Kitap bitti ama nasıl bitti ekmek kırıntılarıyla satranç oynaması muhteşemdi boş duvarı bana izletti diyebilirim çok ince kitap olmasına rağmen beyinleri yaktı sanırım ben bu kitabı bir kez daha okuyacağım anlamına geliyor muhteşemdi
Kitap oldukça kısa ve okumanız için satranç bilmenize gerek yok. Yazarın gerçekte yaşadığı olayların izleri var oldukça. Kendisi Hitler'in kamplarında kalmış ve kitap karakterlerinden birisinin hücre hayatına oldukça yer veriliyor. Çok fazla betimleme ve olay örgüsü yok, diyalog ağırlıklı bir kitap. Bu yüzden de okunuşu oldukça basit. Yeni başlayan çoğu kişi sıkılmadan bir günde bitirebilir. Sıkıcı değildi, ama bir şeyler hissettirebilen bir kitapta değildi. Sadece 2-3 yerde bazı duyguları yoğunlaştırabildi o kadar.
7/10
Kitabı çok beğendim, kısa akıcı ve net bir şekilde yazılmış, bir süre boyunca anlamsız geldikten sonra çok güzel bir mesaj verdiğini anladım. Yokluk, yoksunluk, hiçlik insanın bütün zihnini mahvedecek kadar tehlikeliymiş
Gerçekten mükemmel bir kitap.. İyi ki okudum bu muhteşem kitabı.. Sen mükemmel bir yazarsın Stefan Zweıg.. Bu kadar sürükleyici olacağını tahmin etmiyordum. Ama kitaba başladım ve bittiğini fark edince ne olduğunu anladım. Dr B. Seninle yaşadım o işkenceyi resmen.. Kolay kolay etkisini atlatamayacağım bir eser gerçekten.. okuyun, okutturun..
Etkilendiğim eserlerden biri
Ses ve ışığın bizim için anlamı
Bir insanı yanlızlıkla nasıl cezanladırmanın kitabı ve çaresizliğin bize yaptırabileçeğin kitabı bu
Kısa zamanda veya yolculuk esnasında okunacak güzel ve akıcı kitap, arada bi kaç tekrar var onun dışında güzel. 2. Dünya sırasında kurgulanmış bi yaşantıyı anlatıyor
Dünyaya geldik ve bir hiçliğin ortasında bulduk kendimizi. Evet, büyüdük, çalıştık, eğlendik, nadir de olsa mutlu olduk ama yaşadıklarımızın hepsi bir hiç olacak. Ve bir hiçliğin içerisinde yaşadığımızı bilmek, insan ruhuna vurulmuş en büyük darbedir.
Bu bir oyun değil, hayatın ta kendisi.. Mükemmel bir hikaye ve anlatım. Yazar gene lafı fazla uzatmadan konuyu güzelce irdeleyip okuyucu beğenisine sunmuş.
Dünya satranç şampiyonu Mirko Czentovic, Dr. B ve anlatıcının New York’tan Buenos Aires’e olan gemi yolculuğunun bir bölümü anlatılmaktadır. Czentovic’in sıradışı kimliğini merak eden anlatıcı, onu daha yakından tanımak için gemide bir satranç karşılaşması düzenler. Czentovic gemideki diğer yolculara karşı oynayacaktır. Karşılaşma sırasında esrarengiz bir yolcu, Czentovic’e karşı yenilmekte olan yolculara verdiği tüyolarla şampiyonun dikkatini çeker. Bu esrarengiz yolcu Dr. B’dir. Czentovic Dr. B ile oynamak ister fakat Dr. B onu reddetmesi gerektiğini düşünür. Zira satrançla olan anıları, onu bu oyundan alıkoymaktadır.
Dr. B’nin yaşadıklarını okurken eminim siz de çok etkileneceksiniz. Zweig’ın muhteşem psikolojik tahlilleri Dr. B ile empati yapmamızı kolaylaştırıyor.
Kısa, öz ve Zweig tarzı etkileyici bir kitap.
Satranç ,benim için baya etkileyici bir kitaptı gerçekten. Stefan Zweig'in bu kitabında insanın düşünce yapısını ve hayal yapısını fevkalâde bir şekilde somutladığını düşünüyorum. Zaten Stefan Zweig çoğu kitabında insanın derin düşünce yapısını çok güzel bir şekilde ele aldığı gibi Satranç kitabındada öyle ve Stefan Zweig'in kesinlikle okumanızı tavsiye edeceğim eserleri arasında yer aldığını düşünüyorum.
Stefan Zweig, Avusturyalı yazar ve gazeteciydi. Edebi kariyerinin zirvesinde olduğu 1920'li ve 1930'lu yıllarda, dünyanın en çok çevrilen ve en popüler yazarlarından biriydi.
Zweig, Viyana, Avusturya-Macaristan'da büyüdü. Honoré de Balzac, Charles Dickens ve Fyodor Dostoyevski gibi ünlü edebiyatçılar hakkında Üç Büyük Usta (1920) ve belirleyici tarihsel olaylar hakkında Yıldızın Parladığı Anlar (1927) adlı tarihsel incelemeler yazdı. Ayrıca Joseph Fouché (1929), Mary Stuart (1935) ve Marie Antoinette'nin biyografilerini yazdı. Zweig'ın en bilinen kurgu eserleri arasında Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu (1922), Amok Koşucusu (1922), Korku (1925), Karışık Duygular (1927), Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat (1927), psikolojik roman Sabırsız Yürek (1939) ve Satranç (1941) yer almaktadır.
1934 yılında Almanya'da Nazi Partisi'nin yükselişi ve Avusturya'da Ständestaat rejiminin kurulmasının bir sonucu olarak Zweig, İngiltere'ye göç etti ve 1940 yılında kısa bir süre New York'a ve daha sonra yerleştiği Brezilya'ya taşındı. Son yıllarında bu ülkeye aşık olduğunu ilan edecek ve Brezilya, Geleceğin Ülkesi adlı kitabında bu ülke hakkında yazacaktı. Yıllar geçtikçe Zweig, Avrupa'nın geleceği konusunda giderek daha fazla hayal kırıklığına uğradı ve umutsuzluğa kapıldı. 23 Şubat 1942'de Petrópolis'teki evlerinde eşi Lotte ile birlikte aşırı dozda barbitürattan ölü bulundu. Eserleri birçok film uyarlamasına temel oldu. Zweig'ın anı kitabı Dünün Dünyası (1942), I. Franz Joseph yönetimindeki Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'nun çöküş yıllarındaki yaşamı betimlemesiyle dikkat çeker ve Habsburg İmparatorluğu hakkındaki en ünlü kitap olarak anılır.