Her şey, 7 ay önce, kitabı elime almamla başladı. Başladığı gibi de bir dizi talihsizlik zincirini beraberinde getirdi. Daha ilk haftasında, bir uçak yolculuğunda kitabı uçakta unutmuştum. Tüm heyecanımla eve döner dönmez bir yenisini sipariş ettim. Ama ara girince, kitaba olan bağım bir nebze kopmuştu bile.
Sonra yeni kitabım geldi. Tam “bu kez bitireceğim” diye düşünürken, birkaç hafta sonra ailemi ziyarete gittiğimde, kitabı memlekette unuttum :( Artık bu kitabın benim peşimden gelmediğini, aksine benim onun peşinden koştuğumu anlamıştım. Pes etmeyip bir kez daha sipariş verdim ve yeni kitabım nihayet elimin altındaydı. Ama işin zor kısmı yeni başlıyordu.
O kadar çok ara girmişti ki, ne zaman kitabı elime alsam kendimi bir yabancı gibi hissediyordum. Her seferinde yalnızca 5-10 sayfa okuyabiliyor, sayfalar arasında kayboluyordum. Bir türlü o akışa kapılıp kendimi hikayenin içinde bulamıyordum. Aylar geçti, elimde kitabımla bir köşede oturduğum her an biraz daha sabırla, ama bir o kadar da yorgunlukla ilerledim.
Sonunda, bu hafta, kitabı bitirmeyi başardım. Çok uzun bir yolculuktu, ama itiraf etmeliyim ki son sayfayı çevirirken üzerimden koca bir yük kalktı. Bitiremeseydim, belki de kendimi Tokyo’nun ara sokaklarında kaybolmuş bir şekilde bulacaktım :)
Belki bu kadar aksilik, hikayeyi bambaşka bir maceraya çevirdi. Kim bilir, belki de asıl hikaye kitabın içinde değil, benim bu kitabı bitirmek için verdiğim çabada gizliydi.
Kitaba gelelim şimdi:)
Haruki Murakami’nin İmkansızın Şarkısı, 1960’ların Japonya’sında geçen bu roman, genç bir adam olan Watanabe’nin hayatına ve onun sevgi, dostluk, kayıp ve büyüme hikayesine odaklanıyor. Kitap boyunca Watanabe’nin iki kadın arasında gidip gelen duygusal karmaşasına ve onların da kendi iç dünyalarındaki çatışmalarına tanık