9/10
·410 syf.··
2021 2. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 25 Nisan 2021 00:00
Ve dağlar yankılandı kitabını başta hiç sevmedim daha doğrusu okuduğum bir tür değildi. Okumaya heveslenmedim. Babam görüp almış öylece köşede boş boş duruyordu. Bir gün gözüme çarptı. Öyle ya kitaplığımda okumadığım kitap olması beni bir noktada geren bir şey. Ki yeni bir kitap aldığımda bile onu sırayla her rafa koyarım. Diğerleriyle tanışsın diye. Saçma belki gereksiz bir hareket ama çocukluğumdan kalan bir şey kendimi bununla güdülemişim. Sanki ben uyuduğumda kitaplarım birbiriyle konuşacak, tüm karakterler kaynaşacakmış gibi. Ve yeni kitabı da acilen o sıcak yuvaya alıştırmam gerekiyormuş edasıyla. Her neyse kitaba final haftamda kafa dinlemek için başladım ve tabii ki bırakamadım. Kitabın konusu ve üslubu epey farklı. Hani bir hakim bakış açısıyla yazılmış gibi, bir de aynı zamanda sanki birinci tekilden okurmuş da karakter o duyguları en ince ayrıntısına dek size aktarıyormuş gibi. Tek bir hikaye etrafında şekillenen hayatları görmüyorsunuz bu kitapta. İçinde, birbiriyle çok uzaktan da olsa bağlantılı, birden fazla hikaye var. Ama hepsi öyle sürükleyici öyle merak uyandırıcı ki bırakamıyorsunuz bağlıyor, her karakter derin, okudukça yaşamının o anlarında siz de onunla birlikteymişsiniz gibi. Her şey bir süreç halinde. Kitabın ana hikayesi Peri ve Abdullah adlı kardeşlerin, birbirinden çok uzak iki farklı yaşama sürüklenişi. Abdullah'ın Perisiz hayatı, Peri'nin Abdullah'sız hayatı. Farklı kültürlerde yeşermek zorunda bırakılan bu iki çocuk, anlam veremedikleri bir yoklukla hayatlarını sürdürmek zorunda kalıyor. Diğer hikayeler ise bu ana hikayeden dallanıp budaklanıyor. Ana konu buyken kendinizi Pervane ve Masume kardeşlerin, Peri ve Abdullah'ın babaları; Sabır'ın, üvey dayıları; Nebi'nin, Bay Wahdati ve Bayan Nila Wahdati'nin, Amra'nın, Timur ve İdris'in,
1000Kitap
Ve Dağlar YankılandıKhaled Hosseini · Everest Yayınları · 202242bin okunma
İNCİL VE KUR'AN
Puan vermedi·672 syf.··
2025 10. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 13 Nisan 2025 02:07
Öncelikle din bilimi, islam hukuku, Hristiyanlık öğretileri ve fıkıh ilmi hakkında, detaylı çalışmalar yapmamış ve tarihe de çok hakim olmadığımı belirterek sadece Kur'an ve İncil'in Türkçesini okumuş biri olarak bu kutsal kitaplar üzerine kafamda beliren naçizane fikirleri sizlere sunacağımı belirtmeliyim. Yani sesli düşündüğümü farz edin. Bir şey iddia veya inkâr etmiyorum. İlk olarak iki kutsal kitabın konusuna değineyim. İncil'de genel olarak İsa Peygamberden söz edilir. Onun yaşayışı, mucizeleri, yaptıkları,yaşamı ve Hristiyanlık öğretisi anlatılır. Son kısımda ise daha çok sona yakın zamanda yaşanacakları ele alır. Kur'an'da ise genel olarak Musa peygamberden bahsedilir. Öğütler, yasalar, islam hukuku, kıssalar anlatılır, hayata boş yere gelinmediği, yaptıklarımızın mükafatı ve cezası olduğu anlatılır. Dirileri uyarmak için indirildiği yazar. En çok kıyamet gününü ve Allah'ı inkâr edenlerin azaba uğrayacağı vurgulanır. İncil'de çeşitli topluluklardan bahsedilse de genel olarak Roma halkına yönelik hitaplar mevcut. Roma döneminden, "yüksek kurul"dan falan bahseder. Bu "yüksek kurul"un ileriki çağda yerini engizisyon mahkemelerinin aldığını söyleyebiliriz. Kitabın "Elçilerin İşleri" bölümünde Hristiyanlığın kimler tarafından nasıl yayıldığı yani yayılış süreci ve Roma'ya nasıl geldiği anlatılıyor. Bundan dolayı Hristiyanlığın neden Roma ve çevresinde şekillendiğini daha iyi anladım. Ayrıca İncil'i okurken çoğu ünlü eserin İncil'den esinlenilerek yapıldığını farkettim. Kur'an Arapçadan, İncil ise Yunancadan çevrilir. İncilin elimdeki çevirisinde çok katı söylemler olduğunu görüyorum. Önsözde de nasıl bir çeviri çalışması yapıldığı ve bu çevirinin 8 yıllık bir çalışmanın sonucu olarak ortaya çıkarıldığı açıklanmış. Fakat çevrilirken her ne kadar üslup uzmanları
Duygu ve Düşünce
İncilKolektif · Kitab-ı Mukaddes Şirketi Yayınları · 20202,363 okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Sədalanan həyatlar
8/10
·504 syf.··
2024 14. kitabı
·
21 günde okudu
·
Okunma: 13 Ekim 2024 13:48
Ve Dağlardan Səda Gəldi Əfqanıstandan Amerikaya, Parisdən Tinosa qədər uzanan, nəsillər boyu bir-birinə toxunan yaşamlardan və dərin bağlardan bəhs edən bir romandır. Kitab, kiçik bir əfqan kəndində - Şadbağda başlayan hekayəsilə, Abdulla və balaca bacısı Pərinin ayrılığı ətrafında formalaşıb, ailə sevgisi, fədakarlıqlar, itkilər və peşmanlıqlar üzərində durur. Khaled Hosseini , hər personajın həyatına toxunaraq, sevginin necə qarmaşıq olduğunu və keçmişin silinməz izlərinin insan ruhunda necə dərin izlər qoya biləcəyini məharətlə təsvir edir. Oxuduğum müddətdə elə hey düşünürdüm ki, görəsən, niyə kitabın adı məhz belədir. Epiloq hissəsində də qeyd olunduğu kimi bu ad qismən William Blake'in - Nurse's Song şeirinə əsasən qoyulub: The little ones leaped, and shouted, and laughed, And all the hills echoed. Amma məncə əsas məna buradakı personajların həyatında baş verənlərin zaman, məkan fərq etmədən illər boyu davam edən təsirini ifadə etməkdən ibarətdir. Yəni, səsin dağda yaratdığı əks-səda kimi baş verən hadisələrin ağırlığı da, sədaları da digər nəsillərdə özünü büruzə verir, bir növ yankılanır. Ümumilikdə götürəndə bəyəndiyim bir kitab oldu. Amma 8/10 verməyimin səbəbləri də var təbii ki. İlki ondan ibarətdir ki, kitabda personajların çox olmasına baxmayaraq onların hər birinin həyatlarına toxunulması möhtəşəm bir şeydir, amma təəssüf ki, yazılanda bütün təsiri demək olar ki, yoxa çıxıb. Bunun səbəbi isə məncə keçmiş və gələcək arasında olan keçişlərin çox sıx olması idi. Belə olanda baş verənlər bir az qarmaşıq hal alır və qeyd etdiyim kimi təsiri itir. İkinci səbəb isə ondan ibarətdir ki, müəllif müasir dövrün inikası olaraq personajların yaşadığı həqiqi dünyanı əks etdirməyə çalışarkən, bəzi məqamlarda cinsi, arqo ifadələri üstün tutan bir danışıq tərzini uyğun görüb. Amma düşünürəm
2024 Okuma Raporları
Ve Dağlardan Səda GəldiKhaled Hosseini · Qanun Nəşriyyatı · 201342bin okunma
