Sofie'nin Dünyası (Felsefe Tarihi Üzerine Bir Roman)

·
Okunma
·
Beğeni
·
163,3bin
Gösterim
Adı:
Sofie'nin Dünyası
Alt başlık:
Felsefe Tarihi Üzerine Bir Roman
Baskı tarihi:
Haziran 2020
Sayfa sayısı:
592
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789758434572
Orijinal adı:
Sofies Verden
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Pan Yayıncılık
Baskılar:
Sofie
Sofi
Sofinin Dünyası
Sophie
Sofies verden
Benzer insanların, yüzeysel bilgilerin geçerli olduğu çağımızda, 3000 yıllık geçmişinin hesabını yapamayan insan günübirlik yaşayan insandır diyen Goethe'nin günübirlik insanlarından olmama yolunda ciddi bir adım.

15. yaşgününü kutlamaya hazırlanan Sofie, posta kutusunda ''Kimsin sen?'' yazılı bir kağıt bulur. Bu soruyu, diğer sorular ve günümüze kadar uzanan bir felsefe kursu takip eder.

Kendine has kurgusu ve şaşırtmacalarıyla, Jostein Gaarder, 15 yaş üstü gençlere sadece kuru bir felsefe tarihi sunmak değil, aynı zamanda hayatı anlamaya yönelik sorular sormanın yollarını açar.

Çağımız bölümünde şöyle diyor yazar: ''Bütün gerçek filozofların gözleri hep açık olmalı. Hiç beyaz karga görmemiş olsak da, aramayı sürdürmeliyiz. Günün birinde, benim gibi bir şüpheci bile daha önce inanmak istemediği bir olguyu kabul etmek zorunda kalabilir. Bu olasılığın kapısını açık tutmasam, dogmatik biri olurdum. Gerçek bir filozof olmazdım o zaman.''
576 syf.
·9/10 puan
Dünyada satış rekorları kıran bir kitabın Türkiye de değerinin yeterince bilinmemiş olması ne kadar üzücü. Hele ki felsefe yapmaya bayılan bir milletken... Felsefeye ilgi duyan fakat nereden başlayacağını bilemeyenler için harika bir seçim.
576 syf.
Sofie gibi her sabah uyandığımızda posta kutusunda bulduğumuz notlarla kendimizi aramaya, gerçeği bulmaya çıktığımızda varacağımız nokta neresi olurdu ki acaba?
592 syf.
·9 günde·Beğendi·10/10 puan
"İnsan beyni onu anlayabileceğimiz kadar basit olsaydı, o zaman da biz onu yine anlayamayacak kadar aptal olurduk."

Yine bir inceleme yazmadan diğer okurların yazdığı muhteşem incelemelere göz gezdirdim. Dolayısıyla kitabın içeriğini, konusunu ve kahramanlarını bu incelemeden öğrenemezsiniz çünkü yazmadım. Bunun için diğer incelemelere göz atabilirsiniz. Bu inceleme daha çok kitaptaki fikirler ve verilen mesajlar üzerine. Yani, bu kitabı neden okumanız gerektiği üzerine...

Ben, okuyucunun bir bakış açısı sağlamasını ve kitabı bu şekilde okumasını istiyorum. Dolayısıyla bu kitabı okuyun veya okumayın, bu incelemeye denk gelen herkese minikte olsa bir katkı sağlayacağı bir yazı yazdım. Sonuna kadar okuyabilen sabırlı okurları yorumlara bekliyorum.

BAŞLAMADAN KÜÇÜK BİR NOT: Felsefeye ilgi duymayanlar bu kitaptan sıkılabilir. Yani roman okumak niyetiyle alırsanız hayal kırıklığına uğrayabilirsiniz. Fakat ilgi duyanların elinden düşüremeyeceğini garanti ederim.
• •
Kitabın kapağında "Felsefe tarihi üzerine bir roman" yazması felsefe okuyucusunu meraklandırmak için yeterlidir diye düşünüyorum. Roman ve felsefe? Sizce de çok nadir görünen bir kitap değil mi?

Roman demişken; bazı okuyucular vardır, sadece roman okurlar. Ben onlara "Romanist" diyorum. Polisiye, aşk, fantastik, bilim kurgu, yeraltı edebiyatı... Ama sadece roman. Düşünce kitapları, tarih kitapları, kişisel gelişim kitapları okumak onlara ağır ve boğucu gelmiştir her zaman.

