• Oğullarını ve kocalarını cephenin ateş hattına gönderen ihtiyar babalar ve analarla, genç kadınlar, kağnı ve öküzden ibaret kutsal bir bileşke olan hayat vasıtalarının başına geçerek orduyu takip etmişler ve malzemelerinin ilkelliğine rağmen ruhlarındaki gayret ve fedakârlık duygusuyla düşmanın binlerce otomobilden meydana gelen bir taşıma sistemi oluşturan modern araçlarıyla rekabet etmişlerdir.”
    M.K. Atatürk (Meclis Açış Konuşması, 1 Mart 1923)

    **

    1921 yılının Şubat ayı… İnebolu-Ankara arasındaki taşıma işleri, ağırlaşan kış koşullarının etkisiyle güçlükle yürüyor, ulaşımda ciddî gecikmeler meydana geliyordu.

    Kurtuluş Savaşı bütün hızıyla sürüyor, cepheler genişledikçe cephane ihtiyacı artıyor, birliklerin talepleri birbirini kovalıyordu. İstanbul’dan, düşman işgalindeki depolardan kaçırılan silâh ve mühimmat; geceleri kayıklar ve motorlarla İnebolu’da kıyıya çıkarılıyor, ilk araçlarla Kastamonu üzerinden Ankara’ya, oradan da cephedeki askerlere ulaştırılıyordu.

    * ** *

    İnebolu’ya gelen motor ve vapurlarla sahile yine büyük miktarda topçu ve piyade cephanesi çıkarılmış, boşalan ambar ve depolar yeniden dolmuştu. İnebolu ve Kastamonu bölge kumandanları; mülkî makamlarla işbirliği yaparak, karlı dağların, çabuk hareket edilip yollar kapanmadan aşılmasını, cephanenin zamanında yerine ulaştırılmasını emrediyordu. Emir bütün karakollara da bildirildiğinden, jandarma ve bekçiler köylere dağılarak talimatı yaydılar. İnebolu-Ankara yolu, kısa sürede yüzlerce araba ve kağnıyla dolmuştu.

    İnebolu-Kastamonu karayolu üzerinde bulunan Seydiler’in Satı köyü… Akşamüzeri, tellal bağırıyor: Duyduk duymadık demeyin. Cuma günü her haneden bir kağnı, İnebolu’ya yük taşımak üzere hareket edecektir.

    Adettendi, herhangi bir sebeple tellal bağırmışsa, konunun görüşülmesi için köy odasında toplantı yapılırdı. Akşam yapılan toplantıda muhtar şu açıklamayı yaptı: İnebolu’ya getirilen cephane ve top mermilerinin cepheye taşınması için bütün çevre köylere görev verilmiş. Bizim köyün taşıma sırası cuma günüdür. O gün, İnebolu’dan 80 kağnı cephane yüklenerek Kastamonu’ya doğru yola çıkılması gerekiyor.

    Akşam köy bekçisi sekiz kişinin evini dolaşıp yola ne zaman ve nasıl çıkılacağını bildirdi. Şerife Bacı da bu kişilerin arasında idi.

    * ** *

    Şerife Bacı’yı henüz 16 yaşında iken evlendirmişlerdi. Düğünün üzerinden iki ay geçmişti ki, savaş başlamıştı. Kocasını askere almışlar, 6 ay sonra da şehit düştüğü haberi gelmişti. Şerife Bacı kimsesizdi, hiçbir geliri yoktu. “Bu tazeliğiyle yalnız kalması doğru olmaz” diyen köyün yaşlıları, onu bir savaş gazisiyle, Topal Yusuf ile evlendirdiler. Üç yıl sonra da bir kızları oldu, adını Elif koydular.

    Evin işleriyle birlikte dışarı işlerini de Şerife Gelin yapardı. Öküzlerle çift sürmek, eşekle dağdan odun getirmek, ekin biçmek, döven sürmek, hepsi Şerife Gelin’e bakıyordu. Kocası Topal Yusuf’un savaşta sol bacağı kopmuş, yakınında patlayan bomba da bir gözünü kör etmişti. Bu haliyle onun iş yapması zaten mümkün değildi.

