·
Okunma
·
Beğeni
·
7447
Gösterim
Adı:
Yöntem Üzerine Konuşma
Baskı tarihi:
Mayıs 2013
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786055272395
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Dissertatio De Methodo
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kabalcı Yayınevi
İlk kez Latinceden Türkçeye çevrilen Batı Felsefesinin ve 17. yüzyıl Rasyonalizminin temel kitaplarından Yöntem Üzerine Konuşma, Descartes’ın adeta fikir hayatının bir özetini sunmaktadır. Etrafına baktığında hiçbir şeyin kendisinde güven uyandırmadığını ve öğrendiği bilgilerde hep kuşkulu bir yan olduğunu gören Descartes, geçmiş yaşamının tümüyle çelişik bilgiler üzerine kurulduğunu anlar ve o güne dek öğrenip bildiği ne kadar şey varsa hepsinden şüphe etmesi gerektiğine karar verir. Sonuçta insan duyularla elde ettiği bilgilerin aldatıcılığına mahkûm olduğundan sürekli hatalar yapmakta ve yanılgılar içinde debelenip durmaktadır. Dolayısıyla yeni bir çıkış yolu, yeni bir dayanak noktası bulunmalıdır. Bu çıkış yolu da, Descartes’a göre,bütün bilimlerin içinden çıktığı felsefenin temel ilkelerini bulup çıkarmakla mümkündür. Başka deyişle hiç kimsenin zihninde en ufak bir kuşku uyandırmayacak bir felsefe kurulmalıdır. İşte bu düşünceyle zihin yolculuğuna başlar Descartes ve yol aldıkça sahip olduğu tek şeyin, zihnindeki derin kuşku olduğunu fark eder. Öyle bir doğru bulmalıdır ki, bu doğrunun içeriğinde hiç kuşku olmadığı gibi, kuşku duyulma imkânı bile bulunmamalıdır. Demek ki kuşku, onun felsefesinin biricik yöntemi olmalı ve bu yöntemle felsefesi için kuşkulanılması imkânsız ilkeler bulmalıdır. Ama kuşku duyabildiğine göre, düşünmekte olduğunu ve düşünmekte olduğuna göre var olduğunu da bu arada keşfeder. Böylece tek kuşku duyamayacağı şeyle karşılaşır, yani düşünen Ben’iyle.
136 syf.
·17 günde·Puan vermedi
Okurken her bir satırından, her bir cümlesinden keyif aldım. Bu kitap da; Descartes'in yöntem üzerine düşüncelerini aşama aşama saptadığını görüyoruz. Bunu yaparken de çıkış noktası şüphe oluyor. Descartes, 'Şüphe duymuyorsam, hiç bir şey üzerine düşünmüyorum diyerek, düşünce yapısındaki kuşkuculuğu açıkça ortaya koyuyor. Decartes bu düşünce yapısıyla modern düşünceyi skolastik felsefeden sıyırmaya çalışmış ve felsefeye yepyeni bir soluk getirmiştir. Bu açıdan bile yaptığı tespitler son derece değerlidir. Descartes felsefesini süzgeçten geçirdiğimizde karşımıza kesin olarak doğruluğunu bilmediğimiz herşeyden şüphe etmemiz gerektiği tezi ortaya çıkmaktadır.
Descartes'i ele alırken irdelememiz gereken bir diğer konu ise bilgi üzerine olan görüşüdür.Ona göre bir bilgiye ulaşmak için en kolay bilgiden başlamak gerekmektedir. Daha sonra kademeli olarak ve bir düzen içerisinde daha karmaşık bilgiye ulaşılmalıdır.
