Sessiz Ev

·
Okunma
·
Beğeni
·
6.176
Gösterim
Adı:
Sessiz Ev
Baskı tarihi:
Aralık 2012
Sayfa sayısı:
343
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754704440
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İletişim Yayınları
Baskılar:
Sessiz Ev
Sessiz Ev
Sessiz Ev
Sessiz Ev’de Orhan Pamuk, dağılmakta olan bir ailenin hikâyesi üzerinden Cumhuriyet ve modernleşme tarihimizin barındırdığı gizli çatışmaları ve şiddeti araştırıyor. Orhan Pamuk yayımlanışından otuz yıl sonra, bu yeni baskıda romana bölüm başlıkları koydu ve anlatıdaki bazı tekrarları ayıklayarak kitabı yeni okurlar için daha okunaklı hale getirdi.

Biri tarihçi, biri devrimci, biri de zengin olmayı aklına koymuş üç torun İstanbul yakınlarındaki Cennethisar kasabasındaki evinde babaannelerini ziyaret ederler. Dedelerinin yetmiş yıl önce siyasi sürgün olarak kasabaya geldiğinde yaptırdığı bu evde bir hafta kalırlar. Bu sürede, babaannelerinin doksan yıllık anılarla yüklü geçmişi ağır ağır aralanırken, dedenin Doğu ile Batı arasındaki uçurumu bir çırpıda kapatacağını sandığı büyük bir ansiklopediyi yazışı hatırlanır. Evde sessiz gözlemleriyle kuşaklar arasında köprü kuran tanıklar, bahçe duvarlarının ötesinde ise aile ile ilgilenen tutkulu gençlerin hareketleri vardır. Orhan Pamuk'un ikinci romanı olan Sessiz Ev, yayımlandığında büyük heyecanla karşılanmış, pek çok dile çevrilmiş ve ödüller almıştı.

“Bu güzel ve hüzünlü kitap, üç mutsuz kardeşin, İstanbul yakınlarındaki küçük bir kentte, doksan yaşındaki babaannelerinin evinde geçirdiği bir haftayı anlatıyor... Şaşırtıcı bir başarı...”THE TIMES LITERARY SUPPLEMENT

"Önemli sorular soran değişik bir kitap - hem klasik hem modern. Bana Çehov'un Vişne Bahçesi'ni hatırlatıyor."LE MONDE

“Orhan Pamuk, gerçek bir romanın işareti olan dilsel bir yoğunlukla değişik açılar ve perspektiflerden bir olaylar dizisi kuruyor: Renkler, topografya, imgeler, zengin ayrıntılar...” LE MONDE DIPLOMATIQUE
Orhan Pamuk’un gençlik dönemi romanlarından ve tepki gördüğü, sevilmediği, sevilmemesi için içinde birçok görüşler, mesajlar verdiği aslında doğru olanı da bir başka harika postmodern romanı. Sevilmez ülkemizde Orhan Pamuk da postmodern kitaplar da, sevilmemeleri için birçok sebepleri var çünkü. Ülkemiz daha tam olarak modernizm içinde olamamışken modernizm sonrası postmodern romanların, postmodern yazarların sevilmemesi gibi olağan bir şey yoktur; ama maalesef Orhan Pamuk’tan bırakın bir kitap okumayı, bir cümle okumadan daha kitaplarını eline almadan her türlü kampanyalara katılıp kendisi hakkında hükümler verirler. Bunu yaparak da aslında Orhan Pamuk ve benzeri yazarların sadece kitaplarında yazdığını onaylamış, tasdiklemiş olurlar. Sessiz Ev, Pamuk’un son dönem romanlarına göre cümleleri bazı yerlerde, kısım kısım daha acemice geliyor (özellikle kitabın başlarında); ama 30 yaşa göre de çok çok iyi cümleler, sadece ufak farklar var. Kitapta birçok karakter var ve her bir bölümü bir karakterin ağzından, gözünden okuyoruz. Orhan Pamuk, Sessiz Ev’i ilk basımından 30 yıl sonra, Yapı Kredi’nin bu baskısında tekrardan gözden geçirip hem bölümlere bölüm başlıkları koymuş hem de anlatımdaki bazı tekrarları kitaptan kaldırmış ve yayınevinin dediğine göre de yeni okurları için daha okunaklı hale getirmiş. Bölümlere başlık koyulması gerçekten de çok iyi olmuş önemli bir geliştirme. Her bölümde farklı bir karakter olduğu için ve her bölümü de o karakterlerin ağzından okuduğumuz için karışıklık olmaması bakımından çok çok önemli, yoksa bölüm başladıktan bayağı bir sonra kimin konuştuğunu anlamakta güçlük çekerdik.