Nerden biliyorum?
İlk zamanlar bende romancıydım. Felsefe dediler mi, "aman Allah, müslümanım ben." derdim. Nasıl oldu, ne vesile oldu hatırlamıyorum ama bir şekilde felsefeye ilgi duymaya başladım ve hayata bakış açımın (şuanlık) aman aman olmasada, temel ve kritik anlarda değişiklik gösterdiğini farkettim. Tabii bu vesileyle romanlarımın yanında daha dolu kitaplara yönelmeye başladım. Araştırmayı ve sorgulamayı kendime bir görev olarak kabullendirmeyi başardım. Herhangi bir kitapta anlamını bilmediğim bir kelimeyi veya terimi hemen araştırmayı adet edindim. Bu arada, romandan vazgeçmedim. Romanın hayatımızdaki yeri bambaşka. Sadece, çoğu zaman çapraz okuma yöntemiyle bir roman-bir düşünce kitabı okumaya çalıştım. Neticesinde okuması zor denilen kitapları kolaylıkla, üstüne kafa yorarak okumaya ve sorgulamaya başladım. Bu yolda kararlılıkla devam ediyorum.

Şimdi, ben bunları neden anlattım?
Aramızda benim gibi birçok romancı var ve çoğu felsefeden uzak duruyorlar. Bu yaptıkları, aslında tadına bakmadığımız yemeği beğenmediğimizi söylemek gibi bir şey. Ama onların felsefeyi sevmeleri için sadece güzel bir başlangıç kitabına ihtiyaçları var. Yani güzel bir lahana yemeği yerseniz lahanayı sevebilirsiniz. Bu arkadaşlar "Sofie'nin Dünyası" kitabını okuyarak başlangıç yaparlarsa eminim yukarıda anlattığım geçişi kendileri de yaşayacaklardır.

Başlangıç için neden Sofie'nin Dünyası?
Çünkü yazar, 15 yaşında bir çocuğa felsefeyi sıfırdan öğretiyor. Aslında o 15 yaşındaki çocuk bizleriz. Yazar bize çocuk gibi, en basitinden düşünmeyi öğretiyor. Bir çocuğun gözünden dünyaya bakıp sorgulamamızı sağlıyor. Şimdi, çocuğa felsefe anlatıyor diye kitabı sakın hafife almayın. Kitaptaki çok kritik bir noktaya parmak basmak istiyorum: Nasıl ki bir bebek yeni doğduğunda hayatta gördüğü her şeye merak ve ilgiyle bakıyorsa, olgunlaşmış bir insan bunun tam tersine her şeye alışmış ve merakı kalmamıştır. Dolayısıyla, felsefeye bir çocuk gözünden bakmak, en görmüş geçirmiş insandan bakmaktan çok daha faydalıdır.

Şahsen ben, sağda solda okuduğum "felsefeye başlangıç kitapları" önerileriyle Platon, Nietzsche gibi bir kaç yazarın kitaplarını çöp ettim. Şimdi dönüp tekrar okusam çok daha farklı bakış açısıyla yorumlayabilirim fakat okuduğum bir kitabı tekrar okuma isteğim bir türlü gelmiyor. İşte bu yüzden felsefeye ilk adımınızı bu kitapla atmanız isabet olur.

NOT: Felsefeye bu kitapla adım atacak okurlar, bu kitaptan sonra Nigel Warburton'un "Felsefenin Kısa Tarihi" adlı kitabını okumalarını tavsiye ederim. Çünkü Sofie'nin Dünyası'nda geçen ünlü filozoflar ve düşüncelerini bu kitapla pekiştirebilirler. Hatta aynı yazarın "Felsefeye Giriş" ve "Felsefe Okuma Rehberi" kitaplarıyla devam edebilirler. Çok isabet olur, emin olun.

