• Profesör Henri Masse'nin "İslam / L'İslam" ismindeki eserinde bu nokta şöyle tespit edilir (1937 Paris baskısı, s. 187):

    "1071'de İmparator Romen Diyojen'in mağlup oluşu, Anadolu'yu Türklerin eline geçirdi. Aynı zamanda Suriye ile Filistin'i de istilâ edip Fatımîlerle karşılaştılar. Bu da Sünniliğin Şiilikle yeni bir mücadelesiydi. Fatımîler artık takatten düşmüşlerdi..."

    Yine aynı kaynağın 188'inci sayfasında, Suriye ile Filistin'i Fatımîlerden geri alarak Sünni İslâm hâkimiyetine iade eden Selçukluların, sonunda Mısır'ı da almaya karar vermelerinden sonra ortaya çıkan durum şöyle anlatılır:

    "Selçuklular Mısır'a taarruz etmeyi düşünüyorlardı ve bu düşünce akla yatkındı, çünkü Fatımîler Şiiliğin son dayanak noktasıydı. İşte bunun üzerine Fransa, hem Bizans'ı, hem de Hıristiyanlığın kutsal yerlerini tehdit eden bu genişleme siyasetinden telâşa düşerek Haçlı Seferlerinin yapılmasına karar verdi."
  • Topuğuyla yere bir şeyler çizdi."Doğru mu yanlış mı?"
    Şaşıran Ambra yerdeki Romen rakamlarıyla yazılmış denkleme baktı.
    I +XI =X
    Bir artı bir eşittir on mu? Hemen, "Yanlış," dedi.
    "Peki bunun doğru olmasının bir yolu var mı sence?"
    Ambra başını iki yana salladı. "Hayır, denklemin kesinlikle yanlış."
    Profesör nazikçe genç kadını elinden tutup kendi bulunduğu tarafa çekti.Ambra işaretlere onun durduğu noktadan bakıyordu.Denklem baş aşağı olmuştu.
    X= IX + I
    Ambra şaşkınlıkla başını kaldırdı.Langdon gülümsüyordu. "On eşittir, dokuz artı bir. Bazen başka birinin gerçeğini anlamak için tek yapman gereken bakış açını değiştirmektir."
  • V.İ.U. LENİN
    FRİEDRİCH ENGELS (1895)



    Nasıl bir zekâ meşalesi söndü

    Nasıl bir yürek durdu!

    5 Ağustos 1895’te Friedrich Engels Londra’da öldü. Dostu (1883’te ölen) Karl Marx’tan sonra, Engels, bütün uygar dünyanın modern proletaryasının en yetkin bilim adamı ve öğretmeniydi. Kaderin Karl Marx ve Friedrich Engels’i bir araya getirdiği andan bu yana, iki arkadaş yaşamları boyunca çalışmalarını ortak bir davaya adadılar. Ve bu yüzden Friedrich Engels’in proletarya uğruna neler yapmış olduğunu anlamak için, çağdaş işçi sınıfı hareketinin gelişiminde Marx’ın öğretisi ve çalışmasının önemi konusunda açık bir fikre sahip olmak gerekir. Marx ve Engels, işçi sınıfı ve onun taleplerinin, burjuvazi ile birlikte kaçınılmaz olarak proletaryayı yaratan ve örgütleyen mevcut iktisadi sistemin zorunlu bir sonucu olduğunu ilk gösterenlerdir. Onlar, insanlığı, onu halen ezmekte olan kötülüklerden kurtaracak olanın, yüce duygulu bireylerin iyi niyetli girişimleri değil de, örgütlenmiş proletaryanın sınıf savaşımı olduğunu gösterdiler. Marx ve Engels, bilimsel çalışmalarıyla, sosyalizmin, hayalcilerin bir buluşu olmadığının, ama modern toplumdaki üretici güçlerin gelişmesinin nihai amacı ve zorunlu bir sonucu olduğunun ilk açıklamasını yapanlardır. Günümüze kadar olan yazılı tarih, sınıf savaşımlarının belirli toplumsal sınıfların ötekiler üzerindeki birbirini izleyen egemenlik ve zaferlerinin tarihi olmuştur. Ve, sınıf savaşımı ve sınıf egemenliğinin temelleri —özel mülkiyet ve anarşik toplumsal üretim— kayboluncaya dek bu sürecektir. Proletaryanın çıkarı, bu temellerin yıkılmasını gerektirir ve bu nedenle, örgütlenmiş işçilerin bilinçli sınıf savaşımı bunlara karşı yöneltilmelidir. Ve her sınıf savaşımı, politik bir savaşımıdır.

    Marx ve Engels’in bu görüşleri, şimdi kurtuluşları için kavga veren bütün proleterler tarafından benimsenmiştir. Ama kırklarda, iki arkadaş zamanlarının sosyalist yazınına ve toplumsal hareketlerine katıldıklarında, tamamen yeniydiler. Siyasal özgürlük savaşımına kralların, polis ve din adamlarının despotizmine karşı savaşıma katılan, yetenekli ve yeteneksiz, dürüst ve dürüst olmayan birçok kimse vardı, bunlar, burjuvazinin çıkarları ile proletaryanın çıkarları arasında uzlaşmaz karşıtlık olduğunu göremiyorlardı. Bu kimseler, işçilerin bağımsız bir toplumsal güç olarak hareket etmeleri gerektiği düşüncesini kabul edemiyorlardı. Öte yandan, yalnızca yöneticileri ve egemen sınıfları çağdaş toplumsal düzenin adaletsizliklerine ikna etmenin yeterli olacağına ve o zaman yeryüzünde barışın ve evrensel refahın kolayca kurulacağına inanan, kimi de deha sahibi, birçok hayalci vardı. Savaşımsız bir sosyalizm düşünü görüyorlardı. Ensonu, o zamanın sosyalistlerinin hemen hepsi ve genel olarak işçi sınıfının dostları, ancak, sanayinin gelişmesi ölçüsünde büyüdüğünü korkuyla izledikleri proletaryayı bir çiban olarak görüyorlardı. Bu yüzden de, tümü, sanayinin ve proletaryanın gelişmesini durduracak, “tarih tekerleğini” durduracak araçlar arıyorlardı. Marx ve Engels, proletaryanın gelişmesi konusundaki genel korkuyu paylaşmıyorlardı; tam tersine, bütün umutlarını proletaryanın sürekli büyümesine bağlıyorlardı. Proleterler ne denli çoğalırsa, devrimci sınıf olarak güçleri o denli büyük, sosyalizm o kadar yakın ve o kadar olanaklı olacaktır. Marx ve Engels’in işçi sınıfına yapmış oldukları hizmetler, birkaç sözcük içinde şöyle ifade edilebilir: onlar, işçi sınıfına kendini bilmeyi, kendi bilincine ulaşmayı öğrettiler, ve boş hayallerin yerine bilimi koydular.

    İşte bunun içindir ki, Engels’in adı ve yaşamı her işçi tarafından bilinmelidir. İşte bunun içindir ki, bütün yayınlarımızda olduğu gibi, Rus işçi sınıfının bilincini uyandırmayı amaçlayan bu makaleler derlemesinde de, modern proletaryanın iki büyük öğretmeninden biri olan Friedrich Engels’in yaşamını ve çalışmasını özetlemek zorundayız.

