Adı:
Rubailer
Baskı tarihi:
2005
Sayfa sayısı:
64
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789756457764
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Aden Yayınları
216 syf.
Ömer Hayyam; İranlı matematikçi,şair,filozof ve astronom; İran ve Doğu edebiyatında rubai türünün kurucusudur. Doğu’da şair kimliğiyle tanınsa da matematik bilgisi ve yeteneği zamanının çok ötesindeydi. Binom açılımını ve bu açılımlardaki katsayıları buldu. ‘’Celali takvimini oluşturdu. Çeşitli bilim dallarıyla ilgili eserler yazdı. En ilginci de, geçmişte yaşamış birçok insanın aksine doğum tarihinin günü gününe bilinmesidir, çünkü takvim konusunda uzmandır ve doğduğu tarihi kendisi araştırıp tam olarak bulmuştur!

Müslüman dünyasının en aydınlık dönemlerinde yaşamış, felsefenin günah sayılmadığı devirde özgürce düşünmüş, İslam kültüründeki hakim anlayıştan sıyrılıp kendisi akıl yürütmüş ve onu sade fakat çarpıcı bir biçimde kağıda geçirmeyi başarabilmiştir. Şiirlerinde genellikle aşk, şarap, dünya, insan hayatının gelip geçiciliği, Tanrı, Tanrı’ya sitem gibi konular yer alır. Hayyam’a göre ikinci bir dünya yoktur, en şaşmaz ölçü akıldır, gördüklerimizdir. Dini yarım yamalak ve gösteriş için yaşayanları ve böyle din adamlarını eleştirir.

Şiirlerinin çoğunda çoğunda şarap yer alır. Öyle ki, bazen, şaraba taptığını hissedersiniz. Ki zaten, kendisi de öyle söylemektedir:


‘’Ben içerim,ama sarhoşluk etmem:
Kadehten başka şeye el uzatmam.
Şaraba taparmışım, evet, taparım:
Ama senin gibi kendime tapmam.’’


Dizelerini okurken şarap içesiniz gelir. Öyle güzel konuşur ki ağzınız sulanır, boğazınız yanar. Oturup Hayyam’la karşılıklı birer kadeh içmek, şiirler söylemek istersiniz. Şarabı sanki bir sevgiliyi anlatır gibi anlatır. Ona göre şarap haram değildir, ama içmesini biliyorsanız. Şarap onun Tanrı’sıdır, ölüp bedeni toprağa karışınca toprağından testi yapıp içtiğidir, İblis’in eğer içseydi Adem’in önünde secdeye yatacağıdır, Muhammed Mustafa’nın hamlara haram kılıp olgunlara helal kıldığıdır, içip içip kendinden geçtiğidir, içip içip kendini bulduğudur, mahşerde meyhanenin önüne gömüldüğüdür, uğruna cenneti reddettiğidir, o acıya ne tatlılar feda ettiğidir, üzüm kanı akıttığıdır, sevgiliyle kendinden geçtiğidir, ölünce yıkandığıdır, insanın testisi olduğu candır, yürekteki sıkıntıyı alandır, adının kötüye çıktığıdır, bir kerpici de olsa satıp içtiğidir, benlik kaygısını sildiğidir, beyindeki düğümleri çözdüğüdür, Tus saraylarına bedeldir, yıkık gönüllerin mimarıdır, kendinden geçtikçe kendine geldiğidir, her kadehi devirdikçe ayıldığıdır, yarın toprak onu güle kavuşturmadan elinin özlediği kadehi kavradığıdır, onunla dirilmek istediğidir, bir güzelin sunduğudur, dünya zehirlerinin panzehridir, Tanrı’nın haram kılıp da cennette vaat ettiğidir, bir damlasına Çin’i verdiğidir, bir yudumunu bütün dinlerden üstün tuttuğudur, dünyada ondan başka ‘’hoş’’ un olmadığıdır, içini doldurduğudur, günüdür güneşidir, aklını aldığıdır; kısacası her şeyidir!


Dizelerini okurken sevgiliyi sevesiniz gelir. Onun gül yüzüne bakasınız gelir. Onu bir şarap gibi içesiniz, onunla dünyaya dalasınız gelir. O sevgili ki yüzü Çin güzellerini kıskandırır, bakışı büyüde Babil şahını devirir, yanağı Ağustos gülünü bastırır, yakut dudakları kızıl kızıl yanandır, güzelim kokusu cana can katandır, onunla içilen şarap helal, onsuz içilen su haramdır, tarak gibi diş diş olup da yüreğine batıp da yine saçına dokunduğudur, şarap içip güzel sevdiğidir, Ay gibi olan pırıl pırıl gülendir, güzeller bayram günü süslenir, sevgilinin yüzüyse bayramları süsler, elini elinden çekemediğidir, onunla dirilmek istediğidir, derdi derman edendir, yüzü canının kıblesi olandır, uğruna kara gözlü hurileri reddettiğidir, asla ayrılmadığıdır.


