• 175 syf.
    ·9/10
    Karakterleri, olayları ve anlatımı çok beğendim. Bitirişe hayran kaldım. Aşk romanlarına karşı bir önyargım vardı. Sanırım bu kitap sayesinde daha fazla aşk romanı okuyacağım...
  • 247 syf.
    ·3 günde·10/10
    ''Annem bir tabiat mucizesini bana isim olarak vermişti.Waris,çöl çiçeği anlamına gelir.''

    Bu kitabı okuduktan sonra Waris Dirie benim için dünyadaki en iyi yürekli ve korkusuz insanlardan birisi oldu.Kitapta hayatını o kadar gerçekci yazmış ki; okurken sayfalar akıp gidiyor ve her sayfada Afrikadaki yozlaşmış olan geleneklerle ve kadınlara yapılmış olan cahil yöntemlerle yüzleşiyorsunuz.Kitapta en çok bahsedilen olay ise hala devam etmekte olan kadın sünneti..Kitabı okurken bu olayın yapılışına ve sonucunun getirdiği eziyetlere inanamayabilirsiniz.Hatta kitabın son sayfalarında bu insan dışı olayın yapılışından biraz bahsedilmiş:
    ''Kadın sünneti Afrika'nın yirmi sekiz ülkesinde sıkça uygulanmaktadır.BM,bu uygulamanın 130 milyon kız ve kadında gerçekleştirildiğini tahmin etmekte.Her yıl 2 milyon kız bunun kurbanı olmakta.Operasyonlar çoğu kez ilkel ortamda kasabalı kadın tarafından yapılmakta.Anestezi kullanılmamakta.Ellerine ne geçerse kullanmaktalar:jilet,bıçak,makas,kırık cam parçaları,keskin taşlar ve hatta bazı bölgelerde dişlerini.''

    Son olarak ise;Afrikadaki insanlarin bir kase pilava,bir yudum suya muhtaçken bizlerin kiyafet,ayakkabi,aksesuar seçerken mutlaka marka olmasına özen göstermemiz,ihtiyacımız yokken sırf zevk uğruna ya da başkalarına beğendirmek için bir şeyler almamız ve en önemlisi de sevmediğimiz yemek yapıldığında burun kıvırmamızın aslında ne kadar basit,aptalca hareketler oldugunu farkedeceksiniz.Sanırım yazarın yazmış olduğu birkaç kitabı daha varmış.Onları da mutlaka bulursam okuyacağım.Çöl çiçeğini de okumadıysanız mutlaka okumanızı tavsiye ederim.Şu ana kadar okuduğunuz en gerçekci kitap olacağından emin olabilirsiniz.
    Çöl Çiçeği Waris Dirie
  • 189 syf.
    ·2 günde·7/10
    Abbas Sayar'ın okuduğum ilk kitabı, sanırım diğer kitaplarını da okuyacağım. Yazar bu eserinde yaşlı bir köylü olan Hüseyin amcanın hayatının son bölümünü yöresel dil ve betimlemeleri ağırlıklı kullanarak anlatıyor.

    Yer yer Anadolu'da sık sık kullanılan deyimlere ve tamlamalara yer verilmiş olması anlama zorluğu oluştursa da, kullanılan dil keyifli bir okuma deneyimi sunuyor.

    İnsanın yalnızlığı, doğaya olan tutkusu, hayvan sevgisi ve ihtiyarlık psikolojisine ağırlıklı olarak değinilen eser, unutulan ve artık çok az kullanılan akıcı bir dil ile yazılmış.

    Zaman zaman okuyucunun yüzünde bir gülümse ile kendini ifade eden yerel sözcükler, dilimizin aslında ne kadar zengin olduğunu bir kez daha vurguluyor.
  • 320 syf.
    ·1 günde·Beğendi·7/10
    Tatlı Aşk (Bakery Sisters Serisi 1)
    Susan Mallery
    Kitap okumayı özlemişim
    Bugünün aslında üçüncü kitabı. Bu kitap oldukça Çerezlik gelse de hoşuma gitti
    Susan kalemini seviyorum her zaman sevdim bu seriyi okumadığımı görünce şaşırdım hemen atladım tabi.
    Konu olarak aileydi. Üç kız kardeş
    Böyle. Bir kitap daha okumuştum aynı kardeşini kocasıyla yakalayan bir abla
    Beni en çok o etkiledi sanırım nicole
    Ama hikâyemiz diğer kız kardeşi hakkında Claire Keyes..
    Ünlü piyanist kardeşinin telefonu ile hemen harekete geçer ve kız kardeşine bakmak için onu bulur. Karşısinda bulduğu kışi ise Wyatttır
    İklinin aşkını hissetmedim tamamen yüzeysel geldi okurken rahatsız etmedi aşk olmasada tek sevdiğim tarafı kardeşler arası durumdu tabi birde Amy... o şeker kız için bile okunur bir kitap diyebilirim.
    Şimdi sevdiğim karekterin kitabını okuyacağım nicole o sert kabuğu içinde harika bir kadın o değil acaip derece bu kitapların hepsini okudum hissi var neyse kitaba puan vermek gerekirse 10/7 alabilir
  • 236 syf.
    ·3 günde·6/10
    Üçüncü Saramago kitabım Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş. Yazarın yalnız virgüllerle ayrılan uzun cümlelerine alıştığımı söyleyebilirim, okurken zorlanmıyorum artık. Saramago'nun kitapları hep bambaşka dünyaları barındıran kurgulardan oluşuyor. Bu kitapta ise ölüm olmadığında neler olabilir, bizi nelerin bekleyebileceği üzerine bir kurgu bekliyor bizi.

    Kitabın konusunu okuduğumda ilgimi çekti ve büyük bir beklentiyle başladım, ancak umduğumu bulamadım, büyük bir bölümünde sıkıldım maalesef. Kitabın sonuna doğru farklı bir olay başlamış gibi oldu ve sevmeye başladım, ama yine de sonunda "ee yani" demekten kendimi alamadım. Konusuna, sıkıldığım noktalara ve beğendiğim bölüme gelecek olursak:

    Roman yine Saramago tarzına sahip: adı bilinmeyen bir ülkede geçiyor ve adı bilinmeyen karakterlerimiz var. Bir ülkede ölüm görevini yapmayı bırakıyor ve hiç kimse ölmemeye başlıyor. Sonrasında yaşananları kaleme alıyor Saramago. Bu durumdan en çok etkilenen bakıma muhtaç yataklarında olan hastalar oluyor ve onlara bakan aileleri. Üzülerek de olsa hem onların iyiliği için hem de kendi zorluklarından kurtulmak için bir yol arayışına giriyorlar. Hastaları ölümün görevini sürdürdüğü komşu ülkeye götürüp hayatlarına son vermek gibi. Sonrasında ölümsüzlüğün ardından ilk tepki cenaze işleri ile uğraşan firmalardan geliyor, bu tepkiye sigorta şirketleri, yaşlı bakım evleri katılıyor. Hükümet işlerin iyice kötüye gittiğini fark ediyor, yaşlanıp ölmeyince ülkenin başında verimsiz adamların olmasını istemeyen halktan ayaklanma bile bekleniliyor. Kısacası tam bir kaos baş gösteriyor ülkede. Benim sevemediğim bölümler tam da bu anlattıklarımdı. Ben bu olayın insanlar üzerindeki etkisini merak ettim. Ölümsüz bir insanın duygularını görmeyi bekledim ama Saramago ölüm olmayınca hükümet, düzen, şirketler, iş kolları vs. gibi toplumsal durum üzerinden göstermiş sonucu. Ben bir insan aradım romanda ölüm olmadan ne yapacağını merak ettiğim.