Descartes'e göre, felsefe için başlangıcı oluşturacak olan önermeler öncelikle sezgisel anlamda açık ve seçik olmalıdır. Ona göre açıklık, bir kavramın zihnimize doğrudan verilmesi, seçiklik ise kavramı zihnimizdeki diğer idelerden ayırt edebilmemiz ve sınırını çizebilmemizdir. Descartes bunun için de dört aşamalı bir yöntem öneriyor.
1) Doğruluğunu açık ve seçik olarak bilmediğimiz hiç bir şeyi kabul etmemek.
2) araştırdığımız sorunların her birini mümkün olduğunca küçük parçalara bölmek.
3) onları basitten karmaşığa doğru bir sırayla incelemek.
4)Sık sık geriye dönüp elde edilen verileri sınamak.
Descartes'a göre şüphe etmek düşünmektir. Düşünmek ise varolmaktır. Bu düşüncesinden ise ünlü sözü ortaya çıkmıştır.
"Düşünüyorum o halde varım."
Kesinlikle felsefeye ilgi duyan herkese tavsiye edeceğim bir kitap. Açık ve anlaşılır şekilde yazılması anlaşılmasını da kolaylaştırıyor.
136 syf.
·2 günde·Puan vermedi
Cogito Ergo Sum(Düşünüyorum öyleyse varım) söylemiyle felsefesini açıklayan Descartes.
Okuyucuya samimi bir tonla seslendiği eserinde herkesi en radikal hakikat arayışının eşlik ettiği kendi zihinsel güzergahını düşünmeye davet eder. Kitap genel olarak bölümlere ayrılır ve bölümler de konu başlıklarıyla olayları, düşünceleri, söylemleri bize sunar. Birinci bölümde bilimlerle ilgili çeşitli belirlemeler, ikincide yazarın üzerinde çalıştığı yöntemlerin başlıca kuralları, üçüncüde ise bu yöntemden çıkardığı ahlak kurallarından bazıları, dördüncüde metafiziğin temellerini oluşturan Tanrı’nın ve insan ruhunun varlığının kanıtlamasını sağlayacak nedenler, beşinci de fizikle ilgili olarak araştırdığı sorunların düzeneceği ve özelikle de yüreğin deviminin ve hekimlikle ilgili bazı başka güçlüklerin açıklanması, sonra da ruhunuzla hayvanların ruhu arasındaki farklılıklar ve sonucunda doğa araştırmalarında şimdikinden daha ileri gitmek için gerekli konuşmayı hangi nedenlerle yazdığı bulunacaktır.
Okuyunca Dikkat edeceksiniz çoğu cümlesinde düşünüyordum, varıyordum gibi söylemlerinde kuşkuculuğu açıkça ortaya koyuyor. Tıp konularına girecek, makinelerden bahsedecek ve kıyaslamalar sonucunda şu sözleri söyleyerek Tanrı’ya övgüler söyleyecek :
''Her hayvan bedeninde bulunan kemiklerin, kasların, sinirlerin, atardamarların,toplardamarların, ve tüm öbür parçaların büyük çokluğuyla karşılaştırdığında insan ustalığının çok çeşitli otomatları ya da devingen makineleri pek az parça kullanarak oluşturduğunu bilip bedeni bir makine gibi görecek olanlara hiç de şaşılası gelmeyecektir; oysa Tanrı’nın elleriyle yapılmış olduğundan o öbürleriyle karşılaştırılmayacak kadar iyi düzenlenmiştir ve insanların tasarladığı makinelerin hiçbirinde bulunmayacak biçimde kendi kendine eşsiz devinimler yapacaktır.''