Kitabın asıl anlatmak istediği nedir?
Aslında kitabın bize felsefe öğretmesi bir yana, vermiş olduğu çok net bir mesajıda var. Bu mesajı spoiler vermeden birkaç cümleyle anlatmayı deneyelim: Yaşadığımız hayat, dünya, insanlar ya gerçek değilse. Rüyada gördüğümüz şeyler bize nasıl gerçekmiş gibi geliyorsa yaşadığımız da gerçek olmayabilir mi? Yani bütün her şey bir hayal ürününden ibaret olsa, biz bu dünyada yanılsamalardan ibaretsek... Yazarın bu konuda ünlü filozof Descartes'den etkilendiği kesin. Descartes, her şeyden şüphe etmektedir. Hatta öyle bir şüphe ki duyularımıza, hatta aklımıza bile güvenmez. Dolayısıyla az önce söylediğim gibi, "Gerçekten yaşıyor muyuz yoksa bir rüyada ya da hayal dünyasında mıyız?" sorusu ortaya çıkar. Bu hipoteze katılıp katılmamak size kalmış. Fakat ortaya çıkan bu soru ilginizi çektiyse bu kitabı hemen okuyun. Çünkü bu konu ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi. Yanlış anlaşılmasın, sorunun cevabını kitapta bulamazsınız. Fakat kitabı bitirdikten sonra kendi cevabınızı verebilirsiniz.

NOT: Müslüman olarak bu konuyu ele alırsak, cevabını Kur'an-ı Kerim'de zaten bulabiliriz. İşin garip tarafı; bizim bu dünyaya imtihan olmaya gelmemiz ve bu dünyada kalıcı olmayıp öbür dünyaya geçeceğimiz, Descartes'in sorusuyla bağdaştırılabilir. Şahsen ben bu konular üzerinde bu kadar çok kafa yormayı doğru bulmuyorum. Çünkü insanlar beyninin %10'unu kullanabiliyor. Yani, Allah bize bunların cevabını verecek kadar akıl vermemiş. Dolayısıyla bu boyutu bu kadar kurcalamaya gerek duymuyorum ki kurcalayanların ateizm, deizm gibi dinlere yöneldiği görülmüştür. Ama siz yinede kendi cevabınızı kendiniz verin. (Aman diyeyim, benim yüzümden dinden çıkmayın da)

Peki, babam böyle pasta yapmayı nereden öğrendi?
Kitabın yazarına kendi adıma çok teşekkür ediyorum, çünkü felsefe, insanlara en kolay bu şekilde anlatılabilirdi. Hayatımda okuduğum en tatlı felsefe kitabı diyebilirim. Hatta bu kitaptan öğrendiğim bilgileri hiçbir kitapta öğrenemediğim net bir gerçek. Yani, tek bir kitaptan bu kadar çok bilgiyi ilk defa süzüyorum. Birde kurgu var ki... Söylemeden geçemeyeceğim. Okurken, yazarın hikayeyi nereye bağlayacağını ve sonunu tahmin etmeye çalışırken kitabın yarısına geldiğimde tamamen ters köşe oldum: Hikaye hiç beklemediğim şekilde, bambaşka bir seyir aldı ve donup kaldım.

Bu yüzdendir Sofie'nin Dünyası, kitaplığımın en güzel yerinde tozlanmayı haketti.

SON NOT: Kitabı okurken aldığım notları isteyen olursa kendisiyle paylaşabilirim. Okurken sürekli dönüp yardım alabilirsiniz bu notlardan.
• •
Biliyorum sizi biraz fazla sıktım. Son olarak bu kitabı okumayan ve okumayacak olan okurlar; Hayata hep bir çocuk gibi merakla ve ilgiyle bakalım. Hiçbir zaman 30 yaşındaki bir insan gibi her şeye alışmış, yaşama karşı meraksız bireyler olmayalım. Çünkü kendimize sormamız gereken bazı sorular vardır ki çok kıymetlidir: Sen kimsin?

Kitabı okuyacak veya okumuş olanlar bu soruyu kendilerine sorup cevabına bir dakika bile olsa kafa yormuştur zaten.

Hepimize keyifli okumalar.
576 syf.
·16 günde·Beğendi·10/10 puan
En başta söylemek istiyorum felsefeye ilgi duyan ve felsefeyi merak eden herkes mutlaka okusun, başkalarına okuttursun!! Felsefe hakkındaki tüm bilgilere bu kitap sayesinde ulaşabilirsiniz. Helenistik dönem, ilk çağ doğa filozofları, varoluşçuluk, materyalizm, Freud, Darwin, Karl Marx, Kierkegaard, Hegel, romantik çağ, Hume, Kant, Locke, Descartes ve daha niceleri... Bu saydığım kişiler ve terimler hakkında detaylı bilgiler bulunmakta kitapta. Kitabın kurgusuna yorum yapmıyorum bile. Kelimenin tam anlamıyla: MÜKEMMEL. Kısacası herkesin okumasını istediğim nadir kitaplardan. Bu arada kitabın sonunda çok şaşıracaksınız benden söylemesi.
592 syf.
·4 günde·Puan vermedi
Mektuplarla felsefe yolculuğuna hazır olun..