    Engels, 1820 yılında, Prusya krallığının Ren eyaletindeki Barmen’de doğdu. Babası bir imalâtçıydı. 1838’de Engels, aile koşullarının zorlamasıyla, lise öğrenimini yarıda bırakarak, Bremen’deki bir ticarethaneye kâtip olarak girmek zorunda kaldı. Ticari işler, Engels’in, siyasal ve bilimsel eğitimini sürdürmesini engellemedi. Daha lisedeyken otokrasi ve bürokratların zorbalığına karşı kin beslemeye başlamıştı. Felsefe çalışmaları onu daha da ileri götürdü. Bu sırada Hegel’in öğretisi, Alman felsefesine egemendi. Engels, onun izleyicisi oldu. Her ne kadar Hegel’in kendisi Berlin Üniversitesinde bir profesör olarak hizmetinde bulunduğu mutlakiyetçi Prusya devletinin bir hayranı idiyse de, Hegel’in öğretisi devrimciydi. Hegel’in insan aklına ve onun doğruluğuna olan inancı, ve Hegel felsefesinin evrenin sürekli değişen ve gelişen bir süreç içinde olduğu yolundaki felsefesinin temel tezi, Berlinli filozofun bazı izleyicilerini —mevcut durumu kabul etmeyi reddedenleri— bu duruma karşı savaşmın da, mevcut yanlışa ve hüküm süren kötülüklere karşı savaşımın da evrensel öncesiz ve sonrasız gelişmenin yasası içinde kök saldığı düşüncesine götürdü. Eğer her şey gelişiyor, eğer kimi kurumların yerini başkaları alıyorsa, neden Prusya kralının mutlakiyeti ya da Rus çarının mutlakiyeti, geniş bir çoğunluğun zararına küçük bir azinlığın zenginleşmesi, ya da burjuvazinin halk üzerindeki egemenliği sonsuzluğa dek devam etsindi? Hegel’in felsefesi aklin ve düşüncelerin gelişmesinden söz ediyordu; idealistti. Doğanın, insanın, ve insan ilişkilerinin, toplumsal ilişkilerin gelişmesi Aklın gelişmesinden türetiliyordu. Marx ve Engels, Hegel’in öncesiz ve sonrasız gelişme süreci düşüncesini savunup sahiplenirken, önyargılı idealist görüşlerini reddettiler; yaşama bakarken gördüler ki doğanın gelişmesini açıklayan şey zihnin gelişmesi değildir, tersine, zihnin açıklanması, doğadan, maddeden çıkarılmalıdır... Hegel ve öteki hegelcilerden farklı olarak Marx ve Engels, materyalisttiler. Dünyaya ve insanlığa materyalist açıdan bakarak, tıpkı bütün doğal olayların temelinde maddi nedenlerin yatmasında olduğu gibi, insan toplumunun gelişmesinin de maddi güçlerin, üretici güçlerin gelişmesiyle koşullandırıldığını gördüler. Gereksinimlerinin giderilmesi için gerekli olan şeylerin üretiminde insanların birbiriyle olan ilişkileri, üretici güçlerin gelişme düzeyine bağlıdır. Ve toplumsal yaşamın bütün görüngülerini, insanin özlemlerini, fikirlerini ve yasalarını açıklayan da bu ilişkilerdir. Üretici güçlerin gelişmesi, özel mülkiyet temeline dayanan toplumsal ilişkileri yaratmaktadır, ama şimdi görüyoruz ki, üretici güçlerin bu aynı gelişmesi, çoğunluğu mülkiyetten yoksun bırakıyor ve onu küçük bir azınlığın elinde biriktiriyor. Modern toplumsal düzenin temeli olan mülkiyeti ortadan kaldırıyor, bizzat o, sosyalistlerin önlerine koydukları hedefin ta kendisine doğru çabalıyor. Sosyalistlerin yapması gereken tek şey, modern toplumdaki durumuna bağlı olarak, hangi toplumsal gücün sosyalizmin gerçekleştirilmesinde çıkarı olduğunu kavramak ve bu güce çıkarlarının ve tarihsel görevinin bilincini vermektir. Bu güç, proletaryadır. Engels, proletaryayı, İngiltere’de, babasının ortağı bulunduğu ticarethanede çalışmak için 1842 yılında geldiği, İngiliz sanayinin merkezi olan Manchester’de tanıdı. Engels, burada, fabrikanın bürosunda oturmakla yetinmedi, işçilerin başlarını soktukları sefil mahalleleri gezdi, onların yoksulluk ve sefaletini kendi gözleriyle gördü. Ama kendini kişisel gözlemleriyle sınırlamakla da kalmadı. İngiliz işçi sınıfının durumu hakkında kendinden önce yazılanların tümünü okudu, ele geçirebildiği bütün resmi belgeleri büyük bir dikkatle inceledi. Bu çalışma ve gözlemlerin ürünü, 1845’te yayınlanan bir kitap oldu: İngiltere’de Emekçi Sınıfın Durumu. Engels’in İngiltere’de Emekçi Sınıfın Durumu’nu yazmakla, yaptığı hizmetin büyüklüğünü yukarda belirtmiştik. Engels’ten önce de, birçok kimse, proletaryanın acılarını yazmış ve ona yardımın gerekli olduğunu belirtmiştir. Proletaryanın yalnızca acı çeken bir sınıf olmadığını; aslında proletaryayı dayanılmaz bir biçimde ileri iten ve nihai kurtuluşu için savaşmaya zorlayan şeyin içinde bulunduğu utanç verici ekonomik durum olduğunu söyleyen ilk kişi Engels’tir. Ve savaşan proletarya kendine yardım edecektir. İşçi sınıfının politik hareketi, kaçınılmaz olarak, işçileri tek kurtuluşlarının sosyalizmde olduğunu kavramaya götürecektir. Öte yandan sosyalizm, ancak, işçi sınıfının siyasal savaşımının amacı olduğu zaman, bir güç olacaktır. Engels’in, İngiltere’de işçi sınıfının durumu üzerine yazmış olduğu kitabının temel fikirleri, şimdi düşünen ve savaşım veren proletaryanın tümü tarafından benimsenen, ama o zaman, tümüyle yeni olan fikirlerdir. Bu fikirler, İngiliz proletaryasının sefaletının gerçeğe en yakın ve en çarpıcı görüntüleriyle dolu ve çekici bir üslupla yazılmış bir kitaba yerleştirilmişlerdi. Kitap, kapitalizmin ve burjuvazinin müthiş bir suçlamasıydı ve derin bir etki yarattı. Engels’in kitabı, modern proletaryanın durumunu en iyi biçimde sergileyen bir belge olarak, her yerde anılmaya başlandı. Ve, gerçekten de, ne 1845’ten önce, ne de daha sonra, işçi sınıfının sefaletinin öylesine çarpıcı ve öylesine gerçek bir betimlemesi çıkmıştır.

    Engels’in sosyalist oluşu, İngiltere’ye gelmesinden sonradır. Manchester’de o zamanın İngiliz işçi hareketinde etkin olan kişileriyle ilişki kurdu ve İngiliz sosyalist yayınları için yazmaya başladı. 1844’te Almanya’ya dönerken, Paris’te, daha önceden mektuplaştığı Marx ile tanıştı. Paris’te, Fransiz sosyalistleri ve Fransız yaşamının etkisiyle Marx da sosyalist olmuştu. Burada, iki dost, Kutsal Aile ya da Eleştirel Eleştirinin Eleştirisi adı altında ortaklaşa bir kitap yazdılar. İngiltere’de Emekçi Sınıfın Durumu’ndan bir yıl önce yayınlanan ve büyük bölümü Marx tarafından yazılan bu kitap, temel düşüncelerini yukarıda anlatmış olduğumuz, devrimci materyalist sosyalizmin temellerini içermektedir. “Kutsal Aile”, filozof olan Bauer kardeşler ve onların izleyicilerine verilen mizahi addır. Bu beyler, bütün gerçeklerin üstünde, partiler ve siyasetin üstünde duran, bütün pratik eylemleri reddeden ve yalnızca çevredeki dünyayı ve orada meydana gelen olayları “eleştirel” bir biçimde seyreden bir eleştiri öğütlüyorlardı. Bu beyler, Bauer’ler, proletaryayı elestirel olmayan bir kitle olarak hor görüyorlardi. Marx ve Engels, bu saçma ve zararli egilime siddetle karsi çiktilar. Hayali degil gerçek, insan olan bir kisi —egemen siniflar ve devlet tarafindan horlanan isçi— adina, kenardan seyreden bir tutum degil de, daha iyi bir toplum düzeni ugruna savasim istiyorlardi. Onlar, kusku yok ki, proletaryayi, bu savasimi yürütebilecek olan ve bundan yararlanacak olan güç olarak görüyorlardi. Daha Kutsal Aile’den önce, Engels, Marx ve Ruge’un Deutshe-Französische Jahrbücher’inde, özel mülkiyet kuralinin zorunlu sonuçlari olarak degerlendirdigi, çagdas iktisadi düzenin baslica görüngülerini, sosyalist bir açidan inceledigi “Bir Ekonomi Politik Elestirisi Denemesi”ni yayinladi. Marx’in, ekonomi politik bilimini, çalismalarinin gerçek bir devrim yarattigi bu bilimi, incelemeye karar vermesinde, Engels’le temasinin bir etken oldugunda kusku yoktur.

    1845’ten 1847’ye kadar Engels, Brüksel ve Paris’te bilimsel incelemeler ile Brüksel ve Paris’teki Alman isçileri arasindaki pratik çalismalari birlestirerek yasadi. Burada, Marx ve Engels, gizli Alman Komünist Birligi ile iliskiler kurdular, birlik, onlari, kurmus bulunduklari sosyalizmin temel ilkelerinin açiklanmasi ile görevlendirdi. Marx ve Engels’in ünlü Komünist Partisi Manifestosu böyle dogdu, 1848’de yayinlandi. Bu küçük kitapçik ciltler degerindedir: bugüne kadar onun ruhu uygar dünyanin örgütlenmis ve mücadele vermekte olan tüm proletaryasina güç vermistir ve ona yol göstermistir.