Babaanne Fatma Hanım’ın eş ve oğlu hatta gelini vefat ettikten sonra yanında bir cüce ile yaşamaktadır, torunları da genelde yazdan yaza kendisini ziyaret ederler. Sessiz Ev de bu ziyaretlerden herhangi birinin başında başlıyor, ziyaretin başladığı dönem de ülkenin en karışık dönemlerinden biri, sağ ve sol kapışmasının artık her yere bulaştığı, insanların okuduğu gazetelere göre yargılanıp haklarında tavırlar sergilendiği 12 Eylül öncesi. Babaanne Fatma Hanım’a evine ziyarete gelen torunlarının geliş süreci, gelirken civarı görmeleri, gördükleri kişiler için yorum yapmaları tamamen içimizden, tamamen kültürümüze uygun. Selahattin Darvinoğlu, soyadından da anlaşılacağı üzere kitabın düşünce olarak, doğu ile batı arasındaki uçurumunu dile getiren baş karakter. Soyadı Darvinoğlu ya, Allah yok der bu kişi hatta Allah da öldü der de düşüncelerini belirtir ve din adına, yaratıcı adına, dini mensuplar adına birçok söylemler eder, doğu ile batının arasındaki uçurumu, farkı kapatmayı düşündüğü, istediği için de bir ansiklopedi yazar. 48 ciltlik bu ansiklopedinin doğu ile batının arasında olan uçurum gibi dediği farkın kapatacağını düşünür ve düşündükçe de düşüncelerini okuruz. Fatma Hanım rahmetli eşi ile arasındaki konuşmalarını düşünür ve hatırlar, hatırlar ve torunları ile beraber düşünürler de Darvinoğlu’nun doğrusunu, yanlışını bizlere belirtirler. Darvinoğlu’nun dediklerinin bir kısmı doğru olsa da dinden ziyade aslında çoğunlukla din adına olan beşeri bilgilere karşı doğrudur.

Orhan Pamuk bazı bölümlerde, özellikle de Babaanne Fatma’nın diyaloglarını ve düşüncelerini José Saramago gibi aynı uzun cümlenin içinde virgüllerle ayırmış. Babaanne Fatma’nın bölümlerini, anılarını, anıları içindeki diyalogları, düşüncelerini virgül ile ayırıp yazarken dili ise Saramago’ya göre daha ağır. Saramago’nun yazılarında şöyle bir şey var, bilmiyorum Saramago’nun kendi tekniği mi yoksa çevirmen veya Türkiye yayıncısının yaptığı bir şey mi ama diyalogları ve düşünceleri aynı cümle içinde virgül ile ayırırken diyalog sırası ya farklı kişiye geldiğinde ya da diyalog değiştiğinde bir düşünceye veya betimlemeye geçtiğinde büyük harfe geçiş olup devam ediyor; ama Orhan Pamuk’un yazımında ise bu geçişlerde büyük harf olmadığı için dediğim zorluk kendini belli ediyor. Yer yer virgülden sonrası okunup, kelimelerdeki vurgu kavranıp geçiş yaptığı anlaşılıyor, çünkü aynı kişinin kendi içindeki konuşmalarında da virgül kullanılıyor. Fatma Hanım’ın virgüllü şekilde zihninin içindekiler verilirken, cümle, bir kelime ile aniden kesilip, bir alt satıra geçip tırnak işareti içinde, normal romancılıkta gördüğümüz, bildiğimiz diyaloğu okuduktan sonra Fatma Hanım’ın düşüncesine bir alt satırdan son kelimenin arkasından gelen kelime ile devam etmek bence çok başarılı şekilde kâğıda dökülüp yazılmış, şüphesiz bilinç akışını çok başarılı gerçekleştiriyor.

Sessiz Ev, okunması gereken çok iyi bir kitap.