"Kimsin sen?"

Sofie, meşgul bir anneye ve genelde uzakta olan bir babaya sahipti. Ona oyalanması için evcil hayvan almaktan ev neredeyse hayvanat bahçesine dönmüştü. Günleri ev ve okul arasında bir hayli sıkıcı geçiyordu. Ancak bu durum çok geçmeden değişecekti. Sofie bir gün kendi adına bir mektup aldı, bu mektup daha nicelerin ilki olacaktı. Gelen mektupların içindeki sorular zor, Sofie'nin zihninde beliren cevaplar da çok yetersizdi.. Soruların zor olmasının bir nedeni de verilecek kesin doğru bir cevabı olmamasıydı. Ancak yine de her insanın kendisine bu soruları sorması ve kendince bir cevap bulması önemliydi.
Mektupları bırakan gizemli kişi Sofie'ye felsefeyi öğretmeyi ve filozoflar gibi düşünmeyi vaat ediyordu ama bunun zor olacağı konusunda da uyarmıştı Sofie'yi. Çünkü felsefe demek, cevaplardan çok soru sormak demekti. Ama ne yazık ki günümüzde çok az insan bir şeyi merak edip, soru sorar olmuştu. Çoğu insan tanımak için gayrette bulunmadığı hayatın içinde sadece günü kurtarmaya bakıyordu..
Sofie'nin hayatına felsefe ile renk gelmişti. Kendini ve içinde yaşadığı dünyayı tanımak istiyordu. Bunun için de doğru soruları sorabilen biri yani bir filozof olmalıydı. Basit gibi görünen ama cevabı çok zor olan "Kimsin sen?" ile Sofie'nin felsefe macerası başlamak üzereydi..
Tabi Sofie'nin tek macerası felsefe değildi. Ya da öyle miydi? Sofie posta kutusunda sorular bulduğunda aynı zamanda başka bir kız adına yazılmış bir mektup da almıştı. Ve bu kızın doğum günü onunla aynı gündü. Tesadüfler ve tuhaflıklar sadece bunlarla sınırlı kalmıyordu. Sofie birkaç kere de evinde bu kızın eşyalarını bulacaktı. Peki nasıl olabilirdi bu?
Sofie'nin soruları ve çözmek zorunda olduğu meselelerin sayısı artmaya başlamıştı. Gizemli felsefe öğretmeninden gelen mektuplar ve bir babanın kızına yazmış olduğu mektuplar arasında bir bağlantı olabilir miydi? Felsefeyi öğrenerek, doğru soruları soran bir filozof olarak özgür kalmayı başarabilir miydi?
İşte Sofie'nin işi bu kadar zordu..

Bizlere felsefenin abc'sini sunan Sofie'nin Dünyası, felsefenin geçmişten günümüze gelişimini aktarırken herkesin anlayabileceği bir dil kullanıyor. Konu felsefe olunca bunu başarmak çok da kolay olmasa gerek. En önemlisi felsefe tarihinden bahsederken insanlığın tarihinden de bahsediyor oluşu. Felsefe her yerde ve her alanda, bir nevi bunun da kanıtını görmüş oluyoruz bu kitap sayesinde. Felsefenin tüm insanlık için öneminden, insanların felsefeyle ilgili olmasının tercih değil gereklilik olduğundan bahsediliyor.

Ben kimim? Evren nasıl meydana geldi? Ruhlar ölümsüz müdür? Tanrı var mıdır? Neden yaşıyoruz ya da gerçekten yaşıyor muyuz? Özgür müyüz ve irademiz var mi? Yoksa önceden yazılmış bir sahneyi mi canlandırıyoruz?
Sorulacak birçok soru, alınacak da birçok farklı cevap var belki. Ancak herkesin işin bir ucundan tutup sorgulama yapması ve kendi hayatının anlamını bulması  gerekiyor.

