• Her başlık için yazarın sözleri ve bundan yola çıkarak bir inceleme yapmak istedim. Biraz vasat oldu fakat, yine de kendimden bir şeyler katmak istedim.

    ERMİŞ
    Doğdum, bir bilinmezliğin içinde buldum kendimi.
    Büyüdüm, aklım bir karmaşanın eşiğinde ve ben hâlâ bilinmezliklerin kölesiyim.
    Yandım, artık biliyorum fakat kimseye anlatamıyorum, ne acı...

    “Sessizliğin arayıcısı olan ben, sessizlik içinde başkalarına güvenle dağıtabileceğim nasıl bir hazine buldum?“

    SEVGİ
    Çok sevince sanırım, her şeyin değişeceğine ve mutlu olacağıma inanıyorum. Sevgiye layık olan her şeyi, kendimden ve var olan her şeyden öte daha bir seviyorum.
    Bir nevi ilahlaştırıyorum, ilahlaştırıyoruz farkında olmadan.
    Bir şeyleri değiştirmek adına sürekli çabalıyorum. Sevginin kuvvetine karşı koymaya çalışıyorum, fakat nafile...

    “Sevgi sahip çıkmaz, sahiplenilmez de; Çünkü sevgi, sevgi için yeterlidir, tümüyle... Sevdiğinizde, "Tanrı benim kalbimde," yerine, Şöyle deyin, "Ben kalbindeyim Tanrı'nın ..."
    Ve sanmayın yön verebilirsiniz sevginin akışına,
    Çünkü sevgi, yolunu kendi çizer..”

    BERABERLİK
    Ötekileri kendimden soyutlamaya çalışıyorum. Onlardan bir şeyler alıyorum, fakat kendimde var olanları onlara vermeyi sevmiyorum.
    Sanırım biraz bencilim, benciliz.

    “Birbirinize kalbinizi verin; ama diğerinin saklaması için değil; Çünkü yalnızca Hayat'ın eli, sizin kalplerinizi kavrıyabilir...”

    ARKADAŞLIK
    Bazen, “Hiç konuşmadan anlaşabilir miyiz?” diye, soruyorum kendime.
    Biliyorum, çok şey istediğimin farkındayım. Ama ne de olsa, biz bunun için aynı yolu yürüyen iki arkadaş değil miyiz? Kalmadı değil mi, böyle şeyler..?

    “Ve o sessiz kaldığında, kalbiniz onun kalbini dinlemek için sessizleşir. Çünkü arkadaşlıkta, kelimeler susunca,
    tüm düşünceler, tüm arzular ve beklentiler,
    gürültüsüz bir sevinç içinde doğar ve paylaşılırlar.”

    ÇOCUKLAR
    Küçük umutlar doğuyor, henüz yeni açıldı dünyaya gözleri çocukların.
    Onları hep bize ait ve hep bizim kalacakmış gibi sahipleniyoruz. Oysa bizler, onların hayata atılmalarını sağlayacak birer emanetçi değil miyiz?

    “Çocuklarınız, sizin çocuklarınız değildir. Onlar, Hayat'ın kendine olan özleminin oğulları ve kızlarıdır.
    Onlar sizin aracılığınızla oldular, ama sizden değil; Ve sizle olsalar da, size ait değiller...
    Onlara sevginizi verebilirsiniz ancak, düşüncelerinizi değil; Çünkü onların kendi düşünceleri olacaktır...”

    ÖZGÜRLÜK
    Özgürlük dediğin şey, yeni başlangıçların esiri değil mi?
    Tam tutulurken düşüncelerimin bir şeye, ötekinin kapımı çalması değil mi?

    “Ve sizin özgürlüğünüz, prangasından kurtulduğunda, daha büyük bir özgürlüğe pranga olur."

    EĞİTİM
    Ben istemedikçe, sizler bana ne verebilirsiniz ki?
    Şayet ben istersem; sizin doğrularınız, gerçekleriniz değil, benim içimdeki ışığı ve gerçekleri aydınlatabilirsiniz.

    “Hiç kimse size, içinizdeki bilginin şafağında halen yarı uykuda olandan bir zerre fazlasını açıklayamaz.”

    KURALLAR
    Oldum olası haz etmem kurallardan, çünkü kural koyucular en çok işine yaranları kullanır ve işine yaramayanları ilk onlar bozarlar.

    “Siz kurallar koymayı çok seversiniz, Ama kuralları bozmayı daha çok seversiniz.”

    KONUŞMA
    Göğüs kafesimden dolup taşacak kelimeler, sözler ve şiirler var.
    Anlatsam belki de dünyanın en büyük şairi yahut yazarı olabileceğime inanıyorum. Fakat sesim buna engel oluyor.

    "Ses sizin için bir eğlence, bir zaman geçirme aracı olur.
    Ve konuşmalarınızın çoğunda,
    düşünce yarı yarıya katledilir...”

    KENDİNİ BİLMEK
    Çoğu zaman bir arayış ve sürekli bir cevap peşinde koşmakla sürüp gidiyor ömrüm. Fakat bir türlü denk düşmedi yolumuz.

    “‘Ruha giden yolu buldum' değil, 'Kendi yolumda yürürken ruhu buldum'deyin. Çünkü ruh, her yolda yürür.”

    VERMEK
    Hepimiz bir şeyler verdiğimizde, bunu gösteriş haline getirmeden yapamıyoruz. Bir şeyler paylaşmak adına değil de, başkaları görsün diye yapıyoruz. Ne mutlu gösterişsiz yapabilenlere..!

    “Çok fazla şeye sahip olup, çok az verenler, bunu gösteriş isteyen gizli arzuları için yaparlar,
    ki bu da armağanlarını yararsız kılar.
    Ve bazıları vardır ki, çok az şeye sahiptirler
    ve hepsini verirler.”

    ACI
    Ben acıyı hep içime gömdüm.
    Bir mezar buldum, üstüne toprak örterek onu unutabileceğimi, saklayabileceğimi sandım.
    Mezardaki tohum büyüdü, filizlendi ve sonunda güçlendi gövdem...

    “Acılarınızın çoğu sizin tarafından seçilmiştir.
    Acınız, aslında içinizdeki doktorun, hasta yanınızı iyileştirmek için sunduğu "acı" ilaçtır.”

    HAZ
    Birçok şeyi bastırdım, saklayınca dışavurumu artmaya başladı.
    Giderek yan etkisi oldu duygularımın, volkanlar büyüdü içimde.
    Sonunda patlayan bir bomba bütün benliğimi zehirledi.

    “Çoğunlukla, hazzı reddettiğinizde asıl yaptığınız, varlığınızın gizli yerlerinde arzuyu depolamak olacaktır.
    Bugün ihmal edilenin yarını beklemediğini kim bilebilir?”


    İYİLİK VE KÖTÜLÜK
    İyi olabilirim.
    Fakat karşımdakini değiştirmek yerine,kötü demenin kendime olan iyilikte bir anlamı kalır mı?

    “Yine de özlemi fazla olanın, az olana 'Neden bu kadar yavaşsın, neden duraklıyorsun?' demesine izin vermeyin.
    Çünkü gerçekten iyi olan, ne çıplak birine, Neden elbisen yok?' diye sorar, ne de evsiz olana 'Evine ne oldu?' der."


    ZAMAN
    Dün anılaşıyor, bugün her yeni şeye açım... Yaşadıklarım yarın kapımı çalacak. Gördüğüm rüyadan yola çıkarak söylemeliyim ki; bugün beni yalnızlaştıran anılar, yarın elleriyle boğazlayacak.