Kitabı okuyan arkadaşlar için de fan yapımı kısa filmini izlemelerini tavsiye ederim.

https://www.youtube.com/watch?v=qD4ESIY0ywI
Kitabın atmosferine yakıştırdığım, kitabın konusu ile şarkının simgelediği şeyin pek ilgisi olmasa da Ağlayan Kadın gibi bir anlama gelen, şu şarkı ile birlikte incelemeye başlamak istiyorum.

https://www.youtube.com/watch?v=XgI8g5aWFVs

-------------- İnceleme ufak tefek spoiler içeriyor olabilir. ------------------

Kitap bittiğinden beri Pamuk kitapta tasvir edilen eve neden Sessiz Ev demiş olabilir diye düşünüyorum.

Büyükhanım ve kocası evlilikleri boyunca birbirleriyle bu evde doğru düzgün konuşmadıkları için mi? Fatma’ya içini döküp anlaşılmayı bekleyen Selahattin Darvinoğlu ömrü boyunca aradığı bu şeyi hiç bulamadığı için mi? Fatma kocasından korkup, kızgınlığını, tiksintisini kelimelere dökemeyip sustuğu için mi? Yoksa cüce ve büyükhanımın içsel dünyalarını birbirlerine anlatamamalarından dolayı mı?

Belki de hepsi ve biraz torunların da hepsinin ayrı havada olup birbirleriyle konuşacak pek de bir şey bulamamaları…

Keyif alarak okuduğum, melankolik iç burkan bir kitaptı. Tüm karakterler çok güzel işlenmiş olmasına rağmen özellikle Büyükhanım ve Recep’in kısımları çok çok güzeldi. Faruk’un arşiv okumaları ara ara beni sıksa da genel olarak çok güzel bir anlatım vardı kitapta. Her karakterle bağ kurabiliyoruz, hepsinin kendince çektiği acıları hissedebiliyoruz.
Hayat dediğimiz uzun yolculukta kimiz, ne yaşadık, ne anladık bol bol sorgulatan bir kitap daha.

Selahattin ve Fatma olarak iki karakterle Pamuk bize hem aydın diye tabir ettiğimiz kesimin, hem yeniliklere karşı olan, tutucu diye tabir ettiğimiz kesimin kusurlarını göstermiş. Örneğin “Batılı” olma saplantısı bulunan Selahattin karakteri, karısını kendi istediği kalıba sokamayınca “Doğulu” erkekler gibi karısının üzerine kuma getirir, yeni kanun sebebiyle dilediği gibi (Boş ol! Boş ol! Boş ol!) karısını boşayamayacağından yakınır vs.

Selahattin bence kitapta da ara sıra belirtildiği gibi delirmiş, Fatma ise bence tam bir cadı yaşlı teyze. Hiçbir şeyden memnun olmayan, huysuz, aksi, herkesin arkasından iş çevirdiğine inanmış ve epey de acımasız. Özellikle Recep’e karşı... İkisi arasında hala güncelliğini koruyan inanç mı bilim mi çatışmasını ve iki tarafın birbirine olan hoşgörüsüzlüğünü bol bol okuyoruz.

Metin ve Hasan ise bence birbirine benziyordu. İkisinin de platonik aşkları, bunu nasıl ifade edeceklerini uzun uzun düşünüp, düşündüklerinin minicik bir kısmını harekete geçirebilmeleri... Kendilerini yalnız hissetmeleri ve bu yüzden hoşlanmadıkları arkadaş ortamlarına katlanmaları... İkisinin de ailesinden utanması ve bir gün önemli kişiler olacaklarına inanmaları da benzerdi. Metin önemli kişi olmaya giden kurtuluşu Amerika’da, Hasan ise faşist arkadaş grubunda arar. Aslında ikisinin de net olarak istediği şey bu değildir.

Aslında Hasan’a üzüldüm, bir anlık öfkeyle yaptığı şey belki de tüm hayatını etkiledi. Kitap boyunca aslında arkadaşlarına göre vicdanlı, iyi bir çocuk olduğunu gözlemliyoruz. Öfkesine kapılıp yaptığı şey sonrasındaki yıllarda belki de iyice suça batacak, belki de önemli kişi diye tabir ettiği şey eli silahlı mafya babası olarak vücut bulacak. Belki de yine önemli kişi olmak umuduyla Serdar ve diğerleri gibi insanlar tarafından kullanılıp, harcanacak.