Eserlerini neden Latince yazmadığına hitaben ; ''Öncülerimin dili olan Latince'yle değil de ülkemin dili olan Fransızca'yla yazmamın nedeni, görüşlerimi ancak yalnızca kendi doğal arı uslarını kullanan insanların eski kitaplardan daha iyi yargılayacaklarını ummamdandır. ' Bu düşüncesiyle eleştirilere ne kadar açık olduğunu ifade edecek ve beni övmelerini değil yaptığım çalışmalarda ki eksiklerimi, yanlışlarımı dile getirin diyecek.
Güzel giden bölümler arasında bazı çelişkiler de gözden kaçmıyor. Misal birinci bölümde eleştirilen Stoa düşünce tarcı ve felsefesi iki bölüm sonra ki bölüm de benimsenir.

Ağır ve yavaş yavaş anlatılan bu eseri gerçekten de çok samimi gördüm. Yazdıkların da hep alçakgönüllüğünü sezdim, bazı çalışmların da başkalarını etkilememek için kendi ismini bile kullanamayacak.
Sanki Descartes karşınızda oturmuş sakince, samimice ve saygınca size ne yaptıklarını anlatıyor.
Okunması gereken kitaplardan….
80 syf.
·Beğendi·8/10
Septisizmi sonuna kadar götüren Descartes düşünen ben'inin dışında herşeyin doğruluğu ve gerçekliğinden şüphe edip sorgulamaktadır. Günümüz açısından yorumlayacak olursak, çağ insanının genelinin kendilerine dayatılmış doğrulara bir kez bile şüphe etmeden körü körüne bağlanması, sorgulamayı hakaret bulmasına bağlı olarak oldukça doğru ve yaygınlaşması gereken bir yöntem olduğunu düşünüyorum.
"Kesin olan birşey var,
Bir şeyin doğruluğundan şüphe etmek.
Şüphe etmek düşünmektir,
Düşünmekse var olmaktır
Öyleyse var olduğum şüphesizdir.
Düşünüyorum, o halde varım.
İlk bilgim bu sağlam bilgidir.
Şimdi bütün öteki bilgileri bu bilgiden çıkarabilirim.
Tek bildiğim hiçbir şey bilmediğimdir."
112 syf.
Dünya aşağı yukarı, buna hiç mi hiç elverişli olmayan iki zihniyet türüne sahip insandan müteşekkildir. Şöyle ki kendilerini olduklarından daha becerikli zannederek hükümlerinde acele etmekten kendilerini alamayan ve bütün düşüncelerini bir düzen içinde sevk etmek için yeterince sabırlı olmayan bir zihniyet taşıyanlar vardır: bunun sonucu olarak da benimsedikleri ilkelerden bir kez bile şüphelenme ve herkesin yürüdüğü yoldan sapma hürriyetini kendilerinde görseler, doğru yere çıkmak için gidilmesi gereken patikayı artık bir daha asla bulamayıp ömür boyu sapmış kalacaklardır.

Sonra bir de, doğruyu yanlıştan ayırt etmekte, kendini yetiştirebilmiş bazı insanlardan daha az becerikli olduklarına hükmedecek kadar akıllı ya da mütevazi olanlar vardır ki daha iyisini kendi başlarına aramaktansa başkalarının görüşlerini takip etmekle yetinmeleri gerekir.
Descartes 17.yy'da, 21.yy'ı ancak bu kadar net görebilirdi.
Ve bir insan felsefe yoluyla, mantıkla ve matematikle ancak bu kadar güzel ve zekice Tanrı'ya ulaşabilirdi.Okuduğum her cümlesinden etkilendiğim, bunları ben neden düşünemiyorum, neden Tanrı'nın verdiği aklı yeterince kullanmıyorum deyip kendimi bana defalarca sorgulatan eşşiz bir kitaptı benim için. DÜŞÜNEREK VAR OLMAK isteyen herkese tavsiye ederim. :)
134 syf.
Descartes'ın modern felsefenin kurucusu olarak kabul görmesinin ardında yatan şey, oluşturduğu dualizmi ve bilgi felsefesini antik yunan ve roma dönemi septisizminden çok daha farklı bir format içerisinde yorumlamış olmasıdır. var olanı ''zihne'' atfederek nesnelleştirmiş, gerçeği ise zihinde oluşturulan kesinliği atfetti.

yöntem üzerine konuşmalar da başlamış oldu böylece. çünkü bambaşka bir yöntem geliştirmiştir kesin bilgiye ulaşmak adına.

düşünen’den hareketle bilginin nesnesinin bilgisine bulmayı göze alan Descartes kesin bilgiye ulaşınca bilimüstü bir evrensel akıl oluşturmayı kendisine amaç edinmiştir. kuramını da bu yolda belirlemiştir.

