Adı:
Pembe İncili Kaftan
Baskı tarihi:
Eylül 2020
Sayfa sayısı:
64
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786254481055
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Martı Yayınları
“Kızıl Elma neresi?”
“Atınızın gittiği yer... Padişahım!”
“Orası neresi?”
“Neresi olduğunu ancak padişahım bilir...”

Bu kitaptaki öyküler boyun eğmeyen, lafını esirgemeyen yiğit insanların hikâyeleridir. Muhsin Çelebi’nin canı ve malı pahasına kendisine verilen görevi yerine getirmedeki mertliğini; gözünü budaktan ayırmayan cengaver Tosun Bey’in isterse kendini kurtarabilecekken haksız olduğu açık olan bir fermana boyun eğişini; Kızıl Elma’yı haykıran yeniçerileri ve daha nicesini Ömer Seyfettin’in kaleminden okuyacaksınız.
Kimseye boyun eğmeyen, mert, cesur, gözükara, çok okuyan, bilgili, korkusuz bir yiğitdi Muhsin Çelebi.
Evet zengindi, ama pembe incili kaftanı alacak kadar değil, buna rağmen vazifesinden caymadı, Vatanı uğruna borç batağına girmeye de rağzıydı. Çünkü kula kul olmazdı.
Vatanı zor durumda kalmasın diye kendini zor durumda bırakmayı tercih etti. O zenginlik içinde çocuklarını paşalar gibi yetiştirebilirdi ama Vatanı onun için öncelikliydi. Çocuklarımın geleceği için o mal mülk bana lazım demedi, Vatanın geleceği aynı zamanda çocuklarının da geleceğiydi, unutmadı çünkü fedakârdı.
Herkesin gözünün önünde fiyatı devamlı artış gösteren şan şöhreti bütün dünyayı sarmış pembe incili kaftanı aldı ve ne yaptığını kimseye anlatmadı, övünmek istemedi çünkü alaçakgönüllüydü.
Vatan sevgisini en güzel yansıtan karakterlerden biriydi bence.
Her şeyden korkarak bir şey elde edilmez, ben yapamam diyerek bıçak sırtından kaçılmaz, herkes bir Muhsin Çelebi olamaz.
83 syf.
Ömer Seyfettin'in enfes hikayesi Pembe İncili Kaftan....

Şah İsmail'e gönderilmek üzere bir elçi aranmaktadır.Gönderilecek elçinin yiğit, cesur ve devletin onurunu koruyacak biri olması gerekmektedir.Şah İsmail çok zalim ve gaddar biridir.Divan toplantısında vezir Şah İsmail'in kötülüklerinden bahseder.

Muhsin Çelebi vaktini kitap okumakla geçiren devlete çok bağlı zengin biridir.Elçi arandığını öğrenince sadrazama giderek gönüllü elçi olacağını söyler. Sadrazam önce Muhsin Çelebi'yi deli zanneder. Muhsin Çelebi sıradışı cesur, pervasız, tam aradıkları bir insandır.Muhsin Çelebi elçiliği tek bir şartla kabul eder.Tüm masrafları kendi cebinden karşılayacaktır.Çiftliğini, mandırasını ipotek eder. Adından çok söz edilen, çok pahalı pembe incili kaftanı satın alır. Şah İsmail'in sarayına gider...

Şah İsmail , Osmanlı elçisini beklemektedir. Sarayında tahtının arkasına cellatlar diker... Muhsin Çelebi gelir ve Şah İsmail'in eteğini öpmeden Yavuz Sultan Selim'den getirdiği fermanı uzatır.

Şah İsmail onun bu gururlu tavrına çok sinirlenir. Muhsin Çelebi bununla da yetinmez.Üzerinde muhteşem kaftanı yere serer ve Şah İsmail'in karşısında kaftanın üstüne oturur. Çıkarken de gururlu bir şekilde kaftanı orada bırakır. Şah İsmail sinirinden hiçbir şey yapamaz.