Olan biten olayları kendisinden hiç okumadığımız Nilgün’ün ölümü ise çok ani gerçekleşti, hiç beklenmedikti. Kendimi kaptırmış okurken “yok artık!!” diye bir çığlık attım. Orhan Pamuk öncesinde hiç hissettirmeden sokuvermiş ölümü hikayeye. Çarpıcı bir ölüm istemiş ve başarmış. Aynı şey kitabın başında da Recep üzerinden yapılmış aslında, kahvedekilerin onunla neden alay ediyor olduğunu düşünedururken birden cüce olduğunu anlıyoruz.

Nilgün dönemin komünist kesimini temsil ettiği için suskun bırakıldığı ve baskı ve şiddetle etkisiz hale getirilmesi simgesel gibi yazılar okudum fakat bilemeyeceğim. Ayrıca sağ kesimi tamamen öcü gibi göstermiş eleştirilerine bir parça katılıyorum, Nilgün kitap okuyan, iyi, naif bir karakter olarak çizilirken diğer karakterler ise tamamen zorba çizilmiş (Hasan’ın takıldığı çocuklar) burada Pamuk bir parça haksızlık etmiş olabilir.

Büyükhanımın ağzından okuduğumuz mezarlığa gittikleri 7.bölüm yazım tarzı bakımından çok güzeldi. Bir yandan babaannenin iç sesini okurken, bir an araya torunların ona sorduğu sorular giriyor, sonra yine iç sese dönüyoruz. Metin'den okuduğumuz 21. bölüm ise Tutunamayanlar'daki gibi virgüllerle birbirine bağlanan cümleler, nokta kullanılmayan tüm bölüm bir cümle şeklinde yazılmış.

Tadı damağımda kaldı desem yeridir. Alternatif sonlar yazıp duralım diye ucunu epey açık bırakmış Orhan Pamuk. Dünden beri aklıma takılanlar;

- Babaanne çocuklara ayrılmadan önce ne anlatacaktı?
- Hasan yakalanacak mı, yakalanmazsa nasıl bir gelecekte olacak? Daha da mı suça bulaşacak yoksa daha iyi bir insan mı olacak? Ölür mü tutuklanır mı?
- Hasan Nilgün’ün kendisi yüzünden öldüğünü öğrenecek mi? Öğrenirse ne düşünecek, ne hissedecek?
- Nilgün’ün ölümü kardeşleri tarafından nasıl karşılandı?
- Metin Amerika’ya gidebilecek mi? Faruk vebanın izini bulabildi mi?
- Ayrıca babaanne öldü mü sonunda ölmedi mi ben anlayamadım. =) Öldüyse ne olur ölmediyse ne olur?

Sanırım onca zaman önyargılı olduğum Orhan Pamuk’un müptelası oluyorum. Tekrar tekrar okunabilecek güzellikte bir kitabını daha bitirmiş olmanın burukluğuyla incelemeyi kitaptan şu alıntı ile bitirmek istiyorum.

