• 1.Kural

    Yaradanı hangi kelimelerle tanımladığımız, kendimizi nasıl gördüğümüze ayna tutar. Şayet Tanrı dendi mi öncelikle korkulacak, utanılacak bir varlık geliyorsa aklına, demek ki sende korku ve utanç içindesin çoğunlukla...Yok eğer Tanrı dendi mi evvela aşk, merhamet ve şefkat anlıyorsan, sende de bu vasıflardan bolca mevcut demektir.

    2.Kural

    Hak Yol' unda ilerlemek yürek işidir,
    akıl işi değil. 
    Kılavuzun daima yüreğin olsun,
    omzun üstündeki kafan değil.  
    Nefsini bilenlerden ol,
    silenlerden değil!

    3.Kural

    Kuran dört seviyede okunabilir. İlk seviye zahiri manadır. Sonraki batıni mana. Üçüncü batıninin batınisidir. Dördüncü seviye o kadar derindir ki kelimeler kifayetsiz kalır tarif etmeye.

    4.Kural

    Kainattaki her zerrede Allah'ın sıfatlarını bulabilirsin, çünkü O camide, mescidde, kilisede, havrada değil, her yerdedir. Allah'ı görüp yaşayan olmadığı gibi, O'nu görüp ölen de yoktur. Kim O'nu bulursa sonsuza dek O'nda kalır.

    5.Kural

    Aklın kimyası ile aşkın kimyası başkadır. Akıl temkinlidir. Korka korka atar adımlarını. "Aman sakın kendini" diye tembihler.  Halbuki aşk öyle mi? Onun tek dediği: " Bırak kendini, koy gitsin! " Akıl kolay kolay yıkılmaz. Aşk ise kendini yıpratır, harap düşer. Halbuki hazineler ve defineler yıkıntılar arasında olur. Ne varsa harap bir kalpte var!

    6.Kural

    Şu dünyadaki çatışma, ön yargı ve husumetlerin çoğu dilden kaynaklanır. Sen sen ol, kelimelere fazla takılma. Aşk diyarında dil zaten hükmünü yitirir. Aşk dilsiz olur.

    7.Kural

    Şu hayatta tek başına inzivada kalarak, sadece kendi sesinin yankısını duyarak, Hakikat' i keşfedemezsin. Kendini ancak bir başka insanın aynasında tam olarak görebilirsin.

    8.Kural

    Başına ne gelirse gelsin karamsarlığa kapılma. Bütün kapılar kapansa bile, O sana kimsenin bilmediği gizli bir patika açar. Sen şu anda göremesen de, dar geçitler ardında nice cennet bahçeleri var. Şükret! İstediğini elde edince şükretmek kolaydır. Dileğin gerçekleşmediğinde de şükret.

    9.Kural

    Sabretmek öylece durup beklemek değil, ileri görüşlü olmak demektir. Sabır nedir? Dikene bakıp gülü, geceye bakıp gündüzü tahayyül edebilmektir. Allah aşıkları, sabrı gülbeşeker gibi tatlı tatlı emer, hazmeder. Ve bilirler ki, gökteki ayın hilalden dolunaya varması için zaman gerekir..

    10.Kural

    Ne yöne gidersen git, -doğu, batı, kuzey ya da güney- çıktığın her yolculuğu içine doğru bir seyahat olarak düşün! Kendi içine yolculuk eden kişi, sonunda arzı dolaşır.

    11.Kural

    Ebe bilir ki sancı çekilmeden doğum olmaz, ana rahminden bebeğe yol açılmaz. Senden yepyeni taptaze bir "sen" zuhur edebilmesi için zorluklara, sancılara hazır olman gerekir.

    12.Kural

    Aşk bir seferdir.  Bu sefere çıkan her yolcu, istese de istemese de tepeden tırnağa değişir. Bu yollara dalıp da değişmeyen yoktur.

    13.Kural

    Şu dünyada semadaki yıldızlardan daha fazla sayıda sahte hacı hoca şeyh şıh var. Hakiki mürşit seni kendi içine bakmaya ve nefsini aşıp kendindeki güzellikleri bir bir keşfetmeye yönlendirir. Tutup da ona hayran olmaya değil.