    Önce Fransa’da patlayan ve sonra da öteki Bati Avrupa ülkelerine yayilan 1848 Devrimi, Marx ve Engels’i gerisingeri, dogduklari ülkeye götürdü. Burada, Ren Prusyasi’nda, Köln’de yayinlanan demokratik Neue Rheinische Zeitung’un yönetimini aldilar. Iki arkadas Ren Prusyasi’ndaki tüm devrimci-demokratik hareketin kalbi ve ruhu oldular. Gerici güçlere karsi, halkin özgürlügünü ve çikarlarini savunmada sonuna kadar mücadele ettiler. Bildigimiz gibi, gericiler üstün geldiler. Neue Rheinische Zeitung yasaklandi. Sürgün oldugu sirada Prusya yurttaslik hakkini yitirmis olan Marx, sinir disi edildi; Engels silahli halk ayaklanmasinda yerini aldi, üç muharebede, özgürlük için dövüstü ve isyancilarin yenilgisinden sonra, Isviçre yoluyla Londra’ya kaçti.

    Marx da Londra’ya yerlesti. Engels, kirklarda çalismis oldugu Manchester ticari firmasinda, kisa zaman sonra yeniden kâtip oldu, daha sonra da, oraya ortak oldu. 1870’e kadar, Marx Londra’da, o da Manchester’de yasadi, ama bu, onlarin en canli bir fikir alisverisini sürdürmelerini engellemedi: hemen her gün mektuplastilar. Bu mektuplasmalarda, iki arkadas, karsilikli görüslerini ve buluslarini birbirlerine ilettiler ve bilimsel sosyalizmin hazirlanmasinda isbirligini sürdürdüler. 1870’te Engels, Londra’ya geçti ve en etkin nitelikteki ortak entelektüel yasantilari, 1883’te Marx’in ölümüne kadar sürdü. Bu çalismalarin meyvesi, Marx yönünden, çagimizin ekonomi politiginin en büyük yapiti olan Kapital, Engels yönünden de irili ufakli bir dizi yapit oldu. Marx, kapitalist iktisadin karmasik olgularinin tahlili üzerinde çalisti. Engels, yalin bir dille yazilmis, çogu polemik niteliginde, tarihin materyalist anlayisi ve Marx’in iktisadi teorisinin isiginda, daha genel bilimsel sorunlari ve geçmisin ve bugünün degisik olgularini kapsayan yapitlar yazdi. Engels’in yapitlari arasinda sunlari sayabiliriz: Dühring’e karsi (felsefe, doga bilimleri ve toplumsal bilimlerin çok önemli sorunlarini tahlil ettigi) polemik yapit. Ailenin, Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni (Rusçaya çevrilmis ve 3. basim St. Petersburg’da 1895’te yayinlanmistir), Ludwig Feuerbach (Rusça çevirisi ve notlari G. Plehanov tarafindan yapilmistir, Cenevre 1892), Rus hükümetinin dis politikasi üzerine bir makale (Rusçaya çevrilmis ve Cenevre’de Sotsial Demokrat, n° 1 ve 2’de yayinlanmistir), konut sorunu üzerine parlak makaleler, ve ensonu, Rusya’nin ekonomik gelisimi konusunda, iki küçük ama çok degerli makale (Rusya Konusunda Friedrich Engels, Zasuliç tarafindan 1894’te Cenevre’de Rusçaya çevrilmistir). Marx, sermaye üzerine yapmis oldugu engin çalismasinin son düzeltmelerini yapamadan öldü. Ne var ki, müsveddeler tamamlanmisti, arkadasinin ölümünden sonra, Engels, Kapital’in ikinci ve üçüncü ciltlerinin hazirlanmasi ve yayinlanmasi gibi agir bir görevi yüklendi. Ikinci Cildi 1885’te, Üçüncü Cildi de 1894’te yayinladi (ölümü dördüncü cildin hazirlanmasini önledi). Bu iki cilt son derece büyük bir emek gerektirmisti. Avusturyali sosyal-demokrat Adler, hakli olarak, Kapital’in ikinci ve üçüncü cildini yayinlamakla Engels’in, dostu olan bir dehaya yüce bir anit, farkinda olmadan, üzerine silinmez bir biçimde kendi adini kazidigi bir anit diktigini belirtmistir. Gerçekten de Kapital’in bu iki cildi, iki insanin yapitidir: Marx ve Engels’in. Eski hikayeler, dostlugun çesitli dokunakli örnekleriyle doludur. Avrupa proletaryasi diyebilir ki, onun bilimi, aralarinda, insan dostlugu konusunda en dokunakli eski hikayelerin de ötesine geçen bir iliski bulunan iki bilim adami ve savasi tarafindan yaratilmistir. Engels, her zaman —ve, genel olarak, çok hakli olarak— kendisini Marx’tan sonraya koymustur. Eski bir arkadasina “Marx hayattayken, ben ikinci keman oldum” diye yazmaktadir. Yasayan Marx’a olan sevgisi ve ölen Marx’in anisina saygisi sinirsizdi. Bu boyun egmez savasçi ve bu sert düsünür, derin bir sevgiyle dolu bir ruh tasiyordu.