“Bizim tükettiğimizi sandığımız hayat denilen şey, tuhaf ve anlaşılmaz bir şey ve kimse kendi hayatının bile neden öyle olduğunu bilemiyor. Durup durup bekliyorsun ve o, bir yerden bir yere, neden kimse bilmeden, öyle giderken, sen kendi hayatın içinde, nereden nereye gittiğine ilişkin birçok düşünce düşünüyorsun; yanlışı, doğrusu olmayan ve bir sonucu bile olmayan, tuhaf düşünceler derken bir bakıyorsun, yolculuk burada bitti.”
  • Kürk Mantolu Madonna
    8.9/10 (15.320 Oy)19.076 beğeni43.416 okunma3.018 alıntı183.085 gösterim
  • Dönüşüm
    8.2/10 (8.558 Oy)8.839 beğeni28.733 okunma833 alıntı139.778 gösterim
  • Suç ve Ceza
    9.1/10 (6.480 Oy)7.881 beğeni21.396 okunma4.010 alıntı129.511 gösterim
  • Simyacı
    8.5/10 (7.901 Oy)8.857 beğeni26.356 okunma2.662 alıntı114.888 gösterim
  • Fareler ve İnsanlar
    8.6/10 (5.665 Oy)5.771 beğeni19.686 okunma838 alıntı101.301 gösterim
  • Küçük Prens
    9.0/10 (10.725 Oy)13.424 beğeni34.548 okunma3.409 alıntı146.202 gösterim
  • Şeker Portakalı
    9.0/10 (7.578 Oy)9.087 beğeni25.374 okunma1.545 alıntı126.753 gösterim
  • Hayvan Çiftliği
    8.9/10 (7.463 Oy)8.039 beğeni22.801 okunma828 alıntı89.872 gösterim
  • Satranç
    8.7/10 (9.292 Oy)9.259 beğeni25.652 okunma1.831 alıntı118.863 gösterim
  • Uçurtma Avcısı
    9.0/10 (9.708 Oy)11.454 beğeni28.519 okunma1.574 alıntı149.522 gösterim
Sessiz Ev bitti ve böylece Orhan Pamuk'un bütün romanlarını okumuş oldum. Sessiz Ev, Pamuk'un gençlik yılları romanı. yirmili yaşlarının sonlarında yazmış. Zaten sonrasında kat ettiği mesafe görülünce bu romanın ilk dönem romanı olduğu daha iyi anlaşılıyor.

Pamuk, postmodern anlatıyı ta o zamanlarda benimsemiş görünüyor. Bütün bir olaylar örgüsü, farklı kişilerin ağzından anlatılıyor. Babaannelerinin evine ziyarete gelen üç kardeş ile kasabadaki birkaç kişinin öyküsü var kitapta. Pamuk'un sonrasında ortaya çıkacak olan o uzun, upuzun cümleler alışkanlığı bu romanda yok. Daha klasik bir roman gibi.

Hadiseler ta yüzyılın başında başlıyor ve birkaç kuşak devam edip, 12 Eylül öncesine kadar devam ediyor. Bu arada eleştireceğim bir konu şu, roman kahramanlarından ülkücü olanlar, cahil, soyguncu, baskıcı, kaba saba ve nihayetinde katil olarak resmedilirken, devrimci olan ise masum, mazlum ve haklı olarak ortaya konuluyor. Oysa, her iki hareketin içinde de birbirinden farklı karakterde, iyilik ya da kötülükte şahıslar vardı...
Orhan Pamuk'un harika betimlemelerine, hikayeyi anlatma biçimine hayli aşinayım ve de hayranım. Bu kez de yine beni şaşırtmadı. Kurgu sıradan görünsede değinilen konuların derinliği, her biri hayatı farklı bir pencereden gören karakterlerin düşüncelerinin uzun uzadıya aktarılışı yine hayranlık uyandırdı. Bana göre çok çok ağır bir kitap öyle ha deyince okudum sizde okuyun denmiyor. Son olarak kitapta karakterlerin dilinden anlatılan bölümlere yeni bir karakter olarak beni de eklese belki şunları yazardı canım yazarım...:) ; bir kaç zamandır kendimi o kadar berbat hissediyorum ki olan biten her şey boğazıma dizilmiş gibi böyle içimde kocaman bi yumruyla ve onun hiç geçmeyen ağrısıyla yaşamaya çalışıyorum nedenlerini sorguluyorum ve anlamıyorum asla anlamıyorum hayatımdaki herkes bi şekilde kendinde sorumsuzluk ya da hata yapma lüksü bulabiliyor her şeyi toparlamaya çalışıyorum ama yetişemiyorum haliyle düşünüyorum bi zamanlar çok yakın hissettiğim insanların sanki hiç öyle olmamışız gibi çok uzaklarda oluşunu ve bunun içimde bıraktığı boşluğu kütlelerce yük bindirmişler gibi kaldıramıyorum çünkü insanlara salt bi şeyler hissetmeyi unuttum affedemiyorum hiç kimseyi nasıl bu kadar sadece kendilerine bakabilirler nasıl işlerin ne noktaya geleceği umurlarında olmaz anlamıyorum dikkatsizliklerinden düşüncesizliklerinden sıkkınlıklarından her şeylerinden gına geldi. geçip giden zamansa sadece bi şeylerin düzeleceğine olan inancımı tamamen kaybetmeme yarıyor.
Çok ilginç bir kitap. Yazıldığı zaman ve yazarın yaşı, ikinci kitabı olması göz önüne alınırsa gerçekten zamanının önünde bir eser. Pamuk' un ne kadar yaratıcı olduğunu gösteriyor. Hikâye bir sahil kasabasında geçiyor. Babaannelerini ziyarete gelen üç kardeş ve kasabalılar. Ziyaret günlerine dair olay az. Daha çok roman kişilerinin geçmişi anmaları, kendileriyle hesaplaşmaları, pek çok şeyi sorgulamalarıyla geçiyor. Farklı kişilerin zihninden Allah, varlık-hiçlik, yaşam-ölüm, ahlak, gelenek, tarih, siyaset, aşk, gençlik vs. pek çok konu tartışılıyor. Güncel olarak da o günlerde yaşanan, 1980, gündelik hayâtın içinde dönemin siyasal durumu veriliyor. Bunu yaparken de ideoloji ya da propagandaya dalmadan günlük yaşamın içine yedirmiş. Güncel olaylar az. Sıradan olaylar sonunda çok vahim bir neticeye varıyor. Pamuk farklı insanların -yaşları, cinsiyetleri, eğitimleri, yaşamları başka başka- düşüncelerinden ve duygularından iç dünyalarını başarıyla vermiş. Hepsine başka bir düşünce ve duygu dünyası kurabilmiş. Yalnız hepsini aynı dille konuşturmuş. Farklı diller kullanamamış. Roman bölümler halinde, farklı kişilerin birinci tekil ağzıyla yazılmış. Ancak hiçbir bölümde o kişiye has bir dil ve üslup, ağız yok. Sanki hepsi yazarın üst bakış açısıyla anlatılmış. Çok zor olduğunu biliyorum ama kitap bu kadar iyi ve yazan da Orhan Pamuk olunca insan bunu da bekliyor.