    14.Kural

    Hakk'ın karşına çıkardığı değişimlere direnmek yerine teslim ol. Bırak hayat sana rağmen değil, seninle beraber aksın. "Düzenim bozulur, hayatımın altı üstüne gelir" diye endişe etme. Nereden biliyorsun hayatın altının üstünden daha iyi olmayacağını?

    15.Kural

    Allah içte ve dışta her an hepimizi tamama erdirmekle meşguldür. Tek tek her birimiz tamamlanmış bir sanat eseriyiz. Yaşadığımız her hadise, atlattığımız her badire eksiklerimizi gidermemiz için tasarlanmıştır. Rab noksanlarımızla ayrı ayrı uğraşır çünkü beşeriyet denen eser, kusursuzluğu hedefler.

    16.Kural

    Kusursuzdur ya Allah, O'nu sevmek kolaydır. Zor olan hatasıyla sevabıyla fani insanları sevmektir. Unutma ki kişi bir şeyi ancak sevdiği ölçüde bilebilir. Demek ki hakikaten kucaklamadan ötekini, Yaradan'dan ötürü yaradılanı sevmeden, ne layıkıyla bilebilir, ne de layıkıyla sevebilirsin.

    17.Kural

    Esas kirlilik dışta değil içte, kisvede değil kalpte olur. Onun dışındaki her leke ne kadar kötü görünürse görünsün, yıkandı mı temizlenir, suyla arınır. Yıkamakla çıkmayan tek pislik kalplerde yağ bağlamış haset ve art niyettir.

    18.Kural

    Tüm kainat olanca katmanları ve karmaşasıyla insanın içinde gizlenmiştir. Şeytan, dışımızda bizi ayartmayı bekleyen korkunç bir mahluk değil, bizzat içimizde bir sestir. Şeytanı kendinde ara ; dışında başkalarında değil. Ve unutma ki nefsini bilen Rabbini bilir. Başkalarıyla değil, sadece kendiyle uğraşan insan, sonunda mükafat olarak Yaradan'ı tanır.

    19.Kural

    Başkalarından saygı, ilgi ya da sevgi bekliyorsan, önce sırasıyla kendine borçlusun bunları. Kendini sevmeyen birinin sevilmesi mümkün değildir. Sen kendini sevdiğin halde dünya sana diken yolladı mı, sevin. Yakında gül yollayacak demektir.

    20.Kural

    Yolun ucunun nereye varacağını düşünmek beyhude bir çabadan ibarettir. Sen sadece atacağın ilk adımı düşünmekle yükümlüsün. Gerisi zaten kendiliğinden gelir.

    21.Kural

    Hepimiz farklı sıfatlarla sıfatlandırıldık. Şayet Allah herkesin tıpatıp aynı olmasını isteseydi, hiç şüphesiz öyle yapardı. Farklılıklara saygı göstermemek kendi doğrularını başkalarına dayatmaya kalkmak, Hakk' ın mukaddes nizamına saygısızlık etmektir.

    22.Kural

    Hakiki Allah aşığı bir meyhaneye girdi mi orası ona namazgah olur. Ama bekri aynı namazgaha girdi mi orası ona meyhane olur. Şu hayatta ne yaparsak yapalım, niyetimizdir farkı yaratan, suret ile yaftalar değil.

    23.Kural

    Yaşadığımız hayat elimize tutuşturulmuş rengarenk ve emanet bir oyuncaktan ibaret. Kimisi oyuncağı o kadar ciddiye alır ki, ağlar perişan olur onun için. Kimisi eline alır almaz şöyle bir kurcalar oyuncağı, kırar ve atar. Ya aşırı kıymet verir, ya kıymet bilmeyiz. Aşırılıktan uzak dur.

    24.Kural

    Mademki insan eşref-i mahlukattır, yani varlıkların en şereflisi, atttığı her adımda Allah'ın yeryüzündeki halifesi olduğunu hatırlayarak, buna yakışır soylulukta hareket etmelidir. İnsan yoksul düşse, iftiraya uğrasa, hapse girse, hatta esir olsa bile gene başı dik, gözü pek, gönlü emin bir halife gibi davranmaktan vazgeçmemelidir.