Bu kadar önemli sorular varken niye sormuyorduk peki? Ne zaman düşünmeyi, merak etmeyi bırakmıştık? Oysa ki çocukken sorularla çevremizdekileri bunaltırdık. Her şey şaşırtıcı ve yeniydi, bilgiye açlık vardı. Değişen hayret veren şeylerin azlığı değil, meraktı. Yetişkin olurken merak etmeyi de bıraktık, hayata çok alıştık. Şaşırmayı unuttuk. İnsanların, doğanın ve evrenin hala gizemli olduğunu ve bizim için hala soru işaretleri barındırdığını görmezden geldik. Önemsiz şeylere odaklanıp büyük resmi gözden kaçırdık..

Ben kimim?
Diğer bütün sorular, alınmak istenen her cevap sanki bu soruya hizmet etmek için var. Geçmişten günümüze sorulan ama cevabını çoğunun verememiş olduğu önemli bir soru..
"Ne olduğumuzu anlamayı umamayız. Belki bir çiçek ya da böceği tam olarak anlayabiliriz, ama kendimizi asla. Bütün evreni anlamayı ise daha da az umabiliriz. "
Kitap bizlere felsefeyi anlatmayı çalışırken cevapları da sunacağının garantisini vermiyor. Ancak kendi cevaplarımızı bulmak için doğru soruları sormayı öğrenebileceğimizi vaat ediyor.

Sofie'nin felsefe eşliğindeki macerasını keyifle okuyacağınızdan eminim.

Keyifli okumalar.
576 syf.
·10/10 puan
Merhabalar Hayata farklı bakmak gerekir.Acaba her şeyi biliyor muyum ? Bilmiyorsam neleri bilmiyorum ? Gerçekten yaşıyor muyum ? Yaşıyorsam özgür mü yaşıyorum ?Yani insan bakmalı pencereden dışarıya değil,Dışardaki pencereden kendine.Bu gibi ve daha fazla sorunun cevabını bulabileceğiniz bir kitap.Felsefeyi en iyi anlatan ve sevdiren kitaplardan biri olan Sofienin Dünyası 15. doğum gününde Sofie’ye posta kutusundan mektuplar gelir.Bir gün posta kutusunda Kimsin ? Kendini bilmek kendini bulmak kavramlarının en önemli farkındalık olduğunu belirtir.Kitapta bu soru ile başlayıp Felsefenin doğuşundan başlayıp günümüze kadar olan süreçleri anlatılmaktadır.Helenistik dönem,ilk çağdaki filozoflar,Sokrates,Platon,Aristoteles,Freud,Hegel,Darwin,Descartes ve Kant gibi nicelerine yer verilmiştir.Felsefe hakkında kısacası tüm bilgilere bu eser sayesinde ulaşabilirsiniz.Kitabın kurgusu,üslubu tam anlamıyla mükemmel.Kitabın amacı düşündürmeyi ve eleştiri yapabilmesi sevdirmeye çalışılıyor.Bu kitabı bitirdikten sonra keşke bizim okullarda da ezber değil de bu tarz yöntemler kullanılsaydı demiştim.
İyi ki okudum dediğim kitaplardan biridir.
Keyifli Okumalar Dilerim
576 syf.
·10/10 puan
Okumaya yeni başladım bu iki kitap duygu ve düşünceleri pekiştiren en iyi iki eserdir.
Tarihin eski dönemlerine iz süren felsefe günümüzdeki yeri herkes aynı söz hakkına sahiptir cümlesiyle farkını korumaktadır. Eski dönemlerde bildiğiniz üzere akla gelen her fikir paylaşılmıyordu ya da insanların kendilerini savunmak gibi bir lüksü yoktu. Kendini savunmaya çalışan her vatandaş acı bir şekilde idam ediliyordu. Şimdiki dönemde fikrimizi belirtmek bir o kadar kolay ama hiç bir etki altında olmadan duru ve sade düşüncelerimizle. İstiklal mahkemelerinden sonra yerini adalet adlı hüküme bırakan idamın en dayanılabilir tarafıydı felsefe.

Eski dönemle şimdiki dönem arasındaki en önemli ayraç insanlar ve ruhsal baskıdır. Eski dönemde insanlar sözlerinin sonunun ölüm olacağını bilselerde felsefi düşüncesini dile getirmekten çekinmiyordu; şimdi ne oluyor peki? Kendi düşüncelerimizin felsefi olarak ifade edilmesinin sonunda özgürlük olsa bile buna yeltenmiyoruz. Ruhsal baskı bence daha çok korkuya maruz kalındığında kendini belli eden üzücü bir durum oluyor.

