Adı:
Yürüyen Kentler
Baskı tarihi:
Mayıs 2006
Sayfa sayısı:
320
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789756227311
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Günışığı Kitaplığı
Baskılar:
Yürüyen Kentler (Yürüyen Kentler #1)
Yürüyen Kentler
352 syf.
·8/10 puan
Filmi vizyona girmeden bir çırpıda okumak istedim çünkü sinema sektörüne güvenim çok sağlam değil. Kitabın genel olarak anlatımını çok beğendim. Özgünlüğü olan bir eser ve gerçekten güzel bir hayalgücü barındırıyor. Şehirlerin köyleri kasabaları yutması muhteşem bir altmetin üzerine kurulu olduğunu gösteriyor. Çok güzel bir kitap ve bence her kütüphanede olmalı.

Not: Yaptığım kitap eleştirilerine laf eden birkaç tip var onlara kapak niteliğinde bir şey söylemek isterim. İyi kitapları övüp kötü kitapları eleştirmek okuyucunun görevidir. Yazılan her safsataya alkış tutarsak abuk sabuk bir edebiyat dünyası ortaya çıkar. Kötü kitapları en ağır şekilde eleştirelim ki iyi kitapların bir anlamı olsun değil mi! Misal bu kitap çok güzel okuyun okutun ama bana ergenlerin, kişisel gelişimcilerin, sosyal medya fenomenlerinin kitaplarıyla gelmeyin o kitapları ben anca geri dönüşüm kutusuna atarım.
352 syf.
·9 günde·Beğendi·8/10 puan
Her şeyden önce kitaptan nasıl haberim oldu, onunla başlayayım. Yüzüklerin Efendisi ve Hobbit film serileri ile tanınan Peter Jackson'ın Aralık ayında gösterime girecek olan son filmi "Mortal Engines" Yürüyen Kentler roman serisinin ilk kitabının uyarlaması. Film trailerlardan gözlemlendiği kadarıyla filmin görsel bir şölen olduğu ve en azından bu bağlamda sinema tarihindeki yerini alacağı söylenebilir. Fantastik olarak tanımlanan türü hariç bırakırsak Hollywood sinemasından pek haz eden bir insan olmadığımı söyleyebilirim. Film trailerlarında yer alan görseller beni heyecanlandırmadı der isem yalan olur. Yani filmi görmeye gideceğim. Hollywood sektöründe üretilen pek çok üründe olduğu gibi bu metninde deformasyona uğrama tehlikesi var. Her uyarlama birebir metne kalacak diye bir kural olmamakla beraber -ki zaten bu sanatın doğasına aykırıdır- işaret ettiğim deformasyon, metnin içinin boşaltılıp boşaltılmamasına yönelik bir endişe olarak tanımlanabilir. İşte bu bağlam içerisinde Philip Reeve'e ait yeni tanıştığım bu metni okunacaklar listemde ön sıraya aldım. İyi ki de öyle yapmışım. Distopik bir eser olan metnin anlatısının bir action kurguya dönüştürülme ihtimali çok yüksek. Çevirisinin iyi yapıldığını düşündüğüm metin akıcı bir olay kurgusuna sahip. Distopik bir manzara çerçevesinde tasvir edilen ve fantastik bir yanının da bulunduğu söylenebilecek dünya düzeni, romanın hemen başında içerisine çekiyor okuyucusunu. En azından bende öyle oldu diyelim. Satırlar ilerledikçe ve alt metni okudukça romanın salt bir distopya olmadığını fark ediyorsunuz. Spoiler vermemek adına karakterlere ve epizotlara değinmeden metnin kendisini kapitalist sisteme dayayan emperyalizm ideolojisi ile küreselleşen dünya alegorisi ve eleştirisi olduğunu söyleyebilirim. Yazar sistem eleştirisiyle kalmayıp fen bilimleri veya sosyal bilimler olarak ayırmaksızın bilim insanlarının söz konusu dünya düzeninin bu noktaya gelmesindeki rollerine de metninin bir çok bölümünde can acıtan ironik vurgular yapmış. Fakat söz konusu vurgular bilim karşıtlığı olarak değerlendirilmemeli. Mevzuyu sonuç odaklı olarak ele alıyor ve bu sistem içerisinde acı çeken, inleyen insan toplulukları mevcut iken muhafaza edilen tarihi birikim ile sistemi besleyen yeniliklerin anlamsız kaldığına dikkat çekiyor. Dünyaya mutluluktan çok acı veren vahşi sistemin doğrudan tasvirinden ziyade alegori ile ifadesi yöntemiyle akılda kalıcılığını hedefleyen yazar serisinin ilk kitabında bunu başarmış gibi görünüyor kanaatimce. Serinin üç kitabı daha var ve bu ilk kitabın bende bıraktığı tat diğerlerini de okutacak gibi görünüyor bana. Distopya türü sevenlere tavsiye ediyorum.