Muhsin Çelebi her şeyini uğruna sattığı kaftanı İran sarayında ülkesi uğruna bırakmıştır.Ülkesine döndüğünde her şeyini kaybetmiş ; fakat devletinin şanını yüceltmiş biri olarak hayatına devam eder.
85 syf.
·Beğendi·10/10 puan
Türk edebiyatı küçümsenmemeli ve sahip çıkılmalı. Millî edebiyatımızın baş tacı Ömer Seyfettin'in hikâye kitaplarını herkese tavsiye ederim. Her ne kadar kitapları, "çocuk edebiyatı" olarak basılmış olsa da büyük küçük herkes okumalı. Bazı çevrelerce içerdiği savaş, gâzâ ruhu bakımından çocuklara uygun olmadığı, çocukların psikolojisini bozduğu gibi yorumlar okumuştum. Belki haklılık payları vardır. Ben de birçok hikâyesi ile çocukken tanıştım ama abartılacak bir şey görmüyorum, aksine millî ruhu ve ahlâkı yansıtan hikâyeler. Belki birkaç hikâye çocuklara tavsiye edilmeyip, yaş sınırı konulabilir kanısındayım.

Hikâye, II. Bayezid döneminde, İran hükümdarı Şah İsmail'e gönderilen elçiyi temel alıyor. Bu elçi kolay bulunmuyor nihâyetinde. Çünkü aranan elçi, zalim Şah İsmail'in hakaretleri karşısında doğruluktan şaşmayan, yiğit, canını sakınmayan bir elçi olması gerek. Muhsin Çelebi de mert, yürekli, paraya ve makama önem vermeyen, zamanın insanları gibi el etek öpmeyen, üç kuruş için kendilerini düşüren insanlardan nefret eden, kimseye minnet etmeyen, kendi ektiğini biçen namuslu bir yurttaş olduğu için elçilik görevine onu lâyık görürler. Fırsat ayağına gelmişken devletine fedakârlık için,tüm elçilik heyetinin masrafını devletten tek pul almadan kendisi düzer. Bu uğurda çiftliğini, bağ-bahçesini, evini rehin verir, daha sonra da kaybeder. Kendisi ise pahalı, kıymetli, meşhur "pembe incili kaftan"ı satın alır, giyer, yola revân olur. İran şahı elçiyi aşağılamak için yerdeki ipek döşekleri kaldırtır. Çelebi ise bu hakareti sezerek, "pembe incili kaftan"ı yere serer, bağdaş kurar, padişahın mektubunu verir ve Şah'tan izin almadan çıkar. Şah ve mâhiyeti, elçinin hereketlerine çok şaşırır, kızarır, küplere biner. Elçi kıymetli kaftanı unuttu zannedip arkasından yetişecek olurlar. Muhsin Çelebi, Şah'ın duyacağı şekilde "Hayır, unutmadım, onu size bıraktım. Baksanıza bir elçiyi oturtacak bir şilteniz bile yok. Ayrıca bilmez misiniz ki, bir Türk yere serdiği şeyi bir daha sırtına almaz." diyerek çıkar. Yolda, düzdüğü elçilik heyetini azâd eder, üzerlerindeki takımları, eşyaları onlara bağışlar. Memlekete döndüğünde bir malı mülkü kalmamıştır. Yaptığı bu hareketi de kimseye anlatmaz, sadrazam sorduğunda bile; çünkü övünecek adam değildir.

Bu hikâyenin anlattığı çok şey var.. Tekrara düşsem de yineliyorum. Fedâkarlık, devlet ve milletine vefâ, bir şeylere sahip olmak için el, etek öpmemek, dalkavukluğa bulaşmamak, doğruluktan şaşmamak, zorluk karşısında hak olandan dönmemek, maddîyata önem vermemek, kanaatkâr olmak..
Kısaca okuyun, okutturun. Sevgiyle kalın..
77 syf.
·Beğendi·10/10 puan
Kurgusal zamanın Osmanlı İmparatorluğunda 2. Bayezid Dönemini hatta o dönem içerisinde gerçekleşen Şah İsmail'in İran'ı ve Tebriz'i işgal ettiği dönemleri yansıttığı görülmektedir. Ana mekan tasviri olarak Osmanlı Sarayı ve Şah İsmail'in de içerisinde bulunduğu saray öngörülmüştür. Metinde döneme ait bir çok zihniyete rastlanılmıştır. Her şeyi bilen bir anlatıcı tarafından yazılan bu eser ; ''Bir Türk sadece Allah'a boyun eğer ve insanlar ya da zorluklar karşısında boyun eğmez'' neticeli düşünce ile varlığını sürdürmüştür. Maupassant tarzı olan bu klasik öykü gerçek bir Türk'ün nasıl olması gerektiğini bizlere anlatmıştır. Olayın asıl kahramanı Muhsin Çelebi buna güzel bir örnek teşkil etmiştir. Kapalı bir metin tekniği ile yazılan bu eser akıcı ve öğretici bir niteliğe de sahiptir. Herkese iyi okumalar dilerim. :)
96 syf.
·Puan vermedi
Ömer Seyfettin Türk Edebiyatının çok önemli bir ismi. Bu kitabı da ilkokul yıllarımda okuduğumda çok beğenmiş etkisinde de kalmıştim .:)
Konusunu çok hatırlamıyorum ama öyküleyici ve sürükleyici bir anlatımla devlete olan baģlilıktan bahsediyor. Okuyup küçüklerinize de okutmanızı tavsiye ederim.
Iyi okumalar:)
96 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10 puan·Ne Okusam'dan
Ömer Seyfettinin ağır dili bu kitapta fazla yoktur.Muhsin Çelebi İran elçisi olmayı kabul eder, varını yoğunu satarak, ipotekleyerek pembe incili kaftanı satın alır.Yolculuğu başlar. En can alıcı cümlesi biz müslimanlar yere serdiğimiz şeyi sırtımıza almayızdır ki bence Şaha verilebilecek en güzel cevaptır.
96 syf.
·Puan vermedi
Türk klasiklerinin arasında çoğu kitaba sahip olan yazar ömer seyfettin bu kitapta da devlete olan bağlılık ve fedakarlığı gözler önüne seriyor ve okutulması gereken bir kitap
96 syf.
·Beğendi·10/10 puan
Ömer Seyfettin, 28 Şubat 1884 tarihinde Balıkesir'in Gönen ilçesinde doğdu. Öğrenimine Gönen'de başladı. Ayancık'ta ve annesiyle birlikte geldiği İstanbul'da Aksaray'daki Mekteb-i Osmaniye'ye devam etti. Eyüp'teki Baytar Rüşdiyesi'ni bitirdi. Asker çocuğu olduğu için Kuleli Askeri İdadisi'ne yazıldı (1893). Bir müddet sonra da Edirne Askeri İdadisi'ne nakl olarak öğrenimini burada tamamladı. Daha sonra İstanbul'da Mekteb-i Harbiye'ye geldi. Piyâde mülâzımı sânisi rütbesiyle buradan mezun oldu. İzmir'de teğmenlik (1903-1910), sonra üsteğmen olarak Rumeli'de görev yaptı (1908-1910). Askerlikten ayrılıp Selanik'e gelerek, Genç Kalemler dergisinde yazmaya başladı. Balkan Savaşı'nda tekrar subay olarak orduya döndü. Yunanlıların elinde bir yıl kadar esir kaldı. Esareti sırasında da öykü yazmaya devam ederek bunları Halka Doğru, Türk Yurdu ve Zakâ dergilerinde yayınladı. İstanbul'a dönünce ordudan ikinci kez ayrıldı. Ölümüne kadar Kabataş Lisesi'nde edebiyat öğretmenliği yaptı. 6 Mart 1920 tarihinde İstanbul'da öldü.
96 syf.
·Puan vermedi
Ömer Seyfettin Türk edebiyatının çok önemli bir ismi. Bu kitabı da ilkokul yıllarımda okuduğumda çok beğenmiştim. Gerçek bir klasik, herkes okumalı.
96 syf.
·1 günde·Beğendi·9/10 puan
Bu eserde devlet görevlilerinin nekadar şerefli tok gözlü varlıklarını devletleri için bir kalemde silebilecek harcayabilecek insanlardan oluşması gerektiğini anlamalı insan. Dik duracak devlet görevlileri milletinin onurunu taşıdığını bilecek. Geçmişten geleceğe bir milletin haysiyeti devlet görevlilerimiz dahil bizimde omuzlarımızda işte böyle bir örneklemeyle bizlere bunu anlatıyor Ömer Seyfettin. Taşıdığımız yük ağır diyor.
77 syf.
·2 günde·10/10 puan
Öyle bir eserden bahsedeceğim ki size, bu eseri nereye koysanız orası ihya olur. Küçük bir çocuğun baş ucuna koysanız, o çocuk dünyayı titreten bir yiğit olarak büyür. Bir askerin yatağının baş ucuna koysanız, o dünyanın en büyük komutanlarına taş çıkartan bir kahraman olur. Bir devlet adamının yatağının baş ucuna koysanız, o adam devlet olur ve o devlet çıkana hükümdar olur.

Öyle ki, diğer 10 puan verdiğim eserleri düşünüyorumda; keşke şu uygulama 10 puanı geçmeye çok çok nadir olarak izin versede, ben bu iznin tamamını bu eserde kullansam diyorum.

Evet, sanırım tam olarak böyle bir eser.

Hani bir ayet okuyor, hani bir söz görüyor “bunu bütün devlet dairelerine asmalı” ya da bu sözü “küpe diye kulakta taşımalı” diyorsunuz ya; işte bu eser, o sözün veya ayetin ete kemiğe bürünmüş hali.

Platon ideal olan diyor ya, o ideal olanın içine hep en iyisini sığdırıyor hani. İşte bu eser, o ideal olan.

Bu eseri bütün devlet adamlarına okutmalı, yetmez ezberletmeli, o da yetmez yaşatmalı.

Bu eser bizim hasretimiz. Bu eser bizim ülkümüz. Bu eser, bu eser bizim özümüz.
Özünüzü müşahede etmek istemez misiniz?

Öyleyse okuyun onu.
Okuyun kendinizi...
96 syf.
·1 günde·9/10 puan
Özel olanların bir yaptırımı olduğu gibi her şeyin de bir karşılığı olmak zorunda olduğu da bellidir. Yaşanılan olaylar ise Kaftanın ne kadar özel olduğunu göstermişti. bundan sonra yaşanılan her şey o özelin etrafında dönüyor ve çok güzel bir sonuçla bitiyor.
Dünya değişti. Eski günler geçti. Merhamet , mürüvvet, insaniyet kalmadı. Herkes keyfinde, eğlencesinde Kimse kimseyi düşünmez oldu...
Ölümden kim şüphe eder? Altınlara boğulsak, demirden, çelikten kaleler içine saklansak, mutlaka ölüm oku gelip bizi bulacak . Er geç bize yetişecek. Bu kadar muhakkak bir akıbet karşısında gaflete düşen, nefsine uyan, yarını unutan insan mıdır ?
Hayır! Hayvandır. Nefsini uyanların, zevkten başka bir şey tanımayanların, hayvanlardan ne farkı var?
"Mektubunu verdiğim büyük padişahım, Oğuz Kara Han neslindendir!" diye haykırdı. "Dünya yaratıldığından beri onun ecdadından kimse kul olmamıştır. Hepsi padişah, hepsi Hakan'dır.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Pembe İncili Kaftan
Baskı tarihi:
Eylül 2020
Sayfa sayısı:
64
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786254481055
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Martı Yayınları
“Kızıl Elma neresi?”
“Atınızın gittiği yer... Padişahım!”
“Orası neresi?”
“Neresi olduğunu ancak padişahım bilir...”

Bu kitaptaki öyküler boyun eğmeyen, lafını esirgemeyen yiğit insanların hikâyeleridir. Muhsin Çelebi’nin canı ve malı pahasına kendisine verilen görevi yerine getirmedeki mertliğini; gözünü budaktan ayırmayan cengaver Tosun Bey’in isterse kendini kurtarabilecekken haksız olduğu açık olan bir fermana boyun eğişini; Kızıl Elma’yı haykıran yeniçerileri ve daha nicesini Ömer Seyfettin’in kaleminden okuyacaksınız.

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları