• 563 syf.
    ·3 günde·Beğendi·7/10
    Ben okudum ama okumanızı tavsiye etmem. Kitap yarım bırakmayı sevmiyorum. Bu sebeple güçlükle biran önce bitsin diye okudum. Türk Tarihini baştan sona tek kitaptan okumak yerine Asya Türk Tarihini bir kitaptan Selçuklu Tarihini başka bir kitaptan Osmanlı Tarihini başka kitaptan okuyun. Bir insan tüm tarih alanında aynı başarıda bilgi veremez. Kitapta da bunu görüyoruz. Kitabın başlarında tespitler yapılırken ilerleyen sayfalarda bunları göremiyoruz

    Yerli tarihçiler ile yabancı tarihçilerin, tarihe yaklaşımı oldukça farklı oluyor. Alanında oldukça muteber olan yerli tarihçiler, Öntürk (prototürk) kabul edilen İskitler (Sakalar) ile Hunlar, Göktürk, Uygurları ve bu dönemlerin arasında geçen Kırgız, Hazar, Avar gibi bir çok boyu Türk kabul eder. Bunu sebebi milliyetçilik duygusundan ziyade kullanılan alet, edevat, dil, yaşam şekilleri ve hakimiyet kurdukları toprakların aynı olmasına dayandırılır.bundan dolayı da hepsine Türk derler.

    Yabancı tarihçiler ise ısrarlar bunların arasında ortak bağ olduğunu ifade etmekle birlikte hepsini Türk kabul etmezler. Genelde yabancı yazarlar Göktürkleri, Uygurları Kırgızları Türk kabul edenler. İskitler ve Hunlarla ilgili ısrarla Türk demekten kaçınırlar. Yazarımız Jean -Paul Roux da bu şekilde olaya yaklaşıyor.

    Kitabın hakkını vermek gerektiğini düşündüğüm yer, Orta Asya Türk Devletlerini anlattığı kısımdır. sosyal yaşam ve kültürel duruma dair anlatımları o dönemlere dair önemli bilgileri içeriyor. Okuyanda dönemle ilgili bir bilgi oluşuyor.


    Yazar zaten Türkolog ve çalışma alanı Orta Asya Türk Tarihi olduğundan bu kısımda anlatımları, kurduğu cümleler insanda bilgi adına bir etki bırakıyor ve düşünce oluşturuyor. Ancak Orta Asya Türk Tarihi dışına çıktığında, bocaladığını görüyoruz. Ta Orta Asya'dan başlayıp Türkiye Cumhuriyeti'ne kadar geçen süreci anlatacak kadar Türk tarihine vakıf olmadığı anlaşılıyor tekrar söylemek isterim ki kendi alanında başarılı alanı dışına çıkınca çuvallıyor.



    Kitapta eleştireceğim bir başka nokta Selçukluların anlatıldığı kısımdır. Selçuklularda tabiri caizse sapla saman birbirine karışmış. Daha yeni Selçuklu Tarihi görmüş biri olarak söylüyorum bunu.(dersin hocası Prof. Dr. Cihan Piyadeoğlu alanında oldukça iyidir) Bütün tarih ve isimler birbirine girmiş durumda.

    Akademisyenler, yerleşik düzene geçmemiş topluluklar için, "Barbar" ifadesini kullanır. Selçuklular, ilk etapta bu göçebe iken devleti kurunca şehirleşmeye başlıyor. Buna rağmen yazarımız Selçuklulara bile, "Barbar" diyor.
  • 528 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Bu kitap için ne yazsam cidden bilemiyorum. O kadar güzeldi ve o kadar muhteşemdi ki… sanırım tek söyleyebileceğim şey bu. Yani cidden, kitabı anlatabileceğim tek bir kelime var: o da müthiş. Ötesi yok. Kitabı okurken o kadar heyecanlandım o kadar kıpır kıpırdım ki… ben bile beklemiyordum bunu.

    Hiçbir şeyi atlamadan, her şeyi anlatmak istiyorum. İçimi dökmem gerek artık dfjkdjf Bazı anılarımı da anlatacağım o yüzden okumayabilirsiniz. Ama yazmazsam içimde kalacak. Çünkü tüm o şeyler kitabın bendeki yerini derinleştirdi.