başlarken kendisine şüpheciliği kılavuz edinen Descartes, bu felsefenin gereği olarak her şeyi yadsımıştır bu eserinde. kendini bile. buradan bir sıçrayış gerçekleştirmek hedefindedir. bahsettiğim ameline ulaşmak için ancak herşeyi yadsırken, kendi sözüyle eski evi yıkıp yeni evi yaparken geçici olarak bir yerde barınmak gerekmektedir. bahsettiği geçici barınak noktası ahlak kuralları ve dindir.

kuşkuya başlarken ilk motivasyonu, yaşadığımız hayatı uykuda gördüğümüz rüya ile ilişkilendirir. ilk şüphesi şu anda rüyada olup olmayışımız üzerinedir. ikinci olarak ise kötü cin formülüyle oluşturduğu fikirlerimizin aslında bize ait olmadığı şüphesidir. ve buradan hareket ederek düşünen ben* olduğum için der ki; ''düşünüyorum öyleyse varım''.

dualizm ile yani, ruhu ölümsüzleştirip, insanları ruh faktörüyle dengelemeye çalışan, hakikati en tepeye koyan ve dini bilimle barıştıran felsefesi ile felsefeyi sistematize ederek üretilmiş aklı yaratmıştır Descartes. bugün modern* felsefenin kurucu olarak ilan edilmesini ardında yatan bu düşünceyi tektipleştirme durumu başta felsefenin sonu demekti. endüstriyel hareketlerin başladığı bir dönemde ve günümüzde seri üretimle oluşturulan tüketim bilincini bahsedilen bu modern* felsefeye bağlamıyor değilim.

modern olarak adlandırılan bu batı felsefesinin, insan üzerinde yarattığı buhran ve hiçlik durumu bugünden baktığımızda bataklık gibi içine çektiği bir hal almıştır. Descartes felsefesini sevmeyişimin özünde bu yatıyor. taam da bu noktada Nietzsche'nin ''İnsan aşılması gereken bir şeydir.'' sözünü hatırlatarak devam edeyim.

dualist felsefenin ve eski dönem stoa felsefesinin kurduğu sisteme göre aranan doğru bilgi aslında yoktur. her doğru çağına, zamanına ve mekanına göre değiştiği için doğru kabul edilmesi gerekenler vardır. yani Descartes'ın bilgisi doğruysa kendisi eleştiren tam zıttı bir fikre sahip olan Heidegger de doğrudur. Çünkü gerçek yoktur, yorumlar vardır.

Bugünün insanı nedir?
diye sorduğumuzda, içgüdüsünü, dualizme göre diğer dünyaya göre dizginlemiş, bilgiyi edindiği kadarıyla aklına sonsuz güven duyan, oluşturulmuş kuralların kölesi olan, kaldıramayacağı yükler rızası alınarak sırtına yüklendiği için hayatı olumlayamayan, bu yüzden acıyı çekip duran ve benmezkezcilik ile nefret duygularına göre karakteri tasarlanmış birer canlı diyebiliriz. Bu tıpkı Nietzsche'nin “decadant” diye tarif ettiği insan profildir.

