·
Okunma
·
Beğeni
·
4.350
Gösterim
Adı:
Şölen
Alt başlık:
Cep Boy
Baskı tarihi:
2009
Sayfa sayısı:
111
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786054056132
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Şule Yayınları
Baskılar:
Şölen - Dostluk
Şölen
Şölen
Şölen
Şölen
Şölen
Şölen, Platon'un öteki diyaloglarından hiçbirinde görülmeyen şiirsel dili ve kurgu özelliğiyle, öncelikli olarak bir sanat başyapıtıdır. Platon Şölen'i kaleme alarak, Greklerin adına Sempozyum dediği bu geleneğe tarihi anlamını yüklemiştir.
120 syf.
·6 günde·9/10
Platon yine konuşturmuş. Hem filozofluğunu, hem sanatını, hem de kitaptaki bütün karakterleri.

Biliyorsunuz Platon’un diyalogları meşhurdur. Uçan kuşu yakalasa tutup konuşturacak. İyi ki de konuşturmuş. Onun sayesinde tarihte yaşamış  bir çok kişinin görüşünü öğrenmiş oluyoruz. Platon’un insanlığa bu hizmeti yadsınamaz bir gerçek. Platon olmasaydı Sokrates’i ve görüşlerini bu kadar iyi tanıyabilir miydik bilmiyorum. Büyüksün Platon!



Şölen kitabında da ünlü tragedya yazarı Agathon, tragedya yarışmasında aldığı birincilik hasebiyle evinde bir kutlama yapıyor ve arkadaşları Phaidros, Pausanias, Eryksimakhos, Aristophanes ve Sokrates’i evine  davet ediyor. Platon bu bilge insanlar arasında geçen diyalogları yazmış. Yazmış ama doğrudan birinci ağızdan aktarmıyor bize. Şöyle ki, Apollodoros, Aristodemos adlı bir sokrates hayranından dinlemiş şölende geçen bütün konuşmaları. Apollodoros,  Aristodemos’tan duyduklarını Glaukon diye birine anlatıyor ve kitapta geçen bütün diyaloglar bu şekilde okura aktarılıyor.

Bu yönüyle biraz kafa karıştıran tarafı var çünkü zaman zaman hikaye içinde hikaye,  geçmiş zaman için de geçmiş zamana gitme durumları oluyor. Kitaptan kopmamak adına bu detayları kaçırmamak gerekiyor.



Şölen’e geri dönelim. Bu bilge insanlar Agathon’un evinde sarhoşlar mı yoksa ayıklar bir türlü anlayamadığım bir ruh haliyle Aşkı ve Aşk Tanrısı Eros’su konuşmaya başlıyorlar. Daha doğrusu niyetleri aşkı ve aşk tanrısını övmek. Bir nevi tefekkür ediyorlar. Her birinin aşka dair farklı farklı görüşleri, övgüleri var. Bunlara tek tek girmeyeceğim çünkü yazı çok uzayabilir. Kitaba genel olarak hakim olan bir görüş var ki o da oğlancılık. Bu abiler oğlancılığa çok sıcak bakan, hatta benimseyen insanlar. Hatta Aritophanes aşkı anlattığı bölümün bir yerinde “Bir erkeğin kesiği olanlar, erkeğin peşini bırakmazlar ve erkeğin dilimleri olduk­ları için çocuklukları boyunca erkekleri severler ve erkeklerle sarmaş dolaş olmaktan, yatıp kalkmaktan zevk alırlar. Hatta çocukların ve delikanlıların en iyileridir bunlar, çünkü en er­kek bunlardır doğaları gereği. Bazıları aldanır da edepsiz olduklarını söyler bunların. Ama edepsizliklerinden değil, yürekliliklerinden,yiğitliklerinden ve erkekçe görünümlerinden dolayı yaparlar bunu, istekle sarılırlar kendi­lerine benzeyene çünkü.” diyor.

Anlaşıldığı üzere oğlancılığa baya sempatik bakıyorlar. Tabii sadece Oğlancılık mevzusu anlatılmıyor. Aşkın ne kadar kutsal bir duygu olduğu, gerçek aşkın ne olduğu, insanın nasıl ve neye aşık olduğu son derece estetik bir dille farklı görüşler halinde okura sunuluyor.