    * ** *

    İnebolu'da cephaneler sırayla yüklendi. Yüklemesi tamamlanan kağnı yola çıkıyordu. Şerife Bacı’nın kağnısına da top mermileri yüklendi, yol verildi. Şerife Bacı köyde bakacak kimsesi olmadığı için Elif’i de yanına almıştı. Bir süre sonra, İnebolu çıkışında kağnıyı durdurdu. Sırtında taşıdığı kızı için top mermilerinin arasında bir yer açtı. Yün yorganını da mermileri ve kızını yağıştan korusun diye, üzerlerine örttü. Tekrar kağnı başına geçerek “Bismillah” deyip öküzleri çekmeye başladı. Bu işe onlarca köy, çok sayıda kağnı katıldığı için yol güvenliği bakımından sorun yoktu. Soğuğa karşı korunaklı oldun mu, tamamdı! Hele hele öküzlerin de güçlü ise, iş daha kolaydı!

    Şerife Bacı öküzleri çekiyor, kar ise sürekli yağıyordu. Kağnı tekerleri karla karışık çamurlu yollarda tek düze gıcırtılarla ilerliyordu. Bu durumda epeyce yol aldıktan sonra kağnı birden duruverdi: Kara öküz yürümüyordu. Her zamanki huyu idi; zorlamaya, yüke hiç gelemezdi. Şerife Bacı yulara asıldı. Hayır, yürümüyordu. Yağan kar durmuş, hava soğumaya başlamıştı. “Kurbanın olayım kara tosun” dedi Şerife Bacı, “beni perişan etme; haydi n’olur yürü!”

    Kara öküz biraz daha yürüyüp boynunu eğdi. Ardından, olduğu yere gürpedek çöküverdi. Şerife Bacı “Eyvah! Ne yapacağım ben şimdi” diyerek tekrar kara öküzün yanına vardı: “Haydi kara tosunum. N’olur yatma, kalk. Boyunduruğa ben de koşulayım. Yeter ki sen kalk.” Kara öküz nice zorlamadan sonra yerinden kalktı. Ne var ki, boyunduruğu kaldıramıyor, başını yere bırakıyordu. Bereket, eşi olan sarı öküz güçlü idi; kağnı aslında oraya kadar onun sayesinde gelmişti.

    * ** *

    Şerife Bacı, öküzlerin yularını arabanın okuna taktı. Kaç defa kara öküz yatmış, kaç defa boyunduruğu Şerife Bacı göğüslemiş, bunların artık sayısını unutmuştu. Ne kadar yol aldığını ise hiç bilmiyordu. Acıkmıştı, ancak dert etmiyordu. Biricik Elif’i aklına geldi, dönüp baktı, Elif uyuyordu. Soğuk dondurucu bir hal almıştı. Yorganı Elif kızın ve top mermilerinin üstüne iyice sıkıştırdı. Tekrar aceleyle arabanın önüne seğirtti, öküzleri çekmeye başladı. Nice önüne geçenler uzaklaşıp görülmez olmuş, nice arkasında olanlar Şerife Bacı’ya yetişmiş, geçip gitmişlerdi. Üzerlerine zimmetli olan cephaneyi yerine ulaştırmaktan başka bir şey düşünmüyorlardı.

    Derken, kağnı tekrar durdu. Kara öküz yine yürümüyordu. Şerife Bacı ise üşüyor, tir tir titriyordu; çene kemikleri birbirine vuruyordu. Tipi o kadar artmıştı ki, ilerleyemiyordu. Durmanın ölüm olduğunu bildiği için ilerlemeye çalışıyor, bir yandan da elinin, ayağının uyuşmaya başladığını hissediyordu. "Yazıklar olsun sana; çekil boyunduruktan, çekil de ben koşulayım" dercesine bir süre kara öküze baktı. Öfkesinden üvendireyi kaldırdı, kaldırdı; sonra, birden karlar üzerine yuvarlandı. Yerden kalkabilmek için uzun süre çabaladı, kendini güç bela kağnının üzerine attı. Kısılmış sesiyle, öküzlere son bir defa "deh" dedi. Ne var ki, artık donuyordu. Tatlı bir uykunun etkisi altına girmiş, bedenini hissetmez olmuştu. Sonunda bütün ışıklar söndü, her şey karanlığa gömüldü.