‘’Sevgili, seninle ben pergel gibiyiz;
İki başımız var, bir tek bedenimiz.
Ne kadar dönersem döneyim çevrende:
Er geç baş başa verecek değil miyiz?’’


Hayyam ve Hayyam gibiler sevgiliden ayrılamazlar. Ne kadar ayrı gözükseler de, tek noktaya mıhlıdırlar. Eninde sonunda baş başa verirler. Bir tek bedenleri vardır, tek vücut olurlar.


‘’Ey güzel, sen ki bana derdi derman edensin;
Şimdi: Çekil önümden diye ferman edersin;
Senin yüzün canımın kıblesi olmuş bir kez;
Ne yapsın, kıble mi değiştirsin bu can dersin?’’


Hayyam ve Hayyam gibilerinin Kabe değildir kıblesi, sevgilinin yüzüdür. Öyle bir şeydir ki o yüz, uğruna secde edilir, ibadet edilir, dua edilir. O canın kıblesidir, onsuz yön şaşılır, ayetler unutulur.


‘’Bir batman sarap, bir buğday ekmeği;
Bir koyun budu, bir de ay yüzlü sevgili;
Daha ne istenir bilmem şu dünyada:
Padişah daha iyisini bulabilir mi?’’


Hayyam için bunlar yeterlidir. Dünyadan pek fazla bir şey beklemez çünkü insana sadece bunların yeteceğini bilir. Gerçekten de öyle değil midir? Nice insanlar, padişahlar, tüccarlar, işçiler, hamallar, zenginler, fakirler geçmiştir. Bu dünya kime kalmıştır? Ecel gelince başa, fısıldayınca perdenin ardından, bu dünya kimseye yar olmamıştır. Kimsenin sarayı, hanesi, parası, pulu, mevkii, makamı, koltuğu yanına kalmamıştır. Herkes toprağa karışmış, mahşeri beklemeye koyulmuştur. O yüzden dünyada yaşamalıdır, şarap içmelidir, sevgiliyle koyun koyuna olmalıdır, mahşere dek sızıp kalmalıdır.


‘’Şu dünyada üç beş günlük ömrün var,
Nedir bu dükkanlar, bu konaklar?
Ev mi dayanır bu sel yatağına?
Bu rüzgarlı yerde mum mu yanar?’’


‘’Gönlümün dilediği gül yüzüne bakmak;
Elimin özlediği kadehi kavramak.
Her zerrem nasibini almalı dünyadan
Yarın güle kavuşturmadan beni toprak.’’


‘’ Bir su,bir damla suymuşuz,bele düşmüşüz;
Şehvet ateşiyle dışarı savrulmuşuz;
Yarın yel savuracak toprağımızı
İçelim;hoş geçsin üç nefeslik ömrümüz’’


Dizelerini okurken Tanrı’ya çatasınız, sitem edesiniz, bazen de dua edesiniz gelir. O Tanrı ki Hayyam’ın kafa tuttuğudur, meyhanede buluştuğudur, şarabı haram etmesine sitem ettiğidir, arayıp göklere çıktığıdır, sonra içinde bulduğudur, kaybettiğidir.

Tanrı nerededir, ne yapıyordur? O’nu aramaktan dünyanın başı derttedir. Ne zengine görünür, ne fakire görünür. O konuşur da biz sağır mıyızdır, o görünür de vardır da biz kör müyüzdür?

Öldürmek de yaratmak da O’nun işidir, bu dünyayı gönlünce düzenleyendir. Hayyam kötüyse kabahat kimdedir, Hayyam’ı öyle yaratan O değil midir? Ne yapacağını yazan O değil midir, demek ki günah işleten de O’dur. Öyleyse cennet cehennem nedir?

Dünyada günah işlemeyen var mıdır? Günah işlemeden yaşanır mı? Hayyam’a bu yüzden kötü deyip kötülük edecekse Tanrı, Hayyam’dan ne kalır farkı?

Tanrı niye gizlenir kimselere görünmez, bazen de renk renk dünyalarda görünür yüzü? Kendi kendine sevişmek değil midir O’nunki. Seyreden de O’dur, seyredilen de O’dur çünkü.

Tanrı Hayyam’ın merhametinden emin olmak istediğidir, yüz yıl günah işleyip de bilmek istediğidir. Günahlar mı sonsuzdur, yoksa O’nun rahmeti mi?

Tanrı Hayyam’ın merhametinden emin olduğudur. Günahı var diye tasalanmaz, dertlere düşmez. Günah olmalıdır ki, Tanrı bağışlasın. Yoksa rahmet neye yarar günah olmayınca?

