse yağmurlu bir günde onu bulduğuma eminim. Onu bulacağımı önceden sezmemiş miydim? Adını daha onu bulmadan önce koymamış mıydım? Onun haberi var mıydı onu çamurlu çukurundan çıkaracağımdan? Yoksa niçin bana seslenmişti? Tabii ki oradan geçen her kişiye miyavlıyacaktı. Çünkü 'var'olmuştu bir kere ve 'yok'tan kendini kurtarması gerekliydi. Belki de sadece karnı acıkmıştı ve üşüyordu. Zaten varlığını duyumsatan şeyler de bunlar değil miydi? Çukurun içinden ışığa doğru miyavlamayı tam olarak beceremeden, ciyaklama tarzındaki seslenişiyle ilerlerken ona uzattığım eli çekmedim değil. Fare mi bu yahu? Fareyse onu çukurda mı
MolloySamuel Beckett · Kırmızıkedi Yayınevi · 2018391 okunma
Puan vermedi·248 syf.··
2023 1. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 04 Ocak 2023 16:58
Merhaba. Beckett'ın üçlemesinin ilk kitabı Molloy. Kitap 2 bölümden oluşuyor, 1.bölümde Molloy'u tanıyoruz olabildiğince. Olabildiğince diyorum çünkü Molloy tamamen Beckett'ın kafasını açıyor bence bize. Aynı onun gibi karmakarışık. Tanımak olanaksızın olabileceği kadar oluyor. Annesine karşı düşünceleri, tavrı çok değişik, çok duygusuz. Biraz rahatsız etse de neler söyleyeceğini merak ederek okudum bu bölümü. 2.bölümdeyse dedektif Moran var. Görevi Molloy'u bulmak ama bulunca ne yapacağı konusunda bilgisi yok ve bu amaçla oğluyla birlikte yola çıkışı, eve dönüşünü anlatıyor. Molloy'a kıyasla daha anlaşılır düşünceleri ve hareketleri. Bu bölümü okumak daha kolaydı ama Moran'ın da oğluyla ilişkisi rahatsız ediciydi. Kitap boyu hem beyninizi hem de kalbinizi kurcalıyor Beckett. Seri nasıl devam edecek, nasıl bitecek çok merak ederek geçiyorum 2.kitaba. Kitapla kalın.
MolloySamuel Beckett · Kırmızıkedi Yayınevi · 2018391 okunma
Samuel Beckett Külliyatı #2
8/10
·248 syf.··
Beğendi
·
2026 33. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 04 Nisan 2026 19:57
Samuel Beckett’in efsanevi üçlemesinin (Molloy, Malone Ölüyor, Adlandırılamayan) ilk durağı olan Molloy, geleneksel anlamda bir roman değil. Bu kitap; olay örgüsünün, karakter bütünlüğünün ve hikâye anlatma eyleminin bizzat kendi üzerine çökerek can çekiştiği karanlık bir edebi bataklık gibi resmen. Bu yüzden Marcel ProustMarcel Proust, James JoyceJames Joyce, William FaulknerWilliam Faulkner gibi yazarların eserlerini anlamak zordur, ancak hikâye sizi kendine bir şekilde çekmeyi başarırsa karakterleri daha bir içselleştirerek okursunuz. Beckett'i okumak ise tam bir zihinsel işkencedir (hem iyi hem de kötü yönleri var bu durumun) çünkü Beckett bir olay anlatmaz, karakterlerinin giriş gelişme sonuç odaklı bir gayesi yoktur. Sadece bir karakter vardır ve konuşur. Sayfalarca süren, üst üste yığılmış monolog enkazından kaçmak için artık köşede bekler ve ne anlattığından ziyade nasıl anlattığına odaklanmaya çalışırsınız. İşte, Beckett böyle bir yazar. Gelelim üçlemenin ilk kitabına tekrardan. Molloy, birbirini bir ayna gibi yansıtan ve giderek bozulan iki ayrı bölümden/anlatıcıdan oluşuyor. Bu iki bölüm, insanın kendi varoluşuyla ve üstlendiği görevlerle olan hastalıklı ilişkisini kusursuz bir felsefi neşterle yarıyor. Romanın ilk yarısı, kim olduğunu, nerede olduğunu ve hatta ne zaman yazdığını tam olarak bilmeyen Molloy’un annesini bulmak için çıktığı (veya çıktığını sandığı) o absürt yolculuğu anlatır. Molloy bir anti-kahramandır; yaşlıdır, hastadır ve bedeni adım adım iflas etmektedir. Önce bisikletiyle ilerler, sonra koltuk değneklerine mahkûm olur, en sonunda ise bir ormanda karnı üzerinde sürünmeye başlar. Nihayetinde kendini (muhtemelen) annesinin odasında, yatağa hapsolmuş bir halde, ona kâğıt kalem veren görünmez bir adam için bu satırları yazarken bulur. Dış dünyayla tüm bağlarını koparmış, o loş ve rutubetli odaya