    Acıklı hikayemin bitişine üç nokta koyacağım. Oraya kadar okumayabilirsiniz.

    Şimdi, bence her şey 2016 da başladı. Tamam, biraz abartı olabilir ama başıma gelen şeylerden sonra ben öyle olduğuna karar verdim diyelim. 2016 mayıstı djdkfds Babamla Kiler’e gitmiştik. Ben kitap raflarına bakıyordum, raflarda bildiğim veya istediğim bir kitap yoktu ama ben yine de kitap almak istedim ve babama biraz yalvarınca o da izin verdi. Sonra ben bakarak en son iki kitap bıraktım. Toz ve Kargalar Meclisi. Aslında Kargalar Meclisini almak üzereydim ama sonra, salak gibi gittim ve Toz’u aldım. Açıkçası bunu neden yaptım bilmiyorum, Toz’un kapağı daha mı hoşuma gitti bilmiyorum (ki bence güzel değil) ama demek ki o zamanlar parıltılı şeyleri seviyormuşum. Gittim ve Toz’u aldım. Ve bence sonra Kargalar Meclisi’ni tercih etmediğim için Djel beni lanetledi. Başka açıklaması yok.

    Şimdi 2018 yılındayız. Tabii ben bu süreç içerisinde Kargalar Meclisini baya gördüm falan ama bir okuyayım, bakayım diye ilgi duymadım. Ama yılbaşı indirimleri var mı diye Okuoku’ya bakarken iki kitabı 20 TL indiriminde görünce, ee bu fırsat kaçmaz olarak düşündüm. İki gün boyunca falan istediğim kitapları iyice netleştirdim ve sonra listeye ekledim falan, tam alacağım, Kargalar Meclisi’nin indirimi bitmiş.. Çok sinirlendim ve bir gün daha bekledim. İndirim gelmeyince bende BKM’den aldım çünkü daha ucuza geliyordu.

    Sonra ertesi gün oldu. Sipariş ettim. İndirim hala yoktu ama o yüzden. Bir daha ertesi gün oldu, çeviriden bir şeye bakacağım, en son Okuoku sayfası açık kalmış, karşıma direk bu indirim çıkmasın mı.. Ben delirdim tabii. Siparişi iptal edeceğim.. bilin bakalım ne yok orada? Sipariş iptal et butonu. (BKM’den ilk bir şey alışım, bilmiyordum) Sonra gittim internetten aratıyorum “BUTON NEREDE???!” Öğrendim ki, yokmuş. Müşteri hizmetlerini aramak gerekiyormuş. Aradık. Ses bandı şöyle dedi: Saat yediye kadar hizmet vermekteyiz. Saate baktım: 19.05. Daha fazla delirdim ama artık vazgeçtim. Demek ki hayırlısı buymuş dedim yani, e ne yapabilirim ki başka?

    Bende pdf’ten okumaya başladım. Ama kitaba başlarken bu kitabı bir an önce aradan çıksın da, Harry Potter’a başlayabileyim moduyla okumaya başlamıştım (sen kimsin ya gerçekten??) ve o kitabı okumaya başladığım hafta o kadar berbat bir haldeydim ki… zombilerle aramda bir fark yoktu muhtemelen. Jurda parem için çıldıran Grisha’lar gibi uyku için deliriyordum. Biraz daha uyku.. biraz daha!

    Kitabın 130. Sayfasına kadar falan okuduğumdan pek bir şey anlamıyordum çünkü dikkatimi toplayamıyordum. Bir yeri otuz kez falan okuyunca anca idrak edebiliyordum. Kitabın içine girememiştim, karakterleri özümseyememiştim ki başlarda alıntıların az oluşundan ve alıntıların altına duygularımı ifade etmediğim notlardan anlaşılıyor bence fjkdjd

    Ama sonra uyudum, kendime geldim, okumaya başladım ve BUM! Muhteşem altılımız bana o zaman muhteşemliğini göstermeye başladı.