Tanrı, karanlık içindeyken ışığını aradığıdır. Rahmetinden ötürü günah işlemekten korkmadığıdır. Azığı O’ndandır, çaresiz kalmadığıdır. Mahşerde lütfuyla ak pak olursa yüzü, kara defterine aldırmadığıdır.

Tanrı Hayyam’ın sitem ettiğidir. Cenneti ibadetle kazanacaksa, Tanrı’nın bu işte ne cömertliği kalır?


Dizelerini okurken iki yüzlü din adamlarına, para uğruna dini kullananlara sövesiniz gelir. Hayyam onlara bir güzel çatar, siz de alkış tutarsınız. O iki yüzlü softa ki, şarap içenleri kınayandır, şarap içmem diye övünüp her türlü haltı yiyendir, sabaha karşı aşıkların iniltisi onun ezanından güzeldir, onun kitabını minberini tutmayı bırakıp kadehten elini çekmediğidir, hırkasına tespihine postuna seccadesine Tanrı’nın kanmadığıdır, dünyayı bilmek isteyenlere, Yaradan’ın sanatı peşinde olanlara taş atandır, aklı fikri abdest bozan şeylerde olandır, görüldüğü gibi olmayandır.


‘’ Şeyh fahişeye demiş ki: Utanmaz kadın;
Her gün sarhoşsun, onun bunun kucağındasın.
Doğru, demiş fahişe, ben öyleyim; ya sen?
Sen bakalım şu göründüğün adam mısın?’’


‘’ İçin temiz olmadıktan sonra
Hacı hoca olmuşsun, kaç para!
Hırka, tesbih, post, seccade güzel
Ama Tanrı kanar mı bunlara?’’


Daha eleştirdiği birçok şey var Hayyam’ın. Ama bunlar en çok ağırlık verdiği konulardı. Hayyam’ın dizeleriyle kendi yorumlarımı karıştırdım. Bu kadar sade ve mükemmel anlatılır mı bir düşünce… Bana kalırsa şair dediğin böyle olmalı. Açık seçik anlatmalı, asi olmalı, kafa tutmalı, bazen alaya almalı, bazen gülmeli, bazen düşündürmeli. Şiir de usta da değilim, görüş bildirmek ne haddime… Fakat Ömer Hayyam’ı okuyunca insan, iki kelam etmeden geçemiyor. Kitabı kesinlikle okuyun derim, oradan buradan dörtlüklerini açıp okumak yerine bir yerde bulunsun. Bir gün mutlaka işimiz düşer. Yanınıza bir kadeh şarap da alın ham değilseniz eğer, bir de gül yüzlü sevgili, için şarabı ve sevgiliyi, takmayın bu gelip geçici dünyayı… Dinleyin ne diyor Hayyam:


‘’ Bilmem, Tanrım, beni yaratırken neydi niyetin,
Bana cenneti mi, cehennemi mi nasip ettin;
Bir kadeh, bir güzel, bir çalgı bir de yeşil çimen
Bunlar benim olsun, veresiye cennet de senin.’’
212 syf.
·2 günde·Puan vermedi
NOT : Okurken Şarapsever olup
" içmeden yıkılmış sarhoş gibiyim" şarkısını mırıldanabilirsiniz. :)

NOT : Dinin dogmatik kurallarına körü körüne bağlı yaşayanların okuması için uygun değildir.

Semerkant kitabında adı sıkça geçen bu eseri çok merak ediyordum. Semerkant'ta sanırım Amin Maalouf biraz reklam yapmış ve çok hoş yerlerini bizlere sunmuş. Ama olsun okurken kaliteli bir eser olduğunu görüyorsunuz. Sıkça şarap, cennet cehennem, bireyin dinle yaşama olayları geçiyor. Düz baktığınızda yani müslümanlığın gözünden baktığınızda kitabı bırakabilirsiniz. Fakat sorgulama olarak baktığınızda haklı yanları bulunuyor. Aslında Ömer Hayyam dini yaşayanlara yönelik değil de yaşamış gibi yapanlara atıfta bulunur. Ve toplumun Hayyam hakkındaki yargılarına kulak asmadan hayatına devam eder. Kimilerine göre yanlış kimilerine göre doğrudur burası okurların takdirine kalmış. Ancak burada tebrik edilmesi gereken bir cesaret var. Bu eseri evde okusam eminim ki ailemde yanlış anlamalar olur. Çevrem beni kötüleyebilir. Düşünün okurken bile bu tepkileri günümüzün " Aydınlanma, Bilim Çağı" gibi özgür düşünce ortamında rahatça sunamazken. Onun devrinde bunları yazmak kesinlikle övülmeye değer.