Aşk üzerine daha önce Arthur Schopenhauer’in Aşkın Metafiziği kitabını okumuştum. Schopenhauer bu konuya daha gerçekçi yaklaşıyor ve aşkın,  türün devamı için içgüdüsel olarak kişilerin birbirlerine duydukları ilgi olarak tanımlıyor. Şölen’de ise daha duygusal yaklaşılıyor aşk konusuna ve kutsal bir anlam yükleniyor. Öyle ki Aşk Tanrıları bile var. Bu bakımdan Schopenhauer’in görüşüne daha yakın olduğumu belrtmekle birlikte,  buradaki görüşlere de saygı duyduğumu söylemeliyim çünkü harikulade anlatıyorlar.



Kitabın ilk yarısına bakıldığında Aşka ve Eros’a ithaf edilmiş sanki. İkinci yarısı ise adeta Sokrates’e övgü mahiyetinde. Aşk ile alakalı en son Sokrates konuşuyor. Sokrates devreye girdiği ilk andan itibaren heyecanlanmaya başlıyorsunuz. Adam King! Soruya soru ile cevap vermesi, kendi diyalektiğiyle,  kurduğu diyaloglarla okuyanı mest ediyor, diğer kişiler içinde adeta bir yıldız gibi parlıyor.


Sokrates, “ Her şeyden önce aşk, en iyiyi ve güzeli arzuluyorsa; iyi veya güzel değildir. Çünkü, kendinde olan bir şeyi arzulamak saçma olur." aşka dair bu tanımı ile haydaa dedirtiyor arkadaşlarına bize.

Devamında ise kendisine aşkı anlatan bilge bir kadın olan Diotima'dan öğrendiklerini arkadaşlarıyla paylaşıyor. Diotima aşk konusunda o kadar çok şey söylemişki hangisini yazsam bilemedim. Küçük bir alıntı paylaşayım.

“Aşk var ya aşk, iyi ve kötünün tam ortasında olandır. İyi veya kötü değildir; ama iyiyi, güzeli arzular. Bizi ona götüren araçtır." diyor ve aşk konusunda yine kafamız karışıyor. Aşkın ne olduğunu tam olarak öğrenemeyeceğiz sanırım.


Kutlama gecesinin sonuna doğru çat kapı Alkibiades sarhoş bir vaziyette Agathon’un evine geliyor. Platon bu fırsatı kaçırır mı hemen konuşturmuş Alkibiades’i de. Hem de öyle bir konuşturmuşki Sokrates’i kendisi övmesin diye Alkibiades’i kullanıp onun ağzından övmüş. Bu arada laf aramızda Alkibiades Sokrates’e aşık bir adammış ama Sokrates hiç yüz vermiyor. O taraklarda bezi yokmuş çünkü Sokrat’ın.  Alkibiades bunun kırgınlığıyla hem sitem ediyor hem de deli gibi övüyor Sokrates’i.

Gece yavaş yavaş gündüze kavuşurken bu kadar erkek sevici bir adamın bir arada bulunduğu bir evde kazasız belasız sabaha ulaşmalarına baya sevindim. :)

Kitap böyle sonlanıyor. Gerek Tanrılarıyla, gerek mitolojik göndermeleriyle mitolojik bir eser okuyormuş hissi veriyor okura kitap ve adı gibi bir şölen yaşatıyor. Kitabı felsefeye ilgi duyanlara da duymayanlara da  tavsiye ederim. Şahsen ben okurken çok eğlendim. Öyle ki bu aralar okuduğum kitaplara inceleme yazmazken bu kitaba yazmak geldi içimden. Umarım sizler de okur ve keyif alırsınız. Sevgiler…
120 syf.
·1 günde·Beğendi·9/10
Platon'un olgunluk dönem eserlerinden olan Symposion, dilimize Şölen olarak çevrilmiş olsa da günümüzde kullandığımız sempozyum kelimesine daha yakındır. İçkili toplantı anlamına gelen symposionlarda belirli bir konu üzerine konuşulur, içki içilir ve Tanrılara övgüler dizilirdi. Her ne kadar Platon'un kitabındaki gibi derinlemesine tartışmalar nadiren görülse de, genel olarak amaç belirli bir konu üzerine yoğunlaşmaktı.

