M.Y. profil resmi
M.Y. kapak resmi
Beni anlamıyorlardı. Zarar yok. Zaten beni, daha kimler anlamadı. [O.A.]
Erkek
201 okur puanı
08 Ara 2017 tarihinde katıldı.
Beni anlamıyorlardı. Zarar yok. Zaten beni, daha kimler anlamadı. [O.A.]
Erkek
201 okur puanı
08 Ara 2017 tarihinde katıldı.
  • 464 syf.
    İngiltere'de bir kral ve kraliçe, Fransa'da bir kral ve kraliçe, çevrelerinde ise her şeyin yolunda olduğunda ve sonsuza dek böyle kalacağından emin olan soylular... Çevrelerindeki küçük yaratıkları çoğu kez nedensiz yere ezip geçmelerinin olağan sayıldığı bu ülkelerden birinde, "ufak yaratıklar" bu adaletsizliğe dur diyebilmek için içten içe büyürken, soylular giyotine kellerini teslim edeceklerini akıllarından bile geçiremezlerdi. Üstelik giyotinin ne olduğunu bile bilmeden.
  • 80 syf.
    "Öğretmenimin gönlümü ısıtan gülüşünü görmeye, bilgi veren sesini duymaya can atardım."

    Eğitime, öğretmene değer verilmeyen daha doğrusu gerek olmadığına inanılan bir köyde, Duyuşen adlı öğretmenin -ki mesleki alanda fazla bilgisi olmayan birisidir kendisi- o köyde yaşayan çocukların tek kurtuluş yollarının eğitim olduğunu fark etmesiyle Altınay adında bir kız çocuğunun yaşam serüveni başlar.
    Duyuşen ilk önce köye derme çatma bir okul yapar. Daha sonra her gün okuldaki çocukları dereden geçirir, kar, kış demeden öğrencilerinin geleceği daha doğrusu ülkesinin geleceği adına binbir eziyete katlanır. Ama bundan zerre de gocunmayarak yapar. Varoluş gayesini bu yola adar.
    Duyuşen, bir öğretmenin sahip olması gereken hep türlü duyarlılığa sahiptir. Öğrencilerine fedakardır, onlara verdiği sözlerin arkasında dimdik bir şekilde durur, en önemlisi de mesleğine verdiği değer onun özel ve rol model bir insan yapmaktadır.
    Ne güzel bir sözdür: Bir öğretmeni unutulmaz kılan şey; öğrencisinin yüreğine yaptığı dokunuştur.
    Yüreğine dokunduğu öğrencilerinden birisi olan Altınay, gün gelir ülkesinin önemli akademisyenlerinden birisi olur ve gelin öğretmenin yüreğine yaptığı dokunuş sonrası öğretmenine nasıl teşekkür ettiğine bakalım:
    "Duyuşen'le dağlardan indiğimiz o yolu bulabilsem şimdi gider, toprağa eğilir öğretmenimin ayak izlerini sevgiyle öperdim. Bu yol benim hayatımın yoludur. Bu yola, geçirdiğim o güne teşekkürler. O güneşe, o toprağa binlerce, binlerce teşekkürler."(s.52)
    Türk eğitim sisteminde nice Duyuşen'ler yetişmesi dileğiyle, bu kitabı bütün öğretmen adayı arkadaşlarıma öneriyorum.

    Elips Yayınları, 9. Baskı
  • 280 syf.
    "Gurul da senin gibi düşündü anlaşılan. 'Bayram fukaranın biri, sesini çıkaramaz, çıkarırsa da bastırırız.' dedi."

    Deli Haceli adında bir zalimin Kara Bayram adında bir mazlumun, fukaranın hakkını yemesiyle başlayan bu eser; Bayram'ın, annesi Irazca ile birlikte hakkını arama serüvenin konu edinmektedir.