Her şeyin fazlası zarar kısmında, şarabı bu kadar fazla kullanmasaydı harika olabilirdi.

Okumak isteyenlere tavsiye ederim ancak şüphelerini harekete geçirmek, dini sorgulamak isteyenlere şiddetle tavsiye ederim. Keyifli okumalar dilerim hepinize.
216 syf.
Öncelikle çeviriyi takdir etmek istiyorum. İş Bankası Yayınları her zamanki gibi kusursuz bir çeviri yapmış. (ama yine de orjinal hallerini okumayı isterdim) Ömer Hayyam, rubailerinde sınır tanımadan, özgür bir şekilde düşüncelerini, dünya, varoluş, Allah hakkındaki sorgulamalarını mizahi bir dille dörtlüklere dökmüş. Hayyam dini özde değil, sözde yaşayanları eleştiriyor. Şarap, kadın,zevku sefa düşkünlüğüyle bilinen Hayyam, toplumu ve yargılarını önemsemediğini bu yazdığı rubailerle bas bas bağırıyor aslında. Yaklaşık bin yıl önce böyle bir felsefeye sahip olup, böyle dörtlükler yazmak büyük cesaret. Zira bugün bile böyle tepkiler alan bu eser ve Ömer Hayyam kim bilir nelerle karşılaştı o dönemde...
212 syf.
·3 günde·10/10 puan
İran doğumlu Divan Edebiyatı şairlerinden Ömer Hayyam aynı edebiyat akımı altında eser veren diğer şairler gibi aşk, şarap ve sevgili konularını fazlaca işlemiştir şiirlerinde. Bilhassa şarap konusunun üzerinde o kadar çok durmuştur ki her üç şiirinden ikisinde mutlaka "şarap, meyhane, saki, kadeh" kelimelerinin geçtiğini görürsünüz. Bir de onu döneminin diğer yazar ve şairlerinden ayıran konular vardır ki, şaraptan sonra en çok üzerinde durduğu konular da bunlardır diyebiliriz: Ölüm, kader, ölümden sonraki yaşam, günah-sevap, helal-haram ve diğer dini olgular... Döneminin koşulları ve yaşadığı yere hakim olan dini inanışlar düşünüldüğünde Ömer Hayyam'ın zamanının bir kaç asır ilerisinde olduğu derhal göze çarpmaktadır. Çünkü olaylara yaklaşımı incelendiğinde eleştiren, sorgulayan, düşünen, çoğunluğun aksine bazı görüşleri kabul etmeyen cesur bir kalemi olduğu rahatlıkla görülebilir. Günümüzde dahi bir çok Müslüman kesim tarafından taşa tutulacak söylemleri vardır. Fakat Ömer Hayyam hala tam olarak anlaşılamamış ve hakettiği değeri bulamamıştır. Şiirlerinin altında derin bir felsefenin bulguları vardır ve bunları yansıtma şekli hicvi andırmaktadır. Birkaç şiirinin dudağınızda yarım bir gülümseme bırakacağının teminatını verebilirim :)


Yalnızca şiirlerini okuyanlar onunla ilgili yanlış bir düşünceye kapılabilirler. Örneğin bütün hayatını zevk ve sefa içinde geçiren, avare ve ayyaş olduğu izlenimine kapılabilirler. Ancak Ömer Hayyam'ın şair kimliğinin yanı sıra filozof, matematikçi, astronom gibi sıfatlarına da haiz olduğu bilinmelidir. Bilimin bir çok alanında çalışmaları ve bilime katkıları vardır. Hatta Ömer Hayyam ile ilgili araştırma yaparken bir kaynakta şöyle bir bilgiye rastladım: "Bilimin bir çok dalında kendini geliştiren bilim adamının takvimle ilgili de çalışmaları vardır bu sebepe neredeyse 10 asır önce yaşamış olan Hayyam'ın doğum tarihini onun sayesinde günü gününe bilebilmekteyiz." Görüldüğü üzre hem sanatsal hem bilimsel başarıları olan Hayyam çok yönlü bir insandır, bir Doğu Klasiği olan bu kitabı da herkes tarafından okunmalıdır, ben okurken çok zevk aldım, zaman zaman güldüm, zaman zaman düşündüm ve bir çok alıntı yaptım. Okuyacak herkese keyifli bir okuma serüveni dilerim.
212 syf.
·Puan vermedi
Enter

Error...
Sakın aramayın böyle bir site yok çünkü :)

Geçen gün,
Google'da bir yazardan pasaj okurken, rastgele sözlerinin yer aldığı bir siteye denk geldim.

Bu sitelerde tasarım farklı olmakla beraber, konular kategorize edilmiş olup, konumuzla alakalı sözleri kolaylıkla bulabiliyoruz.

