Merhaba sevgili kitap okuyucuları;
İlk defa bir Stephen King kitabı okudum. Okuması beni baya yordu. Çünkü kitap elimde e-kitap olarak vardı ve bu kadar uzun bir kitabı telefondan okumadı kolay olmadı. Ama okuduğuma asla pişman olmadım. Kitap film gibiydi bir çok sahneyi gözünüzün önünde canlanmasını sağlıyordu. Bu durum herkes tarafından başarı ile okuyucuya aktarılamaz ama zaten dünya çapında nam salmış bir yazardan bahsediyoruz. Eğer ben kalın kitaplardan korkmuyorum diyorsanız okumanızı kesinlikle tavsiye ederim . Ayrıca kitabın dizisi de bulunmakta. Son sezonu hariç beğenerek izlemiştin bence kaçırmayın. Kitapla aşırı aşırı farklılar. Şimdiden iyi seyirler ve okumalar .
Stephen King’in yarattığı Chester’s Mill kasabasının üzerinde dev bir şeffaf Kubbe belirir. Roman; meclis üyesi Andy Sanders’ın eşi Claudie ve helikopter hocası Chuck ile başlar. Helikopter kullanmaya heveslendiği esnada Kubbe’nin belirmesi ile helikopter yanarak düşer ve her ikisi de feci şekilde can verir. 800 kişilik bu kasabada kitapta adı geçen +63 kişi ile oldukça karakter sayısı yüksek olup aynı anda nasıl akıcı bir destan okuyabildim ben de bilmiyorum. Galiba buna King sihri deniliyor.
Dale Barbara yani Barbie asker. Irak savaşı gazisi. Aynı zamanda aşçı olarak çalışıyor. Ve bu olağanüstü durum sonrasında Albay Barbara olarak anılıyor. Ama Jim Rennie ile karşı karşıya geliyorlar. Usulsüz işler yapan Jim de bir meclis üyesi. Met imalatı yapıyorlar ve parayı kırıyorlar. Chester’s Mill’de yetkiyi sadece kendinde isteyen Koca Jim, oğlunun yani Junior’ın işlediği cinayetleri de Barbie’nin üzerine yıkmak istiyor. Barbie’nin Kubbe dışından telefon ile iletişim kurduğu Birleşik Devletler Ordusun’dan Albay James Cox dışarıdaki haberleri onlara iletiyor. Hatta Barbie ve arkadaşlarının eziyetli bir hapis süreci oluyor.
Kubbe konusuna gelirsek, finalde de göreceğiniz gibi bir tür uzaylı deneyi tarzında biraz Sai King’in “Şeffaf” kitabını anımsatıyor ama Şeffaf çok basit kalmıştı. İnsanlar bir tür deney hayvanı gibi görülüyor. King’in tipik kozmik korku tarafına göz kırpıyor.(Bana biraz Lovecraft’ı hatırlattı, hatta bu tarz benzetmeler de çok hoşuma gitti okurken). Özellikle Koca Jim, kendi polis ordusunu kuruyor ve bunların yarısı henüz sakalı çıkmamış 16-17 yaşındaki çocuklar. Küçük kasaba serserileri insanları vurmak konusunda gözü kara.
Çocukların gördüğü rüyalar da bu romanı ilginç kılıyor. Balkabağı ve Cadılar bayramı hakkında görülen rüyalar, pembe bir gökyüzü
Yine bir Kıng macerası biter ve ben ee şimdi napıcam diye düşünmeye başlarım..Okurken beni de içine alan ender yazarlardan biri Kıng..Kendimi resmen Chester’s Mıll de kubbe altında tutsak hissettim..Rennie’ye ve acemi polislerle kavga edip,Barbie ve Julia’yla beraber mücadele ettim..Uzun falan diye düşünmeyin..Bana iki ayda anca biter diyenler 10 günde bitirdiğimi görünce şaşırmasın..Kıng yazarsa 5000 sayfada olsa okurum..İyi okumalar..