    “Ve bilir ki, dün bugünün anısı, yarın ise bugünün rüyasıdır.”
  • Artık bunu düşünme küçüğüm... Yarın, bir güzel yarın, başka arzular, başka heyecanlarla bir demirli kapıdan çıkmayı, artık bir sinemaya, birtakım kötü resimlerin birbirini manasız takip etmesini seyretmek için, bir gurbette askerin don ve gömleğine muhtaç olmadığını, küçük gazeteci çocukların nasıl heyecanlı seslerle ve zevkle gazete sattıklarını, gece yarısı evlerine büyük erkek vakarıyla döndüklerini, analarının onları şefkatle ve gururla karşıladıklarını düşün.
  • Ahlaki Yaşamın Mahiyetine Dair
    1.Hürriyet
    2-Düşünüp-Taşınma
    3-Karar
    4-Eylem
    Nurettin Topçu’nun ‘Ahlak’ isimli eserinde ‘ahlaki davranışı’ ortaya çıkaran bu dört unsur beni oldukça etkiledi. Nurettin Topçu’nun kullandığı anlamların dışına çıkarak kendimce bu dört unsuru incelemeye çalıştım.
    Hürriyet, yani özgürlük makamında bulunan şahıslar ister istemez, çeşitli arzu ve istekler ile tanışırlar. Hürriyet makamına eremeyen insanlar sırf bu makama eremedikleri için, gündelik eğlenceler ve ânı kurtarmaya yönelik çeşitli eylemlerle yaşarlar.
    Hürriyet makamında karşılaştığımız istek ve arzular bizleri seçenekler arasında karar vermeye iter.
    Bu evre ‘düşünüp-taşınma’ evresidir.
    Bu makamın baş aktörü ‘akıl’dır.
    Seçenekler üzerinde akıl yürütüp doğru-yanlış, fayda-zarar, iyi-kötü tarafları incelenir.
    Bu aşamadan sonra ‘karar’ verilir.
    Bu makamın en önemli özelliği, artık aklın ve düşüncenin sonlanmış , yerine gönül rahatlığının gelmiş olması.
    Kişi almış olduğu kararla artık düşünmeyi keser, büyük bir gönül rahatlığı içerisinde ‘eylem’e geçer.
    Artık ‘hürriyet’ yitirilmiş, karar ile beslenmiş eylemin tutsağı olunmuştur.
    Bu basamaklar küçük ruhların yolculuğudur.
    Neden?
    Çünkü;
    Duygu ve ihtirasların ağır basması sonucunda düşünüp-taşınma evresi bazen atlanıp, direk karar verme makamına geçebilme yeteneğine sahibiz. Daha sonra da kendimizi ve diğer insanları ikna etmek için kararlarımızı destekleyici çeşitli nedenler arayıp dururuz.
    Düşünüp-taşınma makamının başrol oyuncusu akıl yani düşünce ise bütün kararları darmaduman eder. Çünkü seçeneklerden hiçbiri ne büsbütün doğru-faydalı ve iyi’dir. Ne de büsbütün yanlış-zararlı ve kötü’dür.
    Duygu ve ihtiraslarının farkında olan akıllı birey karar vermekte zorlanır ve hatta -söylemekten çekinmeyeyim- basbayağı karar veremez. Toplum tarafından zayıf, korkak ve en nihayetinde pasif olarak nitelendirilir.
    Ve fakat mesele asıl burada.
    Bir türlü karar veremeyen birey düşünüp-taşınma makamını terk edemediği için düşünmeme ve gönül rahatlığı yerine her daim ’kararsızlık ve ıstırap’ ile boğuşuyor.
    Hürriyet içerisinde sürekli düşünüp-taşınan ve ruh aleminin en derin duygularını tecrübe eden büyük ruhlar gün geçtikçe derinleştiklerinden ortaya ‘yerine getirilmezse ölecekleri’ bir ‘ödev’ çıkar.
    Bu ödev bireyin ruhsal derinliğine, kalitesine ve ilmi bilgisine göre şekillenir. Kişi ne denli derin, kaliteli ve bilgiliyse ödevi de o denli büyük ve yüce oluyor.
    Bu ödev kavramını biraz açmamız gerekiyor.
    Ödevin arkasında karar yoktur.
    Yapmazsan ölürsün bu yüzden yaparsın.
    Eylemin arkasında ise karar vardır.
    Karar verdiğin için yaparsın.
    ‘Artık ‘hürriyet’ yitirilmiş, karar ile beslenmiş eylemin tutsağı olunmuştur.’ Cümlesini karar ve eylem makamları için kullanmıştım.
    Bakıldığında sanki ‘ödev’ makamında da hürriyetin yitirildiği, ‘yapmazsam ölürüm’ hissiyle hareket edildiği görülüyor.
    Burada çok ince bir fark var. Birinde hürriyet yitirilir. Diğerinde ‘ölünür’. ’Yapmazsam ölürüm.’ den çok ‘öldüğüm için yapıyorum.’ denilebilir.
    Yani mesele Leyla’ya kavuştuktan sonra can vermekte değil, Leyla’ya kavuşmadan önce can vermekte.
    Karar verme aşamasında ‘önemli’ olanlar her daim göz önünde bulundurulduğu için, zamanın şartlarına ve koşullarına göre şekillenir.
    Ödev ise ‘değerli’ olanı kendine hedef edinir. Değerli olanlar ise zamanın ötesindedir, sonsuzlukla taçlanır.
    Önemli ve değerliyi şu şekilde daha kolay anlayabiliriz.
    ……… dolayı(için) yapıyorum.(Önemli)
    --------rağmen yapıyorum.(Değerli)
    Önemli olan(çıkar)’a dayalı düşünüp-taşınmalarda kararlar hemen verilebilir. Düşüncenin derinleşmediği zihinler hemencecik karar verirler bu sayede.
    Sırf akıllı olduğu için karar veremeyen büyük akıllar ise, şahsiyetlerini ve ferdiyetlerini ıstırap içerisinde geliştirerek omuzlarına binen ödevleri seve seve en kusursuz şekilde yerine getirmeye çalışır ve çağının üstünde bir yaşam ortaya koyarlar.