İlginç başlıklar gördüm,
Mesela ;

-Kırık kalp sözleri
-Can alıcı sözler
-Atarlı, giderli sözler
-Yürek yakan sözler
-Kamyon arkası sözler

Velhasıl liste uzayıp gidiyor.
sanırım yeni bir kültür aralanıyor :)

Günümüzde artık birşeyleri sözlerle ima etme gayreti içerisindeyiz.Bu yüzden sık sık arama kutularına birşeyler karalıyoruz.

Fakat dikkatimi çekiyor,
adam atarlı giderli söz paylaşıyor altında Ömer Hayyam yazıyor, Sadi yazıyor veya başka birisi.

Sen kalk Cebir alanında  uzman ol, matematik'de zirve ol, astronomide deha ol, ama senden geriye, ki senin yazdığın veya kaçını senin yazdığın muamma olan rübailerden hareketle şarap tutkunu veya kadın tutkunu bir izlenim kalsın...


Peki bunun nedeni ne ?

Okuduğum kitapta nedeni açık aslında.

Şarap kelimesi : 108 defa
Kadeh kelimesi : 46 defa
Saki kelimesi : 20 defa
Meyhane kelimesi : 12 defa geçiyor.

Bu kavramların tasavvufi edebiyatta karşılığı olsada realiteden öteye geçmeyeceği aşikar.

Yaptığım araştırmalar ve okuduğum kitap gösterdi ki, Ömer Hayyam'a nispet edilen çoğu şeyin onun tarafından yazılmış veya yazıldığı noktasında yeterli kaynak yok, pek çok rubainin de aslında ona ait olmadığı, ona nispet edildiği de bir gerçek.

Yani kitap'da nasihat ararken,
nasihat verecek durumda oluyoruz.

_____________________ɢÇʙ_____________________


Okuduğum kitap konusunda yazılmış,
piyasadaki en popüler kitaplardan birisi

Beklentimi yüksek tuttuğum bir eserdi,
Fakat genel olarak beğenmedim.

Maksat dörtlük olsun,
sayfa dolsun bakış açısıyla daha uzun yıllar
eserlerin doğruluğu sorunsalı devam edecektir.

_____________________ɢÇʙ_____________________

Aldığın her nefesin kadrini bil
Ot değilsin ki kesildikçe bitesin.


Keyifli Okumalar Dilerim
212 syf.
·6/10 puan
Lisede çok sevdiğim bir edebiyat öğretmenim vardı. Elindekine şükür ederek hep daha fazlasını hayal ederdi. Bize öğrettiği en önemli şey buydu. Hep daha iyisini ve hep daha fazlasını hayal etmek. Okulumuzda bir kütüphane yoktu. Kimsenin bizim ruhumuzu güçlendirme gibi bir derdi de yoktu. Varsa yoksa yarış atları gibi hazırlanmak zorunda bırakıldığımız sınav çalışmaları, etütleri vardı. Diğerleri bize dağların denize paralel olduğunu öğretti o ise dağ köylerindeki çocuklara nasıl güzel bir gelecek sunabileceğimizi. Boş bir sınıf verdiler hocaya kütüphane yap diye, adam edemez vazgeçer sandılar. Önce boyadı orayı resim öğretmenimizden rica etti duvarlara resimler çizdirdi. Sonra raflar gerekti kitaplar için sanayiye bir marangoza gidip rica etti,raflar tek tek elinden geçti. Kitaplara kaldı mesele evinde sakladığı hazinesini getirdi yerleştirdi oraya.İlk aldığı kitabı da oradaydı, altını çize çize okudukları da. Başardı kimseden bir destek almadan bir kütüphane yaptı bize. Anlattı sonra edebiyatın bize ne katabileceğini, bizi sınırlandırdıkları o okul duvarlarının, yurt odalarının çok ötesinde bir dünya olduğunu kitaplarda. Bir, iki, üç... derken hergün biraz daha kalabalıklaştı kütüphane. Okuyanlar anlatmaya başladı,dinleyenler okumaya..

Sonra birgün duyduk ki Cüneyt Hoca kitap topluyor. Niye? Bizim kütüphemiz var halbuki. Meğer kütüphanesi olmayan bir okula kütüphane hayali peşinde yine bizim hoca. Koştuk yanına ne varsa bizde istedik memleketten kitaba dair gönderdik o okula. Sonra başka bir okula, başka bir okula. Geçenlerde yine konuşurken Cüneyt hocamla kitap lazım Şerife dedi. Yine bir umutla başladık toplamaya ve yolladık hocaya. Eminim şimdi birileri o kitapları okuyor. Ve eminim birileri kitap okuduğu her an bu dünya daha da güzelleşiyor.