Değişik olan bir başka yansa kitabın imlası. Türkçenin yazım kurallarına aykırı cümle kurulumları, noktalama işareti kullanımları var. Bir bölüm, on beş sayfa kadar, tek bir cümle olarak yazılmış. Özel adların ilk harfinin büyük yazılması kurallarına falan uyulmamış. Bunun bilinçli bir tercih olduğunu, kalıpları kırmaya çalıştığını, farklılık oluşturmaya uğraştığını sanıyorum. Ancak kendi içinde bir tutarlılığı yok. Bence dağınık olmuş. Kural dışı cümle kurulumları okumayı güçleştiriyor. Noktalama işaretlerinin yanlış kullanımları cümleleri söylemek istediğinden farklı anlamlara getirebiliyor. İç monologların mantıksal-zamansal akışı iyice dağıtılmış. Bilinç akışı tekniğini iyi kullanmış bence. Bazen anlatılanları takip zorlaşıyor, sıraya koyup hikâyeyi çıkarabilmek için zihinsel uğraş gerekiyor. Yalnız yine bu teknik de birden çok kişi için aynı şekilde kullanıldığından karakter özelliği olarak herhangi bir kahramana özel olamıyor. Sonuç olarak mutlaka okunması gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum.
Öyle soluksuzca "hemen bitiriverdim" diyebileceğiniz çerez kitabı değildir. Tabiri caizse ağırdır.

"Olay örgüsü olmasın sorun değil, yeter ki edebi olsun. Akıcı olmasa da olur benim kitap okuma alışkanlığım var, sıkılsam da okurum. Zaten ben kitaplarda tasvir ya da betimleme olaylarını seviyorum. Birileri ölmesin, birileri gelmesin, birileri sevmesin ama mum ışığının odaya düşürdüğü gölgeler sayfalarca anlatılsın okurum." diyorsanız, bu kitap tam size göre.