    * ** *

    Sonra ne oldu? Sonrasını Genelkurmay Başkanlığı’nın kayıtlarından öğreniyoruz: Kağnı şehrin dışında bulunan Kastamonu kışlasının yakınına kadar gelebilmiş, orada durmuştu. Kışlanın kule nöbetçileri, sabaha karşı alaca karanlıkta belli belirsiz kağnıyı fark ettiler. Hemen gönderilen iki asker kağnının yanına varınca bir an ürperdiler. Kağnının arkasında genç bir kadın hareketsiz yatıyordu. Cephanenin üstüne örtülü olan yorganı sanki kucaklamak ister gibiydi. Ne var ki, donmuş kaskatı kesilmişti. Kucaklayıp karlar üzerine yatırdılar. Tam o sırada ince bir ses duyuldu, bir çocuğun ağlamasıydı bu. Ses yorganın altından geliyordu. Hemen yorganı kaldırdılar. Gördükleri, top mermileri arasında otlara sarılı, eski çulların içinde bir kız çocuğuydu! Şerife Bacı, ıslanmasın diye kazağını cephanelerin üstüne örtmüş, üşümesin diye de yavrusunun üzerine abanmıştı. Sonuçta kendisi soğuktan donarak hayatını kaybetmişti.

    Şerife Bacı daha 21 yaşındaydı.

    Vatanı ve yavrusu uğruna kendini feda eden bu kahraman anayı ve kızını arabaya yerleştiren çavuşlar kışlaya döndüler.
  • Millî Bağımsızlığımızı temsil eden Meclis-i Meb’usan da dahil olmak üzere, İstanbul’da bütün resmî daireler, İtilâf Devletleri’nin askerî kuvvetleri tarafından resmen ve zorla işgal edilmiş ve millî dâvâ uğrunda çalışan birçok vatansever kimsenin de tutuklanmasına teşebbüs edilmiştir. Osmanlı milletinin siyasî hakimiyet ve hürriyetine indirilen bu son darbe, ne pahasına olursa olsun hayatını ve varlığını savunmaya azmetmiş olan biz Osmanlılardan çok, yirminci yüzyıl medeniyet ve insanlığının kutsal saydığı bütün esaslara, Hürriyet, Millîyet, Vatan duyguları gibi bugünkü insan toplumlarının temelinde yatan bütün ilkelere ve insanlığın bu ilkeleri meydana getiren ortak vicdanına indirilmiş demektir.

    Biz, haklarımızı ve bağımsızlığımızı savunmak için giriştiğimiz mücadelenin kutsallığına ve hiçbir kuvvetin bir milleti yaşama hakkından yoksun edemeyeceğine inanıyoruz. Tarihin bugüne kadar kaydetmediği bir suikast olan ve Wilson Prensiplerine dayanan bir Ateşkes Anlaşması‘nın milleti savunma imkânlarından yoksun bırakmış olmasından doğan bir hileye de dayanmış olması bakımından, ilgili milletlerin şeref ve haysiyetleriyle de bağdaşmayan bu hareketin ne demek olduğunun takdirini, resmî Avrupa ve Amerika’nın değil, bilim, kültür ve medeniyet Avrupa ve Amerika’sının” vicdanına bırakmakla yetinir ve bu olaydan doğacak büyük tarihî sorumluluğa, son olarak bir kez daha dünyanın dikkatini çekeriz. Dâvâmızın haklılık ve kutsallığı, bu güç zamanlarda Tanrı‘dan sonra en büyük yardımcımızdır.