Bu kadar uzun bir girişi yaptım. Daha da yazsam yazarım lise yıllarıma ve edebiyat hocama dair. Bu uzun girişin sebebi ise Ömer Hayyam'ı ilk hocamdan duymamdı.Divan edebiyatı,Halk edebiyatı,rubailer,dörtlükler,hicivler,taşlamalar havalarda uçuyor o zaman. Ezberle babam ezberle. Niye? Bilmem ne sınavında soracaklar.. O zamandan sonra bir daha Hayyam yoluma pek çıkmadı,adını duymadım. Geçenler de bir kitap sitesinden alışveriş yaparken gözüme takıldı ve şimdi okuma zamanı dedim onu da ekledim listeye. Dün başladım, dörtlüklerden oluştuğu için kısa sürüyor okumak. Biraz acımasız olsada Divan edebiyatında övüldüğü kadar yok Hayyam. Beklentim yüksekti başlarken beklentimi karşılamadı ama yine de hayata dair bulabileceğiniz şeyler var içinde. Okumanızı isterim. Okumanızı ve mukayese etmenizi bildikleriniz, duyduklarınız ve yazılanları.

İncelememi Hayyam'ın bir dörtlüğü ile bitirmek istiyorum.
" Okunu attı mı ölüm,sipeler boşuna ;
O şatafatlar, altınlar,gümüşler boşuna;
Gördük bütün insan işlerinin iç yüzünü :
Tek güzel şey iyilik, başka düşler boşuna. "
Hâlâ iyilik için var iken vaktimiz,koşun dostlar bir olalım hepimiz!

Keyifli okumalar. :)
216 syf.
·Puan vermedi
Titanik 14 Nisan 1912 gecesi Yeni Dünya'nın denizlerine gömüldüğünde, en seçkin kurbanı bir kitap olmuştu…" Bu sözler Lübnan kökenli Fransız yazar Amin Maalouf'un tarihi romanı Semerkant'ta geçiyor. Bahsi geçen kitap ise Rubailer(dörtlükler) Bu şiilein çok az sayıda kopyası olduğu bilinmekteydi o zamanlar . Ve günümüzde de süregelen bu eserlerin hangisinin Ömer Hayyam'a ait olduğu hakkında varsayımlar var olmaktadır. 1900'lerin başında Londra'da iki ciltçi, George Sutcliffe ile Francis Sangorski eskiden kalma kitap ciltleme zanaatını yeniden canlandırmaya çalışıyor, ciltlerinde kullandıkları zengin desenlerle tanınıyorlardı. Henry Sotheran adlı kitapçı onlardan eşi benzeri olmayan bir kitap sipariş etmişti. İki yıllık yoğun çalışmanın ardından 1911'de tamamlanan kitapta Ömer Hayyam'ın rubailerinin İngilizce yorumları yer alıyordu. Kitap 'Büyük Ömer' adının yanı sıra, ihtişamından dolayı 'Muhteşem Kitap' adıyla da tanınır olmuştu.Sotheran kitapçısı bu kitabı New York'a göndermek istiyordu. Ama Amerikan gümrüğünün talep ettiği yüksek gümrük vergisini ödemeyi reddettiği için kitap İngiltere'ye geri döndü.Bunun üzerine Gabriel Wells bir müzayedede kitabı 450 sterline satın aldı (kitabın satışı için alt sınır 1000 sterlin olarak belirlenmişti). Wells de kitabı Amerika'ya göndermek istiyordu. Ama ne yazık ki başvurulan gemi onu taşımayı kabul etmedi.Bunun üzerine 1912'de İngiltere'den Amerika'ya ilk seferini yapan Titanik'e başvuruldu. Kitap geminin kargosuna verildi. Ama gemi bir buzdağına çarpıp batınca kitap da onunla birlikte okyanusun derinliklerine gömüldü.
Ancak kitabın hikayesi Titanik'in batmasıyla sona ermedi. Birkaç hafta sonra kitabı hazırlayan iki kişiden biri olan Sangorski tuhaf bir biçimde boğularak öldü.
Diğerinin (Sutcliffe) yeğeni Stanley Bray ise kitabın ve 'Büyük Ömer'in anısını canlandırmaya kararlıydı. Sangorski'nin orijinal çizimlerini kullanarak altı yıllık bir çalışmanın ardından kitabın yeni bir kopyasını yapmayı başardı. Bu kitap korunmak üzere bir banka kasasına kondu.Ama İkinci Dünya Savaşı sırasında Nazi uçaklarının Londra'yı bombalaması üzerine bu kitap da paramparça oldu. Braytekrar işe koyularak 40 yıl süren çalışmala kitabı derleyerek ingilizceye çevirmi ve Britanya kütüphanesine teslim etmiştir. Bahtsızlıklara karşın ayakta duran rubailer muhakkak ki okumaya değer. Okurken tutucu kesimlerin kanına dokunacak mısralarla karşılaşmak olası ki; kitap sırf aşk , şarap ve Tanrı'ya başkaldırı olarak yorumlanabilir.Bazı bazı mısralar okunurken kendimize itiraf edemeyeceğimiz sözlerin söylenmiş olduğunu görüyoruz. aslında hepimizin içinden belli başlı zamanlarda geçen sözlerin cesurca açığa vurulmuş halidir bana göre. Böyle diline geleni pervasızca söyleyen bir adam nasıl olur da böyle ağdalı ,cafcaflı sözler kullanabilir aklım almıyor diyor Sabahattin Eyüboğlu. Düşünerek okumak gerekli. Gerektiğinde referanslara başvurulabilir.
216 syf.
·4 günde·8/10 puan
İlk olarak Ömer hayyam'ın dörtlüklerini 'Semerkant' kitabından okuduğumda daha çok ilgi duydum. Dörtlüklerin hemen hemen %85'in de içki, sevgili ile ilgili ama yine de beni çok etkileyen dörtlükler var.
64 syf.
·1 günde·Puan vermedi
Ömer Hayyam adına güzel bir inceleme olması dileği ile...