    Kaz Brekker, Fıçının tehlikeli çocuğu. Inej Ghafa, bıçak ustası bir bilgi toplayıcı. Kaz’ın sağ kolu. Nina Zenik, midesine düşkün, eğlenceli bir Cellat. Jesper Fahey, kara mizahı harika bir kumarbaz. Matthias Helvar, hayatımın aşkı. Tamam tamam, zıtlıklarla donatılmış çocuk adam djdkjfdksd Yaaa, MATTHIAS BANA NE YAPTIĞINA BAK?! Wylan, Jesper’ın bir tanecik küçük tüccarı. Flütçü ve ressam. Çok fazla ortak noktamız var, en önemlisi ikimizde kimyadan nefret ediyoruz.

    Bu harikulade ekibi ise, Kaz Brekker bir araya getiriyor çünkü Van Eck adlı tüccar, ondan Bo Yul-Bayur adlı bir adamı kaçırmasını istiyor. Karşılığında ise ona 30 milyon Kruge verecek. Ee, tabii ki Yo Bul Bayur sıradan bir adam değil, bu yüzden sıradan bir hapishanede de değil.

    Jurda Parem adlı bir şey var ve Grishalar onu bir kez içtiğinde, bir daha eskisi gibi olamazlar. Bu ilaç? Sayesinde güçlerine güç eklenir ve normalde olduklarından kat ve kat daha fazla ölümcül olurlar. Ancak ufak bir sorun var: Bu Paremler tıpkı uyuşturucu gibi. Bir kez içtiğinde bağımlı hale gelirsin ve eğer içemezsen çıldırır, içersen de vücudunu iflas ettirir ve ölürsün.

    Bo Yul-Bayur ise bu bitkiyi yapan bilim adamı. Ve bu yüzden Buz Sarayı’nda tutuluyor ki Buz Sara’yı sıradan bir hapishane değil… girmek ayrı bir dert, hadi girdin çıkmak bambaşka… Çünkü çok sıkı güvenlik prosödürleri var ki ödülün 30 milyon kruge olmasından da anlaşılıyor bence. İntihardan farksız çünkü.

    Kaz da zaten bu ekibi kurarken, bunların onların tercihi olduklarını söylüyor. Ama onlar yine de katılıyorlar çünkü hadi ama, 30 MİLYON.

    Ve hikaye böyle başlıyor… Kurgu yeterince harika değilmiş gibi, karakterler de harikaydı.. yani cidden, her bölümde en sevdiğim karakter ve çift değişti. Benim normalde asla böyle dertlerim olmazdı, en sevdiğim her zaman bellidir… ama burada, en sevdiği karakteri seçebilen varsa, cidden helal olsun derim. Ben altı kişiye de aşıktım.

    Kitabı okurken o kadar kıpır kıpır ve mutluydum ve heyecanlıydım ki.. Buz Sarayı’na nasıl girecekleri ve çıkacakları planı okumadan önce, “yazar bunu nasıl yapacak çok merak ediyorum.” Diyordum ama öyle bir yazmış ki, büyülenip kalıyorsunuz. Ve sizi öyle büyülenmiş bir şekilde de bırakmıyor, kalbinizde bomba patlatıyor, nirvanaya çıkarıyor. Planı sürekli değiştirecek engeller çıkartıyor, aksilikler yazıyor ve siz her bir aksilik çıktığında, “NEDEN? HAYIR! OFF, NE OLACAK ŞİMDİ?” diye içten içe kendinizi yiyorsunuz çünkü aksilikler o kadar berbat ki, “benim başıma gelse muhtemelen plan berbat olmuştu ve hepimiz ölmüştük” diye düşünüyorsunuz ama yazar durumu öyle bir eline alıyor ki… YİNE BÜYÜLENDİNİZ İŞTE!

    Kitabı bitirdiğimde geceydi ve çıldırmıştım. Direk arkadaşlarıma kitabın harikalığını yazmıştım ve bir kez daha indirimi kaçırdığım için yakınıyordum. Sonra o günün akşamı, yani kitabı 00.53’te bitirdiğim için o gün oluyor, akşam annemle Bim’e gidiyorduk. (Kitabı Bim’de görmedim tabii ki djdkjfd) arkadaşım aradı ve bana kitabın yine indirime girdiğini söyledi. Bende internetim yok, yani yapacak bir şeyim de yok, hem artık eskisi gibi koymuyor o kadar dedim. O da bana istersen senin için sipariş edeyim, sen parasını verirsin dedi. Bim de şöyle bir ses yankılandı: NE? GERÇEKTEN Mİ? Ve nihayet ettik, Djel beni affetti sanırım… djdfkfjd

