• Bir adet Oynak Cemile
    Bir adet Acıma Yakarım Daryan
    Bir adet Tüm Hikaye Boyunca İlahi Bakış Açısıyla Bunların Yanında Takılan 14'lük Geleceğin Ressamı

    Şimdi buraya oynak yerine başka bir kelime yazardım da nasıl olsa emojilerle ciddiyeti delinen sitemize o tür kelimeleri de ''rahat rahat'' yazdığımız günler gelir, o zaman yazarız, rahatlık önemli. Biz ki kelimelerle gülemediğimiz ve öfkelenemediğimiz, daha doğrusu, kendimizi ifade etmeye üşendiğimiz için ilk çağlara dönüp mağara yaşantısı zamanındaki yazılara öykünüp, emojileri bulmuş bir çağın kutlu insanlarıyız! Artık çivilere de gerek yok üstelik! Tık, bitti. Hatta artık dokunurken tık da demiyor telefonlar, öyle bir muhteşem çağ. Konu dağılmadan Jemiile'ye dönelim.

    Bu kitap Cengiz Aytmatov ile tanışma kitabım oldu, uzun zamandır merak ediyordum. Bu aralar pek vaktim olmasa da inceliğine dayanarak etkinlik sayesinde okumaya niyet ettiğim ve iyi ki okuduğum bir kitap oldu. Aytmatov'un dilini çok sevdim. Su gibi, tertemiz aktı gitti kitap. Burada çevirmen Refik Özdek'i de anmak gerek, onun için de Değerli Hercaiokumalar ablama teşekkür ederim. Onun siteye yazdığı yorumlarla, Refik Özdek'i tercih ettim, çok da güzel oldu. Üslup, istediği duyguyu verme benim için tam tadındaydı. Kendime kitap almama sözü verdiğim için bu senelik Aytmatov maceramız burada noktalanıyor. Seneye Ötüken Neşriyat sitesinde %40 indirim yapana kadar bekleyeceğim. O vakit beni annem bile durduramaz, o ki kitaplarımdan bıkan kadın, ama bundan da gurur duyan klasik huysuz ve tatlı kadın ve terlikli kadın.

    Bundan sonrası sürpriz bozan içeriyor. (Tatar Ramazan'ı anasım geldi.)

    Şimdi Jemiiile'ye gelelim. Hikaye savaşta olan Özbekistan mı Kırgızistan mı anlamadığım bir yerde, köydeki erkeklerin cepheye gittiği, kadınların erkek işlerini yapmak zorunda kaldığı bir zamanda geçiyor. Cemile, köyün genç, güzel mi güzel, işveli cilveli, oynak gelinlerinden biridir. Ama oynaklık olsun diye değil, sadece rahat biri. Sadık, cepheden gönderdiği mektuplarda, karısına ancak bir selam yazabilen, ama köyün adetlerinden ötürü daha fazlasını yazamayan, Cemile'nin kocasıdır. Şimdi burada adetleri sorgulayacağım: Kitabın ilerleyen kısımlarında birkaç asker köyün oralardan geçiyordu ve köyün kızları ile sanki avratlarıymış gibi şakalı şukalı hareketlerde konuşmalarda bulundular. Bunu köyün yaşlıları neşeyle izledi. Bu ayıp ve saçma değil de, bir kocanın karısına mektup yazması ya da yazdığı mektuba bundan sonrasını karım okusun diyerek birkaç hasret cümlesi iliştirmesi mi ayıp? O askerlerle Cemile, bir güzel fingirdedi. Öpücük verdi falan, ''Sen hayırdır kız?'' Ben böyle saçmalık görmedim, bu nasıl iştir. Bırak böyle cilveli boğuşmalar, dereye atmalar, öpücük!!!! vermeler falan, elin adamı gelecek, köy yerinde bir kıza şöyle bir bakacak, onun gözünü oyarlar gözünü, oymalı da zaten. Bu kısmın gerçekliğini bir sorguladım. Yani o devirde ya da herhangi bir devirde böyle bir serbestlik mümkün mü? Bunu merak ettim.

