Merve DAĞ

Merve DAĞ
@mervedag
Araştırma Görevlisi
17 Temmuz
566 okur puanı
Nisan 2017 tarihinde katıldı
8/10
·390 syf.··
2026 1. kitabı
·
66 günde okudu
·
Okunma: 08 Mart 2026 17:43
Ben Malala kitabını okumaya başladığımda açıkçası ilk başlarda oldukça sıkıldım. Ancak özellikle günümüzde yaşadığımız bazı olayları düşündükçe, kitapta anlatılanların giderek daha anlamlı hâle geldiğini fark ettim. Başlarda “Pakistan’daki Svat adlı küçük bir şehrin hikâyesini neden okuyorum?” diye düşündüğüm anlar oldu. Fakat ilerledikçe aslında Svat’ta yaşananların yalnızca o bölgeye ait olmadığını, dünyanın farklı yerlerinde benzer olayların hâlâ yaşandığını görmek kitabı çok daha anlamlı kılıyor. Kitap otobiyografik bir anlatı olduğu için Malala’nın çocukluğundan başlayarak hayatını ve memleketinin zaman içinde nasıl değiştiğini anlatıyor. Özellikle Taliban’ın bölge üzerindeki etkileri ve bunun insanların günlük hayatına nasıl yansıdığı detaylı bir şekilde aktarılıyor. Bu nedenle kitabın ilk kısmı biraz daha yavaş ilerliyor. Kitapta dikkatimi çeken önemli noktalardan biri de Malala’nın ailesinin eğitime verdiği büyük önemdi. Özellikle babasının kız çocuklarının eğitimine verdiği destek çok belirgin şekilde anlatılıyor. Taliban’ın kızların okula gitmesini yasaklamasına, kızların okumaması gerektiğini söylemesine rağmen Malala’nın babası okullar açmaya devam ediyor ve kız çocuklarının eğitim alabilmesi için büyük bir mücadele veriyor. Bu durum aslında Malala’nın Taliban ile yaşadığı çatışmanın da temelini oluşturuyor. Taliban sürekli kızların okumaması, kapanması ve kamusal hayattan çekilmesi gerektiğini savunurken, Malala ve ailesi buna karşı eğitim hakkını savunuyor. Bu mücadele kitabın en güçlü ve en kıymetli yönlerinden biri. Aslında bu kitap biraz da Malala’nın sesini duyurabilmek için yazılmış gibi hissettirdi. Zaten bu bir spoiler sayılmaz; kitabın kapağında da “Taliban tarafından vurulan kız” ifadesi yer alıyor. Malala daha sonra Nobel Barış Ödülü’nü
Edebiyat
Ben, MalalaMalala Yusufzay · Epsilon Yayınları · 20143,810 okunma
Reklam
8/10
·240 syf.··
2025 6. kitabı
·
18 günde okudu
·
Okunma: 31 Aralık 2025 22:49
Şimdiden uyarayım: Bu inceleme yer yer spoiler içerebilir! Bu roman, kıskançlık duygusunu alışılmış kadın–erkek ilişkilerinin çok dışına taşıyan bir hikâyeye sahip. Kitaba başlarken, isminden dolayı bir aşk ilişkisindeki kıskançlığı okuyacağımı düşünmüştüm; ancak kısa sürede yanıldığımı fark ettim. Romanın asıl odağında, bir kardeşin diğerine duyduğu derin ve yıkıcı kıskançlık var. Halit ile Mükerrem arasındaki evlilikte, Mükerrem’in Nüzhet ile olan ilişkisine rağmen, yoğun bir kıskançlık duygusu hissedilmiyor. Halit’in Nüzhet’i öldürmesini de Mükerrem’i kıskanmasından çok, o anda incinen gururunun bir sonucu olarak okumak mümkün. Zaten romanda da bunu düşündüren bazı ifadeler yer alıyor. Bu yüzden kadın–erkek ilişkisi, romanda kıskançlığın merkezinde değil. Asıl dikkat çeken nokta, Seniha’nın kardeşi Halit’e duyduğu kıskançlık. Bu duygu neredeyse hastalıklı bir boyutta anlatılıyor. Yer yer bu kadar yoğun oluşu benim için inandırıcılığını zorlamaya başlasa da, bir yandan “neden olmasın?” diye düşündüğüm anlar oldu. Çünkü açıkçası böyle bir kardeş kıskançlığı hikâyesi beklemiyordum. Dil açısından bakıldığında Kıskanmak, oldukça akıcı ve kendini kolaylıkla okutan bir kitap. Hızlı ilerleyen yapısı sayesinde sıkmadan okunuyor. Türk edebiyatında önemli bir yere sahip olduğunu düşündüğüm bu roman, birçok kişinin rahatlıkla okuyabileceği, etkileyici bir eser.
Edebiyat
KıskanmakNahid Sırrı Örik · Everest Yayınları · 20253,342 okunma
6/10
·110 syf.··
2022 7. kitabı
·
18 günde okudu
·
Okunma: 25 Nisan 2022 15:35
Seda Zadeoğlu ve Adem Sağır 2013 yılındaki “Göğü Delen Adam: Papalagi” adlı makalesinde kitabı aşağıdaki şekilde özetlemektedir; “Kitapta Samoa’da bir kızıl derili kabile reisi olan Tuiavii’nin Avrupa’da geçirdiği bir dönemi mektup halinde halkına anlatması konu edilmektedir. Onların dilinde Papalagi Avrupalı demektir; yani Beyaz Adam. Beyaz adama Papalagi denmesinin sebebi ise Samoaya gelen ilk misyonerin kullandığı yelkenli olmasıydı. Yerliler bu beyaz yelkenliyi ufukta bir delik olarak gördüler, onlara göre beyaz adam göğü delip gelmişti. Kitabın görünürdeki amacı, bir mektup şeklinde Tuiavii’nin halkına Avrupa’nın yaşam tarzını anlatması olarak nitelendirilse de daha ilk sayfalarda karşılaştırmalı bir eleştirel bakış göze çarpmaktadır. Tuiavii; Avrupa’yı, Avrupa insanının yaşam anlayışını geleneksel bir paradigma çerçevesinde Samoa ile karşılaştırarak eleştiriyor. Ortaya bir Samoa ve Avrupa sentezi çıkartıyor.” Kitapta verilmek istenen mesaj birçok kitapla ortak bir biçim ve yöntem ile verilmektedir. Ancak kitapla ilgili verilmek istenen mesaj her ne kadar günümüzde de herkesin dilinde olsa da sağlam bir zemine oturulmadan söylendiği aşikâr. Yapılmaması gerekenlerin söylendiği ancak bunlara alternatif ne yapılması gerektiği tartışılmadan verilen cümleler maalesef havada kalmış durumda. Okurken bu yüzden hep düşüncelere daldım ve bu da kitabı okurken çok fazla bölünmeme sebep oldu. Genel itibariyle kitaba baktığımızda alt metnin güçlü olduğunu ancak veriliş biçiminin yetersiz kaldığını söyleyebilirim.