%23 (78/352)
·Beğendi·8/10 puan
Kitap oldukça güzel yeni başladım ancak beni şimdiden içine çekti umarım böyle devam ederek beni sıkmaz ve bu güzel kitabı bitirmeme yardımcı olur
Okuduğum yere kadar özet---------------
Artık her il yürüyordu evet gerçekten yürüyordu yer değiştiryordu dünya artık kurak bir yerdi ve aynı eskiden olduğu gibi büyük balık küçük balığı yutuyor yani büyük şehirler küçük şehirleri yutuyor işte böyle bir yerde yaşayan karakterimiz Tom 3.sınıf bir işçiydi (işçilerin en düşük seviyelisi)
Karakterimiz bazı olaylar yaşadıktan sonra çalıştığı yerin en yükseği olan Valentine adlı tarih bölümün başı ile konmuşmak zorunda kaldı ancak çok iyi biri olduğunu geç de olsa fark etmişti Aradan kısa bir süre geçiyor ve yeni yedikleri küçük şehirden gelenleri incelemek için ayrıştırma bölümüne gidince bir suikast girişimi gelişiyor ve tom bunu engellliyor ancak engellemesi onun başına büyük bir dert açıyor (Bundan sonrasını okudum ancak yazmayacağım neden mi çünkü sizde okuyun!)
İyi Günler
352 syf.
·2 günde·7/10 puan
Yorumum tek cümle ile 'o neydi gız??!'
Haftasonu Ölümcül Makinalar filmi izlemiştik. Hem Feka'nın serinin ingilizcesini okuyup çok beğenmesi hem de filmin yapımcıları arasında Peter Jackson olması filmi heyecanla izlettirdi. Ama öyle ahım şahım bir film değildi, olay tamam orjinal ama ne bileyim, belki oyuncular (Hugo Weaving'e lafım yok), belki ortamda birşey olmamıştı. Ay çok boşum hadi bi daha izleyim demem yani.
Neyse film, kitap karşılaştırmalarında herkesten farklı fikirler çıksa da, dedim ki kitabını da okuyayım, kendim karar vereyim. (Bu arada kitap 4 kitaplık seri.)
Dün gece başladığım 1. kitap bugün öğleden sonra bitti. Bazı yerleri bir kaç defa okudum, acaba hızlı okurken atlıyor muyum diye ama yok. Ve sonuç film ve kitap karşılaştırmasını reddediyorum.
Bi kere kişi isimleri hariç ve bir kaç olay hariç filmle bambaşka ilerlemişler. 1.kitap sonu ile 1.film sonu bile bambaşka. O yüzden serinin 2.kitabını okumadan önce büyük ihtimal araya bütün kitaplığı, arkadaşlarımın kitaplığını falan koyacağım.
yeşim
yeşim Yürüyen Kentler (Yürüyen Kentler #1)'i inceledi.
352 syf.
·6 günde·Beğendi·8/10 puan
Çok yoğun bir bilim-kurgu/distopya serisi ile buradayım. Bu kitabı ilk 2018 yazında elime alıp okumaya çalışmıştım. Çalıştım diyorum çünkü yazarın yarattığı evren/dünya o kadar hayalüstüydü ki kafamda canlandırmakta çok zorlandım ve o zaman kitabı okumayı bırakmıştım. Şimdi nedendir bilmem tekrar bir şans vermek istedim bu seriye. Yine ilk başlarda çok zorlandım açıkçası ama bu sizi pes ettirmesin lütfen, okumaya devam edin. Yürüyen kentler... hayal gücüm bir kentin nasıl yürüyebileceğini, kentlerin nasıl hareket halinde olabileceğini bir türlü resimleyemedi. İşin içine çok fazla coğrafya bilimi, fizik bilimi dahil ettim sanırım ve kendi kendime imkansızlaştırdım. Hayal gücünde imkansız diye bir şey olabilirmiş gibi... Olay sadece kentlerin yürümesi de değil, bu yürüyen kentler, başka kentleri yiyerek büyüyorlar. Kentler, kasabalar, banliyöler, küçüklü büyüklü bir sürü yürüyen kent arasında sömürge savaşı gibi düşünün veya büyük balık küçük balığı yer. Yedikçe büyüyen, kat kat pasta gibi çıkan kentler hayal ettim ben ama yazarın gözünde nasıldı durum bilemem. Ve bilin bakalım bizim ana mekan neresi..."Londra Kenti" bumm. Sömürge savaşı olur da Britanya olmaz mı? Kitap bundan 1000 yıl sonrasını anlatıyor ve Londra(ingiltere) hâlâ bildiğimiz gibi...neyseee konudan saptık.

