• "Hüner sahibinin hazinesinin anahtarı ağızdaki dilidir, Sidi.
    Kapı kapalı olursa kim ne bilecek mücevheratçı mı, yoksa hırdavatçı mıdır? Erdemli kişilere ziyanı dokunan iki şey vardır,
    konuşmak gerekirken susmak ve susmak gerektiğinde konuşmak.
    İskender Pala
    Sayfa 199 - Sidi(Kitaptaki Hızır Reisin yoldaşı Alkala adında bir şahıs)
  • Yazmak mı, okumak mı? Okumak mı, yazmak mı? Okumak mı, düşünmek mi? Düşünmek mi, yapmak mı? Koşmak mı, yürümek mi? Konuşmak mı, susmak mı? Bıkmak, yorulmak yeter dayanamayacağım demek, yeter (gene) demek mi?
    Yoksa ben bu işin içine ... mi?
    Bilmiyordum.
    Hiçbir şey bilmiyordum.
  • Uyandım.
    Uzun süredir konuşuyordum.
    Yani uzun süredir konuştuğumu hissediyordum.
    Yatmadan önce de konuşuyordum.
    Hem aynı konuyu.
    Konuşuyorduk mu demeliyim?
    Kimle konuşuyorduk?
    Ben ve kendim.
    Ben ve diğer ben.
    Ben ve diğeri.
    Biz demek için fazla kalabalık.
    Konuşuyordum demeye devam edeceğim.
    Hep o konu.
    Aynı konu.
    Gözlerimi kapattıktan uykuya dalana kadar da bunu konuşmuştum.
    Tam üç gündür.
    Son üç gündür.
    Konuşuyorum.
    Kendime konuşuyorum.
    Kendimi cevaplıyorum.
    Kendime hak veriyorum.
    Kendimden hak alıyorum.
    Kendimi aklıyorum.
    Kendimi yasaklıyorum.
    Durmadan.
    Dur durak bilmeden.
    Konuşuyorum.
    Hoşuma gitmiyor konuştuklarım.
    Hoşuma gidecek şeyler konuşayım diyorum.
    Başlıyorum anlatmaya.
    Diyorum ki.
    Tam üç gündür.
    Hiç durmaksızın konuşuyorum.
    O konuyu.
    Aynı konuyu.
    Bunu konuşmak istemiyorum.
    Şimdi sevdiğim bir şeyler konuşacağım diyorum.
    Konuşuyorum.
    Bir şeyler anlatıyorum öyle.
    Ama bu kez iki tane konuşuyorum.
    Bir sevdiklerim bir de o konu.
    Acaba üç tane konuşabilir miyim diyorum.
    Evet.
    Konuşuyorum.
    Tam üç tane.
    Üç tane konuşmak mı?
    Konuşuyorum.
    Aslında istemiyorum.
    Ama.
    Anladın işte.
    Elimde değil.
    Elimle ağzımı kapatıyorum.
    Konuşuyorum.
    Yalnız benim duyabildiğim bir ses bu.
    Bir ben duyuyorum bir de ben.
    Konuşuyor ama durulmuyorum.
    Konuşuyor ama duyulmuyorum.

    Sonra susuyorum.
    Yani susuyor görünüyorum.
    Susuyorum ve kimse duymuyor.
    Susuyorum ve kimse duymuyor bu normal olan.
    Susuyoruz.
    Susuyoruz diyeceğim kadar kalabalık susuyoruz.
    Susmak gerektiğini bilip inadına susuyoruz.
    Aslında inat değil işte susmak gerektiğini biliyoruz.
    Bileceğiz.

    Yalnız ben konuşuyorum.
    Kendimle.
    Kimse duymuyor.

    Sonra
    Susuyorum ve herkes duyuyor.
  • Gönülleri aşka mûptela eden Allah 'ım,
    Neden beni bela denizine attın?

    Neden! Vardır isyan emaresi,
    Neden? Vardır hikmet arayışı,

    Bu kulunun vaveylası haşaa isyan değil,
    Çaresizce hikmet arayışı,

    Hikmet'in nedir Ya ilâhî!
    Kalsam durdurmazın,
    Gitsem göndermezsin,
    Sussam susturmazsın,
    Konuşsam konuşturmazsın,

    Hikmet'in nedir Ya ilâhî!
    Beni sel yaparsın, O'nu durgun su,
    Beni kasırga yaparsın, O'na nefeslik mecal vermezsin,
    Beni hamur gibi yoğurursun, O'nu taş kesersin,
    Beni zil zurna sarhoş, O'nu bir o kadar ayık eylersin,

    Hikmet'in nedir Ya ilâhî!
    Arar isem hikmeti sana olan korkumdandır,
    Sual ettim ise nurunu çaresiz arayışımdır,
    Bela kuluna nimetindir,içinde sabır edene inci gizlidir,
    Sabır;gitmek,kalmak,Susmak yahut konuşmak mı?
    İnci nerede? Yolum neresi? Takdir ne?

    Mustafa Alımcı
  • 328 syf.
    ·1 günde
    Allah'ım ben ne yaptım böyle?
    Kitabı okumaya başlayınca bir türlü bırakamadım. Gecesinde başlayıp sabahında bitirdiğim ilk kitap oldu. Etkisinden uzun süre çıkabileceğimi düşünmüyorum.
    Bambaşka bir hikayeydi benim için Tarık ve Suada'nın hikayesi. Savaşta yitip giden umutlar, hayaller, yaşama sevinçleri... Okudukça "Bu ne zalimlik, bu ne vicdansızlık ?" diye diye kendimi yedim bitirdim. İtiraf ediyorum fazlasıyla da ağladığım bir kitap oldu. :(
    Satırları okurken, yaşananları o kadar derinden hissettim ki gözyaşlarım pıt pıt düştü, tutamadım...
    Kitap, güzelliklerle ve mini minnacık bir aşk hikayesiyle başlayıp , beni hiç beklemediğim bir dram ve acı silsilesi içerisine soktu. Okudukça üzüldüm, üzüldükçe daha çok okudum, kitabı bitirene kadar döngü böyle devam etti. Yaşadıkları o koca ayrılık ve acılara rağmen birbirlerine olan inançlarını ve sevdalarını çöpe atmayan iki güzel kalbin hikayesi...
    İnsanlar, inançları ve ırkları yüzünden hiç hak etmedikleri bir savaşın içine doğru sürükleniyorlar. Savaş bile adilce olmalıdır ki bu kanımca bir savaş değil zulümler silsilesi olmuş. Acıyı, zulümleri sadece bir taraf yaşamış. Diğer taraf yaptığı zulümlerden keyif alırken bu tarafta yitip giden ruhlar var. Yaşam doluyken artık yaşamanın 'y' sini duymaya tahammül edemeyen insanlar haline gelmişler. Önlerinde anneleri, babaları, kardeşleri öldürülmüş, katledilmiş. Onların tek yaptıkları ise yalvarmak...Genç kızlara canice tecavüz etmişler, tahammül edemedikleri yerde acımasızca öldürmüşler. Ah insanoğlu, ne kadar da acımasızsın! Bazen düşünüyorum da "Biz insanlar doğarken böylesine masum ve tertemiz iken ne ara bu kadar kötü, kirlenmiş ve zalim yaratıklar haline geliyoruz?" Ne ara bu kadar zalim olduk? Ne ara birbirimizi öldürmekten zevk alır hale geldik? Hep mi böyleydi? Gelip geçici olan şu dünyada güzellikler yaşamak varken bir de güzellikler yaşatmak varken, biz neden hayatı birbirimize zindan ediyoruz?
    Ah ahh...
    "Konuşmak tehlikelidir, susmak da günah."
    O kadar anlamlı geldi ki bu söz bana. Daha nasıl anlatılabilir ki...
    Güzel, kendi halinde hayatlarını yaşayan insanların bir anda hayatlarının cehenneme dönmesi, umutlarının yitirilmesi, zulümler, gözyaşı, aşk, mutluluk, vuslat...
    Aradığım her şeyi bulduğum bir kitap oldu.
    Ne olursa olsun hayattan vazgeçmemeli, sımsıkı tutunmalı hayata, sımsıkı tutunmalı sevdiklerimize, sevmeli, sevilmeli...Yoksa şu hayat çekilecek gibi değil!
    Ne diyordu Suada; "Bana göre hayallerin olmadığı bir dünya, çiçeksiz bir bahçe gibidir."
    Çiçeğiniz bol olsun gönlü güzeller...
    Keyifli okumalar....
  • Yazmak mı, okumak mı? Okumak mı, yazmak mı? Okumak mı, düşünmek mi? Düşünmek mi, yapmak mı? Koşmak mı, yürümek mi? Konuşmak mı, susmak mı? Bıkmak, yorulmak yeter dayanamayacağım demek, yeter (gene) demek mi?
    Yoksa ben bu işin içine ... mi?
    Bilmiyordum.
    Hiçbir şey bilmiyordum.