    ÖZET:
    Deli Haceli ve karısı Fatma evlerinin çok nemli olmasından yakınarak tam Irazca ve ailesinin kaldığı evin önüne ev yaparlar.Bu sırada köye ziyarete gelecek kaymakamın haberi alınır..Kaymakamı ağırlamak adına çeşitli hazırlıklar tertip edilmeye başlanır.Bu iş önce Kara Bayram'ın kuzusunu çalmakla işe başlarlar.Köyün muhtarı kişisel menfaatleri için Haceli'ye destek olur ve bir gün muhtarlığa konuşmak vaadiyle çağırdığı Kara Bayram'ı birkaç adamına dövdürür.Hem kuzusundan hem de üstüne dayak yiyen oğlunu gören Irazca , intikam almak için bir gece Haceli'nin ev yapmak için kazdığı temelleri doldurur.Bayram ise ev yapımı için gerekli olan kerpiçleri parçalar.Sabah kalktığında bütün yaptıklarının yok olduğunu gören Haceli, öfkeyle o sırada hamile olan Haçça'ya taş atar ve onun düşük yapmasına sebep olur.Irazca , kaymakam köye ulaşmadan onun yolunu keser ve hakkını aramak için kaymakamdan destek ister.Kaymakam, kendisi için hazırlanan tüm tertibe ve eğlenceye katılmadan açılışı yapar ve Irazca'nın hakkının verilmesini ister, aksi halde kendisinin dava açacağını söyler.Muhtar kendisinin de suçlanacağını düşündüğü için Haceli'ye verdiği desteği keser ve Kara Bayram'a yanaşmaya çalışır. Haceli'nin bütün yaptıklarından vazgeçeceğini ve bir miktar maddi destek olacağının teminatını verir Kara Bayram ikna olsa da annesinden çekindiği için tekliflerini kabul etmez ve şehre gidip dava açacağını söyler.

    Şehirde mi büyüdünüz? Köy hayatıyla ilgili fazla bir bilginiz yok mu? Yapacağınız ilk şey nedir biliyor musunuz? Fakir Baykurt okumak. Çünkü ben Fakir Baykurt kadar köylerdeki olayları, düşünceleri ve davranışları köylünün gözünden bu kadar güzel anlatabilen ve tasvir edebilen başka bir yazar görmedim. Yılanların Öcü adlı eserinde köy yaşamındaki zorluğu, yoksulluğu, çekişmeleri, haksızlıkları, çıkar ilişkilerini, yönetici kesimin adaletsizliğini ve öğrenme merakını gayet yalın, akıcı bir dille kaleme almıştır. Özellikle de köy dilini(konuşma tarzını) eserlerinde yansıtmayı çok başarılı bir şekilde gerçekleştirmiştir. Romanında köy gerçeğini, damarlarına kadar okuyucunun gözlerinin önüne seriyor. Güçlü olanın güçsüze karşı haksız olsa bile haklıymış gibi davranması, yönetici kesiminin çıkarları için köylüleri birbirine düşürmesi, haksızlığa uğrayanların hakkına aramadaki zorlukları(özellikle de bürokraside) eleştirilen konuların başında gelmektedir.

    NOT: Özet kısmı bir internet sitesinden alınmıştır.

    (Adam Yayınları, 8.Baskı)
  • 480 syf.
    "Garbın ruh iklimi bana çok soğuk geldi, şark ikliminde sükun ve şifa arıyorum."
    ****Garb: Batı, Şark: Doğu***


    II. Abdulhamit döneminden portreler yansıtarak Rabia isminde muhafazakar bir kız ile eski bir papaz olan Peregrini arasındaki aşkı; Doğu - Batı sorunsalı üzerinden işleyen bu eserin en dikkat çekici yanı, II. Abdülhamit döneminin İstanbul’unu her zümreden insana yer vererek anlatmasıdır. Fakir kenar mahallesi, zengin konakları ve saray çevresiyle. Ayrıca kahramanlara yüklediği rollerle de dönemin siyasi ve toplumsal sorunlarına da dikkat çekmektedir. Örneğin; sıradan insanlar, devrimci bireyler, yozlaşan tabaka, saray çevresi gibi rollere sahip bireylerin olması buna
    örnektir.
    Halide Edib romanda bir kadının kendi ruh çatışmalarının yanı sıra din etkisiyle kalbi ve aklı arasında karar verişini anlatıyor.