Edebiyat
Göğü Delen AdamErich Scheurmann · Ayrıntı Yayınları · 202017,1bin okunma
8/10
·266 syf.··
2022 5. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 24 Şubat 2022 12:59
Huxley’in yazdığı bu eserde ise bireyselliğin yok edildiği, ailenin, dinin, edebiyatın olmadığı bir düzen vardır. Eserde insanlar şişe içinde vücut dişi döllemeyle seri bantta üretilmeleri vardır. İnsanların tek tipleşmesi ve sınıflandırılması anlatılmaktadır. Aslında ütopik bir dünya iken ironik bir yanı vardır. İnsanlar sağlıklı, teknoloji gelişmiş, yoksulluk yok edilmiştir. Bireyin önemsediği tüm değerler yok edilmiştir. İnsanlar var olan sistemin kurallarına göre şekillendirilerek, söz konusu durum onlara yazgı paydası altında kabullendirilmeye çalışılır ve itaatkâr insan profili arzulanır (Altıok, 2017). Bu kitap, gözümü korkutan kitaplar arasında yer alıyordu. Okurken beni çok zorlayacağını düşünüyordum. Sonrasında bunun böyle olmadığını fark ettim. Çok akıcı bir kitaptı. Özellikle kitapta yer alan önsözlerin kitabı daha iyi anlamamı sağladığını düşünüyorum. Kitabı okumadan önce yorumlara baktığımda pek çok kişi bu önsözlerin kitabı okumadan okunmaması gerektiğini söylemişler. Ancak ben böyle düşünmüyorum. Hatta muhakkak kitabı okumadan önce bu önsözler okunmalı ve kitaba öyle geçilmeli. Bu distopik romanda herkesin mutlu olduğu, mutluluğun size kaçınılmaz bir olgu gibi nüksettirilmesi anlatılıyor. Aile kavramı diye bir şey yok. İnsanlar ölümün güzelliğine inandırılıyor. Kitabı genel olarak düşündüğümde verdiği mesajlar çok güzeldi. Özellikle Vahşi ve Mustafa Mond arasında geçen Tanrı ile ilgili tartışmasına bayıldım. Dönüp dönüp tekrar okumak isterim. Huxley kendi içerisinde o kadar güzel tartışmış ki, bayıldım gerçekten. Kitapla ilgili abartılan kitaplardan birisi olduğunu düşünsem de genel itibariyle sevdiğimi söyleyebilirim.
Edebiyat
Cesur Yeni DünyaAldous Huxley · İthaki Yayınları · 202173,1bin okunma
10/10
·188 syf.··
Beğendi
·
2022 4. kitabı
·
12 günde okudu
·
Okunma: 15 Şubat 2022 23:34
Klasik olmayan klasiklerden birisi… Evet, bu sözlerim yanlış olmaz. Çünkü alıştığımız o klasik eser havasından tamamen farklı. Bu yapıt, Oscar Wilde’ın sanat, resim, sanatsal yücelik ve ölüm kavramlarını ele alan tek romanı olarak ifade edilmektedir. Oscar Wilde'ın 1891 yılında yayınlanan bu eser, Basil Hallward'ın kendi portresine âşık olan Dorian Gray'in hikayesini anlatıyor. Basil’in, “Sanatçı güzel şeyler yaratmalı ama bunlara kendi hayatından hiçbir şey koymamalıdır” diyerek portresini sergilemeyi reddetmesiyle Dorian’ın da estetik kaygısının baş göstermesi müthiş sonu hazırlıyor. Bayılarak okuduğum, edebi doyumu doruklarına kadar hissettiğim harika bir kitaptı. İçerisinde değerli taşlardan resime, resimden müziğe, müzikten dine, dinden parfümlere, parfümlerden tekstile kadar birçok alanda bilgi veren, sanatı hissettiren bir eserdi. Yazdığı her cümle o kadar kıymetliydi ki… Altı çizili birçok cümlelerle dolu dolu bir kitaptı. Kesinlikle bu eşsiz eseri okumanızı tavsiye ederek aşağıya Erkin Kıryaman’a ait olan “Lying on the Floor Was A Dead Man”: Aesthetic Experience and Aesthetic Distance in Oscar Wilde’s the Picture of Dorian Gray” adlı makalesinde okuduğum çok güzel bir ifadeyi bırakıyorum. Bu paragraf tüm kitabın adeta bir özetini sunuyor. “Dorian'ın ölümüyle sahte kimliği ve gençlik umutları kaybolurken, portrenin estetik yüceliği ve güzelliği yeniden kazanılır. Dolayısıyla roman, Dorian'ın ölümünün de estetik mesafeyi paradoksal olarak sorunsallaştıran başka bir estetik deneyim olduğunu ima ederek sanatın ölümsüz olduğu gerçeğinin altını çiziyor gibi görünüyor. Ölümüne neden olan, estetik mesafeyi ihlal etmesi veya bozmasıdır ve bu nedenle resmin estetik kalitesini önceki konumuna getirir.”
Edebiyat
Dorian Gray'in PortresiOscar Wilde · Everest Yayınları · 202499bin okunma
Reklam