• 127 syf.
    ·1 günde
    27 Kasım 2019 Çarşamba
    18:11

    "Toplumun kadına hazırladığı yazgı genel olarak evliliktir. Kadınların çoğu evlidir, evlenip ayrılmış ya da dul kalmıştır. Evlenmeye hazırlanmakta ya da evlenmediği için dertlenmektedir."

    Evlilik Çağı, Simone de Beauvoir

    Merhaba!

    Güngör Dilmen'in Kurban oyunu ve bazı meseleler hakkında konuşmak için tekrar buradayım. Bu okuduğum 5. Kitabı, bu kez Anadolu Kadını diyeceğiz.

    Güngör Dilmen'e göre "bütün mitoslarda dram vardır. Tarih olayları için de aynı şey söylenebilir. Önemli tarih olayları dramatiktir. Tarih bir yorum bilim... Sözün kısası psikoloji"

    Bu oyunun dramı Anadolu kadınının bin yıl süren sessiz çığlığı karşısında Zehra'nın psikolojik durumudur.

    Zehra üzerine kuma getirilecek olan ilk eştir, iki çocuk sahibi ve çocuk doğurmaktan başka ev içinde ne anlama geldiğini sorgulayan bu sorgulamayı da kocasına hissettiren bir Anadolu kadınıdır. Kurban meselesi ise; yeni gelen bir gelinin eve adımını atmadan önce kesilen koçu temsil ediyor. Kesilen bu koç yeni gelen gelinle birlikte eve huzur ve bereket getireceğine olan bir inancın kurbanı olarak rol oynar. Bakınız Afyon yöresinde bu gelenek mevcut kütüphane kaynağında Evlenme biçimleri ile ilgili bir yazıda geçiyor. Okumak isteyenler için.
    http://afyon.ktb.gov.tr

    Türkiye'de mevcut olan geleneksel evlilik türlerinin birkaçına bakalım mı?


    • Taygeldi Evliliği:

    "Çocuklu dul bir erkekle, çocuklu dul bir kadının, çocuklarının bve kendilerinin evlenmeleriyle ortaya çıkan evlilik olayı" olarak tanımlanır." Bu evliliklere Batı'da rastlanmıyor. İslam memleketlerine has bir evlilik türüdür.

    • Levirat Evliliği

    Abinin ölmesi üzerine erkek kardeşin yengesi ile evlenmesi ile gerçekleşen evlilik türüdür. Güneydoğu ve Doğu Anadolu Bölgesinde yaygındır. Bu evlilikte erkek daha önceden evli ise imam nikahı ile yengesini kuma olarak alır, abisinin çocuklarından başka kendi çocukları olursa resmi nikahlı eşinin üzerine kaydederek çocukları aile nüfusuna katar.


    • Berder evliliği:

    Evlenecek iki erkeğin, evlilik çağındaki kız kardeşlerini birbirleriyle değiştirme biçiminde gerçekleşir.

    Kurban oyununa devam edelim. Erkeğini bir başka kadınla paylaşmak zorunda bırakılan Zehra, tüm toplumun da onayladığı bu durumu aklı, duyguları ve doğal iç güdüsü ile kabul etmemektedir. Zehra imam nikahlı eştir. Ve üzerine kuma olarak gelen Gülsüm'ün ise resmi nikahı var burada biraz da ikinci eşi alabilmek için resmi nikah kıydıran Gülsüm'ün abisi bunu kadının hakkı için değil de olası bir boşanma durumunu maddiyata çevirebilir diye bu ülkede hak, hukuk var artık resmi nikah isteriz söyleminde bulunur. Gülsüm oyunda hiç konuşmaz sadece kuma görevi görüyor abisi kaça, kime satarsa ona varmak zorunda bırakılan bir çocuk gelindir.

    Oyunun ikinci bölümü Zehra'nın düşü ile geçer. Geleneksel Anadolu kadını olan Zehra'nın nasıl yenik düşeceğini görür düşünde, bir kenara itilmişliği, eskimişliğin yüzüne vurulacağını hisseder ve uyandığında bu durumu kabullenmeyen toplumun; töre, gelenek, yasa, düzen ... ne varsa hepsini yok sayan boyun eğmeyen bir yapıya bürünerek güçlü bir izlenim bırakacaktır.

    Kuma Gülsüm evli çocuklu ve yaşı orta denebilecek Zehra'nın tersi bir görüntü çizer. Gülsüm genç, taze ve bakiredir.

    Yazar Gülsüm için soyut ifadeler kullanır:

    Gözleri menekşe
    Lepiska saçları
    Beli zambak demeti.

    Damat Mahmut'tan Değirmenli araziyi kapmak için abi Mirza Gülsüm'ün onbeşinde genç bir kız oluşunu ve bakireliğini kullanarak Mahmut'un arzularına canlı tutmaya çalışır ki Mahmut kadın bedenine sahip olabilmek adına gözü köreltip tüm istekleri yerine getirir. Yazar bu sahnede kadın bedeni üzerinden süren bu ahlaksız pazarlığın altını çizmektedir.

    Halbuki Gülsüm'ün bedenini dışarıda bırakıp onun kim olduğuna bakarsak Gülsüm'ü ara satırlarda şöyle gizler yazar: "ağasının buyruğundan, kocasının buyruğuna geçecek bir toy, bir ürkek kızcağızdır. Gülsüm sevme ve sevilme kaderini abisine bırakmış bir Anadolu kızıdır. Evli orta halli bir adama para karşılığı ikinci eş olarak sunulan bir Anadolu kızını temsil eder.

    Üçüncü ve son bölümde gelini almaya gitneden evvel Mahmut Zehra'ya döndüğümüzde bizi karşılamak istemezsen anahtarı kapının altına koy odanda kal öğüdünü verip çekilir. Zehra'nın kızı Zeynep oyunda sessiz olan ikinci karakterdir Murat ise toplum gelenekleri kulağına fısıldanan bir çocuktur babasının Hz. İbrahim ve koyun hikayesini anlatmasına rağmen Tanrılar bizden niye armağan istesin? Diye sorabilen ve gökten inen Koç'un nasıl geldiğini sorgulayan bir erkek çocuktur. Koçu çok seven çocuklar düğün gününün sabahı kurban olarak kesilmesini istemedikleri koçu annelerinin de desteği ile " Azad" ederler.

    Düğün alayı yaklaşırken Zehra evin tüm kapı ve pencerelerini kapatır. Masum çocuklarının içeceğine afyon katarak gelinin gelmesini bekler bu arada çocuklarının da kendisi gibi bir kadere sahip olmamaları gerektiği yönünde su isyanını duyarız.

    "Erkeklik öyle aşağılandı ki Karacaören'de, öyle örneksiz kaldı ki Zeynebim kadın olmamalı. Muradım,
    Kurbanlık koça acıyan Muradım
    erkek olmamalı.
    Gelişmemiş iki yıldız gibi kalmalı onlar
    Tanrının mavi bağrında."

    Bu satırlardan Zehra'nın ne yapacağını öğrenmiş oluyoruz. Zehra topluma karşı gelecek, ona zamanla alışırsın erkeğini hepten kaybetmek yerine katlanma gerekir diye ona nasihat veren tüm köy kadınlarına karşı gelecek. Rüyasında kurguladığı öğüt veren kadının da dediği gibi:
    "Bugün bir şeyler olacak öyleyse. Bin, bin yıldır Anadolu kadınının sustuğu çığlık belki senin yüreğinden fışkırır."

    Bin yıllık sessiz çığlığı bir fırtına ile harekete geçirecek, Anadolu kadının yazgısına boyun eğmek yerine, bir kadının eve gelişi üzerine kesilen koçu kurban etmek yerine İbrahim'in İsmail'i koçla değiştirmesi gibi bir yol izlemeyecek kuma için kesilen koçu azad edip kendi ve çocuklarını kurban olacak sunacak erkek egemenliğine, tolumun kokuşmuş yapısına, din altında sömürülen kadın bedenine tepki olarak kendi trajedisini yaratarak kurban edecek önce çocuklarını sonra kendisini bin yıllık sessiz çığlığı göklere ulaşacak olan bir kurban töreni ile sonlandıracak Zehra....


    Oyunun inceleme kısmı sona erdi biraz dini nikah, kumalık üzerine konuşalım.

    Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde öğretim üyesi olan ve hain bir bombalı paketle öldürülen alanında kadınların öncülüğünü yapan Cumhuriyet kadını Bahriye Üçok'un imam nikahı hakkında dediklerine bakalım:

    "İslam hukukuna göre evlenme, yakın kan hısımlığı bulunmayan iki ayrı cins arasında ve iki erkek ya da bir erkek iki kadın tanık önünde yapılan bir akittir ve hiçbir dini yanı yoktur."

    "İslâm'da nikah sırasında bir imamın bulundurulması, dua okuması, nikahı imamın aktetmesi gibi bir yöntem de mevcut değildir."
    (Atatürk'ün İzinde Bir Arpa Boyu kitabı sayfa 258)

    Sonradan çoğalan bu geleneğe Onur Ünlü'de yönetmenliğini yaptığı "İtirazım Var" filminde değiniyor: İmam rolünde olan Serdar Keskin kızının ona seni ev arkadaşımla tanıştıracam demesi üzerine tamam yarın getir tanışalım der ertesi gün kızı yanında bir erkekle gelir İmam tepki gösterecekken kız "ama baba bı imam nikahı kıydık bile der" bu söz üzerine baba şunları söyleyecektir. "

    -İmam nikahıymış..
    İmam nikahını ne sanıyorsunuz siz
    İmam nikahının hiçbir hükmü yoktur
    İmam nikahı size nefsinize uyma hakkı vermez
    İmam nikahıymış. So... İmam nikahiniza"

    Bir süre geçer İmam ilk kez rakı içer sarhosken kızının kapısına dayanır ve bu konu ile son olarak şunu der:

    Evliliğin şartı basit
    İcap-kabul
    Benimle evlenir misin? Diye sorasın
    Evet der bitti.
    İmam nikahıymış falanmış fasa fiso...

    Çok guzel bir filmdir izleyin https://youtu.be/4uKqi1m22TU


    Neslin korunması gibi İslam'ın üstün tuttuğu değerler sebebiyle bir kadının birden çok erkekle aynı zamanda evlenemesine izin verilmemiştir. Ama yüce bir varlık olan Erkek için dört bir sınırdır Nisa suresi 103. Ayet ve Peygamber'e isnat edilen dörtten fazla hanımı olanlar dörtten fazlasını boşamasını emrettiğine dair rivayetler (Beyhakî, VII, 184 İbn Mace, Nikah) sebebiyle çok eşliliğin dört kadınla sınırlandırılması kabul görmüştür.

    İslam hukukuna göre evliliklerin yasal olduğu ülkelerde mesela Suriye'de aile defterinin ilk sayfasında koca yer alır sonraki sayfalarda 1.Karısı, 2.Karısı, 3.Karısı, 4.Karısı sayfaları ve ondan sonra onbeş yirmi çocuğu sıralayacak kadar boş sayfalar yer alır. Ben 3 yıldır Geçici koruma altına alınan Suriyeliler adına yürütülen bir projede çalışıyorum bu ayrıntıları oyunda ana temamızdan biri olan "Kumalık" üzerine değineceğiz diye veriyorum.

    Siz hiç şiddet mağduru kadınlarla konuştunuz mu?
    Çocuk gelinlere konuştunuz mu?
    Üstüne kuma alınan kadınlarla konuştunuz mu?
    birincinin ya da ikincinin ya da üçüncünün üzerine kuma olarak giden bir kadınla konuştunuz mu?

    Ben bunların hepsinden yüzlercesi ile konuştum. Oyunda geçen Anadolu kadının bin yıllık sessiz çığlığını bu kadınların gözünden en ince ayrıntısına kadar okudum.

    Siz hiç 28 yaşında torun sahibi olan bir kadın gördünüz mü? Kendisi 14 yaşında çocuk doğuran ve doğurduğu kız çocuğunun da 14 yaşında çocuk doğurması ile torun sahibi olan bir kadın.

    Bu coğrafyada sessiz çığlığa mahkum olan kadınlar yanlarında erkek varken çok nadir konuşur. Dini bir gelenek adı altında ergenlik dönemi başlangıcından itibaren evlendirilen kız çocuklarının Gülsüm'lerin sesini pek duymayız Güngör Dilmen Gülsüm'ü bu yüzden konusturmaz çünkü ona söz hakkı hiçbir zaman tanınmamıştır. Reşit olmadığı için onunla cinsel ilişkinin tecavüz sayılacağı için vereceği polis ifadesinde hep kendi rizamla birlikte oldum dedirtilen kişidir Gülsüm. Çünkü biliyor ki namus belası peşini bırakmayacak önce eşinin ailesi ilk ters hareketinde onu kurban edecek, o olmazsa bile ailesinin yanına döndüğü vakit namus davası diye iade edilecektir. Çünkü bedeli alınmıştır bu çocuk kadınların, ya da reşit kadınların bedeli bir avuç para, birkaç eşya, birkaç arazi. Genç, taze ve bakire olarak nitelendirilen kadının kişilik, duygu ve düşünceleri önemli değildir hepsi erkek evinde öğrenilir yeter ki o kadın bakire olsun geri kalan her şey örtülür. Sapkın zihniyeti annelerde kabullenip hayatlarını devam ettirmektedir, kızlarının bir çeyiz parçası olarak sunulmasını kendi annelerinden öğrenmişlerdir. Onlarda torunlarına öğretisinler diye kızlarını öğreteceklerdir.

    Dördüncü eş bu maddi zorluklara rağmen sık olmasa da karşılaştığım bir durum. Dördüncü esin çocuk yaşlarda olduğu durumlarda erkek orta yaşı geçmiş kalan üç esı de cinsel isteklerinin sapkınlık boyutunu tatmin edecek gençliği yitirmiş olmakta adam taze bir kurban için artık kesenin ağzını açmaktadır zaten ona hizmet edip para getiren çocukları büyümüş oluyor maddi sıkıntıya düşmeden yeni avına odaklanabilmektedir. Hani dört sınırı olmasa ne çeşit sapkınlıklarla karşılasacağız bilemiyorum ama bir kadin bana babasının 7 eşi oldugunu anlatmıştı o kadın da bir Türk'ün aldığı imam nikahlı ıkinci eşti.

    Değinmek istediğim son konu Medeni hukuk örtüsünde tek eşle geçinip imam nikahı uydurması ile kadın bedeninden faydalanan türk vatandaşı olan erkekler üzerine.

    Kadının çok eşliliği neslin devamı için yasaklanmıştı demiştik, kadının kocası öldüğünde kaynı ile evlendirilir. Kaynı da bir bombalama sırasında ölür ve kadın ayrı ayrı erkeklerden dört beş çocukla sınırdan geçip ülkemize sığınır kadının birden olmasa da çok eşliliği mevcut şuana kadar. Ülkemizde de hayırsever erkek çok bu kadın da otuzlu yaşlarda hala diri bir bedene sahip adam evli maddi durumu yerinde kadının zor durumundan faydalanıp bedenini sunması karşılığında başını sokacak bir eve sahip olur. Dini nikahı kiyarlar bu kıyılan üçüncü dini nikah adam cinsel isteklerini tatmin eder kadın hamile kalır ve adam bu sefer kadını boşamak ister üçüncü kez dul olan o kadın şuan bir yardım kuruluşunun sunduğu avukat desteği ile onu istismar eden türk vatandaşına dava açmış sonucunun ne olacağını bilemiyorum ama bunu biliyorum kadın bedenine istismar söz konusu olunca birden çok erkek o kadına sahiplenir vaziyette eşlerin ölmesine gerek yok kadının tekrar evlenmesi için fiziki olarak olmaması yeterli uyduruk bir imam nikahı tecavüzü meşru kılıyor nasıl olsa.

    Zorda kalan kadınların çaresizliğini kullanıp kadın bedenini istismar eden vatandaşlarımız türk anayasanı unuttu hak hukuk bilinci olmayan çoğu dul kadını, ailesi tarafından Türklere sunulması daha faydalı bulunan çoğu kız çocuğunu imam nikahı uydurması ile aldı işimize geldiği vakit dinin nimetlerini kullanır, işimize geldihiy vakit zorda kalan kadına adaletle yaklaşma duygusu ile onu sahipleniriz. Kadın bedeninin istismarının din, dil, ırk ayrımı yok...


    İki kuma gelmişti yanıma, ikisi de yetmiş yaşlarında kimseleri kalmamış bu dünyada birbirlerinden başka birinci eş benimle konuşan yirmi sene önce herif öldü dedi hem benim hem onun çocukları bizi bıraktı kimsemiz yok yatan dulluk maaşı ile geçiniriz (yardım olarak dul olanlara sığınmacı da olsa para yatırılır ve eş sayısı kaç taneyse bu maaştan yararlanır) bazen komşular yardım eder, ama lanet olsun bizi bu hale düşüren zamana.. her yere birlikte gideriz kumam o benim ama biz istemedik kuma olmayı kardeş gibi yaşayıp gidiyoruz hiç kavga falan da etmedik bizim birbirimizden başka kimsemiz yok ki!

    Bu kadar aslında kadınların prangaları söküp atmaları için kendilerinden başka kimseye ihtiyaçları yok en temel sorundan en büyük soruna kadar kendileri bilir sorunlarını ve kendileri bilmeli nasıl dindirmek zorunda oldukları o bin yıllık sessiz çığlıklarını.
  • Cinsiyet Özgürleşmesi veya Toplumsal Cinsiyet Eşitliği

    Toplumsal Cinsiyetler ancak Heteronormativiteyi inşa eden (namus, şeref, ırz talebinde bulunan, eşcinselliği reddeden ahlak erkeği-Peygamberleri kastediyorlar) erkeğin diğer cinsiyetleri hapsettiği ikili cinsiyet (kadın-erkek) rejiminin yıkılması ile özgürleşebilecek cinsiyetlerdir.

    Düşüncenin genel hatlarını “Cinsiyet Belası” isimli eserinde derleyip toparlayan Judith Butler’ın, Lacan ve Wittiq’den alıp işlediği fikre göre doğduğunda, “insanın ifade edebileceği tüm cinsel imkânların üzerinde barındıran[33] çocuklarda”, “Toplumsal Cinsiyetlerin” temel kurucu unsuru eşcinsellik ve ensest tabularıdır[34]. (Foucault tabuları kurucu öğe olarak görür[35].)

    Çocukta gelişen ilk duygu kendi cinsinden olan ebeveynine karşı ilgidir. Bu gelecekte “eşcinselliğe” evrilecek olan duygudur[36]. Dolayısı ile insanlar öncelikle eşcinseldir[37]. Heterenormativiteyi üreten erkek; erkek çocuğa kendisini, kız çocuğa kadınını (Erkeğin kadını mülkü olarak görme iddiasına atıf -AHÇ) yasaklayarak ilk tabuyu (Eşcinsellik Tabusu) üretir. Sonuçta baba-oğul, anne-kız ilişkisi eşcinsel bir ilişkidir[38]. Daha sonra çocuğun karşı cinsten olan ebeveyni fark etmesi ile diğer cinse yönelen ilgiyi; kıza kendisini, oğlana annesini yasaklayarak ikinci tabuyu (Ensest Tabusu) üretir.

    3 (üç) yaş, çocuğun eşcinsel olduğunu anlamak
    için çok mu erken? Transgender araştırmacılar
    öyle düşünmüyor."

    Ancak “Ahlak Erkeğinin” tabuları “anne, baba tabusu” ile sınırlı kalmaz. Her ne kadar kardeşlerin sevilmesi konusunda ısrarlı ise de kardeşlerin fazla sevilmesi[39] “Kardeş tabusuna” takılır. Çocuk büyüdükçe aile içinden, aile dışına yönelecek “eşcinsel” ve “heteroseksüel” eğilimleri[40] tabu halinde getirdiği gibi insan dışı varlıklara yönelimleri de (hayvan tabusu, eşya tabusu) yasaklar. Ahlak erkeği sadece heteroseksüaliteyi serbest bırakır. Ancak onu da “tabu”larla tahakküm altına almaya çalışır. “Toplu Seks Tabusu” ile beraberce cinselliği, “yaş Tabusu” ile kuşaklar arası cinselliği yasaklarken(pedofili), “Nikâh Tabusu” ya da “Aile Dışı Seks Tabusu” ile kişiyi tek kişiye mahkûm etmeye çalışır. Üstelik “mahremiyet Tabusu”, “gizlilik tabusu”, “regl dönemi tabusu”, “çıplaklık tabusu” “utanma”, “ar”, “ayıp” vs. tabuları ile tekrar tekrar “tabu süzgeçlerinden” geçirerek, cinsellikleri baskılar.

    Erkeğin ürettiği yasaklar ve tabular cinsel yatkınlıkların/yönelimlerin üzerinde belirleyici[41] etki yapar[42]. Ve insanlığı, “kadın/erkek” üzerinden tanımlanmış ikili cinsiyet rejimi hapishanesine mahkûm eder[43]. Böylece Toplumsal Cinsiyetler, “Ahlak Talebindeki Eşcinselliği Reddeden Erkek” tarafından ötekileştirilerek, ahlaksız, iğrenç, pis olarak tanımlanarak, toplumsal baskı altına alınıp toplum dışı edilirler.

    Bu yüzden “Cinsiyetlerin Özgürleşmesi”, ancak “heteronormativiteyi kuran” heteroseksüel ahlak erkeğinin baskısının kırılması ile mümkün olabilecek bir şeydir.

    Bu baskıyı kırabilmek için öncelikle baskının ve yönlendirmenin fark edilmesi gerekir: Baskı doğum anı ile başlar ve hayatın her alanına yayılır. Doğumhanenin kapısında hemşire, bebekle birlikte göründüğünde “erkek”in sorduğu ilk soru: “Kız mı oğlan mı?” sorusudur. Daha ilk andan çocuk, yüzyıllardır üretilmekte olan iki cinsiyetli cinsiyet rejiminin cinsiyet kalıbına sokulmaya, yani biyolojik olarak “kız” doğmuşsa, “kültürel olarak da kız”; biyolojik olarak “erkek” doğmuşsa, “kültürel olarak da erkek” olmaya zorlanır. Hâlbuki çocuk belki lezbiyen, gay, biseksüel, trans, hem kız hem erkek cinsiyetleri aynı anda yaşamaya çalışan (travesti) veya hiç aklımıza gelmeyen bambaşka bir cinsel tercih yapabilirdi, iddiasındalar.