    Çok mu boş ve amaçsız konuştum bilmiyorum ama oh be, rahatladım. Gönlümde üç kitap vardı böyle içime işleyen ve çok sevdiğim. Şimdi dört oldu. Bayıldım ya, cidden. İki gece rüyalarıma girdi resmen kitap. Gerisini siz düşünün djfdkd

    Eğer okumayan varsa neyi bekliyor bilmiyorum. Hemen gidin, alın veya indirin veya bir şeyler yapın ama mutlaka okuyun bu kitabı. Kaz, Inej, Nina, Matthias, Jesper ve Wylan’la tanışmamak öyle büyük bir kayıp ki…

    Puanlama sisteminde 10000 yıldız falan olsa, direk verirdim. Ama onla yetineceğiz. Gönülden, içten bir on. O kadar hak etti ki bu kitap…

    Çok güzeldi.

    Dipnot: Yas yok, cenaze yok sözüne asla inanmayın. Göz boyama. Kitabın sonunda bal gibi ölüyorsunuz.
  • 336 syf.
    ·6 günde·Beğendi·9/10
    Sapiens'ten sonra yeniden Harari'ye döndüm ve yazarı neden sevdiğimi tekrar hatırladım. Sapiens yıllarca girdiğim tarih derslerinin, okuduğum onlarca kitabın bana veremediğini vermişti. Genel bir bakış açısı. Ayrıntılara bakarken, savaşları inceler, devrimleri öğrenir, hükümdarları tanımaya çalışırken insan bunların tarihin akışında bir nokta bile olmadığını unutuyor. Ayrıntıları öğrenmek önemli değil demiyorum. Sadece kafamda eksik kalan boşluğu doldurdu diyorum.
    Homo Deus'u okumaya fırsat bulamadan 21. Yüzyıl İçin 21 Ders'i elime almış bulundum. İyi de oldu aslında. Geleceğe bir bakış atmadan şimdiyi incelemiş oldum.
    https://expectokitabum.blogspot.com/...oah-harari.html#more
  • (Sherlock)
    -İnsanlar olduğu sürece her zaman bir zayıf nokta vardır.
    O Janine'di.

    (Jhon)
    -Az önce sırf bir ofise girebilmek için biriyle nişanlandın !
    Sherlock, o sana aşık.

    (Sherlock)
    -Evet söylediğim gibi ; İnsan hatası.
  • Evren içre evrenlerin tek bir noktanın konisel projeksiyonu olduğunu kavrayabilmek...Ayrıca, içinde bulunan her şeyin dahi o projeksiyon içindeki kendi noktasından oluşan konisel bir projeksiyon olduğunu algılayabilmek...
  • Mekanik açıklamayı benimseyen ilkçağın atomcularına benzer ateistler olduğu gibi, Descartes ve Francis Bacon gibi teistler de vardır. Gayeci açıklamayı yaygın olarak kullanan pek çok teist olduğu gibi, biyolojide gayeci açıklamadan kaçınmanın zorluğu karşısında birçok ateist biyolog da gayeci terminolojiyi kullanmaktadırlar. Sonuçta dinsel açıdan kritik nokta, süreci gerçekleştiren bilinçli bir Güç'ün (Tanrı'nın) varlığının kabul edilip edilmemesidir.

    (...)

    Özellikle biyolojide gayeci açıklama ile mekanik açıklamalar çok iç içe geçmektedir. Örneğin gözdeki her tabakanın fonksiyonlarıyla görme işlevinin nasıl gerçekleştiği (mekanik açıklama) ile bu tabakalarının hangi işe yaradığı (gayeci açıklama) gözle ilgili bir konu işlenirken ayırt edilemeyecek kadar iç içedir.
  • 190 syf.
    ·Beğendi·10/10
    ÖNEMLİ UYARI : Hakan Günday kitapları belli bir yaş ve hayat olgunluğuna kültür birikimine erişildiğinde okunmalı,hassas bünyelerin kolay kaldıramayacağı cümlelerle karşılaşma olasılığınız hayli yüksektir çünkü.Acıtır,canınızı sıkar,sizi yorar,zorlar,görmenizi öğrenmenizi sağlar.Çünkü saf gerçekleri roman diye size öyle bir yedirir ki ''Daha yokmu'' dersiniz.