Ne düşünüyorsunuz bu konu hakkında? Sizce de tarihdeki olaylar ve insanlar daha özgüvenli değiller miydi? Eskiden olan özgüven kötü amellere kullanılıyordu belki ama elbette ele alınabilen doğru tarafları da vardır. İki duvar hayal edin biri önünüzde, biri arkanızda; birinde bir anlık ucu ölüm olan konuşma, diğeri ömür boyu haksız yere susup yaşamayı renklendiriyor. Hangisini seçerdiniz?

Bu, bir ay önce aklıma yazıp ele geçirme fırsatı kolladığım kitabı hangi yoldan anlatsam da beni anlayıp kendilerini sorgulasalar dediğim eser yerini en iyi tarihe adalet felsefesine yazdırmıştır. Benim bu saatten sonra incelemeden anladığım şey okuduklarımın özetini fikirsiz ve felsefesiz dile getirmek yerine sadece çarpıcı sahnesinden girip fikir ve duygularıma yön vermektir. Şimdi dersiniz bazılarınız; bir kitap okuyarak nasıl bu kadar değişip, yazabiliyor, diye ama ben okuduğum kitaplarda psikolojimi inceleyip, kendimi özete değil incelemeye; yani kendime verdim. İnsan kendini değiştiremez ama düşünce, fikir ve karalarını değiştirebilir bu da eşittir olgunluk demektir.

Kitaba yeni başladım, okuduktan sonra ve okumadan önce yazdığın incelemede dağlar kadar fark oluyor; bunun en iyi ve yaralı nedeni yaralı olanı değil uygun olanı belirlemek ve yolun sonunu görene kadar adım atmakt olacak.

Son 430 yılın en iyi deneme ve deneyimlerini veren bu iki kitap benim kendimi keşfetmeme yettiyse size neden yetmesin? Önce Montaigne' ni tercih ettim, düşünceleri ve fikirleri okudum daha sonra Sofie' yi tercih ettim bu da konum başlığından sonra kısa bir ders hikayesiydi benim için. İnsan en iyi kendi kendine örnek olur ve yaptıklarıyla alabildiği en iyi tecrübeye sahipti. Üzerinde durmak istedim çünkü biriyle fikirlerinizi köpürtüp diğeriyle duygularınızı durulayacaksınız.