    1848-49 hareketinden sonra, Marx ve Engels sürgünde kendilerini yalnizca bilimsel arastirmalarla sinirlamadilar. 1864’te Marx, Uluslararasi Isçi Birligini kurdu ve bu kurulusa bir on yil boyunca önderlik etti. Engels de bu çalismalarda aktif bir görev aldi. Marx’in fikirlerine uygun olarak, bütün ülkelerin proletaryasini birlestiren Uluslararasi Birligin çalismasi, isçi sinifi hareketinin gelismesi içinde son derece önemli bir yer tutmaktadir. Ama, Uluslararasi Birligin yetmislerde kapatilmasi bile, Marx ve Engels’in birlestirici rollerini aksatmadi. Tersine, denilebilir ki, isçi sinifinin manevi önderleri olarak, önemleri, hareketin kendisinin de kesintisiz büyümesi nedeniyle, sürekli olarak artti. Marx’in ölümünden sonra Engels, Avrupa sosyalistlerinin danismani ve önderi olmayi tek basina sürdürdü. Onun ögüt ve direktifleri, ayni ölçüde, hükümetin zulmüne karsin, hem güçleri hizla ve durmadan büyüyen Alman sosyalistleri tarafindan, hem de ilk adimlarini iyi düsünmek ve tartmak zorunda olan Ispanyol, Romen ve Ruslar gibi geri kalmis ülkelerin temsilcileri tarafindan tutuluyordu. Bunlarin hepsi, yasli döneminde, Engels’in zengin bilgi ve deneyim hazinesinden yararlaniyorlardi.

    Rusça bilen ve Rusça kitaplar okuyan Marx ve Engels, bu ülkeye canlı bir ilgi duymuşlardı, Rus devrimci hareketini sempatiyle izlemişler ve Rus devrimcileri ile ilişkiyi sürdürmüşlerdi. Her ikisi de demokrat olduktan sonra sosyalist olmuşlardı ve demokrat olarak siyasal despotluğa karşı duydukları kin son derece güçlüydü. Siyasal despotlukla ekonomik baskı arasındaki bağın derin bir teorik kavranışı ile bu dolaysız siyasal duygunun birleşmesi ve ayrıca da zengin yaşam deneyimleri, Marx ve Engels’e, müstesna bir siyasal duyarlılık kazandırmıştı. İşte bunun içindir ki, bir avuç Rus devrimcisinin zorlu çar yönetimine karşı kahramanca savaşımı, bu iki güngörmüş devrimcinin kalbinde en sempatik yankısını bulmuştu. Öte yandan, aldatmaca ekonomik yararlar uğruna, Rus sosyalistlerinin en acil ve en önemli görevinden, yani siyasal özgürlüğün kazanılması görevinden yüz çevirme eğilimi, doğal olarak onlarca kuşkuyla karşılandı, hatta bu, toplumsal devrimin büyük davasına doğrudan bir ihanet olarak değerlendirildi. “İşçilerin kurtuluşu, işçi sınıfının kendi eseri olmalıdır”— Marx ve Engels durup dinlenmeden bunu öğrettiler. Ama iktisadi kurtuluş uğruna dövüşmek için proletarya, belli siyasal haklar kazanmak zorundadır. Ayrıca Marx ve Engels, Rusya’daki bir siyasal devrimin, ayını zamanda Batı Avrupa işçi sınıfı için de çok büyük önemi olacağını açıklıkla görmüşlerdi. Mutlakiyetçi Rusya, her zaman, genel olarak Avrupa gericiliğinin bir kalesi olmuştur. Almanya ve Fransa arasında uzun bir süre için anlaşmazlık tohumları eken 1870 savaşının bir sonucu olarak, Rusya’nın yararlandığı olağanüstü elverişlilikteki uluslararası durum, kusku yok ki, yalnızca gerici bir güç olarak mutlakiyetçi Rusya’nın önemini artırmış oldu. Ancak özgür bir Rusya, ne Polonyalıları, Finlileri, Almanları, Ermenileri ya da öteki küçük uluslardan birini ezme, ne de durmadan Fransa ve Almanya’yı birbirlerine düşürme gereğini duymayan bir Rusya, modern Avrupa’nın savaş yükünden kurtulmasını, özgürce nefes almasını sağlayacak, Avrupa’daki bütün gerici unsurları zayiflatacak ve Avrupa işçi sınıfını güçlendirecektir. İşte bu yüzden Engels, Rusya’da siyasal özgürlüklerin yerleşmesini, Batıda da işçi sınıfı hareketlerinin ilerlemesi için, gönülden istemişti. Onun kişiliğinde Rus devrimcileri en iyi dostlarini yitirmiş oldu.