    Cemile... İlk sayfalardan itibaren, farklı kişiliği ile dikkat çeken, herkese karşı çok rahat bir kızdı. O kadar sağa sola kahkalar atarsan, eninde sonunda herkesin gönlü düşer. Bu bir gerçek. Bir de ne bileyim, en sonlara doğru ''Samanlıktan kaldıramadım samanı da Zühtü'' yani, samanı güzel kaldırdılar.

    Peki o 14'lük? Ona ne demeli? 14'lük dediğime bakmayın, çocuğun sadece 15 yaşından küçük olduğu belirtilmiş o kadar. Ben böyle yazmak istedim. 14'lük deyince tabanca gibi oluyor. :) En sonunda kurşunu adres sormadan Sadık yedi.

    Hasılı kelam, tabancalar patlarken, Jemile kız koşarken, türküler eşliğinde gönülde saman havalandı. Olmaması gereken şeyler oldu. Onaylamadık ama yapacak bir şey yok. Davulcular zihnimi delerken, incelemenin sonuna gelmiş bulunuyorum. Bu ay artık bir şey yazmam diyordum ama tutamadım kendimi, hayırlı sahurlar. :)
  • Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu (USAK)'ın çalışmalarının sağlam kaynaklara dayandığını ve güzel analizler yaptığını daha önceki incelemelerimde de aktarmıştım. Bu çalışma, içlerinde en başarılı gördüğümdür. Yazarı olan Haluk Alkan da takip ettiğim bir stratejisttir. Bu kitapta Kazakistan, Özbekistan, Kırgızistan ve Türkmenistan'ın son 40-50 yıllık siyasi tarihi incelenmiş. Her biri uzun süre Sovyet egemenliğinde kalmış ve 1991'deki çöküşten sonra da siyasi yapıları fazla değişmeden devam etmiştir. Bugün de aynı düzen devam etmektedir. İç politikalarında son derece baskıcı olan bu liderler, zaman zaman milliyetçiliği, avrasyacılığı ve başka ideolojileri birbirine karşı kullanarak gücü ellerinde tutmuş ve bu ülkelerin ilerlemesine dolaylı yoldan engel olmuşlardır. Özellikle Özbekistan ve Türkmenistan'ın baş muhalefeti denebilecek her aydın ülkeden kovulmuştur ve bugün Türkiye, İsviçre, Amerika gibi ülkelerde yaşamak zorunda bırakılmışlardır. Aynı zamanda Rus etkisini üzerinden atamamış olan bu devletler, bu etkiyi de liderlerinin kişisel çıkarları sebebiyle aşamamaktadır. Bunları ve bahsedilen dört Türk devletinin iç ve dış politikasına dair her konuyu, çok detaylı ve net şekilde kitapta bulabilirsiniz. Şiddetle tavsiyemdir.
  • *İstanbul ve Mimar Sinan Üniversiteleri Tarih kürsülerinden tanıdığım Ahmet Taşağıl, konusunda uzmanlığını ilerletmiş ve araştırmalarına da rehavete kapılmadan devam etmiş az sayıdaki akademisyenden biridir. Eski Çince uzmanıdır.

    * Daha önce 3 veya 4 kitabı okudum. Özellikle Göktürkler(3 Cilt) kitabı konusunun temel kaynaklarındandır.

    * Bu kitap, bir seyahatname diliyle yazılmış olup Ahmet Taşağıl'ın Servet Somuncuoğlu ile birlikte yaptığı gezilerden(ki bu keşif gezilerinin dönüşünde çok önemli bulgular-fotoğraflar edinilmiş ve yayınlanarak ilgi çekmişti) başlayarak tüm Türkistan'ı kapsar.