MolloySamuel Beckett · Kırmızıkedi Yayınevi · 2018391 okunma
9/10
·248 syf.··
2018 75. kitabı
SAMUEL BECKETT Molloy Samuel Beckett,Molloy(1951),Malone Ölüyor(1952) ve Adlandırılamayan(1953) oluşan üçlemesinin ilki olan Molloy kitabını okudum.Bedenen ve ruhen sakat,ama önce ruhunumu sonra bedenini mi?Ya da önce bedenini sonra ruhunu mu kaybettiğini anlayamadığımız Molloy varoluş çabası içinde,sırasıyla tüm uzuvlarını kaybedişine,çürüyüşüne bir tür tanıklık.”Yaşamım dediğim şu uzun Ve karışık duyguyu çürümenin dinginliği içinde anımsıyorum Ve onu aynen Tanrı’nın bizi yargılayacağı gibi,aynı tutarsızlıkla yargılıyorum.Çürümek de yaşanmaktır.”s/40. Aslında bir aylaklık hikayesi daha.Bu ay okuduğum Ayhan Geçgin’in Uzun Yürüş’üne ve Yusuf Atılgan’ın Aylak Adam’ına gidip geldim sayfalar boyunca.Molloy’de hikaye yok,bilinçle bilinçsiz arası hezeyanın iç seslerini uzun uzun dinliyorsunuz.”Belki bir çok farklı durum Ve zaman birbirine karışıyor derinliklerde,derinlikler benim mekanım,en derinler değil,hayır,çamur ile yüzeyde biriken pislik arasında bir yerlerdeyim.”s/25 Aylak adam Molloy okundukça bir ayrışma,okuyucuda ciddi anlamda bir bölünme,ikiye bölme hali oluşuyor.Bir karakterin ters yüz edilmiş hali hakim kitapta.Ani bir bitişle başlayan bir başka karakterle yüzleşme.Molloy’in hikayesi küt diye bitti ve Molloy’i bulmak işi polis memuru Moran’a devredildi.Asıl hikaye burda başladı.Kitap kendi etrafında dönüp büyük bir çember oluşturdu.O çemberin etrafında dönüp,izleri bulmak Molloy’e ulaşmak okuyucuyu epey bir zorluyor.Hele şu iç monologlar’ın bıraktığı iz tartışmasız bir eser okunduğu izlenimini pekiştiriyor. “Ben kendi hesabıma köleliği ölüme,öldürülmeye her zaman yeğledim.Çünkü ölüm hiçbir zaman doyurucu bir biçimde kafamda canlandırmadığım ve bu nedenle iyiler ve kötüler çizelgesinde yerini saptayamadığım bir durumdur.s/97
MolloySamuel Beckett · Kırmızıkedi Yayınevi · 2018391 okunma

Yazar Hakkında

Samuel BeckettYazar · 38 kitap
Samuel Barclay Beckett, (13 Nisan 1906; Foxrock, Dublin - 22 Aralık 1989, Paris), İrlandalı yazar, oyun yazarı, eleştirmen ve şair. 20. yüzyıl deneysel edebiyatının önde gelen yazarlarından biridir. James Joyce'un takipçisi olduğu için "son modernistlerden", daha sonraki pek çok yazarı etkilemiş olduğu için de "ilk postmodernistlerden" biri olarak değerlendirilir. Beckett ayrıca, Martin Esslin'in "Absürd Tiyatro" olarak adlandırdığı akımın en önemli yazarı sayılmaktadır. Eserlerinin çoğunu Fransızca ya da İngilizce yazıp, diğer dile kendisi çevirmiştir. En bilinen eseri Godot'yu Beklerken'dir. Beckett'in eserleri sade ve temel olarak minimalisttir. Bazı yorumlara göre, çağdaş insanın durumu hakkında oldukça kötümser, hatta hiççi eserler vermiştir. Gittikçe daha kısa ve özlü eserler veren Beckett, bu kötümserliği kara mizah yoluyla anlatır. "Roman ve drama türlerinde yeni formlarda oluşturduğu eserlerini, modern insanın yoksunluğu üzerine kurguladığı" için, 1969'da Nobel Edebiyat Ödülü'ne layık görülen Beckett, ayrıca 1984'te Aosdána'da Saoi seçilmiştir. Kaynak: tr.wikipedia.org/wiki/Samuel_Bec...