    Her ne kadar o gün hor görülse de, saçma ve boş yaşamları olduğu düşünülse de bu yüksek ruhlar, tarihe isimlerini altın harflerle yazdırmışlardır.
    Sokrates’i idama mahkum eden hakimlerin adını bilenimiz pek azdır. Ve fakat Sokrates’i bilmeyen yoktur.
    Ve niceleri…
  • ️Yine Sadık Hidayet yine ölüm teması...öteki öykülerinde olduğu gibi, yine dolaylı olarak, İran'ın geri kalmışlık ve yönetim sorunlarını dile getiriyor.
    ️7 öykü var bu kitapta, yedi farklı öykü. Öyküler,  yaşamanın gereksizliği, insanların kötümserliği üzerinden ilerliyor. Hidayet,  ilk öyküsü gelecekte, son öyküsünü ilk çağlarda geçiyor. Ve usta yazar dünyanın ne kadar acımasız ve duygusuz olduğunu kabulletirmek için dünyanın başını ve sonunu seçmiş sanki.
    ️Bütün öykülerde ölüm imgesi mevcut. Aslında bu durum öykülerin önüne geçmiş gibi. Bir yazar bu kadar mı ölümü arzular, bu kadar mı hayattan tat almaz.
    ️Sadık Hidayet’in okuduğum diğer  kitaplarında işlenen konuları bu kitabında da görmek hiç şaşırtmadı.🤔
    ️Jues Verne, Hayyam ve Freud gibi farklı yazarların etkilerinin açıkça görüldüğü bu öykülerde, bugün  bile Doğu toplumlarında güncelleğini koruyan dayak, çokeşlilik, sevgisizlik, vefasızlık, kötü arkadaş, hurafeler, sıtma ve esrar bağımlılığı gibi konuları ele alıyor. Kapsamlı konularla, İran hayatından örneklerle, budizmle, bilimkurguyla, hayaletlerle, depresif karakterlerle çevrili hikayelerden oluşan bir Sadık Hidayet eseri.
    Keyifli okumalar diliyorum🤓
  • Yarasalardan tiksintiyle bahseder, onların yarı kuş yarı fare olduğunu söylerdi. Kötü ruhların görevlendirmesiyle her an yeni kurbanların peşindeydi Yarasalar, kafa derisine yapışabilme özellikleriyle insanların beyinlerine günahkar arzular aşılarlardı. Ama bazı faydaları da yok değildi. Lekh bir keresinde üstüne ağ atarak tavan arasında bir yarasa yakalayıp evin dışındaki karınca yuvasının üstüne koymuştu. Ertesi sabah yarasadan geriye yalnızca beyaz kemik parçaları kalmıştı. Lekh bu kemikleri büyük bir özenle topladı, lades kemiğini ayırarak boynuna taktı. Kalan kemik parçalarını da toz haline getirip bir bardak votkaya karıştırdı. Sevdiği bir kadın vardı, bu iksiri ona içirdi. Bu, dedi, onun bana karşı duyduğu arzuyu artıracak.
  • Suç mu? Ne kadar kötü düşünüyorsunuz. Arzular içten geldikleri zaman suç mu sayılır?