• Bir kitabı okurken geçen iki saatin, ömrümün birçok senelerinden daha dolu, daha ehemmiyetli olduğunu fark edince insan hayatının ürkütücü hiçliğini düşünür ve yeis içinde kalırdım.
  • 203 syf.
    ·2 günde·8/10 puan
    Araf 10 yaşında annesini kaybettikten sonra idolü olan komiser Arif tarafından yetiştirilmiştir. Araf büyüyünce Arif’in yardımcısı olur.
    Eylül üniversite öğrencisidir. Araf’ın ilgisizliği yüzünden ayrılırlar. Biraz ilgisini çekmek ve kıskandırmak için bir oyun oynar ve Araf’ın en yakın arkadaşı ile görüşmeye başlar. Araf bu sebeple Eylül’e çok kızgındır.
    Casablanca’da düzenlenen bir patlamada Müslüman-Hrıstiyan olayları patlak verir. Bu olaylar tam kapandığı sırada bir cinayet işlenmiştir. Maktül Elizabeth Okumandır. Elizabeth’in eşi müslüman kendisi ise hristiyandır. Son zamanlarda eşi ile arası iyi değildi çünkü Elizabeth siyasi ve misyonerlik yazıları ile İslami örgütlerin dikkatini çekmeye başlamıştı. O gün eşi Amil ondan boşanmak istediğini söyledi ve çok şiddetli kavga ettiler. 2 gün sonra ölü bulundu. Acaba katili kocası mı?
    Araf ve Arif bu cinayeti araştırırken 2. Bir cinayet daha işlendi ve Elizabeth’in çalıştığı üniversitedeki dekan öldürüldü üstelik aynı yerde bulundular. Bu durumda her ikisinin de aynı sebepten öldürüldüğünden şüpheleniyorlardı.
    Ama olay onların hiç de tahmin ettikleri gibi değildi hangi yöne yönelseler oradan kapılar yüzlerine kapanıyordu.
    Katil ya da katiller kim?
    Araf’ın babası kim?
    Eylül’e ne olacak?
    Bazı yerlerde yok artık bu kadar da olamaz diye okurken bazı yerleri tahmin etmenin tatmini keyifliydi. Sadece sonunu biraz belirsiz buldum sanki sonlanmamış gibi geldi. Çünkü Araf ve Eylül’e ne olduğu düşüncesi aklımda kaldı.
    @canan_all okuduğum ilk kitabıydı kalemi akıcı ve sürükleyici geldi. Acaba şimdi ne olacak diye diye bir bakmışım kitap bitti. Polisiye severler için şans verilmesi gereken kitaplar arasında olduğunu düşünüyorum.
  • 208 syf.
    ·4 günde·Beğendi·9/10 puan
    Sarıkamış'ta şehit düşen Şevket, ailesinin yaşadığı yere bazı geceler nasıl gelebiliyordu? Sadece büyükannenin gördüğü o görüntü, düş mü yoksa gerçek mi idi? Ailenin diğer fertleri de, şehit Şevket'in bu eşkalini gördüklerinde ne hissettiler? Evin köpeği de, bu düş mü gerçek mi arasındaki görüntü karşısında nasıl bir tepki verdi?

    Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın Mezarından Kalkan Şehit adlı romanı, bir görüntü etrafında dönen, lakin, düş mü gerçek mi olduğu konusunda tartışmaların yoğun bir şekilde yaşandığı kitap olarak karşımızda. Bu kitap ilk kez 1929 yılında yayımlanır.

    Şehrin debdebesinden ve müzmin bekarlığından sıkılan Şevki, bir gün köprüde (Galata Köprüsü) uzun zamandır görmediği arkadaşı Kadri'ye rastlar. Eski günlerin yad edilmesi, felsefi tartışmalar sonunda Kadri, Şevki'yi şehrin sayfiye kısmında olan Kartal'daki köşküne davet eder…