Şölen'in felsefe tarihi açısından önemli birkaç boyutu var; bunlardan ilki Platon'un filozof tanımına ilk defa bu kitabında girişmesi. Platon filozofu bilgisizlik ile bilgeliğin arasındaki yolda didinen, bilgelik sevdalısı birisi olarak görür. Çünkü bilge zaten arzulanana sahiptir, bilgisiz ise bilgeliğin değerinin bilincinde değildir. Hem bilgeliğin kıymetini bilen, hem de ona tam anlamıyla sahip olmadığı için sürekli onun arzusuyla yanıp tutuşan filozof, bu yönüyle bir arada kalmışlığın dinamizmini üstlenir.

Şölen'i önemli kılan bir diğer husus da geniş bir Sokrates betimlemesine yer vermesidir. Sokrates'e vurgun olan Alkibiades aracılığıyla anlatılan Sokrates anlatısından anlıyoruz ki, Sokrates bazen saatlerce olduğu yerde düşünür, iyi bir savaşçı ve iyi bir içicidir. Kendi nefsine hakim, soğuktan sıcaktan etkilenmeyen, sürekli sorgulayan efsanevi bir figürdür. Zaten felsefece tanınan da bu Sokrates efsanesidir.

Kitabın ikinci kısmı olan Dostluk diyalogu ise Sokrates ve iki genç dost üzerinden ilerler. Bu diyalogun hoş tarafı ise, herkesin bir dostu olduğunu ileri sürmesine rağmen kimsenin dostluğun tanımını yapamamasıdır. Nihayetinde Sokrates de giriştiği denemeleri başarısız bularak, bir tanım yapamadan sonlandırır diyalogu.

Şölen Platon'un diyalogları içerisinde tartıştığı konuların dışında edebi değeri ile de öne çıkan bir metindir. Karakterlerin güçlü tanımlamaları ve bu karakterlere uygun biçimde oluşturulan diyaloglar metni oldukça keyifli kılıyor.
120 syf.
·4 günde·9/10
Platon, Sokrates'in öğrencisi ama bu öğrencilik ilişkisiyle günümüzdeki ya da Antik Yunan'daki öğrencilik ilişkisini karıştırmamak gerekir. Çünkü Sokrates ne Platon gibi ne de Aristoteles gibi bir okul açmıştır. Sokrates kendisine malum olduğunu söylediği bir bilgi üzerine, kendisinin en bilge olduğu bilgisi üzerine dolaşmaya başlar. İnsanlar arasında gezer ve her bilgi sahibinin bilgisini görmek ister, her bilgi sahibine sorular sorar ve bu soruların sonunda görür ki bilgi kimsede yoktur ama Sokrates tek bilgisiyle, bilmediğini bilmesiyle bilgedir, yani insanların en bilgesi tek bir şey bilir, hiçbir şey bilmediği...

Sokrates bu çabaları sırasında diyalektik denilen soru ve cevap şeklinde ilerleyen bir tarzla bilgiyi ortaya çıkarmaya çalışır, burada Sofistlerden etkilendiği söylenir, Sofist düşünürler söz söylemeyi, soru sormayı sanat sayarlar, retorik sanatı, Sokrates ise Sofist düşünürlerden sayılmasa da bu yöntemi benimsediği söylenir hatta ona da Sofist diyenler vardır. Sofistler, Yunan dünyasında özellikle Platon tarafından sevilmeyen bir akımdı, kendi aralarında birlik göstermeyem Sofistler, şehir şehir dolaşır, paralı dersler verir, insanlara hitabet sanatını öğretirlerdi, Sokrates ise bunu parayla yapmıyordu, çünkü kendisinin görevli olduğunu düşünüyordu.