“Kapalıçarşı”da Son Akşam Yemeği
10/10
·272 syf.··
Beğendi
·
2023 2. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 20 Şubat 2023 00:00
Kapalıçarşı Fuat Sevimay “Son Akşam Yemeği” Kanonik İncil’lerde[1] anlatılan bir olay. “Son Yemek” olarak da biliniyor. Yahudilere özgü Fısıh (Pesah) Bayramı’nın ilk gününde İsa’nın, 12 havarisi ile yemek yediği ve orada “Size doğrusunu söyleyeyim, sizden biri bana ihanet edecek.” diyerek ihaneti haber verdiği bu son yemek, “ihanetin resmi” olarak, Rönesans’tan itibaren birçok ressamın tuvaline konuk olmuş. Andrea Del Castagno, Leonardo da Vinci, Mathias Grünewald, El Greco, Hans Holbein, Tintoretto, Peter Paul Rubens, Nicolas Poussin, Emil Nolde, Salvador Dali, Andy Warhol; bu ressamların en ünlüleri. Leonardo da Vinci’nin resmi ise en tanınmışı… “Son Akşam Yemeği” sadece resmin değil, edebiyatın da konusu olmuştur. İşte tam burada, “ekfrasis” kavramından söz etmemiz gerekiyor. Görsel bir sanat eserinin yazılı ya da sözlü anlatımı olarak tanımlayabileceğimiz ekfrasis, aslında görsel sanat eserlerini betimleme özelliğinin daha da ilerisinde bir anlam taşıyor. Çünkü, ekfrasis, yeni bir anlam yaratmanın yöntemi olarak da kullanılıyor. Bu bakış açısından hareketle Fuat Sevimay’ın “Kapalıçarşı” romanını, ekfrastik metinler içinde göstermek mümkün. Çünkü Sevimay, romanında Leonardo da Vinci’nin “Son Akşam Yemeği”ni konu ve konuk ediyor. Fuat Sevimay, bir söyleşisinde “Kapalıçarşı”nın tarihi bir roman değil, tarihte geçen bir roman olduğunu dile getiriyor. “Bitim” başlığını taşıyan son bölümünü saymazsak Kapalıçarşı romanı, Fatih Sultan Mehmet dönemini anlatıyor. Kitabın arka kapağında ifade edildiği üzere, Fuat Sevimay; “mermerinden zanaatkârına, sultanından mimarına, esnafından müşterisine Kapalıçarşı’nın ruhunu ve o ruhu oluşturan efsunu eğlenceli bir dille” anlatıyor. Romana hâkim olan mizah, ironi, pastiş, metinler arasılık gibi anlatım yöntem ve teknikleri;
Edebiyat & Roman
KapalıçarşıFuat Sevimay · Hep Kitap · 2017538 okunma
İNANÇ MESELESİ
9/10
·104 syf.··
2022 177. kitabı
Kitap, Umberto Eco ile Kardinal Martini arasındaki mektuplasmalardan olusuyor. Genel konu ise kitabın basligi olan "İnanç ve inançsızlık". Düşünen ve sorumluluk sahibi inanclilar ile inancsizlarin birlikte uyduklari derin bir ortak kültürel/ manevi değerler zemini var her ne kadar bu ortak zemine aynı adı vermeseler de. "isitecek kulağı olan isitsin! Dikkatli olun ! Hâlâ akıl erdiremiyor, anlamıyor musunuz?" (Markos,İncil) Kardinal, yalnızca yaklaşmakta olan bir son dusuncesinin geçmişte olanları eleştirel olarak değerlendirmemize yardımcı olamayacağını belirtiyor. Bu durum, sadece başka bir geleceğe doğru kaçma kaynağı olacaktır. Duyarlılık için kesin bir değere sahip olması açısından bu son gaye olmalı ve şimdiki gayretlerin aydınlatılip anlam verilebilmesi saglanmalidir. Böylece kaygı duymadan geçmişin hataları düşünülüp ve kendimizi düzeltip yetkinlesebiliriz. Bu da bir nevi umut barindirmiyor mu ki sanki ?! Bu yazismalarda laikler ile katoliklar arasında ortak bir tartışma zemini oluşturulmaya calisilmis. İncil den dikkat çekici bazı ayetlere değinilmiş. Kilise tarafından reddedilen ilk günahın meniyle aktarıldığı tezi gibi."Bedeni öldüren ama canı olduremeyenlerden korkmayın (Matta 10:28)" , değerlendirilirken incil de en üst değere sahip olan hayatın insan hayatı değil de insana aktarılan tanrısal hayattır, diye bir ayirima gidiliyormus, özellikle katoliklar adına.yani İsa as in kendine atfettigi hayattan bahsediliyor. "Yol, gerçek ve yaşam ben im (Yuhanna 14:6)" Bizdeki dünya hayatından tamamen çekiliş tarzı gibi bir şey de düşünülebilir mi acaba? Ama Rab, bizim için bunca nimeti vermişken ve bunu da özellikle Kur an da belirtmişken niye dünyadan tamamen cekileyim ki? Zaten insanın olduğu yerde iletisim kopmamali; Allah, kendimizi geliştirmemizi ve iletişim
Din
İnanç ya da İnançsızlıkUmberto Eco · Nora Kitap · 2021188 okunma
Yahudiye Topraklarında Yahya'nın Trajik Öyküsüne Şahit Olmak: Herodias
10/10
·44 syf.··
Beğendi
·
2022 113. kitabı
·
27 saatte okudu
·
Okunma: 14 Temmuz 2022 20:02
“Doğu bütün tanrıların anayurdu değil miydi?” (sayfa 18) 1. Gustave Flaubert Kimdir? 19. yüzyılın en yenilikçi yazarları arasında gösterilen Gustave Flaubert, 1821 doğumludur. Adını Fransız oyun yazarı Pierre Corneille’den alan lisede öğrenim görür ve üniversite için Paris’e gider. Şehir ona tatsız ve ruhsuz görünür. Ünlü Fransız romancı Victor Hugo ile Paris’te tanışmaları da yine bu dönemde gerçekleşir. 22 yaşındayken bir sinir rahatsızlığı geçirmesi hukuk öğrenimini yarıda bırakmasına neden olur. Akabinde yazarlığa yoğunlaşır ve edebiyat çevrelerinde adını duyurmaya başlar. Kimi kaynaklara göre ise 8 yaşından beri yazmaktadır. Felsefeye de ilgi duyan Flaubert’in Baruch Spinoza eserlerinden fazlasıyla etkilendiği bilinir. 70’li yıllarda annesini kaybeden, bir savaşa tanıklık eden Flaubert, maddi açıdan zor dönemler geçirir. Hayatının çeşitli dönemlerinde edebiyat dünyasından çeşitli isimlerle sıkı dostluklar kurar. George Sand, Ivan Turgenyev, Emile Zola, Alphonse Daudet ve Guy de Maupassant gibi genç yazarlarla olan yakın ilişkileri düşünce dünyasında önemli rol oynar. Mısır, Libya gibi ülkelere giderek kitapları üzerinde çalışır. Hayatı boyunca hastalıklarla boğuşan yazar, 1880 yılında henüz 58 yaşındayken ölür. 2. Eserlerine Dair: Üzerinde 5 yıl çalıştığı ve başyapıtı olarak anılan Madame Bovary adlı romanı 1856’da tefrika edilmeye başlanır ve 1857’de ise yayımlanır. Roman, edebiyat çevrelerinde ciddi tartışmaları da beraberinde getirir. Ahlak bekçileri tarafından eleştirilir ve kötü bir roman olduğuna dair yorumlar yapılır. Hatta daha da ileri gidilir ve hakkında ahlak dışılık suçlaması çıkarılarak yargılanır. Sonuç olarak beraat eder. Tüm bunlara rağmen Flaubert’in romanı günümüz dünyasında bir klasik olarak varlığını sürdürür. Bir kadının özgür ruhunu resmeder ve sınırlara hapsedilmiş “kadın” kavramını âdeta kanatlandırır.
Edebiyat
HerodiasGustave Flaubert · Can Yayınları · 2021435 okunma