    * Yazardan beklentim özellikle Kazak, Kırgız, Moğol ve Uygur bölgeleri konusunda uzun uzun bilgi ve tecrübelerini vermesiydi ki yeteri kadar verdiğini düşünüyorum. Bunun yanında Özbekistan, Türkmenistan ve hatta Afganistan bölgeleri hakkında da güzel bilgiler vermiş.

    * Rahatlıkla okunabilecek bir dile sahip olması ve anlatılan bölgelerde yazarın (ve merhum Servet Somuncuoğlu'nun) çektiği fotoğraflarını da yayınlamış olması kitaba ayrıca renk katmış.

    Bir not daha ekliyorum: Ahmet Hoca'nın adını Youtube'da arayarak onun Kazakistan televizyonları dahil bir çok programda konuşmalarını da bulabilirsiniz.
  • "Timur, bütün Türkistan cumhuriyetlerinde (Tacikistan dahil), bilhassa taht şehri Semerkant'ın bulunduğu Özbekistan 'da millî kahramandır. Diyebilirim ki, bizde Atatürk ne ise, o kardeş ülkelerde de Timur aynı şey..."
    Yılmaz Öztuna
    Sayfa 56 - Ötüken Neşriyat
  • Söz yazıya dökülüp cisimleştiğinde, insanlar, fikirleri kaydetmek için ağır kil tabletler yerine hafif taşınabilir nesneler aradılar. Asırlar boyunca eski Mısırlılar, üzerine yazı yazılacak malzeme yapmak için papirüs bitkisinin lifli katmanlarını bir araya getirip sıkıştırıyorlardı ama bunu yapmak pahalıydı. Daha uzun yazıları daha uzun mesafelere daha sık iletmeye artan taleple daha ucuz bir alternatife ihtiyaç duyuldu. "Kağıdın icadı insanların bilgi ve düşünce alışverişine katkıda bulunan küçük ve taşınabilir bir şeye sözlerini kaydedip düşünceleri saklamalarını sağladı. Öğretme, öğrenme ve iletişim
    biçimimizi kökten değiştirdi." Nikolaos Psychogios 2006'da Çin'in kuzeydoğusunda
    bulunan Gansu eyaletindeki Fangmatan'da Çince karakterler taşıyan kağıt örnekleri bulundu. Askeriye tarafından kullanılmışlardı ve milattan sonra birinci yüzyıla aittiler. İkinci yüzyılda saray görevlisi Cai Lun bitki liflerini, kenevir atığı, balık ağı ve eski bez parçalarıyla birleştirerek kağıt yapımının daha yeni bir yöntemini buldu. Bezin karışıma katılması biraz garip görünebilir, ama bu fikri, keçeleşmiş lifler bir hasıra serilmeden önce bezlerin yıkanıp dövülmesini seyreden bir kişinin bulduğu düşünülmektedir. Çinliler yeni icatları konusunda ketumdular. Rivayete göre Çin ordusu MS 751'de, günümüz Kırgızistan'ında Talas Savaşı'nda yenilgiye uğradıktan sonra iki esir, kağıdın nasıl yapıldığını söyleyene kadar işkence gördü ve sonra günümüz Özbekistan'ındaki Semerkant'ta bir kağıt fabrikası inşa edildi. Yüzyıllar boyunca kağıt yapımı teknolojisi İpek Yolu olarak bilinen ticaret yolları ağı boyunca yavaş yavaş gelişti. Bağdat'ta incelikli kağıt yapımı işleminin seri üretimi gerçekleştirildi ve kağıt hamurunu elle dövmek için havan tokmağı ve havanı kullanan geleneksel Çin yönteminin yerini otomatik demir çekiç aldı. Kağıt yapımı teknolojisi Avrupa'ya ancak aradan yüzyıllar geçtikten sonra gelebildi. Onuncu yüzyılda İspanya ve Sicilya'da söz konusu teknoloji kullanılmaya başladı, ama bu teknolojinin Kuzey Avrupa'ya ulaşmasıiçin on beşinci yüzyılı beklemek gerekti. İngiltere'de bilinen ilk kağıt fabrikası 1490'da Stevenage yakınlarında inşa edildi. Bununla birlikte kağıt pahalı bir şey olmayı sürdürdü, ancak on dokuzuncu yüzyıldaki iki fikir sayesinde kağıdın maliyeti düşürüldü. Bezlerden Servete