    Anadolu ve Rumeli
    Müdafaa-i Hukuk Hey’et-i Temsiliyesi adına
    Mustafa Kemal
  • Yüzbaşı Şükrü İsmet Paşa'nın önüne bir not bıraktı. Paşa göz gezdirdi:
    "Mustafa Kemal Paşadan. Başkomutanlık süresi uzatılmamış ama ordunun başsız kalmaması için Başkomutanlığı bırakmadığını bildiriyor."
    Siyasi manevralar çevirmeye meraklı olan muhalefete, bir ihtilal süreci yaşandığını anımsatacak sert bir karardır bu. İsmet Paşa konuştukça öfkesi arttı:
    "Başkomutan olmayı kendi mi istemişti? Hayır. Kurulmasına öncülük ettiği Meclis talep etti. Ne oldu? Yenildi mi? Hayır. İstiklal bayrağı altına topladığı milletini, canı ve malıyla harekete geçirdi, son haçlı ordusunu yendi. Kutsal kabul ettiğimiz ne varsa hepsini kurtardı. Şimdi de içli dışlı bin türlü entrikaya, iftiraya, demagojiye, ilkelliğe göğüs gererek, eğer kazanamazsa şerefini, hatta hayatını kaybedeceğini bile bile, kesin sonuç için imkansızı zorluyor. Bu adamların takdirini kazanabilmek için acaba daha fazla ne yapabilirdi?"
    Tükürür gibi ekledi:
    "İnsan utanır be. Vatan pahasına siyaset olur mu?"
  • 2.Yurdun bağımsızlığı,yüce halifelik ve padişahlık makamının kurtarılması gibi önemli ve yaşamsal görevleri yapacak olan Büyük Millet Meclisi'nin açılış gününü cumaya rast getirmekle,anılan günün kutsallığından yararlanılacak ve açılıştan önce bütün değerli milletvekilleriyle beraber Hacıbayram Veli Camii Şerifi'nde cuma namazı kılınarak Kur'an ve namazın ışığından da faydalanılacaktır.Namazdan sonra Hz. Muhammed'in sakalı ve kutsal sancak taşınarak Meclis binasına gidilecektir.Meclis'e girmeden önce bir dua okunarak kurbanlar kesilecektir.Bu törende camiden başlayarak Meclis binasına kadar Kolordu Komutanlığı tarafından askeri birliklerle özel tören düzeni sağlanacaktır.
  • “Pişt, bakar mısınız Bayan Farecik, acaba benimle evlenir misiniz?”
    “Şapşal tarafından mı kalktın?”
    “Yıl güne dayandı. Gün sehere dayandı.”
    “Evet, şapşal tarafından kalkmışsın. Bugünün Kutsal Cuma[1] olduğunu unuttun mu?”
    Ethan sesini boğuklaştırarak konuştu:
    “Pis Romalılar Golgotha’ya[2] çıkmak için toplanıyor.”
    “Dini değerlerle alay etme. Marullo dükkânı on birde kapatmana izin verecek mi?”
    “Biricik kabakçiçeğim, Marullo hem Katolik hem de makarnacı.[3] Muhtemelen dükkâna gelmeyecektir bile. Yarımda kapatırım, idam bitene kadar.”
    “Hacılar gibi konuşuyorsun. Hiç hoş değil.”
    “Yanılıyorsun, uğurböceğim. Anne tarafıma çekmişim bu konuda. Korsanlar gibi konuşuyorum. Hem, yaşanan gerçekten de bir idamdı.”
    “Korsan değillerdi. Sen kendin söyledin, balina avcısıydılar ve Kıta Meclisi’nden[4]
    bilmem ne mektupları aldıklarını söyledin.”
    “Ateş açtıkları gemilerdeki insanlar korsan olduklarını sanmıştı. O Romalı askerler de yaşananın bir idam olduğunu sanmıştı.”
    “Seni kızdırdım. Şapşal halini daha çok seviyorum.”
    “Ben hep şapşalım. Bunu herkes bilir.”
    “Sürekli kafamı karıştırıyorsun. Gururlanmaya yerden göğe hakkın var – hem hacı rahipler hem de balina avcısı kaptanlar aynı ailede.”