"Sıradan bir kasaba, bir gün şeffaf bir fanusun altında kalırsa ne olur?" Normal insanların aklına bile gelmeyecek bu sorunun yanıtı su gibi akıp giden 1024 sayfaya sığmış. İlk başlarda karakter sayısının fazlalığı insanı biraz yorsa da (bir kaç kez kitabın başına dönüp kim kimdi bakmak zorunda kaldım), bir noktadan sonra konu ve olaylar o kadar hızlanıyor ki hangi ara kitabın sonuna yaklaştığınızı anlayamıyorsunuz. Kitabın başına eklenen karakterler listesi ve kasabanın haritası güzel bir ayrıntı olmuş. Yazarın akıcı dili sayesinde kendimi o kasabada yaşayan ve kubbenin altında mahsur kalan biri gibi hissettim, onlarla birlikte üzüldüm, 2. üye Rennie'ye inanılmaz sinirlendim hatta bir noktada onlar gibi benim de ümitlerim tükendi.
İnsanların güce ulaşmak için neler yapabileceğini, sahip oldukları gücü nasıl kullanabileceğini çok gerçekçi bir şekilde anlatan bu kitapta gerçek hayatımızla da paralellikler bulabileceğinizden eminim.
Zorlaya zorlaya 300'lü sayfalara gelebildiğim Kubbenin Altında kitabını bu sabah yarıda bıraktım. Böylece yarım bıraktığım kitaplardan oluşmuş koca kütüphaneme bir kitap daha eklemiş oluyorum...ancak suç Stephen King'in. 300 sayfa yazıp da fazla bir şey anlatamamış olmak Kral'ın suçu.
Kubbenin Altında kitabını ikinci kez okumaya çalışıyorum. İlk denememde 180 sayfa okumuştum. Bu sefer 320. sayfada bıraktım. 50 yaşına giriyorum eylül ayında. Zamanım az. Daha nitelikli okumam lâzım (ama az sonra uyduruk bir polisiye okuyacağımı düşünüyorum). İnsan tabii ki çelişkilerle dolu bir varlık. (Jkjfhsdjfşşk).
Sitede ve başka yerlerdeki incelemeler ve yorumlarda şişirilmiş, kolay övgüler de yer alıyor; ama yeni yeni Stephen King okumaya başlamış bir okur için Kubbenin Altında etkileyici gelmiş olabilir. Ancak bir çok yorumda iyi geliştirilmiş karakterler vb gibi yorumlar okudum; kitabın geri kalan 700 sayfasında belki öyle olmuştur ama 320 sayfada böyle bir şey yok. 320 sayfada gelişememiş karakter de sonradan geliştiyse yapacak bir şey yok.
Kral'ın Mahşer adlı 2. başyapıtı (Diğeri 'O') da kalabalık, ama King orada öyküyü çok ama çok güzel sarıyor, çeviriyor, kotarıyor. Kubbede ise çok ama çok konuşan karakterler az olay örgüsü içerisinde bir anlamda kafa şişiriyor. Pek de iyi olmayan çeviri de olumsuz etkiyi artırıyor.
Oysa Kubbenin Altında iyi bir fikre sahip. Tam da Stephen King'lik bir konu bu. Ancak yazar aynen kitaptaki kasaba gibi bir kubbenin altında kıstırıp kalmış gibi sıkıntı çekerek yazıyor. Belki çok uzun sürelere yayılmış bir yazma sürecinin etkisidir bu. Belki de yaratıcılığının sürçtüğü bir dönemdir. Ancak kesinlikle iyi bir kitap değil Kubbenin Altında. 320 sayfada gördüğüm şeyler: iyi bir girişe sahip olmasına rağmen öyküyü geliştirme konusunda yazarın
İlk önce dizisini izledim ve kitabini da okumam gerektiğini anladım çok güzeldi başarılı film yada diziye cevrilen baska kitaplar icin onerilerinizi bekliyorum hepinize teşekkür ederim
Sayfa sayısını görünce gözünüzü korkutsa da içinden çıkamadığınız ve kimsenin içine giremediği, nerden geldiği belirsiz bir kubbenin altında sadece 1 hafta geçirmeye hazır mısınız? Elimi oyalasın diye kütüphaneden aldığım bu kitabı geri vermek istemedim çünkü tam bir Stephen King kitabıydı. Tarzının dışına çıkmamış, ve beklediğim her şeyi kitaba koymuş.