    Cihan bir avuç çamur, gönül de onun mahsulü. İşte cihanın bütün müşkülü bu bir katre kandan başka bir şey olmayan gönülden fışkırıyor. Biz biri iki görüyoruz, oysa herkesin cihanı kendi gönlü içindedir. Muhammed İkbal (Ne alaka deme incelemeyi oku yolunuz kesişecek ;) )

    Bilindiği gibi Günday İncelemesi yapmayacağım,bu inceleme de yine arşivden ama hiç güncelliğini yitirmez.Bundan sonra iki inceleme daha var arşivde,bir kaç ay içinde onu da paylaşıp Günday'a nokta koyacağım.Okuyacağım tabi ki ama inceleme yazmayacağım ;) Yine söylüyorum ;Günday'dan komisyon-yüzde almıyorum,sadece onu seviyorum ;)

    ZARGANA!Berlin sokaklarında yalnız,aç,üşümüş,tecavüze uğramış,beş parasız 12 yaşında bir genç.Yaşadıkları onu nereye sürükleyecek,o nasıl bir değişime uğrayıp zargana olacak?
    Bu kitap Hakan Günday'ın 2002 de yazdığı gerçekci hayatları anlatımıyla çok çok çarpıcı,etkileyici,sarsıcı ve merak uyandırıcı karakterlerle dolu eseri.Her zaman ki gibi yine Günday şaheseri.
    Zargana ile birlikte Berlin sokaklarını arşınlayıp,yaşadığı olaylara şahit olacağız,kitap boyunca onunla birlikte büyüyeceğiz.Çok değişik bir stil 205 sayfada emin olun sayamadım bir sürü insanın hayatına girip çıkıyorsunuz,bazıları acınası,bazıları iğrenç,bazıları çaresiz hayatlar.

    Hakan Günday gerçekten büyük usta.Kitabı nasıl anlatacağımı bilemiyorum (eğer okursanız hak vereceksiniz.hoş diğer Günday incelemelerinide nasıl anlatacağımı bilememiştim ya ;) ).Ben bu kitabı merakla okudum.Sabah 07.00'da başladığım kitap kısa aralar vererek gece 00.40'da bitti.

    Hayatla acımasız bir rekabet halindeki karakterler çok etkileyici ve sarsıcı.Gerçeklik olgusu çok iyi.Hayatlarından nefret edip tiksindikleri halde yinede o hayatlara sıkı sıkı sarılan insanların hikayeleri.Bu hikayelerin nasıl yazılacağı da,sahneye nasıl koyulacağı da,başrollerde ve yan karakterlerde kimlerin oynayacağı da hepsi kendi ellerinde.Başrolmü istiyorsun...Bunu kimse sana gönüllü vermez...O zaman...Zorla Al!!

    Günday kitapları okurken muhtemelen onlarca alıntı yaparsınız ve sadece bu alıntıları paylaşırsınız,dikkat edin kullandığınız alıntılar da mutlaka ama mutlaka gizli bir alt metin vardır,okuduğunuz cümlenin içinde size anlattığı bir iki cümle daha gizlidir,bir'i size iki göstermeye çalışır.Belki de bir çoğunuz farkında bile değildir,Günday size bir kitap satar ama üç kitap okutur ;)

    Günday Edebiyat yazar,Felsefe yazar,Korku-Gerilim yazar,Mistisizm yazar,Aşk-Sevda yazar,karanlık yazar,aydınlık yazar.Her şeyi ama her şeyi yazar,YERALTI HARİÇ ;) Cümlelerinden nesir çıkar,şiir çıkar,hayat,acı,sevda,ihanet,sadakat çıkar.HAYATINIZ ÇIKAR!
    Kitap çok sağlam.Hakan Günday muhteşem bir yazar.Ve bu yazarın kitapları öylesine vakit geçirmek için okunmaz,farzedin ki Günday bol süt veren bir inek(kusura bakmasın artık) sağabildiğiniz kadar sağın arkadaşlar,Günday size sadece kitap değil,hayatın kullanma kılavuzunu verir.Tam bir sanatçı!Ya sizi tıkabasa doyurur,ya kafanızda koskoca bir soru işareti bırakır,yada midenizi bulandırır.Adam bildiğin güneş,ışık saçıyor.Elinizde ki kitabı bitirdiğinizde kalakalırsınız,inanamazsınız,daha sayfa yokmu,yanlışmı basıldı,eksikmi sayfalar diye kitabı kontrol edersiniz.İşte böyle bir manyak yazar ;)