Umarım kelimelerim sizi sıkamamıştır ve biliyorum benden daha olgun da düşünebilirsiniz. Kendimde edindiğim bu örnekler kendini keşfedemeyen insanlar için yaralı olabilir belki. İyi okumalar diliyorum.
576 syf.
·8 günde·Beğendi·10/10 puan
Okuduğum en güzel kitaplardan birisiydi diyebilirim.
Kitabın iki güzel tarafı var. Birincisi Felsefe gibi zor bir alanı insanlara yalin ve anlaşılır bir dil ile anlatması...
Yani kitapta felsefenin doğduğu yillardan gunumuze kadarki tarihsel gelişimi anlatılıyor ama hiç de sıkıcı ve yorucu değil.
İkincisi de kitap felsefeyi anlatırken Sofie adlı genç bir kizin hikayesini de anlatıyor. Felsefeyi anlatırken bu kadar güzel bir de olay örgüsü oluşturmak yazarın kalitesini ortaya koymuş.
Çok güzel bir kitapti
Kitap için söylemek istediğim son şey de
Kesinlikle HERKES OKUMALI!
Herkese iyi okumalar dilerim :)
576 syf.
"Felsefe hayatın ta kendisidir."
Nasıl ki hayatımız ilk dönemlerinden bu yana giderek karmaşık hale geldiyse felsefe tarihi de aynı süreci yaşadı fikri sabitlenir. Her yeni gelen zaat fikir üstüne fikir üretir, fikirleri değiştirir, düşünceler üzerinde toplama çıkarma yapar... Neticede düşünme eylemi durmaksızın devam ettirilir ki bu akıl sahibi canlılar için bir zorunluluktur.
Kitabı bitirebilecek miyim acaba? düşüncesiyle zaman zaman karamsarlığa kapılsam da bir şekilde kitap bitiverdi. Bittiğinde ise fark ettiğim şey odanın zeminini inceliyor olduğum. Pek çok bilgi aklınızda gelip gider, düşünecek çok şeyiniz olduğunu anlayıp yeniden ve yeniden sorgulama işine girersiniz
küçük Sofie' miz gibi.
Kılıktan kılığa bürünen Sayın Filozof' tan gelmiş birçok felsefe dersi mektubuyla yolunu bulmaya çalışır Sofie. Olaylar olayları, düşünceler düşünceleri izler. Öğrencimizin hayatı da giderek gerçek anlamını bulmaya başlar.
# Biz de yıldız tozuyuz. Tekrar boşluğa karışmadan yaşamımızın amacını ve ne kadar anlamlı olduğunu bilme umuduyla...
504 syf.
·9/10 puan
Merhaba Arkadaşlar, Felsefeyi severmisiniz, ya da felsefik eserlerden hoşlanır mısınız?
Bazı okurların felsefeyle aralarının olmadığını hepimiz çokça şahit oluyoruz. Biraz düşününce bütün yaşantımızın ve olaylara bakışımızın tamamen bir felsefe ürünü olduğunu hemen anlarız. Bunu inkar edemeyiz değil mi?
Herkesin adını bildiğini sandığım ama kalınlığının korkuttuğu bu kitabı okumaktan mutluyum. Kitap öncelikle Sofie'nin üzerine yazılan bir romanın içerisine giydirilmiş olarak felsefenin ne olduğu ve tarihine dair bilgileri vermekte. Kısaca "Felsefeye Giriş" kitabı mahiyetini taşıyor. Oldukça sürekleyici. Okurken hiç sıkılmadım diyebilirim. Belkide sıkılmayışımın sebebi felsefeye olan ilgimden dolayıda olabilir, fakat bence her okurun bu kitaba bir şans vermesi gerekiyor. Çünkü Kitap bittiğinde duygularınıza, düşüncelerinize ve bakış açınıza bir aydınlık geldiğini hissediyorsunuz. Okumayan ve okumayı düşünenlere vakit kaybetmeyin derim.
Kitablı güzel günler diliyorum :)
591 syf.
·9 günde·Beğendi·9/10 puan
Sofie’nin Dünyası, zamana ve mekâna sığmayan bazı önemli sorular ve onlara bazı filozoflarca verilen cevaplar etrafında gelişen bir anlatıma sahip:

Yaşamın sonunun olması haksızlık olmaz mı?

Ölümden sonra bir hayat var mı?

Kimsin Sen?

Evren sonlu mu, sonsuz mu?

İnsan ölümsüz bir ruha mı sahip?

Tanrı var mı?

Doğa bölünemez küçük parçalardan mı oluşuyor?

Dünya nereden çıktı?

Neden yaşıyoruz?

“Hayatta en önemli şey nedir?

Açlık çeken birine bu soruyu sorarsak cevap ‘yemek’ olacak. Donmakta olan birine aynı soruyu sorarsak cevap ‘sıcak’ olacaktır. Kendini yalnız ve çaresiz hisseden birine soracak olursak cevap mutlaka ‘diğer insanlarla beraber olmak’ olacaktır ama bütün bu  ihtiyaçlar giderildikten sonra, bütün insanların ihtiyacı olan bir şey var mıdır hâlâ? Filozoflar buna evet diye cevap verirler. Onlara göre insan sadece ekmekle yaşayamaz. Tabii ki bütün insanlar yemek yemelidir. Ayrıca sevilmeye ve ilgi görmeye ihtiyaçları vardır ama bütün insanların ihtiyacı olan bir şey daha vardır:

Kim olduğumuzu ve neden yaşadığımızı bilmek.

İşte Sofie’nin Dünyası, insanların yüzyıllar boyu üzerinde düşündükleri bu konulara filozofların getirdiği farklı bakış açılarını irdeliyor.

Mesela bir yerde Alman filozof Kant‘ın

“İnsanın ölümsüz bir ruhu bulunduğu, Tanrı’nın var olduğu ve insanın özgür iradeye sahip olduğu varsayımını insan ahlakı için neredeyse kaçınılmaz…”

değerlendirmesinden bahsederken başka bir yerde de farklı bir filozofun mesela Kierkegaard‘ın aynı konudaki farklı bakış açısına yer veriyor:

“Tanrı’yı nesnel olarak kavrayabilsem inanmam ona ama işte tam da bunu yapamadığım için inanmak zorundayım. Ve eğer inancımı korumak istiyorsam şunu unutmamalıyım: Nesnel bilinmezliğe sıkı sıkı sarılmalıyım, denizin 70.000 kulaç dibinde de olsam yine de inanmalıyım.”