Konudan devam edecek olursam; 1000 yıl sonraki bir dünyada artık kentler yerleşik değil, altlarına takılan motorlarla hareket halindeler ve gelişebilmek, güçlü olabilmek için başka kentleri avlamak zorundalar. Bu noktada ya avsın ya da avcı, motorlarının ne kadar güçlü olduğuna göre değişir. Londra Kenti ise 6 katlı bir Büyük Mobil kent. Felsefedeki toplumsal tabakalaşma piramidinin hakim olduğu bir kent. Üst katlarda yüksek kesimden, refah içindeki "önemli" insanlar, alt katlara doğru mücadelenin arttığı, refahın azaldığı bir kesim. Sınıf ayrımının içinde başka bir ayrım. Tom da bu ikinci ayrımda, Tarihçiler Loncası'nın Üçüncü Sınıf Çırak'larından. Bir de Katherine var, başkaşifin yani Valentine'ın kızı, tabiri caizse yüksek sosyete. Olayları genel olarak bu iki karakterin bakışından okuyoruz. Kitap hem bilim-kurgu hem de distopyaydı. Yıkılmış, bozulmuş, kötüye evrilmiş bir dünyanın içinde avlanan kentler. Alt katlardaki insanların yaşam şartları, mahkumların durumu "Dışkı Havuzu" bölümünü okuduğunuzda anlayacaksınız.

Kitap ilk başta yavaş ilerlese de sonradan kurguya alışıyorsunuz ve olaylar geliştikçe sürükleyici bir hâl alıyor. Kurgu çok farklı ve yeni geldi bana o kadar ki hayal gücümün sınırlarını zorlamak zorunda kaldım. Kurgu ve olay akışı çok iyi olsa da karakterlere ısınmam kitabın yarısını geçtikten sonra oldu neredeyse. Yazar bu konuda biraz zayıf kalmış. Benim bir seriye devam etmem için karakterlere bağlanmam, sonrasında ne olacak değil de sonrasında onlara ne olacak diye merak etmem gerekiyor. Olaylardan çok karakterlerin durumunu merak eden biriyim. Karakterler de, kentler gibi metalden yapılmaydı sanki ama sonlara doğru Tom-Hester ve Katherine-Bevis diyaloglarına duygu hakim olmaya başladı. Arkadaşlıkları, ilişkileri hoşuma gitti. Seriye devam edecek kadar mı göreceğiz.

Sonuç olarak güzel, farklı bir bilim kurguydu. Umarım bin yıl sonra dünyanın dönüşeceği şey bu olmaz çünkü sadece okuması güzel, yaşaması değil. Aya Yolculuk kitabı gibi birilerine ilham olmasını istemem.
352 syf.
·8 günde·Beğendi·10/10 puan
Yürüyen kentler kesinlikle çok güzel bir bilim kurgu eseriydi. Konusunun oldukça etkileyici olmasının yanısıra, karakterlerin yansıtılış şeklide çok güzeldi. Baş karakterin korkuları ve arada kalmışlığı bana çok iyi geçti. Bilim kurguya karşı olan önyargım kesinlikle azaldı. Seriyi okumaya devam edeceğim inşAllah. Çok büyük beklentim var umarım hayal kırıklığı yaşamam. :)

Kesinlikle okumalısın...
352 syf.
·3 günde·Beğendi·8/10 puan
İnsanlar yaşadıkları dünyayı yıkmasını iyi biliyorlar. Ancak kurmasını ve korumasını pek yapamıyorlar. Kitap da böyle bir kıyamet sonrası dünyayı anlatıyor. İnsanlar yıktıkları dünyada hayatta kalmak için yürüyen kentler yapmışlar. Ancak hala akıllanmamış bu sefer bu bu mobil kentler kendi kendilerini yiyip bitirmeye başlamış. Güzel bir bilim kurgu romanı.
Kitapla ilgili incelemem: https://kitapokurum.blogspot.com/...yuruyen-kentler.html
352 syf.
·Puan vermedi
Yürüyen Kentler uzak bir gelecekte, distopik bir zaman aralığında geçiyor. Altmış Dakika Savaşları denen şiddetli bir çarpışma sonucunda tüm kıtalar yerle bir olmuş, güdümlü atom bombaları ve virüslü özel bombalar Dünya’nın neredeyse bütün kaynaklarını yok etmiştir. Hatta Kuzey Amerika kıtası o kadar kötü durumdadır ki oraya artık ölü topraklar denmektedir. Londra başta olmak üzere Avrupa’daki kentlerse devasa tank paletlerinin ve güçlü motorların yardımıyla hareket eden, mobil şehirlere dönüştürülmüştür. Artık dünyaya “Kentsel Darvincilik” hâkimdir. Başla bir deyişle, büyük şehirler varlıklarını sürdürebilmek ve kaynak elde edebilmek için küçük kentleri yutmakta ve sadece en güçlü olan hayatta kalmaktadır.

