• Askeri militarizm ile Mehmetçik sevgisi arasında çok ince bir çizgi var . Beni o çizgi diğer canlı türlerinden ayırıyor ..:-)
  • “Bizden önce var olmuş bir insanlığın öyküsünü dinliyoruz, bunu da içimizde gözleri hala gören biri olmasına borçluyuz , bunlar gören son gözler herhalde, günün birinde bu gözler de sönecek olursa, bunu düşünmek bile istemiyorum, bizi o insanlığa bağlayan çizgi kopmuş olacak. Uzay boşluğunda birbirimizden uzaklaşıyor gibi olacağız,bir daha birleşmemek üzere, dolayısıyla o insanlığı oluşturanlar da bizim gibi körleşecek.”
  • Adı, soyadı
    Açılır parantez
    Doğduğu yıl, çizgi, öldüğü yıl, bitti
    Kapanır, parantez.
    O şimdi kitaplarda bir isim, bir soyadı
    Bir parantez içinde doğum,ölüm yılları.

    Behçet Necatigil
  • İlk kitap çok iyi olmasa da fena değildi hatta iyi bile denilebilir ama bu kitap için aynı şeyi söylemem mümkün değil. Dizisini yayınlandığı günden beri aynı heyecanla ve severek izleyen ben kitap serisini açıkçası beğenmedim. Evet ilk kitapla iyi bir açılış yapılmış ama devamı olmamış. Diziyi izleyenler az çok bazı karakterleri bilerek tanıyarak okurlar ama diziyi izlemeyenler için karakter derinliği açısından çok beğenebileceklerini düşünmüyorum.

    Dizi ile kitabı kıyaslamak gerekirse; ilk kitaptaki bazı karakterler dizide varken çoğu kitap için oluşturulmuş yüzeysel karakterler. Bana kalırsa bu durum kitaba olumsuz yansımış çünkü derinliği olmayan karakterlere kesinlikle bağlanmak mümkün değil. Bu durum kitabı öylesine okuduğunuz sıradan bir kitap haline getirmiş.

    Bundan sonraki kısım belki spoiler içerebilir.

    İncelememi maddeler halinde yapmak istiyorum :)

    1) Dizisini izleyenler kitabı beğenmez çünkü dediğim gibi dizideki sevilen karakterler kitapta yok. Onun yerine hiç tanımadığımız insanların hayat mücadelesini okuyoruz. Bu da beni büyük bir hayal kırıklığına uğrattı. Kitaba bağlanmakta zorlandım hatta yarım bile bırakabilirdim. Bu seriye sırf Vali için devam ediyorum şu an.

    2)İlk kitapta çok fazla yoktu ama bu kitaptaki küfürler ve +18 diyebileceğimiz bölümler o kadar çoktu ki bundan aşırı derecede rahatsız oldum. Hatta o kadar abartılmış ki inandırıcılık hiç kalmamış. Hani nerde zombiler nerde hayatta kalma mücadelesi diye sorgulamaya başladım. Tekrar ediyorum çok ama çok fazlaydı.

    3)Sürekli aynı şeyi tekrarlıyor gibi hissediyorum ama
    Ölen karakterler için hiç üzülmedim hatta iyiki öldü ya da banane dediklerim bile oldu. Bu da karakterlerin okuyucuya tam olarak tanıtılmamasından kaynaklanıyor bence. O kadar yüzeysel ki sadece isimlerini biliyorum desem yalan olmaz.

    4)Kitaptaki olaylar çok durağandı. Olay yok denecek kadar azdı ve sonunda ne olacak diye hiç meraklanmadım. Bana mı öyle geldi yoksa dizisini izledikten sonra aynı heyecanı kitabında da mı aradım bilemiyorum artık :)

    Son olarak çizgi romanını okumadım. Aslında onunla da kıyaslamak gerek çünkü asıl orijinali o olduğu için daha doğru olacağını düşünüyorum. Çizgi romanını okuyan arkadaşlardan ricam inceleme yapmaları. Twd hayranı olarak her ne olursa olsun seriyi sonuna kadar okumayı düşünüyorum bir aksilik olmazsa tabi.