Descartes'ın batı (modern) felsefesini oluşturduğu bu tarihsel niteliği önemli olan kitabı aslında budur. evet güzel sözler, altı çizilecek bir çok söylem vardır ama insanın* bi'nevi sonu olmuştur bu eser.
76 syf.
·Beğendi·7/10
Felsefe en sevdiğim konulardan birisidir çünkü sorgulamayı seviyorum ve inanıyorum ki insan doğruya sorgulayarak ulaşır mesela dinimizi ele alalım acaba ailemiz müslüman olduğu için mi müslümanız eğer öyleyse bi sorun var çünkü kutsal kitabımız Kuran-ı Kerimde Bakara süresinde "Allahın indirdiğine uyun denildiği zaman onlar: Hayır, biz atalarımızı üzerinde bulunduğumuz şey'e uyarız derler. Ya ataları birşey anlamamış, doğruyu da bulamamış idiyseler?" diye aslında sorgulamamız gerektiği de anlatılmıştır yani hristiyan bir ülkede hristiyan bir anne babadan dünyaya gelsek hristiyan olarak mı yaşayacaktık yoksa doğruyu mu arayacaktık peki şimdi dinimizde bazı hocaların dediği gibi sorgulamak doğru değilse ve insanı inançsız yaparsa ve dediğim gibi hristiyan olarak dünyaya gelsek ve papazlar da deseki sorgulamayın aforoz edilirsiniz o zaman yine de ailemize, çevremizdeki herkese karşı çıkarak , doğruyu arayabilecekmiydik? Zaten bir çok kanıtla ve içinde eksik bulunmaması yönüyle ve Allah-u Tealanın Kuran-ı Kerimi koruyacağı sözünü ve değiştirilemez olduğunu doğruyu sorgulayan herkes kabul edecektir buna rağmen bizim insanlarımızın sorgulamayı neden yalan birşey varda saklamak istiyor gibi hallere bürünüp sevmediğini anlayamıyorum. Biraz uzun bir yazı oldu, okuyan arkadaşlar vaktinizi aldığım için kusura bakmayın konu felsefe olunca dilim biraz fazla açılıyor sanırım. Kitap felsefenin en önemli filozoflarından Descartes'in kendi kaleminden kendi düşüncelerine yer verdiği "düşünüyorum öyleyse varım" felsefesini ne manada söylediği gibi çeşitli düşüncelerini konu alan otobiyografisi. Felsefeyle ilgilenen arkadaşların kesinlikle okuması gereken kitaplardan dili biraz ağır olsada okunmaya değer.
83 syf.
·17 günde·Beğendi·Puan vermedi
Cogito Ergo Sum

Düşünüyorum öyleyse varım :) cümlesinin mucidi Descartes bize başarıya giden yollarda bulduğu yöntemleri anlatıyor.

Ben Descartes'i yalan degil bayagi bayagi kendime benzetiyorum. Çünkü o kendini seviyor , kendini üstün görmüyor. En önemlisi de kendini yanlışlarıyla da seviyor. Polyannacılık oynamıyor.Zihninin başka zihinlerden yetkin olmadığını düşünüyor fakat gençliğinden beri kendisini bir takım kurallara ve belirlemelere ulaştıran bazı yollar bulduğu için şanslı olduğunu söylüyor. Kitap işte bu yolları izleyerek oluşturduğu yöntem hakkında bize bilgi veriyor. Descartes bu yöntemin kendisini başarıya ulaştırdığını söylüyor. 

Bölümlerin her biri farklı dönemde yazılmıştır ve bölümler birbirinin devamı değildir o yuzden okurken bir bütünlük aramamanızı tavsiye ederim.Bu arada kitap altına düşülen dipnotlardan epey rahatsız oldum. O kadar uzun bir şekilde uzatılmış ki okurken bir çok kez başını kaçırdım. Umarım hepimiz Descartes kadar yüce bir bilgeliğe erişebiliriz. Keyifli okumalar :)
76 syf.
Rene Descartes, kendisi dışında her şeyin yokluğunu düşleyebildiğini, ancak kendisinin yok olabilirliğini hayal edemediğini; düşünen özne olarak kendisinin şüphesiz var olduğunu gördü: 'Düşünüyorum, o halde varım" dedi.

Metodik şüpheciliğin fikir babası olan Descartes, varlıkları tek tek ele alıp yeniden incelemesi ile kendinden öncekilerin aktardığı bilgileri elekten geçirdi. Bence Descartes, bu metot ile filozof, bize şunu demek istiyor;
“Peşinden gittiğimiz, koşulsuz kabul ettiğimiz ve hayatımızda uyguladığımız bilgiler, ya gerçek değil ise?”