    İnanç, inançsızlık, ruh, madde, cin, peri, efsunlanmak, cinlenmek, yaşam, ölüm, mezarlık, ruhun bedenlenmesi, uğursuzluk kelimelerinin yoğunluğuyla iç içe geçen bir anlatım. Anlatılan hikaye bizden olduğu için merak uyandırıyor. Bu coğrafya insanının genlerinde yoğun bir şekilde var olan bazı kavramlar bu hikaye içinde birleştiriliyor. Her şeye maddeci anlayışla bakan birisi ile ruhani olaylar karşısında daha hassas olanlar kişilerin; cin, peri gibi olayları yorumlayışıyla birlikte iki zıt kutbun bakış açısını da gösteriyor. Sarıkamış'ta şehit düşen Şevki'nin anı defterinden, Enver Paşa hakkında sert, nobran ve fütursuz cümleleri de okuyoruz. Şevki, Sarıkamış'ta nasıl şehit düşüldüğünü de Enver Paşa'ya saydırarak anlatıyor.

    Hüseyin Rahmi Gürpınar'dan daha önce kitap okumuşsanız büyük olasılıkla bu kitapta da aynı lezzeti alabilirsiniz. Çok uzun süre sonra ilk kez not tutmadan sadece okudum. Önümde defter, kalem olmadan romana kendimi kaptırdım ki, 'du bakalım n'olcak' mantığıyla gittikçe gittim. Heyecan ve merak güzel ilerliyor. Okurken şunu hissettim: Yazar bu kitabı 1926 yılında yazmış ve 1929 yılında yayımlatmış. Büyük ihtimalle (emin değilim), tefrika halinde yayımlandıktan sonra kitaplaşmış olabilir. Çünkü tam tefrikalık bir kitap. Kendimi bir ara o devirde yeni tefrikayı bekler buldum ya da bir zamanlar radyoda 'arkası yarın'ları dinler gibi hissettim.

    Okuduğum kitap Bilge Kültür Sanat, Mayıs 2017 basımlı ve Osman Sevim tarafından sadeleştirilmiş. H.R. Gürpınar'ın kitapları iyi sadeleştiren kişilerin elinden okunursa (Osman Sevim, Kemal Bek gibi) o zaman keyif alınır. H. Rahmi Gürpınar sevdalısı Verda hanımın tavsiyesiyle okudum (biraz geç olsa da ). Ona da ayrıca teşekkür ederim. Onun incelemesine de buradan Mezarından Kalkan Şehit - Mutallaka bakılabilir.

    Bu kitabı 4 - 6 Mayıs 2021 tarihleri arasında okudum. Bu yazı 7 Mayıs 2021 tarihinde1000Kitap sitesine eklendi. Tavsiye ederim.
  • 356 syf.
    ·3 günde·Beğendi·8/10 puan
    Sahte anı sendromu denilen bir hastalığın yayılmasıyla başlayan sürükleyici bir macera oluşturuyor romanın konusunu.
    Alzheimer hastalığının tedavi yöntemi için üretilen bir cihazın yanlış ellerde, yanlış kullanımı sonucunda dünyayı kaosa çeviren bir silah haline dönüşme süreci. Gerçek ve sahte anıların birbirine karıştığı benim de okurken zaman ve gerçeklik algımı zorlayan bir kitap oldu. Kurguyu ve kitabı genel olarak sevdiğimi söyleyebilirim.
  • 432 syf.
    ·6 günde·7/10 puan
    Henüz üç yaşındayken annesi vefat eden ve annesinin eşcinsel yakın arkadaşı tarafından evlatlık alınan lise son sınıf öğrencisi Salvador’un hayatını okuyoruz.

    Salvador’un hayatında meydana birtakım değişikler oluyor bu değişimin getirdiği kaygı ve stresi dışarıya öfke olarak yansıtma hem kendini hem de ailesi ve arkadaşlarını endişelendiriyor.

    Salvador’un o kadar mükemmel bir ailesi varki, kusursuz hiçbir sorun yaşamadığı babası, babasının kalabalık Meksikalı ailesiyle olan sevgi dolu ilişkisi ve onun için en değerlisi Mima’sı. Ölüm döşeğinde olan büyükanne Mima’nın durumu Salvador’un yaşadığı gençliğin getirdiği sorunlarla birlikte onda büyük bir değişim başlatıyor. Salvador ve Mima’nın ilişkisi o kadar tatlı ki hep gözlerim dolu dolu okudum onları.