    Sözün özü Twd izleyenler sıkılabilir ama yine de twd evreninde geçen her türlü yapımı okurum, izlerim diyenler ayrıca benim gibi zombileri sevenler okusunlar çünkü bu tarz kitaplar
    piyasada çok fazla olmadığı için kötü de olsa bu serinin kıymeti bilinmeli dİye düşünüyorum.
  • 8 yıl önceydi. Üniversite okuyoruz. Derslere girmiyorum, akşama kadar Sanat kafede kitap okuyorum. Hocanın 4 hafta da anlattığı Yunan Tarihi konularını 1 günde zihnime ince ince işliyorum. İstediğim zaman mola veriyorum. Canım ne zaman isterse o zaman bitiriyorum dersi. Sigara serbest, üstelik kupa bardakta şarapta içiyorum; Neslihan ablam sağ olsun…
    Bir gün sınıftan arkadaşlar geldiler. Sigara, siyaset, gırgır, şamata… İçlerinde yabancı olduğu her halinden belli bir kız var. Arkadaşın kuzeniymiş, İstanbul’dan gelmiş. Mimar Sinan da Resim okuyormuş. Ama kız değil bir içim su… Sükse o biçim… Marc Jacops gözlük, Louis Vuitton siyah deri ceket, Dior parfüm… Parlıament Slim içiyor ama tanrı şahidim olsun yakışıyor. Çizgi gibi dudaklar, minicik parmaklar… Dumanı üflerken başını hafif kaldırınca istemsiz olarak biz de kaldırıyoruz. Biz dediğim; ben, erkek arkadaşlar, garsonlar, yan masadan kızı kesenler ve kafenin sahibi Fevzi abi…
    Birazdan konuşmaya başladı. Biz tabi ağzının içinde dinliyoruz kızı. Resimden, heykelden, siyasetten sonra konu aşka geldi, gelmez olaydı. ‘’Evleneceğim erkek’’ dedi, ‘’Fikret Mualla'nın tablolara verdiği değer gibi değer verecek bana’’… Bizimkiler etkilenmiş erkek salaklığı ile kızı süzdükleri sırada gülmeye başladım. Kız bozuldu. Aslında haklıydı, Fikret Mualla Türk ve Dünya Resim Sanatına adını altın harflerle yazdırmış efsane bir ressamdı. Fakat asıl mesele Fikret Mualla’nın tablolara verdiği değerdi. Mesela kendisi Fransa’ya yerleştiği dönemde Picasso, Fikret Mualla’yı atölyesine davet eder. Milyon dolarlara satılan tablolarından birini Mualla’ya hediye eder. Mualla o tabloyu Picasso’nun yanından ayrıldıktan hemen sonra bir şişe rakı karşılığında hiç düşünmeden satar…
    Tabi ki kız ne bu olayı ne de benim Fikret Mualla’ya olan hayranlık derecesindeki onu tanıma aşkımı bilmiyor. Bilmeden de mezun olacak büyük ihtimalle…
    30.10.2017 Bekir YILDIZ- Anılarla Merhaba Günce
  • Eskisi gibi korkutmuyor yağmur ,usul usul yağmasa da kar tadını çıkarıyorum🌧️🌨️ ...Daha çok dokunup daha çok ıslanıyorum🙏🌞 ... Daha çok izliyorum balıkların hareketlerini🐠 .... Hisserek okuyorum her kelimeyi 📖... Bir koku alıp götürüyorsa bir yerlere çıkmak için debelenmiyorum...Bu yaşımda sokaktan geçerken görüyorsam minik ellerin çizdiği bir çizgi oyununu,o çizilen odalara zıplamadan geçmiyorum🤸..Daha çok koşuyorum merdivenlerden ... ... Asıl korkularımızın insanlar olması gerektiğini hayat acımasızca önüne seriyor....💫💫
  • Jean Paul Sartre
    - Başkaları Cehennem' dir.
    Firdevs'in başkaları hep cehennem...
    Babası
    Akrabaları
    Aşık olduğu adam
    Öğrenilmiş çaresizlik yaşayan hemcinsleri
    Ve diğer güç müsveddeleri yabancılar...

    Dünyanın neresinde olursan ol bu gerçekle karşılaşıyorsun. Baba put gibi bir evin direği.Bir kız çocuğu en küçük toplumsal kurumda dünyanın döngüsünde gerçekleşen o aşağılık şiddete bu kurumda şahit olmaya başlıyor. Erkeklerden göreceği bu şiddeti ilk olarak annesinin ögrenilmiş çaresizliğinde babasının davranış biçimlerinde görüyor ve yaşıyor.
    Çocukluk bir tür filozofluk çağı benim gözümde sorgular sorgular ama sorulara bir türlü cevap bulamaz. Çünkü gördüğü dünya ile düşlediği dünya çelişmeye başlar. Bu arada kalan boşlukta tutunmaya çalışacak bir şeyler arasa da ona kimse kulak vermez ve o boşlukta bırakılırsa o çocuğun çocukluğu elinden alınır.