BU ÇAĞDA BİZE EN ÇOK LAZIM OLAN ŞEY DE BU!
* Toplumu, inançlarımızı, değerlerimizi… ve hayatı, kendi emeklerimizle elde ettiğimizle değil, liderimizin bize sunduklarını kabul ediyor ve hayatımıza onun verdiği ‘şablon formlar’ ile biçimlendiriyoruz.
* Müslümanız ama dinimizi asıl kaynağından (Kur’an’dan) değil, eski insanlardan, camii imamından, mahalledeki …abiden, belki inanmazsınız ama bazen kiliseden ve gerekli gereksiz her yerden öğreniyoruz.
* Marxist'iz ama Marx’ı Marx’tan değil, Marxçılardan öğreniyoruz.
* Olayları, yerinde değil, birinin ağzından öğreniyoruz…

BİZİM HAYATIMIZA, METODİK ŞÜPHECİLİK ŞART! Herşeyden şüphe edip inandığımız şeyler ile ilgili yeniden düşünmeli ve ana kaynağını yeniden incelmeliyiz. Aksi halde, gerçeklerden hep uzak kalacağız.
Bu kitabı, felsefeyi yetersiz bir şekilde bilseniz bile okumalısınız.
SAYGILAR…
136 syf.
·5 günde·7/10
René Descartes amca ile tanıştığım ilk kitap. Genel olarak dili ağır ve yavaş bir şekilde anlatıyor. Büyük bir görev üstlenmiş ama bence zincirlerini tam atarak göreve başlamamış. Belirli bir dala tutunarak ve belli değerleri baz alarak başlaması ve o kısımları yüzeysel sorgulayarak geçmesi bence biraz eksik bırakmış kitabı. Ama o zamana göre bence o zincirlerden kurtulması çok zordu. Erken yaşta ölmesi ise bitirememesine neden olmuş(Zenginin şımarık tavrı yüzünden hastalanarak ölmesi bende ayrı bir üzüntü oluşturdu.). Bence René Descartes amca ile bu kitapla tanışmanız(Kesinlikle kötü kitap değil. Sadece tam olmamış bir kitap ama gene size kesinlikle birşeyler katabilecek bir kitap.) zorunlu değil bence ama kesinlikle bu yüce ruhlu insanla tanışmanızı öneririm.
83 syf.
·Beğendi·10/10
En sevdiğim filozoflardan biri olan Descartes'in kendisine ilk giriş niteliğini taşıyan bu güzel kitabında, kendi ilkelerinden ve oluşturduğu görüşten haz almamak mümkün değil.
134 syf.
·4 günde·9/10
Yöntem Üzerine Konuşma’da Descartes başarılı olmak için izlenmesi gereken yöntemini anlatıyor. Kitap bu yolları izleyerek oluşturduğu yöntemden söz ediyor. Descartes bu yöntemin kendisini başarıya ulaştırdığını söylüyor. Altın ve elmas diye aldığım belki de sadece bakırdır diyerek de yanılma payı olduğunu kabul ediyor.


Descartes'in "Yöntem Üzerine Konuşma" Kuralları

1-)Doğruluğunu apaçık bilmediğim bir şeyi doğru diye almamak, yani acelecilikten ve ön yargıdan özenle kaçınmak.Bir konuda işe başlarken hiçbir varsayımı doğru kabul etmemek.


2-)İnceleyeceğim güçlüklerden her birini olabildiğince parçalara ayırmak ve onları en iyi çözümlenebilecek duruma getirmek.


3-)Düşüncelerimi en basit ve tanınması en kolay olan nesnelerden başlayarak ve yavaş yavaş, derece derece ilerleyerek en karmaşık bilgilere kadar götürmek ve doğal olarak birbiri ardından gelmeyen şeyler arasında da bir düzen varsaymak.

4-)Her yerde bütünsel saymalar ve en genel gözden geçirmeler yaparak hiçbir şeyi dışta bırakmadığımdan güvenli olmak.