Main eyaletinin küçük bir kasabasında bir cumartesi sabahı beklenmedik bir şey gerçekleşir. Kasaba, sınırlar dahilinde görünmez cam bir fanusun içine sıkışıp kalmıştır. Dışarı çıkmak isteyenler çıkamaz, içeri girmek isteyenler de giremez.
Dışarıyla bağlantısı kesilen ve bu kubbenin altında kalan kasabada 1 hafta boyunca yaşananlar, değişen ekolojik denge, intihar eden insanlar, psikolojik olarak deliren ve birbirlerini öldürenler, kasabaya hakim olmak isteyen bazı diktatörler, hukuksuzluk, cinayet, tecavüz ve daha akla hayale sığmayan birbirinden ürkütücü olaylar sizi bulunduğunuz yerden alıp bu fanusun içine hapsedecek. Bence müthiş bir kitap ve kesinlikle tavsiye ederim ama psikolojik sorunlarınız varsa kaldıramayabilirsiniz :)
Stephen King hayranı olduğumdan olsa gerek, kitap için yapabilecek yorum bile yazmakta zorlanıyorum :) Son derece keyifle 2-3 içinde çabucak bitti. Hikaye her zaman ki gibi gizem dolu, mutlaka okuyun. Sevgiyle kalın
Bir keresinde neden uzaylılar bizimle iletişime geçmiyorlar diye br makale okumuştum ve orada biz nasıl karıncaları çok önemsemiyorsak, biz de uzaylılar için iletişime geçemeye gerek duymayacakları kadar zayıf canlılar olduğumuzu anlatıyordu. İşte bu kitap da bir az buna benziyor. Fazla spoiler vermeden şu kadarını söyleyeyim işin içinde bir uzaylı düzeneği var. Yine King`den yaratıcılık sınırlarını zorlayan efsane bir eser. İnsanlar bir günn uyandıklarında kasabalarının görünmez bir kubbenin altında kaldığını görüyorlar. Ne dışarı çıkabiliyorlar ne de birileri içeri gelebiliyor. Aileler insanlar bir birinden ayrı düşüyorlar. Daha sonra dış güçlerden ve dünya düzeninden izole olan kubbenin altındaki kasabada olaylar karışmaya başlıyor. İnsanlar gruplaşmaya başlıyor, panik ve korku artıyor, krizi fırsata çevirmeye çalışan bazı karakterler gücü ellerinde toplamak için her şeyi göze alıyorlar. Olaylar gittikçe karışıyor. Tek solukta okunacak sırlarla dolu bir kitap. Bir de dizisini yaptılar ama sanki bir yerden sonra olmadı ben de çok sevemedim zaten
Merhaba güzel dostlarım. Uzun zaman sonra uzun bir Stephen King kitabıyla beraberiz. Ayrıca uzun zamandır da böyle uzun bir kitap okumuyordum ve her kitap çok çabuk bittiği için beni birkaç gün oyalayacak bir kitaba ihtiyacım vardı ve o da oldu.
Kitabın ilginç bir hikayesi var aslında. Kitabın taslak metni diyebileceğimiz 50 sayfalık kısmını kaybettiği yönünde ve bir diğer hikaye ise yazarken yazdıklarından adeta korkarak, devamını getiremeyerek yaklaşık 30 yıl ertelediği yönünde. Takdir sizin. Ancak şöyle bir gerçek var ki 3. kişi bakış açısıyla anlattığı bu romanda tarafsızlık yok, aksine bazı karakterlere acıma var diyebilirim. Maalesef öyle olmayacaktı, sonra buna pişman olacaktı gibi parantez cümleleri de bunu kanıtlıyor zaten.