Platon'un bu kitabı da diğer eserleri gibi diyalog şeklinde yazılmış (Buradan sonra kitabın içeriği ile ilgili bahsedeceğim, heyecanını kaçıracağımı düşünenler devam etmeyebilirler). Platon kitapta sevginin (Eros) övgüsünün yapıldığı bir şöleni birisinin başkasına aktardığını diyalog şeklinde ele alır. Sokrates, Agathon, Aristophanes ve bir kaç kişi daha, Agathon'un evinde şölendedirler, o gün aralarında sevgi Tanrısı olan Eros'u sırayla övmeye karar verirler. Sırayla övgüler yapılır, Sokrates ise güzel bir diyalektik anısıyla sevgi üzerine konuşur. Diyalogları özetleyemem, ancak onlardan da birazcık bahsetmek istiyorum;

Diyalog sırasında konuşmacı olan kişiler farklı düşünce yapısı ve uğraşlara sahip insanlar oldukları için yaptıkları övgülerde konuyu farklı yönlerden ele almışlar. Sözlerinde kadının ve erkeğin sevgilerini, maddi sevgi ile manevi sevgiyi işleyenler oldu, hepsi de ilgi çekiciydi ama en sonunda Sokrates'in bir kadınla yaptığını anlattığı diyalektik konuya en farklı yorumlardan birisiydi.

Kitabı okuduğum baskıdan da bahsetmek istiyorum, Bordo Siyah Yayınları'ndan Felsefe Serisi kapsamında Cüneyt Çetinkaya'nın çevirdiği ve kapsamlı bir ön söz yazdığı kitaptı. Ön söz Platon'un hayatından, eserlerinden akıcı bir şekilde bahsetmiş, okuması zevkliydi ve bilgilendirici bir giriş olmuş.

Son olarak kitap sevme ile ilgili düşünülmüş bir günün anısı olarak güzel bir diyalog, sevme üzerine düşünmek isteyenlerin okumasını tavsiye ederim.
120 syf.
·8/10
Platon'u ve onun sevgi, dosluk kavramına, bakış açılasını, nasıl değerlendirdiğini rahatlıkla görebileceğiniz, felsefeyle bağdaşmış, Yunan mitolojisinin içinde yüzen, Sokrates hayranlığının temel nedenlerinin kaynağına ulaşabileceğiniz ince detaylarla süslenmiş boyu küçük içi büyük bir kitap.
Derinlemesine incelenebilecek bir çok konuşma ve çıkarımlarda bulunulabilecek çok sayıda fikir ortaya atılmış. Buna ek olarak da dönemin bakış açısından bakıldığında oldukça cazibeli ve şirin bir şölen etrafında geçen diyalogların, şimdiki zamana göre kıymeti olması gerektiği kadar görülmüyor.

Kitaptaki tek olumsuz yanı tanrı(lar) kavramının üzerine çok titremeleri. İyi okumalar.
120 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
Şölen'i ilk okuduğumda, daha 18'ime girmemiştim ve ilk ciddi ilişkimi yaşıyordum. Çok etkilendiğim için, sevgilime de okuttum. O da çok beğendi ve anlayabildiğimiz kadarıyla ilişkimize yedirmeye karar verdik. Aradan yaklaşık bir sene geçtikten sonra, yani birkaç gün önce, tekrar okudum kitabı. ilk okuyuşumda ne kadar az şey anladığımı fark ettim.

Fakat bu az şey, körükledi beni. İçimdeki yangına sebep, bir izmarit oluverdi. Derin uykumdan uyandırdı. Neydi aşk? Aşkın ne olduğunu bilmeden aşığım diyebilir miydi insan? Ya da sevgi nedir bilmeden gerçekten sevebilir miydi? Bu diyalog ve kıymetlim sayesinde aşkın gerçekten anlaşılabilir bir şey olduğunu farkettim. Sevgilimle aramızda ki ilişkinin günden güne güçlenmesine, dönüşümüne şahit oldum, oluyorum. Bu dönüşümü; bizlere sevginin, aşkın ne olduğunu eşsiz bir berraklıkla öğreten Platon gibi filozoflara ve en güzel nasıl sevileceğini kelimelerle betimleyen Asaf, Hayyam gibi şairlere borçluyum sanırım. Bu insanlar sayesinde anladım ki, sadece bazıları gerçekten sevebiliyor ve sadece bazıları sevilmeyi gerçekten hak ediyor. Bu sevme-sevilme ilişkisini kavramak için, öncelikle üstadın bizlere tıpkı Şölen diyaloğunda yaptığı gibi aşkı, yani Eros'u, farklı ağızlardan anlatması gerekiyor.

