Bazı kitaplar vardır, seni sadece korkutmaz içine yerleşir.
Konusunda bakmadan isminden dolayı okumak istediğim bir kitaptı.
Bence her OKB ( Obsesif kompulsif bozukluk ) yaşayanlar merak için okumuş yahut okumak ister.
Chevy Stevens bu romanla, korkunun dışarıdan değil, zihnin içinden geldiğini fısıldıyor.
Sayfaları çevirdikçe bir gerilim romanı okuduğunu sanıyorsun ama aslında tanık olduğun şey çok daha derin travma, kontrol, suçluluk, hayatta kalma isteği ve insanın kendine bile itiraf edemediği karanlık düşünceler. Bu kitapta asıl tedirgin edici olan olaylar değil olaylardan sonra zihinde kalanlar. Sessizlikler. Tekrarlayan düşünceler.
“Ya şöyle olsaydı?”lar.
Ana karakterin yaşadıkları seni bir noktada izleyici olmaktan çıkarıyor. Onunla birlikte korkuyor, onunla birlikte sorguluyorsun. Bazen sinirleniyorsun, bazen “ben olsam ne yapardım?” diye durup kalıyorsun.
Chevy Stevens’ın dili çok süslü değil ama tam da bu yüzden gerçek.
Sanki biri karşına oturmuş, titreyen bir sesle başına gelenleri anlatıyormuş gibi.
Obsesif, yalnızca bir kaçırılma ya da gerilim hikayesi değil. Bu kitap, insanın kontrolü kaybettiğinde kim olduğunu soruyor. Ve belki daha da zor bir şeyi Kontrol geri geldiğinde, artık aynı kişi olup olmadığını…
Okurken en çok şunu hissettim bazı kapılar kapansa bile, zihinde hep aralık kalıyor.