    25.Kural

    Cenneti ve cehennemi illa ki gelecekte arama. İkisi de şu an burada mevcut. Ne zaman birini çıkarsız, hesapsız ve pazarlıksız sevmeyi başlarsak, cennetteyiz aslında. Ne vakit birileriyle kavgaya tutuşsak, nefrete, hasede ve kine bulaşsak, tepetaklak cehenneme düşüveririz.

    26.Kural 

    Kainat yekvücut, tek varlıktır. Her şey ve herkes görünmez iplerle birbirine bağlıdır. Sakın kimsenin ahını alma, bir başkasının hele hele senden zayıf olanın canını yakma. Unutma ki dünyanın öteki ucunda tek bir insanın kederi, tüm insanlığı mutsuz edebilir. Ve bir kişinin saadeti, herkesin yüzünü güldürebilir.

    27.Kural

    Şu dünya bir dağ gibidir. Ona nasıl seslenirsen o da sana sesleri öyle aksettirir. Ağzından hayırlı bir laf çıkarsa, hayırlı laf yankılanır. Şer çıkarsa, sana gerisin geri şer yankılanır. Öyleyse kim ki senin hakkında kötü konuşur, sen o insan hakkında kırk gün kırk gece sadece güzel sözler et. Kırk günün sonunda göreceksin her şey değişmiş olacak. Senin gönlün değişirse dünya değişir.

    28.Kural

    Geçmiş, zihinlerimizi kaplayan bir sis bulutundan ibaret. Gelecek ise başlı başına bir hayal perdesi. Ne geleceğimizi bilebilir, ne geçmişimizi değiştirebiliriz.

    29.Kural

    Kader hayatımızın önceden çizilmiş olması demek değildir. Bu sebepten "ne yapalım kaderimiz böyle" deyip boyun bükmek cehalet göstergesidir. Kader yolun tamamını değil, sadece yol ayrımlarını verir. Güzergah bellidir ama tüm dönemeç ve sapaklar yolcuya aittir. Öyleyse ne hayatına hakimsin, ne de hayat karşısında çaresizsin.

    30.Kural

    Başkaları tarafından kınansan, ayıplansan, dedikodun yapılsa hatta iftiraya uğrasan bile, o ağzını açıp da kimse hakkında tek kötü laf etme. Kusur görme. Kusur ört.

    31.Kural

    Hakk'a yakınlaşabilmek için kadife gibi bir kalbe sahip olmalı. Her insan şu veya bu şekilde yumuşamayı öğrenir. Kimi bir kaza geçirir, kimi ölümcül bir hastalık, kimi ayrılık acısı çeker, kimi maddi kayıp... Hepimiz kalpteki katılıkları çözmeye fırsat veren badireler atlatırız. Ama kimimiz bundaki hikmeti anlar ve yumuşar, kimimiz ise ne yazık ki daha da sertleşerek çıkar.

    32.Kural

    Aranızdaki bütün perdeleri tek tek kaldır ki, Tanrı'ya saf bir aşkla bağlanabilesin. Kuralların olsun ama kurallarını başkalarını dışlamak yahut yargılamak için kullanma. Bilhassa putlardan uzak dur dost. Ve sakın kendi doğrularını putlaştırma! İnancın büyük olsun ama inancınla büyüklük taslama!

    33.Kural

    Bu dünyada herkes bir şey olmaya çalışırken, sen HİÇ ol. Menzilin yokluk olsun. İnsanın çömlekten farkı olmamalı. Nasıl ki çömleği tutan dışındaki biçim değil, içindeki boşluk ise, insanı ayakta tutanda benlik zannı değil hiçlik bilincidir.

    34.Kural

    Hakk'a teslimiyet ne zayıflık ne edilgenlik demektir. Tam tersine, böylesi bir teslimiyet son derece güçlü olmayı gerektirir. Teslim olan insan çalkantılı ve girdaplı sularda debelenmeyi bırakır, emin bir beldede yaşar.

    35.Kural

    Şu hayatta ancak tezatlarla ilerleyebiliriz. Mümin içindeki münkirle tanışmalı, Tanrıya inanmayan kişi ise içindeki inananla. İnsan-ı kamil mertebesine varana kadar gıdım sıdım ilerler kişi. Ve ancak tezatları kucaklayabildiği ölçüde olgunlaşır.

