İmkânsızın Şarkısı – Haruki Murakami
İmkânsızın Şarkısı, ilk bakışta bir aşk romanı gibi görünse de, aslında kayıp, yalnızlık ve büyüme sancıları üzerine oldukça hüzünlü bir hikâye anlatıyor. Murakami bu romanda fantastik öğelerden uzak durup daha gerçek, daha kırılgan bir dünya kuruyor ve bu da kitabı benim için daha sarsıcı hâle getiriyor.
Toru Watanabe’nin geçmişe dönük anlatımı, gençliğin o geçip giden ama iz bırakan tarafını çok iyi yansıtıyor. Naoko’nun sessizliği, kırılganlığı ve hayata tutunamama hâli kitabın en ağır duygusunu taşıyor. Midori ise tüm bu karanlığın içinde canlı, dürüst ve hayata daha yakın duran bir karakter olarak denge unsuru gibi.
Roman boyunca hissettiğim şey, aşkın her zaman iyileştirici olmadığıydı. Bazı insanlar birbirlerini çok sevebilir ama yine de aynı hayatta kalamayabilir. Murakami bunu dramatize etmeden, sade ama iç acıtan bir şekilde anlatıyor.
İmkânsızın Şarkısı, bana gençliğin aslında ne kadar yalnız bir dönem olduğunu ve bazı kayıpların insanın içinde hep bir boşluk olarak kaldığını düşündürdü. Sessiz, melankolik ve uzun süre etkisi geçmeyen bir kitap.