    Valla uzun lafın kısası ben kelimeleri yan yana getirip Hakan Günday gibi cümleler kurabilsem ülkenin en büyük yazarı olurum.(Bu da biraz Mal herhalde umrunda değil yaaa )
    Bu kitabı mutlaka alın,mutlaka okuyun.Kitaptaki hikayeyi bırakın sadece ve sadece bu kitap için bir istisna da bulunun ve cümlelerin kuruluşuna,alt metinlere,betimlemelere,yazım diline bakın.MÜKEMMEL!

    Kitabı acın ve ilk sayfadan itibaren Zargana'nın oynadığı "Hayat Oyunu"na katılın.(Mideniz kaldırırsa devam edin)
    Aslında Hakan Günday'dan çok çok şey alıyorum,tavsiye,hayat görüşü,yaşam stili,felsefi ve matematiksel denklemler alınacak öyle çok şey var ki cümlelerinde,bunların bir çoğuda alt metinlerde gizli,o kadar dikkatli okuyorum ki,okul kitaplarını bunlar gibi okusam emin olun şu anda Gazi Hoca ile falan yarışıyordum ;) Çok kibirli oldu değilmi :D Bundan kasıtta şu:Hakan Günday hayatın sadece ve sadece bir kibirden ibaret olduğunu göstermeye çalışır,onu yenmenize yardım eder,empati yeteneğiniz varsa tabi ;)


    ALINTI :
    -------------
    Hem sen sigarayı bırakmamış mıydın?"
    "Sana ne? Ciğerim misin?
    ------------
    İnsanları anlamak zor değil. Hepsinin de doğum izleri gibi karakter izleri var sağlarında sollarında. Biraz dikkatli bakmak yeter. Haritalara benzerler. Ölçeklerinin nerede yazıldığını bulana kadar korurlar esrarlarını. Sonra bir güneş kadar bilinir hayatları.
    ------------
    İnsan kaldıramıyordu aynı hayatın içinde hem geceyi hem gündüzü. Onun için uyku vardı belki de. Ve onun için bu kadar mutsuzdu belki de uyuyamayan insanlar.
    -----------
    Kan kadar yavaş akmıştı gözyaşı. Çünkü kan kadar doluydu içi. Kan kadar ağırdı acısı.
    ----------
    İçinde mermi adına taşıdığı düşünceler herhangi bir silahın şarjörüne sığmayacak kadar kalabalıktı..
    ----------
    Gerçekte üç büyük din de dünyayı cehenneme çevirmek için ortaya çıkmıştır. Tek amaçları budur. Çünkü hayattan sonra sadece cennet vardır. İnsanoğlunun cenneti hak etmesi için cehennemden geçmesi gerekir. O cehennem de üç ilahî din eliyle dünyada hüküm sürmektedir. Tanrının mantığı budur.



    Günday'a alıştığınız zaman şu yukarıda ki alıntılar var ya,işte onlar atasözü oluyor...

    Adam size verdikce veriyor,yeter ki almasını bilin...

    TEKRAR BAS BAS BAĞIRIYORUM!BU KİTABI ALIN!HİÇ BİRŞEY YAPAMIYORSANIZ PDF İNDİRİN,HİKAYEYİ FALAN BIRAKIN (hikayede ayrı bir güzel) SADECE O KELİMELER NASIL USTACA DİZİLİP,NASIL O BETİMLEMELERİ ANLATAN O BENZERSİZ MUHTEŞEM CÜMLELERE DÖNÜŞÜYOR GÖRÜN!
    USTALIK BU İŞTE!

    Hepinize Bol Kitaplı Keyifli Okumalı Günler Teşekkürler