TAVSİYE: Seveni ve meraklısı için harika bir kitap olacağına eminim ama kitap okuma alışkanlığı olmayan ya da yeterince kitap okuma kültürüne sahip olmayan, yeni başlayan biri, bir süre bu ve bu tür kitaplara başlamamalıdır. Ters tepebilir.
Orhan Pamuğun hikayelerinin ilginçliğini ve betimlemelerinin yoğunluğunu bilirim fakat bu kitap bende enteresan bir his uyandırdı kitabı fazlasıyla beğendim ama kafamda da karışıklıklar oluşmadı değil. Aslında ilginç bir hikaye yok ortada, normal bir yaşam hikayesi gibi. Ancak Pamuğun kaleminde bambaşka bir boyuta evrilmiş. 32 bölüm var ve her bölüm romanda varolan karakterlerin bakış açısı ile yazılı. Başta zorlanıyorsunuz hangi karakterden bahsediyor şimdi diye ama okudukça anlıyor ve idrak ediyorsunuz. Romanda bahsi geçen yıllar sağ ve sol çatışmasının cereyan ettiği yıllar, bu konu üzerinde durmuş yazar romanı boyunca. Ve en çok beğendiğim şey ise karakterlerin iç seslerinin, hayallerinin ve düşüncelerinin uzun uzadıya bize aktarılışı.. okurken zevk alıyor insan zira kısa bir iç gerçirişten ziyade uzun soluklu anlatım ile yoğun betimlemeleri ile ana fikirlerin orada yattığı aşikâr. Kısaca ilginç bir o kadar güzel, içinde ince mesajlar barındıran, ağır bir o kadar da yoğun olan yazdığı döneme göre ki ikinci kitabı olması dolayısı ile okunulması gereken post-modern bir roman.
Bu kitabı tek kelime ile tanımlayacak olsaydım bu kelime kaygı olurdu. Okurken sürekli karakterler hakkında, hikaye hakkında ve bazen kendi hayatım hakkında kaygı duydum. İçten sarıp sarmalayan bir hikaye..
Orhan Pamuk, Sessiz Ev için; o evdeki gençlerin her biri bendim, her birinde gençliğin ayrı ayrı ruh hallerini kurcaladım ve eğlendim demiş. Karakterlerin özellikle birini sevmiyor ya da özellikle birinden nefret etmiyorsunuz okurken. Hepsine aynı uzaklıktan bakıyorsunuz. Biri tarihçi, biri devrimci, biri de zengin olmayı isteyen üç kardeşin dedelerinin evinde geçirdikleri bir haftayı anlatmış Pamuk. Gerçi internette kısa bir gezinme ile kitaba dair pek çok bilgiye ulaşabiliyor insan.
O yüzden belki de sadece keyifle okuduğumu, beni başka dünyalara başka pencerelerden baktırttığını söylesem yeter!
Fatma, Recep, Faruk, Nilgün, Metin ve Hasan yazar bu altı ana karakterin anlatımıyla yazmış romanını çok da hoş olmuş. Her karakterin içinde ne fırtılar koptuğunu görüp bu sayede hepsiyle ayrı ayrı empati yapabiliyorsun. Fatma'nın bile kendine göre haklı olduğunu düşündüm. Orhan Pamuk'un dilini ağır bulanlar bu kitapla başlayıp ön yargılarını atabilirler. Herkese iyi okumalar.
Bu seneyi orhan pamukla kapattık.Orhan Pamuk’un bu kitabını okuduktan sonra insanların ruh durumlarını gözlemleme ve onları yazıya aktarma gücüne hayran oldum.Kendi sınıflarından olmayan birine burjuvanın bakışını metin ve ceylanın annesi arasında geçen konuşmayla nasıl ince ince işlemiş.

“El şıkıştık,babamın ne iş yaptığını sordu,söyledim ve üniversite için Amerika’ya gideceğimi söyledim.(çocuk babasının onlar gibi zengin olmasından o kadar utanıyor ki hemen peşinden üniversite için Amerikaya gideceğini söyleme ihtiyacı hissediyor.Fakat daha büyük bir dalga geliyor).Bizde Amerika’da ev alacağız.Buranın artık ne olacağı belli değil.Amerika’da en iyi yer neresidir?
Ona bazı coğrafi bilgiler verdim,iklim koşullarından,nufüs durumundan ve bazı rakamlardan söz ettim,ama beni dinliyor mu anlayamıyordum,çünkü bana değil,mayoma ve saçlarıma sanki onlar benden ayrı şeylermiş gibi bakıyordu."