Diyalogta aşka dair altı temel görüşten bahsediliyor. Söze; dönemin amatör bir hatibi olan Phaidros başlıyor. Aşkın zaman kadar eski olduğunu ve Tanrılar arasında en yücelerden olduğunu söylüyor. İnsanın genç yaşlarda aşkı tatmasını istiyor. Erdemli bir sevgiliyi erkenden bulmanın, insanı bambaşka biri yapacağını ve böyle bir aşığı olmayanın, güzel ve önemli işler yapamayacağını söylüyor. Ne kadar çok seviyorsan, Tanrılara o kadar yakınsın, diyor.

Ardından Phaidros'un görüşünü biraz daha detaylandıran Pausanias, söze giriyor. Aştan meşkten bahsediyoruz; ama ortada tek bir aşk yok ki diye itiraz ediyor. "Bence iki türlü aşk vardır: Bir beden zevkleriyle bağlantılı olan, çoğunluğun yaşadığı sıradan aşk; bir de azların yaşayıp ulaşabildiği, ruhsal zevklerle ilişkini olan aşk. " Tabi bunları kendisinden 2300 yıl sonra "Benim için önemli olan iç güzelliktir." diye savunacak olan bir yığın samimiyetsiz aşk böceğine sebep olacağını bilmeden söylüyor. Önemli olan niyet, diyor. Seni iyiye götürmesi için seviyorsan sorun yok, diyor. Ve o dönemin yaygın bir ilişki anlayışı olan homoseksüellikten, diyalog boyunca bahseden ilk kişi oluyor. Tanrısal, ruhça yüksek olan aşkla; erkek erkeğe yaşanan sevdayı bağlaştırıyor. Ama dönemin çok ilerisinde bir atılım yapıyor ve "Bana kalırsa; küçük yaştaki çocukların aşığı olunmasını engelleyen bir yasa olmalıdır." diyerek, tarihteki ilk anti-sübyancı kişi oluyor. Nitekim bu da, geçen yüzyıllara rağmen; sokaklarda yüz yüze bile gelebileceğimiz kimi insanlarca benimsenememiş bir duruş. Sözlerine erdemli, soylu bir kişiyi sevmek gerektiğini; hatta o kişiye deli divane olmakta bir yanlış olunmadığını, böyle kimselere köle bile olunabileceğini söyleyerek devam ediyor.

Sonra söz hakkı, babası da kendi gibi ünlü bir hekim olan Eryksimakhos'a geçiyor. O da "Seveceksen eli yüzü düzgün, erdemli birini seveceksin; gönül bu şuna da konar buna da demeyeceksin." diyor. Ama bir farklılık olarak ölçülü ve uyumlu sevmek gerektiğini söylüyor. Aşkın da birçok şey gibi karşıtların uyumundan oluştuğunu; bu yüzden ruh ve bedeni barıştırıp, ikisini de mutlu etmek gerektiğini söylüyor. Öyle birini sev ki; hem ruhunu hem de bedenini tatmin etsin diye tembihliyor.

Aristophanes, konuya çok başka bir yerden giriyor. Öyle bir mitolojik öykü anlatıyor ki; okurken, kendinizi ciddi ciddi hayal ederken buluyorsunuz. Miti şöyle özetleyebiliriz: "Çok önceden erkek ve kadından ayrı bir cins varmış: Hermafroditler. Evet, bu günkü kullanımı da bu mitostan geliyor. Dört eli, dört ayağı olan bu varlıklar; iki erkeğin, iki kadının ya da bir erkek ve bir kadının birleşiminden oluşurmuş. Zamanında bu cins, Tanrılara sataşmış ve Zeus da ceza olarak bu cinsten olan herkesi, ortadan ikiye ayırmış. Apollon da yarık yerleri dikmiş ve iyileştirmiş. Hatta tüm etlerimizi, göbek deliğimizde toplayıp bağlamış. Orası, o yüzden içeriye göçükmüş. Ve tüm bunlardan dolayı; her insan önceden birleşik olduğu diğer yarısını bulana kadar asıl mutluluğa erişemezmiş. Aşk dediğimiz şey, bu iki kopuk insanın arasındaki çekimmiş." Mitos, kısaca bunlardan bahsediyor. Tabi ki; üstü kapalı bir tek eşlilik, yani herkesin bir diğer yarısı oluşu da önemli. Yani aşk sanıldığı gibi, her çiçekten bal almaktan çok; diğer parçanı bulmakla ilgili.