    [←1] İsa’nın çarmıha gerildiği gün. (e.n.)
    [←2] İsa’nın çarmıha gerildiği yer. (e.n.)
    [←3] İtalyanlar için kullanılan aşağılayıcı söz. (ç.n.)
    [←4] Daha sonra Amerika Birleşik Devletleri’ni oluşturan on üç İngiliz kolonisinin kurduğu meclis. (ç.n.)
  • 115 memur-emekli
    61 sarıklı hoca
    51 kumandan-subay
    46 çiftçi
    37 tüccar
    29 avukat
    15 doktor
    10 aşiret reisi ,ağa
    8 tarikat şeyhi
    6 gazeteci
    2 mühendis
    İlk meclis 'teki bu yoğun çeşitlilik şaşırtıcı biçimde kutsal bir amaçta birleşecekti.
  • 1- Tanrının lûtfuyla Nisan’ın 23. Cuma günü, Cuma Namazından sonra, Ankara’da Büyük Millet Meclisi açılacaktır.

    2- Vatanın bağımsızlığı, yüce Hilâfet ve Saltanat Makamının kurtarılması gibi en önemli ve hayati görevleri yapacak olan Büyük Millet Meclisi’nin açılış gününü Cuma’ya rastlatmakla, o günün kutsallığından yararlanılacak ve bütün sayın milletvekilleriyle Hacı Bayram Veli Câmi-î Şerifi’nde Cuma Namazı kılınarak Kur’an’ın ve namazın nurlarından da feyz alınacaktır. Namazdan sonra, Sakal-ı Şerif ve Sancak-ı Şerif alınarak Meclisin toplanacağı yere gidilecektir. Meclise girmeden önce bir dua okunarak kurbanlar kesilecektir. Bu merasimde Cami-i Şeriften başlayarak Meclis Binasına kadar Kolordu Komutanlığın’ca askerî birliklerle özel tören düzeni alınacaktır.

    3- Açılış gününün kutsallığını belirtmek için bu günden başlayarak vilâyet merkezinde, Vali Beyefendi Hazretleri’nin düzenleyeceği şekilde, hatim indirilmeye ve Buhari-i Şerif okunmaya başlanacak ve Hatm-i Şerif’in son kısımları uğur getirsin diye, Cuma Günü namazdan sonra Meclis’in toplanacağı yerin önünde tamamlanacaktır.

    4- Kutsal ve yaralı vatanımızın her köşesinde bu günden itibaren aynı şekilde Hatm-i Şerifler indirilmesine ve Buhari-i Şerif okunmasına başlanarak, Cuma günü ezandan önce minarelerde salâ verilecek, hutbe okunurken, Halifemiz, Padişahımız Efendimiz Hazretleri’nin mübarek adları anılırken, Padişah Efendimiz’in Yüce varlıklarının, şanlı ülkesinin ve bütün halkının bir an önce kurtulmaları ve saaddete kavuşmaları için ayrıca dua okunacak ve Cuma namazının kılınmasından sonra da hatim tamamlanarak yüce Hilâfet ve Saltanat Makamı ile bütün vatan topraklarının kurtuluşu için girişilen Millî Mücadele’nin önemini ve kutsallığını, milletin her bir ferdinin, kendi vekillerinden meydana gelmiş olan bu Büyük Millet Meclisi’nin vereceği vatani görevleri yapmaya mecbur olduğunu anlatan vaazlar verilecektir. Daha sonra, Halife ve Padişah’ımızın, din ve devletimizin, vatan ve milletin kurtuluşu, selâmeti ve bağımsızlığı için dua edilecektir. Bu dinî ve vatanî tören yapıldıktan ve çıkıldıktan sonra, Osmanlı vilâyetlerinin her tarafında, Hükûmet Konağına gelinerek Meclis’in açılmasından dolayı resmî tebrikler yapılacaktır. Her tarafta cuma namazından önce uygun şekilde Mevlid-i Şerif okunacaktır.

    5- Bu bildirinin hemen yayınlanarak her tarafa ulaştırılabilmesi, için her araca başvurulacak, hızlaen uzak köylere, en küçük askerî birliklere, memleketin bütün teşkilât ve kuruluşlarına ulaştırılması sağlanacaktır. Ayrıca büyük levhalar halinde her tarafa asılacak ve mümkün olan yerlerde bastırılıp çoğaltılarak parasız dağıtılacaktır.

    6- Yüce Tanrı‘dan tam bir başarıya ulaştırması niyaz olunur.

    Hey’et-i Temsiliye adına Mustafa Kemal