Ilk önce kısa bir hayatı:

Asıl adı Giyaseddin Ebu'l Feth Bin İbrahim El Hayyam' dır. 18 Mayıs 1048'de İranin Nişabur kentinde doğan Ömer Hayyam bir çadırcının oğludur. Tıp, fizik, astronomi, cebir, geometri ve yüksek matematik alanlarında önemli çalışmalar yapmıştır. O herkesten farklı olarak yaptığı çalışmaların cogunu kaleme almamış, oysa O ismini çokça duyduğumuz teoremlerin isimsiz kahramanıdır.

21 Mart 1079 yılında tamamladığı, halk arasında “Ömer Hayyam Takvimi” bugün ise “Celali Takvimi” olarak bilinen takvim için büyük çaba sarf etmiştir. Eserleri arasında İbn-i Sina'nın Temcid (Yücelme) adlı eserinin yorum ve tercümesi de yer alır. Öğrenimi tamamlayan Ömer Hayyam kendisine bugünlere kadar uzanacak bir ün kazandıran Cebir Risaliyesi'ni ve Rubaiyat'ı Semerkant'ta kaleme almıştır.

Ömer Hayyam, İlmini genişletmek için zamanın ilim merkezleri olan Semerkand, Buhara, İsfahan'a yolculuklar yapmıştır. 4 Aralık 1131'de doğduğu yer olan Nişabur'da dünyaya veda etmiştir.
(alıntı)

Ama insanlar bu bilim insanı ve husta kişiyi daha çok Rubai(dörtlük) leriyle tanıyor.
Ne hikmetse insanların ilgisini tuhaf şeyler çeker. Kimileri şarapçı olarak biliyor, bu benim için üzücü bir şey, eğer Ömer Hayyam ın düşündüğü şarap metaforuyla anıyorsa sıkıntı yok lakin diğer şekilde aşağılayıcı bir durumsa hepimizi üzmesi gerektiğini düşünüyorum.

Son olarak şiirlerinden bahsedip sonlandırıcam incelemeyi.

Şiirlerinden en belirleyici şey "Ölüm" olarak gördüm.
Kimi yerde bir çok şeyi iğneliyor ve yeriyor. Kimileri için asıl gerçekler bunlar.
Bazı yerlerde bu adam kafayı yemiş diyebilirsiniz.
Çoğu yerde mey, şarap, meyhane kelimlerini çok kullanıyor. Üzüm mesela.
Ama hangi şarap...
Şimdi size Mevlananın şarap bakışını anlatan bir link atayımhttp://www.ask-imevlana.com/...saraptan-kasti-nedir
Çoğu iranlı şaiirin kullandığı bir tarz haline gelmiştir.

Başka bir yerde şöyle açıklama getiriliyor Mey, Meyhane hakkında:

“Farsça, içki içilen yer demektir. Kulun aşk ve şevkle Rabbine münâcât yeri. Kâmil arifin Allah aşkıyla dolmuş gönlü, tekke, lâhûtî âlem.” (Ethem Cebecioğlu; Tasavvuf Terimleri ve Deyimleri Sözlüğü, Otto Yayınevi, 2014)

“Meyhâneden kasıt tekke veya dergâh; mahbup ve maşuktan kasıt ise Cenab-ı Hak’tır. Şem`, ilâhî nur; sâkî ve sârbân mürşit; hum, humhâne, kâse, kadeh, cam kelimeleri âşığın kalbi; mutrip de ilâhî hakikati öğreten kişi yani mürşittir. Bunun gibi daha birçok terim farklı anlamlarda karşımıza çıkar.” (Azmi Bilgin, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, C. 40, İstanbul 2011, s. 381.)