    Her kızın zihnindeki erkek imajı babasından başladığı gibi Firdevs'inde hayal kırıklığı babasıyla başlar. Firdevsin çocukluk yıllarına şahit olmaya başladığım an Livaneli' nin Orta Zekalılar Cenneti'ndeki " Savaş bir erkek davranışıdır." cümlesi geliyor aklıma.
    Savaşı doğuran nedir ? Savaş sadece topla tüfekle kanla canla baş edilen bir şey değildir. Şiddet savaşın en en sadık askeridir. Bu askeri içinde insanlıktan nasibini almamış her güç müsveddesi kadına ya da bir çocuğa karşı rahatlıkla kullanabilmektedir. Toplumun en küçük yapısında hükmeden devletler gibi Baba hegemonyasını kuruyor ailenin diğer bireyleri üzerinde. Anne başkomutan erkek çocuklar padişaha sadık askerler. Annenin kızına öğretebildiği tek şey padişahım çok yaşa ! öğrenilmiş çaresizliği. Böyle bir yapıyı hiçbir güç yıkamaz babadan başka...
    Güç denilen o illet elbette ki erkeklerde var sonuna kadar. Çünkü kadına tek gercekliğin bilek gücü olduğu empoze edilmiş bilincin sınırlarının bileyin gücünü bile aşıp nasıl birlik, beraberlik ve özgürlük içinde yaşanacağı gerçeği düpedüz saklanıp bunları düşleyenlerelin üzerine korkular salınmıştır ne yazık ki.


    Biz Kadınların en büyük mücadelesi güçle değil üzerimize salınan korkuyla olmalıdır. Düşleyen bir kadının belki ulaşamayacağı bir gerçeklik olsa dahi kurtulamayacağı bir pranga yoktur.

    Firdevs okumaya küçük yaşlardan heves eden kitaplara aşkla sarılan ortaokul yıllarına kadar hayatındaki boşluklara rağmen herkesten farklı bir çizgi çizen gelecekte kendini saygın bir meslekte düşleyen okulunu dereceyle bitiren bir kız çocuğu.
    Firdevs bu boşluklara rağmen azimle tek tutunduğu şeye ortaokul diplomasına sarılır fakat ona yine ayağına çelme takan ailesi olur. Genç yaşta yürümek istediği yoldan ait olmadığı bir dünyanın içinde başkalarına karşı mücadele verir. Keşke Firdevs ve firdevs gibiler de mücadelesini başkalarına karşı değil de dünyaya karşı verebilseydi.

    Okumak, kız çocuklarının okuması dünya tarihinin bence en çok gereksinim duyduğu ve bir türlü başaramadığı bir gerçek. Bir ortaokul diplomasının bir kız çocuğuna verdiği özgüven üç beş kitabın onun yoluna tuttuğu ışık hiç kimsenin dilinden düşen öğüt bu emek kadar güç veremez ona.
    Belki bileğiyle değil ama aklıyla fikriyle bilinciyle göğüs gerer dünyaya. Söküp atar üzerine biçilmiş kalkanları.

    Ne kadar güce sahip olursa olsun bir erdem yoksunu erkek gücünü kullanabilmek için bir canlıya bir nesneye bir varlığa sığınacağı üc beş hurafeye ihtiyaç duyar ya da onu yaratır. Bir kadın ruhunun gücünü kullanırken erdem yoksunu bir erkek kadar aciz olamaz.

    Firdevs bütün olanlara rağmen Fahişelik kalıbından uzaklaşıp ruhuyla yaşamayı seçtiği hayata adım atar edebildiği kadar mücadele eder ve başkalarının onu içine soktuğu dünyayı geride bırakır artık ruhunun görmek istediği saygınlığı görür ama bu kez Firdevs'e en büyük yıkımı yaşatan aşk olur.
    Firdevsin bu yaşadığına şahit olurken aşkın insanı en yüce duygulara götürebileceğini insanın dünyada aradığı huzur ve mutluluğun sevginin kanatları altında olabilceğini ve aynı zamanda bu kanatların kırılıp o yücelikten düşüşünde en sert düşüş olabileceğini görüyorum.
    Sait Faik'in demesi gibi bir insanı sevmekle başlıyor her şey . Fakat bazen aynı zamanda bir insanı sevmekle de bitebiliyor. Firdevs' in yaşamaya dair umutları da böyle söndü. Firdevsin yaşamak istedeği dünya da böyle gerçekliğini yitirdi.
    " Yeryüzündeki ve gökyüzündeki her iki dünyayı da erkeklerin ellerinde tuttuklarını biliyordum."