Ama bu “yürüyen kentler” fikrine herkes sıcak bakmaz. Özellikle de Asyalılar… Kendilerine Mobillik Karşıtı Birliği diyen kalabalık bir grup insan, şehirlerin sabit olması gerektiğini savunmakta ve güçlünün güçsüzü yutmasının son derece doğal karşılandığı bu düzene karşı çıkmaktadır. Himalaya Dağları’nın sarp yamaçlarının arkasına sığınan bu insanlar yerleşik hayatın son temsilcileri ve mobil kentlerin en büyük düşmanıdır.

M. İhsan Tatari

İncelemenin tamamı: https://kayiprihtim.com/...likle-tanisma-vakti/
352 syf.
·7 günde·Beğendi·8/10 puan
Sinema uyarlamasınin arifesinde (Peter Jackson lotr. serisi)tekrar tazeleme ihtiyacı hissettim. Keyifli bi macera fantastik , postapokaliptik bir distopya, kentlerin kasabalarin gemi yada tekne gibi karada yolculuk edip birbirlerini avladiklari bir gelecek. Devam kitaplari da çok zevkli umarım sinema uyarlamasinda da aynı duyguları hissederiz.
352 syf.
·Puan vermedi
Bu, 2010 senesinde oğluma arkadaşı tarafından hediye edilmiş bir kitaptı. Geçen gün kütüphaneyi düzenlerken elime geçti ve (kapak resmi de bir çocuk kitabı intibası uyandırdığında) gözden geçirmek için sayfaları çevirirken kendimi yürüyen şehirlerin, politik savaşların, karmaşık maceraların içinde buldum.

Okuması zevkli, hayal gücünü zenginleştiren, dünya politik gerçeklerinin hiç değişmediğini (güç ihtirası) anlatan keyifli bir macera. Daha sonrasında biraz araştırma yapıp filminin de çekildiğini öğrendiğimde, eh onu da seyrettim (ve genel olarak kitaptan pek fazla sapmamış).

Maceraseverler ve düşünerek okuyanlar için tavsiye edebileceğim bir içerik.
352 syf.
·19 günde·Beğendi·10/10 puan
Kitap kesinlikle çok güzel 2018 yılında filmi çıktığında filmin fragmandan çok etkilenip gitmiştim ve sonra neden kitabını okumuyorum dedim kitapla film arasında çok fark olsada kitap çok eğlenceli ve zevkli özellikle karakterlerle kurduğunuz bağ çok güzel birazda hayal gücünüz varsa bu kitabı kesinlikle tavsiye ederim.
Sen bir kahraman değilsin bende güzel değilim ve büyük olasılıkla sonsuza kadar mutlu yaşamayacağız ama Şuan da yaşıyoruz ve birlikteyiz, herşey yoluna girecek...#yürüyenkentler#1.kitapbölümsonu
Dünya değişiyordu. Bu, yeni bir şey değildi elbette; bir Tarihçi Çırağı'nın öğrendiği ilk şey dünyanın sürekli değişmekte olduğuydu.
"Sen bir kahraman değilsin, ben de güzel değilim ve büyük olasılıkla, sonsuza kadar mutlu yaşayamayacağız," dedi kız. "Ama şu anda yaşıyoruz ve birlikteyiz, her şey yoluna girecek."

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Yürüyen Kentler
Baskı tarihi:
Mayıs 2006
Sayfa sayısı:
320
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789756227311
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Günışığı Kitaplığı
Baskılar:
Yürüyen Kentler (Yürüyen Kentler #1)
Yürüyen Kentler

Kitabı okuyanlar 118 okur

  • Efe Meral
  • Emine Gülsüm BALKAÇ
  • Peri Gökçe
  • lr
  • Reginleif
  • PK
  • Raskolnikov
  • Strange
  • tabby cat

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%1.8 (1)
8
%0
7
%5.5 (3)
6
%1.8 (1)
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0