    “Onu sonsuza dek bu dünyada tutmanın bir yolu var mı, diye merak rttim. Ve sanki aklımı okuyormuş gibi, ‘Kimse sonsuza dek yaşayamaz, dedi, ‘Sadece Tanrı sonsuza dek var olur. Bu elleri görüyor musun? Eller yaşlanır. Öyle olması lazım zaten, mijito. Yürekler bile yaşlanır.”

    Kitabı okurken gereksiz çok ağladım, hüzünlü olsada genel olarak Salvador’un ailesi ve arkadaşlarıyla ilişkisine imrendiğimden sanırım. Özellikle sonlara doğru Mima’sı kötüleştikçe kendi ailemden birini sürekli düşündüğümden benim için çok daha zordu bunları okumak. Ne yazıkki hepimiz Salvador kadar şanslı değiliz ve ölülerimizle son zamanlarımızı bu kadar güzel geçiremedik.

    Hayatımın Akılalmaz Mantığı süper akıcı ve kolay okunabilir olsada birazcık daha kısa yazılsaymış kusursuz olurmuş gibime geldi ama çok da sorun değildi bu çünkü okuması çok keyifliydi.

    “Hayat her zaman, neyi hak ettiğimizle ilgili değildir.”

    “Sonra odadaki herkes gülmeye başladı. Babam, amcalarım ve halalarım... yapmayı bildikleri bir şey varsa o da gülmekti. Babam böyle davranışlara ‘karanlıkta ıslık çalmak’ derdi: Yani, insan kendini karanlığın içinde bulduğunda ıslık çalsa da olurdu herhalde. Hep gündüz olacak diye bir şey yoktu çünkü eninde sonunda yine karanlık çökecekti. Güneş doğacak ve sonra batacaktı. Böylece yeniden karanlıkta kalacaktın. Islık çalmazsan sessizlik ve karanlık seni yutardı.”

    belki de biz de bir gün Salvador ve ailesi gibi karanlıkta ıslık çalmayı öğreniriz.
  • 487 syf.
    ·19 günde·Beğendi·Puan vermedi
    Proust maceram sürerken kimi zaman, sevdim galiba Proust’u derken, kimi zaman çok sıkıldım derken buluyorum kendimi.

    M. de Charlus üzerinden eşcinsellik konusunda yoğunlaşıyor 4. cilt.
    Beni etkileyen bölüm, anneannesinin ölümüyle yüzleşmesi oldu.

    Proust okurken, aristokrasi, burjuvazi arasındaki ilişkiler, birbirlerinin salonlarına, davetlerine kabul edilme, edilmeme gibi ayrıntılar arasında kayboluyorsunuz.Bu bölümler çok sıkıyor beni.Ama anneannesinin ölümüyle yüzleştiği bölüm gibi bir bölüm okuyunca sayfaların nasıl akıp gittiğini de anlamıyorsunuz.

    Sodom ve Gomorra cildinin sonunda Proust’un benim yazarım olmadığına karar verdim.Ya da döne döne okuyacağım bir yazar olmadığına.
  • 632 syf.
    ·8 günde·Beğendi·10/10 puan
    Bazı kitaplar öyle bir seviyeye çıkıyor ki sonlara doğru , bundan sonraki elinize alacağınız kitapta bu seviye lezzeti bulamayacak oluşunuzu hissetmek büyük üzüntü yaşatıyor insana.
    Bu kitapta öyle bir lezzet bıraktı bende.
    Kitapta kendi hayatımdan o kadar çok kesitler buldum ki bazı yerleri tekrar tekrar okuduğum az kitap vardı Buda onlardan birisi oldu.

    Yer yer tebessüm ettirecek diyaloglar barındırması ,yer yer aşkı iliklerinize kadar hissettirecek olayların yaşanması, dost görünümlü ihanetler ,bunun yanında hayatın anlamını sorgulayıp ve arayış kısımları, bunu okura sorgulatması
    Kitabı mükemmellik seviyesine çıkarmış.

    Ben okurken çok keyif aldım çok sorguladım baya baya beğendim sevdim. Okuyun okutturun , Oblomovu duymayan bilmeyen kalmasın diyorum :)