Ardından; Şölen'i düzenleyen ev sahibi, yakışıklı Agathon söze başlıyor. Aşkın; eski değil gencecik ve yaşlılığa düşman olduğunu söylüyor. Gençler sevmiş, bize de felsefesini yapmak düşer diyor. Ve benzer kişilerin birbirine sevdalandığını; aşkın iyi, erdemli ve taze kalplerde ortaya çıktığını söylüyor. Aşk olmasaydı, huzurun değil savaşın; erdemlerin değil kötülüğün hakim olacağını söylüyor. Ve kaderin zincirlerini sadece aşkın kırabileceğini, yazılmışları sadece onun bozabileceğini söylüyor.

Ve nihayet finalde; kendisinden önce gelen tüm aşk görüşlerini kuşatan fikriyle, Sokrates geliyor. Biraz hınzır, yarı mütevazı, övgüyü ve tatlı dili silah olarak kullanan, ezberleri bozan Sokrates... Herkesi eleştirerek başlıyor sözüne. "Her biriniz tek tek aşkı övdünüz; fakat ben sizlere onu olduğu gibi anlatacağım." diyor ve ekliyor "Her şeyden önce aşk, en iyiyi ve güzeli arzuluyorsa; iyi veya güzel değildir. Çünkü, kendinde olan bir şeyi arzulamak saçma olur." Ardından, bilge ve aşık olunası bir kadın olan Diotima'dan öğrendiklerini anlatıyor. Aşkın iyi veya güzel olmadığını; ama aynı zamanda kötü veya çirkin de olmadığını söylüyor. Ne ölümlü, ne ölümsüz olduğunu; ne en üstte ne en altta olduğunu dile getiriyor. "Aşk var ya aşk, bunların tam ortasında olandır. İyi veya kötü değildir; ama iyiyi, güzeli arzular. Bizi ona götüren araçtır." diyor. "Sevmeden, aşık olmadan; ne erdemi bulursun ne de güzeli.". Ayrıca aşk, ölümsüz veya ölümlü değildir; ama ölümsüzü arzular, ona götürür diyor. Hatta bu yüzden insanlar 'aşkımızın meyvesi' denilen çocuklar yapıyor. Neslini yüzyıllarca devam ettirebiliyor. Bu yolla, biraz da olsa ölümsüzlüğü tadıyor. Ya da farklı bir açıdan bakarsak; insan aşkı, ölümsüzlüğü istediği için insanlar ebedi eserler vermeye çalışıyor. Tabi; kimisi çeşme yaptırıp kendi adını veriyor; kimisi yetmiş sayfalık kitap yazıp adına Şölen diyor, bin yıllar boyunca insanı insana sevdiriyor. Ebediyetin altına, çıkmaz mürekkeple imza atıyor.

Sahiden düşünmek lazım; kaç kişinin elinden geçti, kaç kişinin yüreğine dokundu bu diyalog? Tarih boyunca kimleri erdemli bir aşık haline getirdi? Ya da sırf istatistiksel olarak sorarsak, kaç sevgiliyi buluşturdu acaba? Muhtemelen herhangi bir izdivaç programından daha az kişiyi. Ama bu kitabın sevenlere verdiği kırılmaz zincirlerle; yalancı aşıkların taktığı alyanslar, bir olmuyor tabi ki. Üstadın hakkını fazla fazla teslim aldığını düşünüyorum o yüzden.

Sonunda özetliyor Platon aşkı, Sokrates'in ağzından: "Aşk; iyi, güzel, erdemli ve doğru olana her zaman sahip olma isteğidir. Ve bu bir süreçtir. Kişi önce güzel bir bedeni, sonra diğer bedenleri tadar. Ve bunun kendini tatmin etmediğini fark eder. İnsanların içine, ruhuna, özüne yönelir. Bu kişiler insanda, onlar gibi olma isteği uyandırır ve kişi derin uykusundan uyanmaya başlar. Erdemli biri olmanın ve bilginin tadına ulaşır. Bu ucu bucağı olmayan şerbet denizinden, sonsuza kadar içmek ve böyle bir hayat sürmek ister."

Sanırım betimlenen bu süreç içerisinde asıl zor kısım; sırf bedenleri tatmayı bırakıp, önce güzel ruhları ardından onlar gibi olmayı arzulama kısmı. Bu sıçrayışı yapabilen çok az kişinin olacağını; ama yapanların çoğunun, herkesin dilinde olan gerçek aşkı tadabileceğini düşünüyorum.

Tüm bu konuşulanlardan sonra; zil zurna sarhoş Alkibiades içeriye giriyor ve tüm samimiyetiyle, Sokrates'i ne kadar çok sevdiğini, onu yatağa atmaya çalıştığını; ama Sokrates'in şeytana uymadığını anlatıyor. Ona trip atıyor. Ardından, biraz önce Sokrates'in anlattığı aşka örnek olurcasına; yalın ayaklı, çirkin Sokrates'in erdemli, güçlü ruhuna ve bilgeliğine nasıl hayran olduğunu; bu hayranlığın onu da böyle olmaya ittiğini anlatıyor. Ve diyalog böylece son buluyor.
120 syf.
"Bütün kâinat birbirine sevgi ile bağlanmış. Sevgini vermesini öğren. Çünkü gönlün anlasın ki hepsine yer varmış. Sevgisiz insandan dünya, unutma ki korkarmış."
Bu dİzeler Mevlanaya ait buraya yazmamın sebebi Platonun Şölen kitabıyla tamamlanmasıdır.Bir çok düşünür ,bir çok fiolzof, araştırmacı sevgiyi açıklarken ortak bir paydada birleşiveriyorlar.İsterseniz M.ö 427 yılına gidin isterseniz dini metinlere,şarkı sözlerine ,şairin dizelerine,psikoloji kitaplarına ... sevgi dünyamızın yeşeren fidanları,çocukların masum bakışı,annemizin kokusu,ruhun ölümsüzlüğü...
Sevgili bilge Platon bize o karmaşık diyologlardan oluşan yazılarından ziyade şiir tadında nesir yazmış ne güzel de olmuş böyle...neyse şu savaş dolu dünyamızda onun sözüyle bitireyim :...eğer sevgi o zamanlar var olsaydı,o kanlı mücadelelerin ve işkencelerin hangisi gerçekleşebilirdi?...sevginin şarkısına kulak verin :)
120 syf.
·Puan vermedi
Sevgi ve dostluk temellerinin arka planı,antik yunan içindeki sosyal ilişkilerin özü,temeli vs...Platon'a giriş niteliğinde sade dilde,özgün bir eser...
120 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Sokrates in gercek anlamda "Adam gibi adam" oldugunu ogrendigimiz kitap:) estetik uzerine yine ana konusmaci Sokrates sade kolay anlasilir akici bir kitap..
120 syf.
·10/10
Platon Sokrates in öğrencisi olarak akıl hocasını yere göğe sığdıramadan anlatmış hakkını da vermiş doğrusu. Dostluk bölümünde Sokrates çevresindeki dineyicileri allak bullak ederek, kendi kendileri ile soru cevap şeklinde çelişkiye düşürerek bildiğimiz şeylerin aslında bilmediklerimiz olduğunu pratikle gösteriyor. Harika
120 syf.
·5/10
Şölen, Platon'un Devlet kitabının bende bıraktığı müspet etkiden sonra heyecanla elime aldığım bir kitaptı.Yine Devlet'deki gibi karşılıklı diyaloglar var fakat aynı etkiyi yakalayamadım. Okunması konusunda ısrarcı olamayacağım.
120 syf.
·6 günde·Beğendi·8/10
Sevgi üzerine söylenmiş muazzam cümleler... Tek bir kelimeyle bir kitap yazabilmek mümkün müdür diyecek olursak bu noktada, bu kitaptan sonra mümkündür. Sevgi uzerine soylenebilecek o kadar sey var ki Platon bunu olanca gücüyle satırlarına dokmus. Hayatinizda bu kitabın yeri yoksa eksik yasiyorsunuz gorusundeyim. Okumanizi okutmanizi tavsiye ederim.
120 syf.
·6 günde·Puan vermedi
Şölen, Platon'u ve onun aşk kavramını nasıl değerlendirdiğini rahatlıkla görebileceğiniz, felsefeyle bağdaşmış, Yunan mitolojisiyle içli dışlı, Sokrates hayranlığının temel nedenlerinin kaynağına ulaşabileceğiniz ince detaylarla süslenmiş bir karışım.
Derinlemesine incelenebilecek bir çok konuşma ve çıkarımlarda bulunulabilecek çok sayıda fikir ortaya atılmış. Buna ek olarak da dönemin bakış açısından bakıldığında oldukça cazibeli ve şirin bir şölen etrafında geçen diyalogların, şimdiki zamana göre kıymetini artırıyor.
Bordo-Siyah Yayıncılığın vertikal, göz yormayan tasarımı ve Veysel Atayman'ın geniş kapsamlı bilgi deposuyla daha da keskin köşelere ilerleyebileceğiniz, son zamanlarda okuduğum en güzel kitaplardan bir tanesi.
Ah ne iyi olurdu Agathon, demiş, iki insan birbirine dokununca bilgi, dolu olandan boş olana akabilseydi!
Platon
Türkiye iş bankası kültür yayınları
"Başkası için ölmek... bunu kadın olsun erkek olsun yalnız sevenler yapabilir."
Platon
Sayfa 60 - Bordo Siyah
Bir görebilirse insan güzelliğin kendini; her şeyden soyunmuş, arınmış, katıksız! İnsanın tenine, bedenine, rengine, daha bir sürü ıvır zıvırına bulanmış güzelliği değil, bir tek görünüşüyle Tanrı güzelliğini! Böyle bir güzelliğe gözlerini kaldırıp bakmanın, onunla kaynaşmanın yolunu bulanın hayatını küçümseyebilir misin?
Adi olan, ruhtan çok bedene tutulan şu bayağı aşıktır. Kalıcı olmayan bir şeye aşık olduğu için O da kalıcı olmaz. Çünkü aşığı olduğu kişinin beden çiçeği sara­rıp solduğunda o da bütün söz ve vaatlerinden utanarak kanatlanıp gider. İyi huylu birine aşık olansa kalıcı olanla kaynaştırıldığı için ömrü boyunca böyle kalıcı olur.
Platon
Sayfa 65 - Alfa
Kötü insan ruhtan çok bedene önem verendir. Kararsızdır, çünkü beden de kararsızdır. Hoşlandığı bedendeki güzellik gittiği zaman, hiç çekinmeden ona ihanet eder, söylediği onca güzel sözün hiçbir değeri kalmaz.
Uzun sözün kısası, șunu diyorum ki ben, Sevgi Tanrıların en eskisi, en saygıdeğeri, en güçlüsüdür ve insanlara hem hayatlarında hem de ölümlerinde erdem ve mutluluk kazandırır.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Şölen
Alt başlık:
Cep Boy
Baskı tarihi:
2009
Sayfa sayısı:
111
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786054056132
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Şule Yayınları
Baskılar:
Şölen - Dostluk
Şölen
Şölen
Şölen
Şölen
Şölen
Şölen, Platon'un öteki diyaloglarından hiçbirinde görülmeyen şiirsel dili ve kurgu özelliğiyle, öncelikli olarak bir sanat başyapıtıdır. Platon Şölen'i kaleme alarak, Greklerin adına Sempozyum dediği bu geleneğe tarihi anlamını yüklemiştir.

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

  • 4 defa gösterildi.

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0