Son olarak Ömer Hayyamın şiirlerinin matematikse cebir düşüncesiyle yazıldığı söyleniyor.

Umarım faydalı olmuştur.
212 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10 puan
Yine hem kendisini hem yazdıklarını çok merak ettiğim, sabırsızlıkla okumaya başladığım bir kitapla geldim. Yalnızca şiirlerini okuyanlar onunla ilgili yanlış bir düşünceye kapılabilirler. Örneğin bütün hayatını zevk ve sefa içinde geçiren, avare ve ayyaş olduğu izlenimine kapılabilirler. Ancak Ömer Hayyam'ın şair kimliğinin yanı sıra filozof, matematikçi, astronom gibi sıfatlarına da haiz olduğu bilinmelidir.

Ömer Hayyam; İranlı matematikçi,şair,filozof ve astronom; İran ve Doğu edebiyatında rubai türünün kurucusudur. Binom açılımını ve bu açılımlardaki katsayıları buldu. ‘Celali takvimini oluşturdu. Çeşitli bilim dallarıyla ilgili eserler yazdı. En ilginci de, geçmişte yaşamış birçok insanın aksine doğum tarihinin günü gününe bilinmesidir, çünkü takvim konusunda uzmandır ve doğduğu tarihi kendisi araştırıp tam olarak bulmuştur!

Müslüman dünyasının en aydınlık dönemlerinde yaşamış, felsefenin günah sayılmadığı devirde özgürce düşünmüş, İslam kültüründeki hakim anlayıştan sıyrılıp kendisi akıl yürütmüş ve onu sade fakat çarpıcı bir biçimde kağıda geçirmeyi başarabilmiştir. Şiirlerinde genellikle aşk, şarap, dünya, insan hayatının gelip geçiciliği, Tanrı, Tanrı’ya sitem gibi konular yer alır. Hayyam’a göre ikinci bir dünya yoktur, en şaşmaz ölçü akıldır, gördüklerimizdir. Dini yarım yamalak ve gösteriş için yaşayanları ve böyle din adamlarını eleştirir.

Şiirlerinin çoğunda şarap yer alır. Öyle ki, bazen, şaraba taptığını hissedersiniz. Ki zaten, kendisi de öyle söylemektedir:


‘’Ben içerim,ama sarhoşluk etmem:
Kadehten başka şeye el uzatmam.
Şaraba taparmışım, evet, taparım:
Ama senin gibi kendime tapmam.’’

Okuyacaksanız, sürekli şarap içme isteği ve dünya işlerini bırakıp âlemlere dalmayı göz önünde bulundurarak okuyun, zira okurken boğazım kurudu, kadehler gözümün önünden gitmedi.. ))))
216 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10 puan
Akılla bir konuşmam oldu dün gece ;
Sana soracaklarım var, dedim;
Sen ki her bilginin temelisin,
Bana yol göstermelisin
Yaşamaktan bezdim, ne yapsam?
Birkaç yıl daha katlan, dedi.
Nedir; dedim bu yaşamak?
Bir düş, dedi ;birkaç görüntü.
Evi barkı olmak nedir? dedim;
Biraz keyfetmek için
Yıllar yılı dert çekmek, dedi.
Bu zorbalar ne biçim adamlar? dedim;
Kurt,köpek, çakal makal dedi.
Ne dersin bu adamlara, dedim;
Yüreksizler, kafasızlar, soysuzlar, dedi.
Benim bu deli gönlüm, dedim ;
Ne zaman akıllanacak?
Biraz daha kulağı burkulunca, dedi.
Hayyam'ın bu sözlerine ne dersin, dedim;
Dizmiş alt alta sözleri,
Hoşbeş etmiş derim, dedi..
Bir elde kadeh, bir elde Kuran;
Bir helâldir işimiz, bir haram.
Şu yarım yamalak dünyada
Ne tam kâfiriz, ne tam Müslüman!
Ömer Hayyam
Sayfa 31 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Hasan Ali Yücel Klasikler Dizisi

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Rubailer
Baskı tarihi:
2005
Sayfa sayısı:
64
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789756457764
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Aden Yayınları

Kitabı okuyanlar 11bin okur

  • Fiona
  • Aleyna Aykır
  • Uğur özer
  • A.Can Karaca
  • Kaçın Kurrası
  • Müşerref Kocabay
  • Zeynep Dağdöğen
  • NAİM BULTAN
  • Arzu Agdaş
  • Yalçın Yılmaz

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0.1 (3)
9
%0 (1)
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları