• Demek sivrisineğin gözünü halk eden, güneşi dahi o halk etmiştir. Pirenin midesini tanzim eden manzume-i şemsiyeyi de o tanzim etmiştir. Sünuhat'ın dokuzuncu sahifesinde

    مَا خَلْقُكُمْ وَلَا بَعْثُكُمْ اِلَّا كَنَفْسٍ وَاحِدَةٍ

    âyetinin sırrına müracaat et.
    Yalnız şu kitabın küçük bir kelimesi olan bal arısını gör. Nasıl şehd-i şehadet o mu'cize-i kudretin lisanından akıyor. Veyahut şu kitabın bir noktası olan hurdebînî bir huveynat ki çok defa büyülttükten sonra görünür. Dikkat et! Nasıl mu'ciz-nüma, hayret-feza bir misal-i musağğar-ı kâinattır. Sure-i Yâsin, suret-i lafz-ı Yâsin'de yazıldığı gibi cezaletli, mûciz bir nokta-i câmiadır. Onu yazan, bütün kâinatı da o yazmıştır.
    Eğer insaf ile dikkat etsen, şu küçücük hayvanın ve huveynatın sureti altında olan makine-i dakika-i bedîa-i İlahiyenin şuursuz, kör, mecra ve mahrekleri tahdid olunmayan ve imkânatından evleviyet olmayan esbab-ı basita-i camide-i tabiiyeden husulünü, muhal-ender muhal göreceksin.
  • ünlem koyup uyaranlardan değilim ben nokta koyup bitirenlerdenim...
  • Yaşamak

    Buzlarla kaplı bir diyarda,bedenimin her bir zerresine kadar işlemiş soğuğun varlığıyla kamaşırken ruhum,Beethoven'dan bir parça yavaş yavaş damarlarımda dolaşıyordu. Dudaklarımın morarıp hissizleştiğini tahmin ediyor,parmak uçlarımdaki o ıssızlığın bir piyano notası kadar ani ve sert olabileceğini düşünerek kendime oyanalacak,daha doğrusu zihnimi meşgul edecek bir çarkın ortasında yer buluyordum.Nasıl bu hale gelebilmiştim,nasıl ruhumu duyduğum o büyük açlığın kollarından koparıp sancımalarla dolu,kaşık kaşık zehirle kuşanmış kadife kalelerin içerisine hapsedebilmiştim? Bütün bunları... Doğrusu bilmiyordum. Her şey o kadar ani ve seri bir şekilde gerçekleşmişti ki... Kaskatı kesilen bedenim suyun üzerinde öylece dururken aklım doğruları ve yanlışları kestiremiyordu. Ensemdeki şamdanın bıraktığı ağrı,boynumdan aşağı doğru süzülen kanın suya karışması. Dehşeti iliklerimde duyumsayıp derinden sarsılıyordum. O,beni işlediği günahın bedeliyle baş başa bıraktığında vicdanının olmayan yankısını duyuyor muydu acaba? Karanlık yanının varlığımı yok etmek adına izimi silmek için harcadığı ben için... Ah,acı duyuyor muydu!
    'Kendine gel.'diye fısıldadı zihnim. 'Hiçbir zaman acıyı duyumsayacak kadar cesaretli olmamış bir ruhtan bahsediyoruz.Göğüslemek için kaldırdığı her kol seni bir adım daha bitişe iterken o... Kabul edelim,can çekişmeni düşünüyor olamazdı.'
    Acıyla inledim. Dişlerimin takırtısı dilimi ısırmama sebep oldu. İnlemem bir kat daha arttı. 'Lütfen.'diye fısıldadım bırakıldığım karanlığın ortasında,ölümü bir başına kucaklarken.'Lütfen beni hisset.Acımı hisset.'

    Sağ kolum buz gibi suyun içerisine gömülürken ağladığımın bilincinde bile değildim. Tuzlu gözyaşlarımın varlığını belli belirsiz hissediyor, ölmek gerçeğini sırtıma borç bırakan katilimin nasıl büyük bir yanılgıyla beni gafil avladığına üzülüyordum. İnsan,bu korkuyu yüreğinin bir köşesinde öylece taşırken şimdi ensesinde bir ürpertiyle burun buruna gelmişken... Bu gerçeği göğüslemekte ne denli güçlüymüş meğer.Beş dakika öncesine kadar dudağımda sahte bir gülümsemeyle demir parmaklıklarına tutunduğum teknenin uzaklaşmasını düşündükçe...Ah,lanet olsun ölüyordum!
    Göğsümdeki ağrı,ciğerlerime dolan suyun tuzlu tadı,bedenimde biten güç...Tanrım,aç kollarını!Günahlarımla geliyorum.Bugüne, bu saate,bu dakikaya,hatta saniyelere sığdırdığım anılar bir bir zihnimi talan ederken yaktığım canların korkumun etrafına toplaşıp birer parça koparışını iliklerime kadar hissedebiliyordum. Katilim,sevgili biricik dostum,eline geçirdiği şamdanı odamdan çalmış olmalıydı. Bir Avrupa gezisinde keşfettiğim antikacıdan özenle getirdiğim o büyülü nesne onun elllerinde ne de ihtişamlı bir silaha dönüşmüştü!Sarsıldım. Aklıma doluşan anılar bir anda içimin buz kesmesine neden oldu.Kahretsin!Hiçbir şey hissedemiyordum. Sadece... Tiksiniyordum.Evet,evet midemde kocaman bir yumrunun varlığı suratını hatırladıkça büyüyüyor,iğrenç bir safra tadı veriyordu.Ruhu,o kadar çirkindi ki... Güzelliğine aldanıp da içine düştüğümde idrak edebildiğim bir çirkinlikti bu,kaçışıma zemin hazırlamıştı.Kiri ellerime,her yanıma bulaşmıştı. Temizlenmek ne de zor olmuştu ama!
    Yutkundum.Boğazımdan yükselen acı bir çığlık denizin ortasında çarpacak,sığınacak bir nokta ararken dehşetle dibe çekildiğimi hissediyordum. Ayaklarımın uyuşup beni korkulu sonuma sert bir darbeyle itişi... Üzgündüm. Bunca talan edilmiş zamanın ortasında,inanmak isteyen yanıma yenilip kendi sonumu kendim hazırladığım için.

    Evet,tanrım nerede kalmıştık?

    Şule Akçay
  • Saçının her teli için dünyaları yıkan o adamlar , hele yemekten o bir tel çıkmaya gorsun , kadının dünyasını başına yıkıyor.
  • Demek ilk olarak kendimi tekrarlıyorum Nokta
    Kim bilir, belki de ben
    Bu türlü düşünmenin ilk karşılığı
    Kendi yaşamamda
    İNSAN
    SANA GÜVENiYORUM
    SAYGILARIMLA.
  • Albert Camus'un dünyasına ilk kez Yabancı ile girmiş bulundum. Yazıldığı dönemden bu döneme değişmeyen bir nokta dikkatimi çekti. Yabancıyız; evrene, topluma, komşumuza, sevdiğimiz kişiye ve de en önemlisi kendimize. Bizi yalnızlaştiran nedir , kimbilir? 'Bugün annem öldü ' ne kadar acı verici bir cümle değil mi? Sonrası...
    Bende büyük bir boşluk ve ağlama hissi uyandıran bir eserdi. Meursault çok haklısın, "Fakat herkes bilir ki hayat, yaşanmak zahmetine değmeyen bir şeydir. "
  • "Sorgulayan bir insan ikileme düşer. Ya inanmaktan korkar, çünkü böyle bir saçmalığın içerisinde olmak istemez. Ya da yaşadığı hayatın ne kadar küçük ve manasız olduğunu fark edip, bu kadar önemsiz olmaktan korktuğu için inanır. Ya inanmaktan korkarız ya da korktuğumuz için inanırız. Bunun arası yoktur. Hiç kimse sana tanrı hakkında bir delil sunamaz ya da hiç kimsenin sana anlattığı, okuduğu şeyler yüzünden inanmayı seçmezsin. İnanmayı seçtiğin nokta, gece bir başına kalıp da varlığının ne kadar değersiz olduğunu idrak ettiğin andır. Değersizliğini kabullenişle başlar inanmak ve inandıkça senin gibi inananlarla çok daha büyük bir şeyin parçası olduğunu hissetmeye başlarsın. "