    Firdevs Fahişelik yaşantısına geri döner fakat bu kez erkeklerin ona icad ettiği bu mesleğin oyunuyla saygınlığı elde eder.
    Dünyada hiçbir şey para kadar saygınlık vermiyor insana. Neden mi? Çünkü dünyanın beklediği saygınlık paradan geçiyor, insanın değil...

    Bu kez onların dünyasında onlarla onlar gibi oynadığında Firdevsin bu duruşuna katlanamıyorlar. Bu kez sözde gücünü korumaya çalışıyorlar Halbuki Firdevs'in gücü onlar gibi bileğinde değil bilincinde ve hiçbir kuvvet bu güce pranga takamaz, zincirler vuramaz.
    Bir sineye bile zarar veremeyen kendi hayatını yakıp sonra tekrar dirilten bu kadın en sonunda bu duruma engel olamayacağını anlayıp bu çıldırmış zihniyeti korkularını aşıp yok etmekle buluyor. Kendi canını kaybetme pahasına da olsa...

    " Kim demiş yumuşak insanlar adam öldüremez diye ?. Sinek değil ama adam öldurebilirim."

    Firdevs belki canını kaybedeceği bir yolu seçmiştir ama artık hiçbir gerçeğin onu korkutamayacağı bir yol olmuştur bu yol. Şimdi hiçbir korku onun ruhuna prangalar takamaz ve bu korkutucu gerçekle güç müsveddelerine meydan okuyacak.

    Güç müsveddeleri bunu sezdikleri an Firdevs'i yok etme kararı alır ve Firdevs idam edilir.
    Bu korkutucu gerçeklik Firdevs'in sonu gözükse de onun dünya kadınlarına bıraktığı sesidir.

    Ve ne kadar severse sevsin, ne kadar umutlu olursa olsun insanın insana yaptığı zulme kayıtsız kalamadığını şu satırlarla Livaneli özetliyor “ İnsan, kendi cinsini kitle halinde yok eden tek canlı türü! Bunu hiçbir hayvan yapmıyor. Kendi cinsinden olanı öldürmüyor. Kendi türüne işkence yapmıyor. İşkence kavramı başlı başına bir insan icadı! Doğada işkence yok. Kısacası dünyanın en vahşi yaratıkları bile, insanların birbirine uyguladığı zulmü bilmiyor, tanımıyor.” 


    Firdevs de kadın sünettini yaşamış bir çocuk.
    "Kadın sünnetinin kadına ve çocuklara yönelik bir şiddet biçimi olduğu bunun hiçbir şekilde meşrulaştırılmayacağına değin bir görüş ortaya çıkmışsa da bununla mücadele konusunda ortak bir politika belirlenememiştir. Kimi ülkeler kadın sünnetini hukuksal olarak yasaklama yolunu tutarken kimi ülkelerde daha yumuşak tedbirlerle ve kitlesel kampanyalarla mücadele etmeye çalışmaktadırlar."
    Dünyanın neresinde olursa olsun en başta dibimiz de yaşanan kadına karşı her türlü aşağılama ve şiddete karşı hiç bir zaman hukuksal yasaklar çıkarılan yasalar ne şiddet için ne kadınlar için ne de insanlık için yeterli değildir.
    Bunun yanında kadınlarımızın kız çocuklarımızın en çok korkuya karşı mücadele etmesi öğretilmelidir ve sonuna kadar çocuklarımız bilinçlendirilmelidir. Unutmayalım ki her şey çocuklukta başlıyor önemli olan bir çocuğa bilinciyle yürüyebileceği bir dünya sunmak, bunun mücadelesini verebilmek.

    Toplumsal bir farkındalık açısından" Şişşst Kızlar Bağırmaz " filmini de izlemenizi ve farkındalığı arttırmanızı temenni ediyorum.

    Ve buna karşılık sonuna kadar :
    Heyy Kadın Susma!!! Eyy insanlık Aldanma Unutma Unutturma !!!