• Düşman gemilerinin edepsiz bir kibirle Boğazdan geçişleri gözümün önüne geldi.Önce on torpido,ortada kruvazörler,arkada dretnotlar,hiç bitmeyecek gibi temiz Marmara'mıza giriyorlardı.Çanakkale savaşlarımızın bilançosu iki yüz elli bin ölü imiş... Böyle namussuz bir sonuç için bu kadar korkunç bir bedel nasıl ödenir?
  • Önce on torpido, ortada kruvazörler, arkada, dretnotlar, hiç bitmeyeceklermiş gibi temiz Marmara'mıza giriyorlardı. Yirmiikisi İngiliz, onikisi Fransız, onyedisi İtalyan, dördü Yunandı. Çanakkale savaşlarımızın bilançosu iki yüz elli bin ölü imiş ... Böyle namussuz bir sonuç için bu kadar korkunç bir bedel nasıl ödenir?
    Kemal Tahir
    Sayfa 31 - İthaki Yayınları
  • 1934 yılında İzmir Hakimiyet-i Milliye Mektebinde okumuş öğrencilerinden, 62 numaralı Sevgili Hamiyet'in Ata'mıza yazdığı mektup...
    -----------Resmine Baktıkça------------
    Her zaman görüyorum resmini, sağa sola baktıkça neşemin son perdesi yükseliyor kalbimde. Belki annem babamdan çok severim seni ben. Resmini görmeden duramam çünkü fedakârlığını ölsem de unutamam. Seni ben seviyorum, çılgınca seviyorum...

    Evet Sevgili Hamiyet'in Ata'mıza olan sevgisi büyük bir aşk ileydi fakat bu sevgi hiçbir zaman eksilmedi, arttı. Aradan on yıllar geçse de bu sevgi, özlem tükenmedi. Buyrun, bugünün çocuklarından Ömer Ayhan Özdemir'in Ata'mıza yazdığı mektubu okuyalım:

    Sevgili Ata'm
    Sen olmasaydın biz bu kadar güzel bir ülkeye sahip olamazdık. Ben büyüdüğümde mimar olacağım ve senin adına güzel eserler yapacağım. Keşke yanımda olsaydın sana sıkıca sarılırdım
    Seni çok seviyoruz. Senin 4000 kitap okuduğunu öğrendim. Ben de senin gibi kitap okumayı seviyorum. Senin savaşı sevmediğini biliyorum. Ben de senin gibi savaşı sevmiyorum. Yaptığın yenilikler için teşekkür ederim. Saygılarımla...
    https://i.hizliresim.com/DYVPgZ.jpg

    1881-193∞

    Atatürk Ve Çocuklar (Command Of Anıtkabir)
  • "Ey Rabbim! Kederden ve kaygı dan,acizlikten ve tembellikten,korkaklıktan ve cimrilik ten, borcun altına girmekten ve düşmanların kahrına uğramaktan sana sığınırım." "Ey kendisinden başka ilah olmayan Rabbim! Bedenimize,duyduklarımıza ve bakışları mıza selametler ihsan et."
    Amin
  • Dr. Aidin Salih hanım;
    -Kuran okunan yere erzak koyun! derdi.

    Suya şifa ayetleri okuyun,Kuran okuyun alın size doğal antibiyotik,canlı hücreli,anne nefesi değmiş gibi
    Çünkü kişi, iman gücünü yükselttikce manevi mizacı tüm hücrelerine galip olmaya başlar..
    Manevi haliniz güçlendikçe; geçmişiniz,sıkıntılarınız,bunalımlarınız siliniyor demektir.. Kaygılarımıza,vesveselerimize takılıp kaldıkça yada o niye öyle dedi bu niye böyle yaptı diye düşündükçe biz farkında olmasakta önce ruhumuz sonrasında bedenimiz ve beynimiz hasta oluyor.
    Bu sebebledir ki biz davamızda yol alamıyoruz,bırakalım davayı ailemizde dahi huzuru bulamıyoruz. Herkes şeker gibi antidepresan tüketir hale gelmiş neden?
    Mevlayla arayı açtığımızdan..
    Dua etmeyi unuttuğumuzdan,Mevla'mıza dertlenmeyi bilmediğimizden,tevbemizi azalttığımızdan..
    Sadece ama sadece bir Besmele'nin manevi gücünü yazsak sayfalar yeter mi?
    Hangimiz avuçlarımızın içine dualar,felak-naslar okuyup bedenimizi mesh ediyoruz,çocuklarımıza bunu yapıyoruz?
    Biz manevi huzurumuzu kaybettiğimiz an beden sağlığımızıda kaybetmeye başladık kardeşler..
    Bakın bunu misallendirmek istiyorum.
    Yakub Aleyhisselam Yusuf'unu kaybettiğinde ne yaptı?
    Kaygılandı,vesveselendı,buhranlara düçar oldu..
    Streslendi düşüne düşüne ağlaya ağlaya sonunda bu haller onu hasta etti.. Gözleri görmez oldu!
    Ama ne zaman ki vazgeçti,manevi unsurunu kuvvetlendirdi,tamamen teslim oldu işte o zaman Allah Yusuf'unu ona geri verdi..
    Kaygısı çokken evinin yakınındaki Yusuf'unu görmüyor,hissetmiyordu. Kaygılarını atınca 10 günlük mesafeden Yusuf'unun kokusunu almaya başladı.
    SubhanAllah..

    Bizde bu misalden çok nasihat çıkarmalıyız kardeşlerim.. İçine düştüğümüz buhranlardan sağlıklı düşünemiyor neticesinde sağlıklı kararlar alamıyor ve son olarak beden sağlığımızı da kaybediyoruz.
    Sonrasında antidepresan ağına düşüyor kendi ellerimizle kendimizi delirtiyoruz.

    Oysa Allah bize bir susam tanesini bile şifa olsun diye göndermedi mi?
    Neden Yahudi'nin kortizonuna inandıkta,İslam'ın her derde deva çörekotunu şifadan saymadık?
    Biz iyileşmek içinde şifayı temiz yollardan aramadık ki..
    Keyfimize göre zarurettir zaruret dedik ve her türlü şeyi nefsimize helal saydık..
    Oysa Rahman haram kıldığı hiçbirşeyin içine şifa koymamıştır!
    Gelin evvela manevi olarak İslam mizacımızı kuvvetlendirelim.

    Size en tatlı reçeteyi yazıyorum;
    Vaktinde kılınan namaz,Allaha yalvarırcasına okunan bir cüz Kuran,içine dua okunup içilen bir bardak su,gözyaşlarıyla ıslanmış bir elbise; inanın bana ruh ve beden sağlığınız için en şifalısıdır.
    Hemde hiç yan etkisi ve komplikasyonu yok 🤗😊

    /Yağmur Mirzayeva-11.07.2018/
  • “Diyelim ki Güneş bir anda kayboldu, Maxwell'in kuramına göre Dünya sekiz dakika daha aydınlık kalır (bu ışığın Güneş'ten Dünya'mıza ne kadar zamanda eriştiğine bağlıdır); ancak Newton'un kütleçekimi yasasına göre Dünya o anda Güneş'in yokluğunu hissedecek ve kendi yörüngesinden çıkacaktır.”
  • Bu gibi masallara kolayca inanmaya hazır kişileri tuzağa düşürmek İçin hazırlanmış sahte bilgiler ise her yerde karşı-mıza çıkıyor. Kuşkuculuk pek iyi satmıyor doğrusu. Atlantis gibi bir konuda bilgi edinmek için tümüyle popüler kültüre bağımlı kalan zeki ve meraklı birinin, eleştiri süzgecinden geçirilmemiş bir masala takılması, arayışını aklı başında ve dengeli bir değerlendirmeyle sonuçlandırması olasılığından yüzlerce, hatta binlerce kez daha yüksek.

    Belki Bay "Buckley" popüler kültürün ona sunduklarına iliş-kin daha kuşkucu olmayı öğrenmeli.Ne var ki yaklaşımının kendi hatası sayılıp sayılamayacağını da hesaba katmak gerekiyor. Buckley'nin yaptığı yalnızca en geniş çapta erişim olanağı sunan bilgi kaynaklarının "doğrular" diye önüne sürdüklerini kabul etmekti. Kolay inanması nedeniyle sürekli yanıltılmış ve aldatılmıştı.