    (Özgür Yayınları, 7.Baskı)
  • 112 syf.
    "SOKRATES: Sevgili dostum! Doğrunun ne olduğunu öğrenebilmek için çırpınıp duruyorum."

    Platon'un diyaloglarından birisi olan "Kratylos", "Adların Doğruluğu" şeklinde ifade edilmektedir. Adların ait olduğu şeyle ilişkisi, nasıl verildikleri, kökenleri ve doğrulukları üzerine yazılmış olan bu eser; özellikle dilbilim alanının ortaya çıkmasıyla birlikte dilbilimciler tarafından inceleme konusu olmuştur. Dilbilim alanında önemli bir kaynaktır. Ancak sanırım böyle eserlerin orijinal dillerinde okunması, eserin kavrama ve anlamladırma sürecinde daha etkilidir. Çünkü bazı kelimeler özellikle Türkçeye çevrilmediği için metinden bazen kopmalar meydana gelmektedir.

    Say Yayınları, 1.Baskı
  • 230 syf.
    "Bir ülkeyi yalnız orduları değil, fikir adamları, şairleri, ressamları da korur. Bilgi ve sevgi de bir koruma vasıtasıdır. Hem de en güzel, en tesirli koruma vasıtası."

    "Kültür" ve "Dil" kavramlarının bir milletin varoluşu ve gelişimi açısından önemini dile getirmeyi amaçlayan bu eser, Mehmet Kaplan hocanın uzun bir zaman diliminde kaleme aldığı makalelerinden oluşmaktadır. Kitabın içerisinde yer alan Öz Türkçe - Osmanlıca tartışmaları, dil devrimiyle ilgili bize farklı bakış açıları kazandırmaktadır.
  • 128 syf.
    "Ne ölüyüm ne sağım."

    Monotonluk sevmeyen, hayata neşeyle, umutla ve sevgiyle bakan insanların kesinlikle OKUMAMASI gereken bir eser. Okuduğum ilk Yusuf Atılgan romanı ve sanırım sonuncusu olacak.
  • 208 syf.
    "Şüphe yok ki,tekniğin zamanımızda büyük bir önemi vardır ve onu ilerletmeye çalışmak da vazifelerimiz arasındadır. Ancak okuldan insanı kovarak sadece tekniği geliştirmek ve insanı tanıtacak olan ilimlerden de insanı çıkarmak, tekniği insanın üstüne yükselttikten sonra tekniğin ayakları altında ezmek insanın ve insanlığın yükselişi değildir. Bu, insanın yıkılışıdır ve insanlığın yıkılışı bu felaketli adımdan doğacaktır. "

    Nurettin Topçu'nun makalelerinden oluşan bu eserde, eğitim tarihimizde bundan 40-50 yıl öncesinde var olan sorunlar (Bu sorunlardan birçoğu halen devam etmektedir.) irdelenip bu sorunların çözümüne yönelik alternatif yollar öne sürülmektedir. Kitap içerisinde ele alınan konuların(sorunların) eğitim açısından eski olmasına rağmen birçoğunun da halen güncel eğitim sorunlarımız olarak karşımıza çıkması gerçekten çok üzücü bir durumdur. Kitabı okuduğumuz zaman, eğitim konusunda eski yıllarda yapılan hataların bizlerin şuan ki eğitim hayatımızda zorlanmamıza sebebiyet verdiğini görmekteyiz.
    Topçu'ya göre eğitimimizi; ne Doğu'nun dogmalarına ne de Batı'nın maddeciliğine göre düzenlemeliyiz. Yapmamız gereken kendi kültürümüzden, kendi inançlarımızdan yola çıkarak, insancıl yönümüzü merkeze alarak çağın gereklerine uygun bir şekilde düzenlemektir.
    Eğitimi sadece diploma avcılığı olarak görmeyecek, ilmin önemini kavrayacak nesillerin yetiştirilmesi adına bütün öğretmenler ve öğretmen adaylarının bu eşsiz eseri okuması gerektiğini düşünüyorum.