    Her zaman, Friedrich Engels’in, proletaryanın büyük savaşçısının ve öğretmeninin anısını analım!

    1895 Sonbaharı
  • Topuğuyla yere bir şeyler çizdi. “Doğru mu yanlış mı?”
    Şaşıran Ambra yerdeki Romen rakamlarıyla yazılmış denkleme baktı.
    I + XI = X
    Bir artı on bir eşittir on mu? Hemen, “Yanlış,” dedi.
    “Peki bunun doğru olmasının bir yolu var mı sence?”
    Ambra başım iki yana salladı. “Hayır, denklemin kesinlikle yanlış.”
    Profesör nazikçe geni; kadını elinden tutup kendi bulunduğu tarafa çekti.
    Ambra işaretlere onun durduğu noktadan bakıyordu.
    Denklem baş aşağı olmuştu.
    X = IX + I
    Ambra şaşkınlık içinde başını kaldırdı.
    Langdon gülümsüyordu. “On eşittir, dokuz artı bir. *Bazen başka birinin gerçeğini anlamak için tek yapman gereken bakış açını değiştirmektir.”
  • “Topuğuyla yere bir şeyler çizdi. "Doğru mu yanlış mı?
    Şaşıran Ambra yerdeki Romen rakamlarıyla yazılmış denkleme baktı.
    I + XI = X
    Bir artı on bir eşittir on mu? Hemen, "Yani?" dedi.
    “Peki bunun doğru olmasının bir yolu var mı sence?"
    Ambra başım iki yana salladı. "Hayır, denklemin kesinlikle yanlış."
    Profesör nazikçe genç kadını elinden tutup kendi bulunduğu tarafa çekti. Ambra işaretlere onun durduğu noktadan bakıyordu.
    Denklem baş aşağı olmuştu.
    X = IX + I
    Ambra şaşkınlık içinde başını kaldırdı.
    Langdon gülümsüyordu. "On eşittir, dokuz artı bir. Bazen başka birinin gerçeğini anlamak için tek yapman gereken bakış açını değiştirmektir.”
    Dan Brown
    Altın Kitaplar
  • Hem halkın gelişmesini hem de diktatörlüğü besleyen, hem milliyetçiliği hem de dış dünyaya yamanmayı kolaylaştıran iki kurum vardır: Eğitim ve basın. Prenslik ve krallık idaresi Bulgarların eğitimine Rusya Çarlığı ve Osmanlı'ya göre daha fazla para ayırıyordu. Gazete bir haber organı olmaktan çok, tıpkı bizdeki gibi hatta daha fazla olarak tarih, coğrafya, edebiyat ve ilimleri öğreten bir organdı. Gazete güvenilen bir organdı ve gazeteciyle öğretmen; Bulgar, Sırp, Yunanlı, Romen toplumlarında Delphoi kâhini gibi etkiliydiler. Diktatör rejimleri de doğrusu bu iki organdan iyi istifade ettiler. Politikaya giren veya çekilen öğretmen ve profesör Balkan toplumlarının tipik adamıdır ve bu iki zümrenin slogan ve yorumları kadar mudhike de az bulunur.