Norveçli felsefe öğretmeni Jostein Gaarder, gençlerin dikkatini felsefeye çekebilmek ve onların felsefe tarihini sıkılmadan daha kolay öğrenebilmesini sağlamak amacıyla felsefeyi fantastik bir roman kurgusu eşliğinde anlatmayı deniyor eserinde. Kitabın kapağında da “Felsefe Tarihi Üzerine Bir Roman” ifadesi yazılı.
592 syf.
felsefe ile ilgili temel düzeyde bilgi verse de başucu kitabı olacak kitaplardan. okunmasını şiddetle tavsiye ediyorum. bilim ve felsefe tarihini çok yalın ve diyalog şeklinde anlatan bir kitap.
"...Çünkü yalnızca erkek değildi kadını ezen. Kadın kendi hayatından sorumlu olmaktan vazgeçerek kendi kendini de eziyordu..."
Rus bir beyin cerrahıyla yine Rus bir astronot din konusunda tartışıyorlardı. Beyin cerrahı dindar, astronotsa dindar bir kişi değildi. “Uzayda çok dolaştım” diye övünerek konuştu astronot, “ama ne Tanrı’yı gördüm ne de meleklerini!” Cerrah cevap verdi: “Ben de çok zeki beyinler ameliyat ettim, ama tek bir düşünce görmedim!”
"Her zaman en korkulan kişiler soru soran kişilerdir. Sorulara cevap vermek o kadar sakıncalı değildir. Tek bir soru bin cevaptan daha güçlü olabilir..."
"...Çünkü yalnızca erkek değildi kadını ezen. Kadın kendi hayatından sorumlu olmaktan vazgeçerek kendi kendini de eziyordu..."

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Sofie'nin Dünyası
Alt başlık:
Felsefe Tarihi Üzerine Bir Roman
Baskı tarihi:
Haziran 2020
Sayfa sayısı:
592
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789758434572
Orijinal adı:
Sofies Verden
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Pan Yayıncılık
Baskılar:
Sofie
Sofi
Sofinin Dünyası
Sophie
Sofies verden
Benzer insanların, yüzeysel bilgilerin geçerli olduğu çağımızda, 3000 yıllık geçmişinin hesabını yapamayan insan günübirlik yaşayan insandır diyen Goethe'nin günübirlik insanlarından olmama yolunda ciddi bir adım.

15. yaşgününü kutlamaya hazırlanan Sofie, posta kutusunda ''Kimsin sen?'' yazılı bir kağıt bulur. Bu soruyu, diğer sorular ve günümüze kadar uzanan bir felsefe kursu takip eder.

Kendine has kurgusu ve şaşırtmacalarıyla, Jostein Gaarder, 15 yaş üstü gençlere sadece kuru bir felsefe tarihi sunmak değil, aynı zamanda hayatı anlamaya yönelik sorular sormanın yollarını açar.

Çağımız bölümünde şöyle diyor yazar: ''Bütün gerçek filozofların gözleri hep açık olmalı. Hiç beyaz karga görmemiş olsak da, aramayı sürdürmeliyiz. Günün birinde, benim gibi bir şüpheci bile daha önce inanmak istemediği bir olguyu kabul etmek zorunda kalabilir. Bu olasılığın kapısını açık tutmasam, dogmatik biri olurdum. Gerçek bir filozof olmazdım o zaman.''

Kitabı okuyanlar 22,5bin okur

  • Semra aksuyek
  • Nur Çiftçi
  • Mesut
  • gamze atik
  • Az.EminCetin
  • Kübra Haçat
  • Funda K.
  • Kağan Yeşilyurt
  • Betül Feyza AYDEMİR
  • Ömer Çakır

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-12 Yaş
%19.5
13-17 Yaş
%5.8
18-24 Yaş
%20.4
25-34 Yaş
%23.9
35-44 Yaş
%19.5
45-54 Yaş
%7.7
55-64 Yaş
%0.9
65+ Yaş
%1.7

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%64.2
Erkek
%35.8

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%30.2 (1.782)
9
%21.9 (1.292)
8
%20 (1.181)
7
%9.5 (559)
6
%3.6 (213)
5
%2.1 (125)
4
%0.8 (48)
3
%0.4 (26)
2
%0.4 (23)
1
%0.3 (16)

Kitabın sıralamaları