    Kağıt sayfaları yerine rulolar üreten seri kağıt yapımı makinesi fikrinin patenti ilk kez 1799'da Fransız Nicholas Robert tarafından alındı. Robert'in patronu Léger Didot'nun icadı kendinin yaptığını ve yapımını finanse etmek için de kırtasiyeci Henry Fourdrinier ile sözleşme imzaladıklarını iddia etmesinin ardından tartışmalar çıktı. Fourdrinier ile erkek kardeşi bu makineden iki adet yaptılar. "Fourdrinier makineleri" denilen bu makinelerden birini, karşılığında on yıl boyunca her yıl 700 pound alma şartıyla Rus Çarı II. Nicholas'a sattılar. Fakat Çar anlaşmaya sadık kalmadı ve parayı ancak yıllar
    sonra tamamen ödedi ki o zaman da Fourdrinier kardeşler patenti koruma mücadelesi yüzünden iflas etmişlerdi. Kağıt yapımında kilit niteliğinde diğer bir buluş da eski bezler yerine kağıt hamuru kullanmaktı. Matthias Koops, bu fikri 1800'lerin başında buldu, ama makinesini yapmak için kraliyet ailesinden mali destek almasına rağmen iflas etti. Bu buluşun potansiyelini fark eden iki mucit Kanadalı Charles Fenerty ve Alman Friedrich Gottlob Keller, 1830'lar ve 1840'larda kağıt hamuruyla ayrı ayrı deneyler yaptılar ve 1844'te buluşlarını ilan ettiler. Fenerty kağıdının bir örneğini Halifax'ın önde gelen gazetesine gösterirken, Keller Alman devletinin kazancını beslemeye çalıştı.
    Ne var ki ikisi de icatlarından fazla para kazanamadılar. Fenerty makinesinin patentini hiçbir zaman alamazken, Keller kendi makinesini Heinrich Voelter'e 80 pound gibi çok az bir paraya sattı. On dokuzuncu yüzyılın sonuna gelindiğinde bezin yerini tamamen ağaç aldı ve pek çok fabrika kağıt yapımından servet kazandı. Bezden servete kağıdın
    tarihi asırları ve kıtaları kapsar ve kağıt insanlık tarihinde dönüm noktası oluşturan bir icat haline gelir. "Kağıt olmasaydı, bilgi ve bilim layıkıyla aktarılamazdı," diyen Psychogios'a göre toplum düzeni de kağıt üzerindeki yasalar sayesinde korunuyor.
  • Kırgızlar, Sovyetler Birliğinin 1992’de dağılması ile kurulan, Kırgızistan Cumhuriyetinde yaşarlar. Kırgızelinin nüfusu 1999 sayımına göre, 4.753.003 kişidir. Bunun 3.000.000'unu Kırgızlar oluşturur.. Ayrıca Özbekistan, Tacikistan ve Kazakistan'da Kırgız vardır. 150.000 aşkın Kırgız Çin Halk Cumhuriyetinin Sing-Kiang Uygur Özerk bölgesinde ve Moğol Halk Cumhuriyetinin batı bölgelerinde Afganistan'ın kuzey doğusunda ve Pakistan'da yaşar. Böylece üç buçuk milyon dolayında Kırgız vardır. Günümüzde Kırgızların toplu biçimde yaşadıkları Kırgızistan toprakları 198.500 km'dir. Ülke, Tanrı Dağı ve Ala Dağ bölgesini içine alır. Topraklar dar vadilerle bölünmüş dağlık bir alandır. Güneybatıda Çin Halk Cumhuriyeti, güneyde Tacikistan Cumhuriyeti, Kuzeyde Kazak Cumhuriyeti ile komşudur. Başkenti Bişkek'tir