    Eşcinsel olmayan Ahlak Erkeği, “Doğal”lık ya da “fıtrat” diyerek “erkek” ve “kız” kategorileri tanımlamıştır. Fıtrat dayatması çocuklara verilen isimler, giydirilen pembeli/mavili kıyafetler, oynadıkları silahlı, bebekli oyuncaklar, yönlendirildikleri meslekler, aile ve toplum içindeki hitaplar, geleceğe yönelik beklentiler ve toplumsal davranış kalıplarında kendini hissettirir. Bunlar “doğallık/fıtrat” adı altında çocuğu “kadın” ya da “erkek” kalıplarına sokmaya çalışan psikolojik, kültürel ve ekonomik baskılardır. Bu süreç çocuğu, “Toplumsal Cinsiyet Kimliğini”, kafasının içine gömmeye, gizlemeye mahkûm eder.

    Hâlbuki Fıtri/Doğal diye bir şey yoktur. Erkek çocuklar top, tüfek, tabanca vs ile oynamaya meyilli değillerdir, Kız çocukları da bebeklere, ev işlerine meyilli değillerdir. Aileleri erkek çocukların önüne tabanca, kız çocukların önüne cindy bebek koyduğu için onlar bu kalıpları öğrenir ve “erkek” ve “kadın” kalıplarına girerler, iddiasındalar.
    Cinsiyet Özgürleşmecileri, binlerce yıldır erki elinde tutan, heteronormativiteyi kuran ahlak erkeğinin “fıtrat dayatması” kırılıp çocuklara cinsiyetsiz isimler verip, cinsiyetsiz kıyafetler giydirip, cinsiyetsiz oyuncaklarla büyütüp, toplumun binlerce yıldan süzerek getirdiği “erkek” ve “kız” rolleri öğretilmediğinde, “kadınlık” ve “erkeklik” kategorilerinin tamamen ortadan kalkacağını, çocukların kendi cinsel eğilimlerine yönelerek içlerindeki mesela gaylik, lezbiyenlik veya translığı özgürce yaşayabileceklerini düşünürler.

    O halde öncelikle kırılması gereken; “normal erkek”, “normal kadın” tanımları ve özellikle “normali tanımlayan “erkek otorite”dir. (Burada İstanbul Sözleşmesinde geçen “Kadın ve Toplumsal Cinsiyetlerin korunması için yapılacak ayrımcılık, ayrımcılık olarak değerlendirilemez[44]” ibaresini hatırlatmak istiyorum. Dikkat edilirse negatif ayrımcılık yapılacak olan namus, şeref, ırz talebinde bulunan eşcinselliği reddeden ahlak erkeğidir. Gay, trans, ahlak talebi olmayan vs. erkek değildir.) (Ahmet Hakan Çakıcı)
  • Allah cenneti yarattığı zaman ona konuş dedi o Da ,
    İzzet ve Celalime yemin olsun ki ,şu sekiz sınıf insan cennete giremez:
    1.İçkiye devam edenler.
    2.Zina da ısrar edenler.
    3.Dedikodu yapanlar.
    4.Namus Duygusunu kaybetmiş olanlar
    5.Zalim emniyet görevlisi
    6.Kendini Kadınlara benzetenler.
    7.Akraba ile irtibatı kesenler
    8.Şöyle şöyle yapmazsam Allah’ın ahdi üzerime olsun deyip sözünde duramayanlar.
  • " Allah cenneti yarattığı zaman ona 'konuş' dedi. O da,
    ' Bana giren kişeye ne mutlu ' dedi. Cebbar olan Allah şöyle buyurdu.'

    ' İzzet ve celalime yemin olsun ki, şu sekiz sınıf insan giremez:

    1. İçkiye devam edenler.
    2. Zinada ısrar edenler.
    3. Dedikodu yapanlar.
    4. Namus duygusunu kaybetmiş olanlar.
    5. Zalim emniyet görevlisi.
    6. (Kendini kadınlara benzeten) kadın kılıklılar.
    7. Akrabayla irtibatı kesenler.
    8. Şöyle şöyle yapmazsam Allah'ın ahdi üzerime olsun deyip sözünde durmayanlar. ' "
    İmam Gazali
    Sayfa 212 - Semerkand 8. Baskı