    Konusu itibariyle kitabın ikinci bölümü diyebileceğim farklı olayların seyrettiği kısma gelelim. Ölüm bir varmış bir yokmuş... Önce yok oldu sonra ise tekrar var oluyor. İnsanlara eflatun renkli zarflarda hayatlarının sonuna bir hafta kaldığını haber veren mektuplar gönderen Ölüm çıkıyor karşımıza. Hepimiz düşünmüşüzdür öleceğimiz zamanı bilsek -bu zaman isterse yıllar sonra olsun- ne yaparız? Yaşayabilir miyiz, o an her zaman yaptığımız işimizi yapmaya devam eder miyiz ya da hayatta bizi daha mutlu kılacak şeylere mi yöneliriz? Bu noktada düşünmemizi sağlıyor ölümü, sonu, hayatı... Saramago ölümü bir insana dönüştürüyor, konuşturuyor. Bu noktada ölümün dilinden Saramago'nun hayata, insanlara, ölüme bakışını anlayacağımız cümleler duyuyoruz. Kitabın sevdiğim yanını ise bu detaylar oluşturdu.

    Sonunu ise ben mi anlamadım bilmiyorum, okuyanlar ne düşündü merak ediyorum. Saramago ne anlatmak istedi Ölüm'ün bir insan olmasıyla hatta cinsiyetiyle ve son ile. Sanırım bir kaç yıl sonra tekrar okuyacağım bir kitap oldu Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş. Belki o zaman farklı tatlar alıp daha iyi yorumlayabilirim anlatıyı diye düşünüyorum. Keyifli okumalar.
  • 120 syf.
    ·Puan vermedi
    yazarın daha önce hiçbir kitabını okumadım...ilk tanışmamız oldu...sanırım yanlış bir tercih yaptım sevmedim diyemem ama çok beğendim de diyemem...kestirip atmıyorum...birdaha yazarın başka kitabını okumam demiyorum,diğer kitaplarını da okuyacağım açıkcası kendime şans vericem...dilerim beğenirim...kitap öykülerden oluşuyor,altını çizdiğim çok sayıda cümle var...
  • 76 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Sanırım hiçbirimiz sabrımızın sınanmasını pek hoş karşılamayız. İnançlı olanımız da olmayanımız da, yüzleşmek zorunda kaldığımız sıkıntılarda, öfkelendiğimizde veya tahammül düzeyimizin aşıldığında hemen sabır diler, sabra sarılırız.
    Bazı zamanlarda da bu sabrımızı çeşitli şekillerde sınamaya çalışırız. Şahsen sabrımı görmek veya ölçmek için başvurduğum yöntemlerden birisi de bu paylaşımdaki kitabı okuyarak, kendimi anlatıcının yerine koymak oluyor.

    İlk kez sanırım 20 küsur yıl önce okuduğumda Bartleby’nin davranışlarına sabredememiştim ve çeşitli zamanlarda 7-8 defa okuduğumda da sabredemedim. Doğal olarak bu kez de sabredemedim, daha doğrusu tahammül düzeyimi yine aştı. Sonunu bilmeme rağmen, her seferinde sanki Bartleby’nin bu davranışlarının nedenini, kendisini haklı çıkacak bir şekilde açıklayacağı beklentisine giriyorum.
    Okuduğum tüm kitaplarda iyi-kötü her karakterin yerine kendimi koyup ölçebilmeme rağmen, bunu başaramadığım tek karakter Bartleby’dir. İşte bu yüzden de en çok sevdiğim, tutkuyla bağlandığım, defalarca okuduğum ve yine okuyacağım kitaplardan biri haline gelmiştir. Melville’ın en az Billy Budd’ı ve Moby Dick’i kadar değerli olan bu kısacık kitabını okumayan varsa, sadece bir saatini ayırıp okusun isterim. Okusun ve lütfen bana bir cevap versin: Hangi yaşanmışlığın nedeni bir insanı gerçek bir Bartleby yapabilir? Ve sizce başkarakter anlatıcı mı yoksa Bartleby mi?