    Dergah Yayınları, 4.Baskı
  • 202 syf.
    "Gizli mezhep kuvvetlerinin geri çekilmesini istiyorum. Burada konserve yemekten ve kitap okuyamamaktan bıktım. Söz veriyorum: Bana eski durumum bağışlanırsa, evi saksılarla dolduracağım ve böceklerin evi istila etmesi pahasına, yerlerin ıslanması pahasına onlara bakacağım. Tabiatı seveceğim, insanları seveceğim, yurduma yararlı olmaya çalışacağım, hiçbir düzene karşı çıkmayacağım. Herkese güler yüz göstereceğim, evleneceğim, çocuk yetiştireceğim, onların altını değiştireceğim, gece uyutmak için sabırla masal anlatacağım, dedikoduları dinlemeyeceğim, ilgi göstereceğim, ilgi! "

    Korkuyu Beklerken, kendini çevresinden soyutlayan, yalnızlığın en dip noktasına ulaşan, insan ilişkilerindeki çıkar önceliği karşısında kusan, bunlara karşı yapabildikleri tek şey olan topluma yabancılaşmayı, en uç noktaya kadar yaşayan kahramanların yer aldığı hikayeleri barındırmaktadır. Oğuz Atay'ın yazın dünyasını anlamak açısından okunması gereken ilk kitabının bu olduğu savını benimsiyorum. Eğer Oğuz Atay okumaya bu eserle başlarsak Tutunamayanlar'ı daha sağlam temellere oturtacağımızı ve böylece eseri anlamlandırma ve yorumlama sürecinde daha doğru bir yol izleyeceğimizi düşünüyorum.

    İletişim Yayınları, 35.Baskı
  • 144 syf.
    "Geleneksel okullar, öğrencilerin akademik çalışma yapmaktan zevk almasıyla ilgilenmez. Bu okullarda, tümüyle zevksiz iş yapmaları için öğrencileri zorlamak kesinlikle kabul edilebilir bir davranıştır. Böylece, bir yığın şeyi, sınavdan birkaç gün sonra unutacaklarını hem kendileri hem de öğretmenleri bilse de, ezberlemek zorunda kalırlar."

    Bu eserde, William Glasser tarafından ortaya atılan "Kaliteli Eğitim" kuramında(okullarında) kendisine yer bulan profesyonel öğretmenin görevleri üzerinde durulmuştur. Öğretmen bu sistemde patronca değil liderce görevler üstelenir. Kaliteli eğitimin öğretmenleri hep liderlik yaparlar, asla patronluk yapmazlar".(s.1)
    Öğretmen, öğrencisine bilgiyi ezberletmek yerine elde edilen bilgiyi, bireye yaşamının geri kalanında nasıl ihtiyacı olduğunu göstermelidir. Bunun için öğretmen ilk önce şunun farkında olmalıdır: Öğrenciye hayatında işine yaramayacağını düşündüğü bilgileri öğretmemelidir. Böylece öğrenciler bilgi sadece ders geçmek için bir araç olarak görmeyip hayatlarının devam için bir amaç olduğunun farkına varacaklardır.
    Ödül - Ceza uygulamasını ret eden Glasser, bunun yerine "Denetim" kuramının önermektedir. Bu kuramda öğrenciye yaptıkları yüzünden ceza verilmesi yerine daha çok kendisini kontrol etmesini ve bunu yapamadığı sürece karşısına çıkacak sorunlardan kendisinin sorumlu olduğunun vurgulanması gerektiği öne sürmektedir.

    Beyaz Yayınları, 1.Baskı
Beni anlamıyorlardı. Zarar yok. Zaten beni, daha kimler anlamadı. [O.A.]
Erkek
201 okur puanı
08 Ara 2017 tarihinde katıldı.

İkinizin de okuduğu 2 kitap

  • Denemeler
  • Çocukluğun Soğuk Geceleri
2019
15/52
29%
15 kitap
2.695 sayfa
61 alıntı
4 günde 1 kitap okumalı.