“Gerçekten, seçmiş olduğum bu pek az ilkeye tam tamına uymak bana genel olanlardan başlayarak bu iki bilimin kapsadığı tüm sorunları çözme kolaylığını verdi.”
136 syf.
·Beğendi·8/10
Avrupa bu kitapla aklını başına aldı. Daha önce önce skolastik düşünce ve dini hurafelerin baskısı altında bulunan bir yerdi rasyonel düşüncenin bir nevi başlama vuruşu kısa ve net
...akıllı olmak için iyi bir beyne sahip olmak yetmez, önemli olan onu iyi kullanmaktır. En büyük ruhlar en büyük erdemlere olduğu kadar en büyük kötülüklere de yatkındırlar; ancak çok yavaş yürüyenler her zaman doğru yolu izliyorlarsa koşanlardan ve doğru yoldan uzaklaşanlardan daha çok ilerleyebilirler.
René Descartes
Sayfa 7 - OLYMPİA yayınları
Bugüne kadar öğrendiğim çok az şey, bilmediğim, öğrenmekten de umudumu yitirmediğim şeylerle karşılaştırıldığında, hemen hiçbir şeydir.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Yöntem Üzerine Konuşma
Baskı tarihi:
Mayıs 2013
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786055272395
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Dissertatio De Methodo
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kabalcı Yayınevi
İlk kez Latinceden Türkçeye çevrilen Batı Felsefesinin ve 17. yüzyıl Rasyonalizminin temel kitaplarından Yöntem Üzerine Konuşma, Descartes’ın adeta fikir hayatının bir özetini sunmaktadır. Etrafına baktığında hiçbir şeyin kendisinde güven uyandırmadığını ve öğrendiği bilgilerde hep kuşkulu bir yan olduğunu gören Descartes, geçmiş yaşamının tümüyle çelişik bilgiler üzerine kurulduğunu anlar ve o güne dek öğrenip bildiği ne kadar şey varsa hepsinden şüphe etmesi gerektiğine karar verir. Sonuçta insan duyularla elde ettiği bilgilerin aldatıcılığına mahkûm olduğundan sürekli hatalar yapmakta ve yanılgılar içinde debelenip durmaktadır. Dolayısıyla yeni bir çıkış yolu, yeni bir dayanak noktası bulunmalıdır. Bu çıkış yolu da, Descartes’a göre,bütün bilimlerin içinden çıktığı felsefenin temel ilkelerini bulup çıkarmakla mümkündür. Başka deyişle hiç kimsenin zihninde en ufak bir kuşku uyandırmayacak bir felsefe kurulmalıdır. İşte bu düşünceyle zihin yolculuğuna başlar Descartes ve yol aldıkça sahip olduğu tek şeyin, zihnindeki derin kuşku olduğunu fark eder. Öyle bir doğru bulmalıdır ki, bu doğrunun içeriğinde hiç kuşku olmadığı gibi, kuşku duyulma imkânı bile bulunmamalıdır. Demek ki kuşku, onun felsefesinin biricik yöntemi olmalı ve bu yöntemle felsefesi için kuşkulanılması imkânsız ilkeler bulmalıdır. Ama kuşku duyabildiğine göre, düşünmekte olduğunu ve düşünmekte olduğuna göre var olduğunu da bu arada keşfeder. Böylece tek kuşku duyamayacağı şeyle karşılaşır, yani düşünen Ben’iyle.

Kitabı okuyanlar 710 okur

  • Ebru Yelden
  • Sertaç Yigit
  • Eren
  • Ali Talha Türkoğlu
  • Kamran
  • Zeynep Demircioğlu
  • Mehmetcan Demirel
  • Onur Eren Kurt
  • ARAL UTKU UÇAR
  • Tuğçe Dağ

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%1.3 (2)
9
%0
8
%0.6 (1)
7
%0.6 (1)
6
%0
5
%0.6 (1)
4
%0.6 (1)
3
%0
2
%0
1
%0.6 (1)