Pamuğun Cevdet Bey ve Oğulları romanıyla başlayan burjuva eleştirisi bence bu kitapta neredeyse bir tiksinti boyutuna ulaşmış.Kitabın neredeyse her bölümünde özellikle üç kardeşten biri olan metin ile ilgili bölümlerde müthiş bir burjuva tiksintisi onların yaptığı herşeyi sahte görme durumu vardı.
Sırada beyaz kale var bakalım bizi neler bekliyor?
Okuduğum en güzel Orhan Pamuk kitabı. Aynı zamanda okuduğum ilk kitabıydı. Henüz Yeni Hayat'ı yazmamışken ve bu kadar popüler değilken. Okudum ve vuruldum. Sonra da ne yazdıysa okudum.
Bir zamanlar dünyanın güzel bir yer olduğunu düşünürdüm, çocuktum, aptaldım.
Orhan Pamuk
Sayfa 20 - YKY
İyi yemeği bilmezler, hayata sarılmayı bilmezler, yalnızca başkalarının acılarına göz yaşı dökerek ölmeyi bilirler..
Orhan Pamuk
Sayfa 72 - YKY
"Bir zamanlar dünyanın güzel bir yer olduğunu düşünürdüm. Çocuktum, aptaldım. Panjurları kapadım, sürgüyü çektim: Dünya orada kalsın."
'Sonra kelimeler ve görüntüler aklımda rahat rahat koştursunlar diye oturup kendimi bıraktım.'

'Yenilgi ve zaferin yalnızca birer kelime olduğunu düşündüm; hangisine inanırsan o gelir seni sonunda bulur.'

'Her şeyin sona erdiğini artık hissediyordum.'
Orhan Pamuk
Sayfa 260 - yky

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Sessiz Ev
Baskı tarihi:
Aralık 2012
Sayfa sayısı:
343
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754704440
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İletişim Yayınları
Baskılar:
Sessiz Ev
Sessiz Ev
Sessiz Ev
Sessiz Ev’de Orhan Pamuk, dağılmakta olan bir ailenin hikâyesi üzerinden Cumhuriyet ve modernleşme tarihimizin barındırdığı gizli çatışmaları ve şiddeti araştırıyor. Orhan Pamuk yayımlanışından otuz yıl sonra, bu yeni baskıda romana bölüm başlıkları koydu ve anlatıdaki bazı tekrarları ayıklayarak kitabı yeni okurlar için daha okunaklı hale getirdi.

Biri tarihçi, biri devrimci, biri de zengin olmayı aklına koymuş üç torun İstanbul yakınlarındaki Cennethisar kasabasındaki evinde babaannelerini ziyaret ederler. Dedelerinin yetmiş yıl önce siyasi sürgün olarak kasabaya geldiğinde yaptırdığı bu evde bir hafta kalırlar. Bu sürede, babaannelerinin doksan yıllık anılarla yüklü geçmişi ağır ağır aralanırken, dedenin Doğu ile Batı arasındaki uçurumu bir çırpıda kapatacağını sandığı büyük bir ansiklopediyi yazışı hatırlanır. Evde sessiz gözlemleriyle kuşaklar arasında köprü kuran tanıklar, bahçe duvarlarının ötesinde ise aile ile ilgilenen tutkulu gençlerin hareketleri vardır. Orhan Pamuk'un ikinci romanı olan Sessiz Ev, yayımlandığında büyük heyecanla karşılanmış, pek çok dile çevrilmiş ve ödüller almıştı.

“Bu güzel ve hüzünlü kitap, üç mutsuz kardeşin, İstanbul yakınlarındaki küçük bir kentte, doksan yaşındaki babaannelerinin evinde geçirdiği bir haftayı anlatıyor... Şaşırtıcı bir başarı...”THE TIMES LITERARY SUPPLEMENT

"Önemli sorular soran değişik bir kitap - hem klasik hem modern. Bana Çehov'un Vişne Bahçesi'ni hatırlatıyor."LE MONDE

“Orhan Pamuk, gerçek bir romanın işareti olan dilsel bir yoğunlukla değişik açılar ve perspektiflerden bir olaylar dizisi kuruyor: Renkler, topografya, imgeler, zengin ayrıntılar...” LE MONDE DIPLOMATIQUE

Kitabı okuyanlar 869 okur

  • Pınar Aksu
  • Beatrice
  • Esther. Sema
  • Melomania

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0.8 (2)
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları