Peter Camenzind, kendi köklerini çok seven ama aşmak isteyen bir adam. Aynı köklerden ve gövdeden farklı dallar yaratmak isteyen; renk paletini yeterli bulmayıp yeni renkler arayanlardan. Hesse'nin eserlerindeki karakterlerin ortak noktası da budur zaten. Her zaman arayışta olanlar. Camenzind diğerlerinden biraz daha ayrılarak, bir yerde bulabiliyor aradığını, en çok da aidiyetini. Aradığını yine sevgide buluyor şüphesiz, yaşam sevgisinde, yaşamın yarattıklarına olan sevgide. Ama aidiyet de arıyor diğerlerinden farklı olarak. Tutunmak da istiyor bir yerlere. Daldan dala atlayan bir adam olmayı, genişlemeyi çok kez denese de en çok aidiyette buluyor aradıklarını. Çünkü doğduğu yerin aslında ona tüm bu sevgiyi karşılayabildiğini hissediyor, çünkü doğduğu yer ona bunların hepsini verebiliyor. Elbette bunları veren tek bir yer olsa da başka yerlere de buranın rengini taşımak istiyor, başka yerlerin renkleriyle de buranın renklerini birleştirmek ve kendini yaratmak istiyor. Ve tüm bu renkleri, bu birleşimleri yine ilk renklerini bulduğu yere, aidiyetini sağlayabildiği yere taşıyor. Buna rağmen bulduklarını daha fazla da yazmak istiyor, daha fazla kişiye bunları aktarabilmek istiyor. Bu isteğinden daha fazla olan tek isteği ise yaşama isteği, belki yenileriyle genişleyerek, belki eskileri tekrar ederek onlarda derinleşerek. Yazıp hissettiklerini aktardığı büyük eseri Camenzind başardı mı bilinmez ama şüphesiz Hesse bunu Siddharta'yı yazarak başrmıştır. Bu da demek oluyor ki Camenzind da başardı :)
Kendi kabuğundan çıkıp dünyayı keşfetmeyi çalışan ama özünden çok da uzaklaşamayan bir karakter, fazla düşünen, analizci ve karamsar ruhuyla pek mutlu olamayacağını anlaması çok da zor olmasa gerek
Hermann Hesse, (1877-1962) Almanya'nın Calw kentinde doğdu ve İsviçre'nin Montagnola kasabasında hayatını kaybetti. Alman asıllı olan İsviçreli yazar, şair ve ressamdır. Dini bir misyoner ailesinin çocuğu olarak dünyaya geldi, genç yaşta Hristiyan mistisizmi ve Uzak Doğu felsefesiyle tanındı. Okul hayatında zorluklar yaşadığı, gençliğinde ruhsal bunalımlar geçirdiği ve kısa süreli psikiyatrik tedavi gördü. Bu içsel çatışmalarının edebiyatına derin bir şekilde yansıdığını görebiliyoruz. 1904 yılında yayımladığı ilk romanı "Peter Camenzind" edebiyat dünyasında tanınmasını sağlamıştır. I. Dünya Savaşı döneminde savaşa karşı pasifist bir duruş sergilemesi nedeniyle bu dönemin milliyetçi çevrelerinden eleştiriler aldı. 1920’li yıllardan itibaren eserlerinde başta doğa sevgisi olmak üzere bireyin içsel yolculuğu, ruhsal aydınlanma, doğu felsefesi ve kendini gerçekleştirme gibi temaları işler. Bu kitapta, gelecekteki eserlerinin habercisi niteliğindedir, çünkü ileride ele alınacak ve geliştirilecek büyük temaları şimdiden barındırmaktadır.
Okumuş olduğum eserleri Demian, Siddhartha olmakla beraber, okumayı düşündüğüm Bozkırkurdu, Narziss ve Goldmund ve Boncuk Oyunu önemli eserleridir. 1946 yılında özellikle Boncuk Oyunu ve tüm edebi kariyeri nedeniyle Nobel Edebiyat Ödülü’ne layık görülmüştür. Hayatının son yıllarını İsviçre'de doğayla iç içe sade bir yaşam sürerek geçirdiği ve resim yapmaya başladığı biliniyor. Hesse, bireyin iç dünyasına odaklanan felsefi ve psikolojik derinliğiyle, modern dünya edebiyatının en etkileyici yazarlarından biri ve kendisi benim çok sevdiğim bir yazar.
- SPOİLER İÇERİR!!! -
"Peter Camenzind" metni ana karakterimiz Peter'ın kimliğini bulma, yaşamın anlamını arama ve evrensel sevgiye ulaşma yolculuğunu anlatan bir oluşum romanı. Peter'ın
Bana kalırsa Hemann Hesse’in kitaplarında hep bir ortak kederlilik-kaderlilik durumu var. Peter, Sinclair ya da Siddhartha karakterlerinin hayatına baktığımızda hepsinde bir “yalnızımsı ölüm” havası var. Kendisinin bu eserindeki Richard ve Peter karakterinin arasındaki ilişki bana Demian ve Sinclair’i hatırlattı. Bu yüzden Richard’ın yakında öleceğini tahmin etmem pek zor olmadı… Yalnız ve çaresiz bir çocuğun gene yalnız bir çocuğa bağlanması sonucu oluşan o evrensel bağlanma ilişkisi. Yalnız, bir taraf elbet “terkeden taraf” olma yükünü taşıyor, diğeri de “terkedilen taraf” olma yükünü. Tek başıma oturduğum bazı geceler dağların, yıldızların ve hüzün taşan müziğin düşünü yaşıyorum. Ve böyle kendim gibi doğa sevdalılarını okudukça yüzümde biraz buruk, ama gülümseyen bir ifade beliriyor. Yazarın da dediği gibi, umarım doğanın bu henüz fazla keşfedilmeyen büyüleyişi bir gün herkesi büyüleyebilir. DemianHermann HessePeter Camenzind
Peter CamenzindHermann Hesse · Can Yayınları · 2023331 okunma
Hermann Hesse bu ilk romanında bile ileride daha çok bilenecek ve keskinleşecek yazı yani hikaye tavrını belli ediyor. Dünyada yerini arayan genç bir delikanlının dönüp dolaşıp seneler önce terk ettiği köyüne geri dönüşünün hikayesi.
Çok sadece, çok arı duru, hatta sıkıcı bile gelebilir.
Ama ana tema görüldüğünde ve maksat kavrandığında, bu ilk romanının bile ne kadar değerli ve mesaj dolu olduğu görülecek.
Bakacak akrabaları olduğu halde, sırf onlara yük olduğu için, ve aynı zamanda bunlara tanık olan ve ağzıyla Azizi'li Franz'a medhiyeler düzen birisi olarak söylediklerini nihayet icraate dökmesi gerektiği ve bakımını üstlendiği özürlü adam meselesi kitap içinde bir kitap okuma mahiyetinde adeta. Bu konuyu işlemesi, kitabın değerine kesinlikle değer katmış.
Hesse'yle tanışmamız, sapık diye damgalamadan okumanız ve anlamanız ümidiyle...
Kitapla kalın...
Peter CamenzindHermann Hesse · Knaur Verlag · 1973331 okunma
Hermann Hesse ait ilk kitabı olan bu eserde, kitaba adını veren Peter hayatını kendi ağzından bize anlatiyor. İsviçre Alplerinde başlayan dağ hayatı ve doğa tutkusu, okumak için şehre gidişi, yazarlığa ilgisini keşfetmesi, şehir şehir gezmesi, ailesiyle olan ilişkisi, arkadaşlıkları, kadınlara karşı tutumu, hayat hakkındaki tespitleri, kaybettikleri ve elinde kalanlar kısaca içinde ne varsa anlatmış bize.
Siddhartha kitabıyla ortak noktasi her iki karakterin de arayış içinde olması.
Betimlemeler güzeldi ve dili sadeydi. Okurken zorlamadı ancak durgun ilerledi biraz.
Keyifli okumalar...
Siddhartha'dan sonra Hermann Hesse'nin okuduğum ikinci kitabı, yazarın yazmış olduğu ilk roman olan Peter Camenzind oldu. Eserin konusu romana da adını vermiş olan Peter karakterimizin İsviçre Alpleri'nde yaşamış olduğu kasabadan okumak için şehre gelişini, edebiyata ve yazarlığa ilgi duymasıyla bir nevi kendini arayışını konu alıyor. Eser tekdüze ilerliyormuş gibi görünse de beni çok etkiledi. Her şeyden önce okuma sebebim, romanın bir bölümünün İsviçre Alpleri'nde geçmesiydi ayrıca doğa betimlemeleriyle beni mest etti. Kitabı okurken Siddhartha'dan esintiler var gibi hissettim. Peter karakteriyle Siddhartha karakteri benim için belli bir noktada aynı amaca yöneliyor gibi. Bence bu eseriyle yazar diğer eserlerinin temelini oluşturmuş. Sonlara doğru çok duygulandım. Hesse'nin başka kitaplarına yönelmeden ilk eserini okuduğum için ayrıca memnunum. Sevenlerine tavsiye ediyorum.
Keyifli okumalar dilerim. :)
Hermann Hesse okumaya bayılıyorum. Herkesin bildiği meşhur ‘Siddhartha’ kitabı aracılığıyla kalemiyle tanıştım. Bu ay harflerle okuma etkinliğimizde elime ilk geçen kitap buydu ve bu bir işaret bence diyip elime aldığım gibi okumaya başladım. Hermann Hesse’in kalemi birazcık felsefi ve oldukça anlam yüklü bu yüzden sindire sindire yavaş yavaş okudum. Her kitabını okurken oldukça yavaş okuyorum ancak kitabı bitirdiğimde bende bambaşka bir dünya uyandırıyor. Farkındalık seviyenizi arttırabilecek bir kalem olduğunu düşünüyorum açıkçası. Henüz kalemiyle tanışmadıysanız tavsiye ederim.
Bir adamın çocukluğundan yaşlılığına hayatı kurduğu ilişkiler, yakın arkadaşları ve sevdalandıkları ile paylaşımları ve her birinin ardından kalan yası taşıma biçimiyle anlamlandırmaya çalıştığı bir hikaye. Çok durağan, fazlasıyla melankolik…
Çok sevdiğim yazarlardan Hermann Hesse'nin ilk romanı olan Peter Camenzind ile geldim bugün. Böyle büyük yazarların ilk kitaplarını okumaktan büyük keyif alıyorum, kült olmuş eserlerinin ardındaki kişisel yolculuklarının başlangıcı oluyor bir nevi kaleme alınan bu ilk eserler.
Gelelim kitabımıza. Kitaba adını veren kahramanımız Peter Camenzind, İsviçre'nin bir dağ köyünde yaşamaktadır. Ancak yaşadığı bu dünya kendisine küçük gelmiş olacak ki, dünyayı lise çağına gelince yatılı okumaya başlar, daha sonra ise üniversite ile beraber de, dünyayı keşfetme yoluna koyulur. Aslında gezip gördüğü yerler ve tanıdığı yeni insanlarla birlikte kendi iç dünyasında da bir yolculuğa çıkar Peter, bir yandan da kendini tanıma yoluna gider. Sayfalar ilerledikçe Peter'ın karakterinin değişimine de tanık oluruz, onun öykü ile beraber büyümesini izleriz. Bir yandan çocukluğunda başına gelen olayların izlerini yer yer hatırlarken, bir yandan da tanıştığı bu yeni dünyada kendine yer edinmeye çalışır Peter. Bazen yükselişe geçerken bazen de dibe vuruyor, kimi zaman köklerinden fersah fersah uzakken, kimi zaman da çocukluğuna sarılıyor. Peter'ın bu yolculuğunda ona eşlik etmekten büyük keyif aldım ben.
Aslına bakılırsa Peter Camenzind, Hermann Hesse'nin çok bilindik romanlarından biri değildir. Belki de ilk romanı olması, henüz yazarlıkta çıraklık dönemi dediğimiz döneme denk gelmesinden olabilir, ancak bana kalırsa, Siddhartha'nın, Narziss ve Goldmund'un temelleri atılmış bu kitapta. Betimlemelerinin gücünü derinden hissedeceğiniz bu kitabı belki okuma listenize eklemek istersiniz :)
Peter CamenzindHermann Hesse · Can Yayınları · 2019331 okunma
1877'de Almanya'nın Calw Kasabası'nda doğdu. 1962 yılında İsviçre'nin Montagnola Kasabası'nda yaşamını yitirdi. İlk şiirini yirmi beş yaşında yazdı. Ardından Peter Camenzind, Çarklar Arasında, Gertrud, Rosshalde, Demian ve diğer romanları geldi. Birinci Dünya Savaşı'nda Alman militarizmini protesto etmek için İsviçre'ye yerleşti. İkinci Dünya Savaşı'nda hem Naziler, hem de antifaşistler tarafından sert şekilde eleştirildi. Bu eleştiriler, ayrıca sorunlu aile yaşamı ve savaş esirlerine yardım konusundaki yoğun çalışmasının sonucu ağır bir bunalım geçirdi. Jung'un öğrencisi Lang ona psikanaliz tedavisi uyguladı. Lang ile dostluğu ruhbilime ve Jung'a duyduğu ilgiyi körükleyerek şiirsel iç dünyasını zenginleştirdi. İnsancıllığı, barışseverliği ve insan yaşamını irdeleyen felsefesi, Bozkırkurdu, Narziss ve Goldmund ve Siddhartha adlı romanlarında özellikle belirgindir. Boncuk Oyunu adlı romanından sonra 1946'da Nobel Edebiyat Ödülü aldı. Doğu edebiyatına ve mistisizmine düşkünlüğü, ayrıca bireysel bunalımlara çözümü Doğu felsefesinde arayışı, 1960 yıllarında canlanan Budizm ve Zen Budizm akımlarının da yardımıyla özellikle Amerikan hippi gençliği arasında en çok okunan yazarlar arasına girmesini sağladı. Eserlerinin büyük bölümü Türkçe'ye çevrildi.