Konu olaraksa Maine’deki Chester’s Mill Kasabası’nın gizemli bir güç tarafından, ki buna KUBBE gibi bir ad veriliyor, ele geçirilmesi, dünyanın kalanıyla bağlantısının kaybı, kasabalıların yaşadıkları ve bu yaşananlardan öyle bir psikolojik tahlil yapılıyor ki sanki 2. Dünya Savaşı dönemini yaşamış birinin ağzından olayları dinler gibisiniz. İnsanların birbiriyle başta su ve yemek sonra da elektrik, benzin ve uyuşturucu da dahil tüm her şey için kıyasıya mücadele etmesini anlatıyor. Ayrıca toplum tarafından kabul görünmeyen cinayet, tecavüz, taciz gibi vakalara da büyük tahliller getirmiş. Bazı karakterlerin adeta canına okumak istiyorsunuz.
Korku ve Gerilim’i aynı anda yaşatması da oldukça güzeldi. Yani bir bakıyorsunuz uçaklar düşüyor, bombalar patlıyor ama o alana hiçbir şey etki etmiyor. Çaresizsiniz, hükumet internetinizi kesiyor derken ortada kalıyorsunuz ve oldukça büyük bir gizem var. Bunun farkındasınız ama ne olduğunu bilmiyorsunuz. Kulakları çınlasın (Ali İhsan Yavuz) hiçbir şey olmasa bile kesin bir şey oldu, durumu yaşıyorsunuz
Stephen Edwin King (d. 21 Eylül 1947, Portland, Maine), korku, doğaüstü kurgu, gerilim, suç, bilimkurgu ve fantazya türlerinde eserler üreten Amerikalı yazar ve senarist. Kitapları toplam 350 milyon kopyadan fazla sattı ve çoğunun film, televizyon dizisi, mini dizi ve çizgi roman uyarlamaları yapıldı. Yedi tanesi Richard Bachman müstear ismiyle olmak üzere, 62 roman ve 5 kurgu dışı eser yayınladı. Ayrıca çoğu, kitap koleksiyonlarında yayınlanan 200 kadar öykü yazmıştır.
İlki 1987 yılında Sadist (Misery) romanı başta olmak üzere toplam 15 kez Bram Stoker Ödülü'ne layık görüldü. 2003 yılında Ulusal Kitap Vakfı (National Book Foundation) tarafından "Amerikan Edebiyatına Üstün Katkı Ulusal Madalyası" ile onurlandırıldı. 2004 yılında Dünya Fantazya Konvansiyonu (World Fantasy Convention) tarafından "Yaşam Boyu Başarı" ödülüne layık görüldü. 2007 yılında Amerikan Gizem Yazarları Organizasyonu (Mystery Writers of America) tarafından "Grand Master" ödülüne layık görüldü. Amerikan edebiyatına yaptığı katkılar nedeniyle, 2015 yılında Ulusal Sanat Vakfı (National Endowment for the Arts) tarafından "Ulusal Sanat Madalyası" ile onurlandırıldı.
İlk romanı Göz (Carrie) 1974 yılında yayımlanmıştır. Özellikle 1982 yılında başlayıp 2005 yılında sona erdirmiş olduğu Kara Kule (The Dark Tower) serisi ile ünlüdür. Yeşil Yol (The Green Mile), Esaretin Bedeli (the Man Who Loved Rita Hayworth aka the Shawshank Redemption) gibi pek çok kitabı senaryolaştırılıp beyaz perdeye aktarılmıştır. İlk profesyonel kısa öykü satışını The Glass Floor adlı öyküsüyle Starling Mystery Stories'e yapmıştır (1967). Kitaplarının çoğu memleketi Maine'de geçer.
Kaynak: tr.wikipedia.org/wiki/Stephen_King