Tutkuların dümencisi.— Bir devlet adamı, zayıflatılan karşı tutkulardan yararlanmak için kamusal tutkular yaratır. Bir örnek vermek gerekirse: bir Alman devlet adamı Katolik Kilisesi'nin hiçbir zaman Rusya'yla aynı planlara sahip olmayacağını ve aslında Katolik Kilisesi'nin Rusya'dan daha çok Türklerle ittifak yapacağını gayet iyi bilir; aynı şekilde, Fransa'yla Rusya arasındaki bir ittifakın Almanya için büyük bir tehlike teşkil ettiğini de bilir. Şimdi, eğer Alman devlet adamı Fransa'yı Katolik Kilisesi'nin ocağı ve yuvası haline getirmeyi başarırsa, uzun bir süreliğine bu tehlikeyi bertaraf etmiş olacaktır. Sonuç olarak, Katoliklere karşı nefret sergilemek ve papanın otoritesini kabul edenleri ateşli bir siyasal güce, Alman politikalarına düşman olan ve doğal olarak Fransa ile, yani Almanya'nın düşmanıyla birleşmesi gereken bir güce dönüştürmek için her türlü düşmanlığı kullanmak Alman devlet adamının çıkarınadır. Nasıl ki Mirabeau kendi anavatanının kurtuluşunu Katoliklikten arındırılmasında görmüşse, Alman devlet adamı da aynı zorunlulukla Fransa'nın Katolikleştirilmesini amaçlar. Bu yüzden bir devlet başka bir devletteki milyonlarca aklın karanlığa gömülmesini ister, bu karanlık sayesinde bir avantaj elde edebilmek için. Komşu bir devletteki cumhuriyetçi yönetim biçiminin desteklenmesinin gerisinde de aynı tutum yatar — Mérimée'nin dediği gibi, le désordre organisé* — sırf bu yönetimin halkı daha zayıf, daha dağınık ve savaşa daha az yatkın hale getireceği düşünüldüğü için.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
7 Ocak 1791 tarihli bir yasa, bir icat sahibinin veya bir yaratıcının hakkına “mülkiyet” adını koyar, ve “her buluşa veya icada”, ya da “her tamamlayıcı buluşa”, ya da “Fransa’ya yabancı bir buluşu getiren herhangi birine” on veya on beş yıllık bir süre için bir “patent” verir. 13 Ocak 1791’de “tiyatroların özgürlüğü” hakkında bir yasa, Beaumarc-hais’nin girişimi ve Mirabeau ile Robespierre’in destekleriyle eser sahiplerinin eserleri üstündeki haklarını yeniden tasdikler, taklit edilmelerini ve -önemli bir yenilik olarak- eser sahiplerinin veya hak sahiplerinin izinleri olmadan, ölümlerinden beş yıl sonrasına kadar tiyatro eserlerinin temsilini yasaklar.
Mirabeau Bir İngiliz Seyyahın Gözlemleri adlı kitabında, "birkaç kuruş vermeye razı ilk kaba köylüye" Bicêtre'deki delilerin "ilgi çekici hayvanlar gibi" gösterildiklerini anlatmaktadır. Tıpkı Saint-Germain fuarındaki hayvan terbiyecisinin maymunları göstermesine gidildiği gibi, gardiyanın delileri teşhir etmesine gidilmektedir.
Olur da bir gün
bulursan kendini sevdiğinle birlikte
Mirabeau Köprüsünün sonundaki kafelerin birinde,
şarap içerken bardaki yüksek ayaklı dolgun kadehlere,
ve olur da, seninle düştüğümüz hataya
düşüp de,
bir gün anı olacak nasıl olsa hepsi diye düşünürsen...
Galway Kinnell
Erdem maskesi" Aydınlanma'nın insanına göre, uygarlığın kötülüğünün simgesiydi ve terbiyeye, nezakete ve kendini öne çıkarmamaya itiraz eden, bunları bir maske olarak gören en ateşli saldırı, baba Mirabeau'nun yazılarıyla geldi. Baba Mirabeau 1760'larda diyordu ki:
Her yönden sahte olan entelektüel görüşlerimizin uygarlık olarak kabul ettiğimiz şeyler konusunda nasıl yanlış çıktığını görünce şaşıyorum.
Uygarlık nedir diye sorulsa çoğu kişi der ki: Davranışların yumuşak olması, kentlilik, kibarlık ve ayrıntılı yasaların yerini görgünün alabilmesi için bilginin yeterli dağılımı. Benim için bunların hepsi de, erdemin yüzünü değil, yalnızca maskesini ifade ediyor; uygarlık, erdemin hem biçimini hem de özünü vermiyorsa topluma hiçbir yararı yoktur."