ölüm hakkında çok düşünüyorum. boğularak ölmek, yanarak ölmek, bir kazada ölmek, bıçaklanarak ölmek, hastalık sebebiyle ölmek, yaşlılık sebebiyle ölmek, intihar edip ölmek... ölüm. bazen o anı zihnimde canlandırmaya çalışıyorum; soluğun kesildiği o anı. artık ciğerlerine hava dolduramıyorsun çünkü sen bir ölüsün. bedeninin dünyadan koptuğu o andasın ve bu anı tekrar tekrar kendine hatırlatmana gerek de yok çünkü o sonsuza dek seninle kalacak.
ve kendi ölümüm hakkında çok düşünüyorum. bunu, yani kendi ölümümü düşündüğümde, her defasında zihnimde geriye kalan tek şey öldükten sonra açık kalan gözlerimin görüntüsü oluyor. burada, benim yaşadığım bu eski, kokuşmuş yerde, ancak ruhunu kötülüğün ele geçirdiği insanların gözleri açık öldüğü söylenir. bu dünyaya veda etmek zorunda oldukları an, neleri kaçırdığını görmek, nelerden koparılıp ayrıldığını görmek onların cezasıdır.
ben kötü bir insan mıyım, bilmiyorum. sadece zihnimde defalarca ölüyorum. bu dünyadan göçüyorum; farklı durumlarda, farklı yaşlarda, farklı hislerle.
ve her ölümün sonunda gözlerim açık, ardımda bıraktığım dünyayı izliyorum.