    36.Kural

    Hileden, desiseden endişe etme. Eğer birileri sana tuzak kuruyor zarar vermek istiyorsa, Tanrı da onlara tuzak kuruyordur. Çukur kazanlar o çukura kendileri düşer. Bu sistem karşılıklar esasına göre işler. Ne bir katre hayır karşılıksız kalır, ne bir katre şer. O'nun bilgisi dışında yaprak bile kıpırdamaz, Sen sadece buna inan!

    37.Kural

    Tanrı kılı kırk yararak titizlikle çalışan bir saat ustasıdır. O kadar dakiktir ki, sayesinde her şey zamanında olur. Ne bir saniye erken, ne bir saniye geç. Her insan için biz aşık olma zamanı vardır, bir de ölmek zamanı.

    38.Kural

    "Yaşadığım hayatı değiştirmeye, kendimi dönüştürmeye hazır mıyım?" diye sormak için hiç bir zaman geç değil. Kaç yaşında olursak olalım, başımızdan ne geçmiş olursa olsun, tamamen yenilenmek mümkün. Tek bir gün bile öncekinin tıpatıp tekrarıysa, yazık. Her an her nefeste yenilenmeli. Yepyeni bir yaşama doğmak için ölmeden önce ölmeli.

    39.Kural

    Noktalar sürekli değişse de bütün aynıdır. Bu dünyadan giden her hırsız için bir hırsız daha doğar. Ölen her dürüst insanın yerini bir dürüst insan alır. Hem bütün hiç bir zaman bozulmaz, her şey yerli yerinde kalır merkezinde... Hem de bir günden bir güne hiç bir şey aynı olmaz.

    40.Kural

    Aşksız geçen bir ömür beyhude yaşanmıştır. Acaba ilahi aşk peşinde mi koşmalıyım mecazi mi, yoksa dünyevi, semavi ya da cismani mi diye sorma! Ayrımlar ayrımları doğurur. Aşk'ın ise hiç bir sıfata ve tamlamaya ihtiyacı yoktur. Başlı başına bir dünyadır aşk. Ya tam ortasındasındır merkezinde, ya da dışındasındır hasretinde.
  • 164 syf.
    ·Beğendi·9/10
    Öncelikle söze beni uzun zaman sonra belki de kitapları tekrar okuma alışkanlığı kazandıracak bu kitabı okumaya teşvik eden arkadaşlarıma teşekkür ederim

    Ben uzun uzun bu kitap hakkında konuşmaya yazmaya gerek yok gibi hissediyorum, sitede 1 aylık bir zamanda bulunan herkes yazara ait alıntıları, incelemeleri az çok görmüş veya okumuştur. Yazarin dilinin, betimlemelerinin ne kadar iyi olduğunu anlatmaya lüzum yok bence.

    Ah raif. Zamanında çok kitap okumama rağmen, çokça film, dizi dünyasına dalmama rağmen bu kadar kendime benzeyen bir karakter tanımamıştım. Beni Akhisar'dan alıp ilk önce Ankaraya götürdü sonra Berlin'e. Ayrıca son 2 haftadır yaşadıklarımı düşündüğüm zaman sonum galiba raif efendi gibi olucak. Neyse kitaba geçiyim başlayayım.

    Kitap öyle bir başlıyor ki raif efendi karakteri o kadar özgün ki, ikinci bölüme geçmeden önce acaba dedim bir aksiyon beni mi bekliyor, o derece her tarafa çekilecek bir ilk bölümdü. Ikinci bölüm ise yeri geldi mutlu etti, yeri geldi üzdü, yeri geldi birkaç damla göz yaşı süzülmesine neden oldu. Iki insan arasındaki gelgitler, düşünce tarzları ve birbirine kavuşmuş olma duyguları o kadar güzel betimlenmiş ki yaşıyorsunuz o hisleri.
    Raif efendinin hisleri ah ah.Canımı yakan hep onlar zaten. Nasıl insan tekrar geri gitmez. Madem o kadar seviyordun be adam. Ev ev arardım yine giderdim şahsen. Ama o da haklı. Hayatta hiç sevilmemis, ailesi tarafından bile. Insanlara nasıl yaklaşacağını, nasıl düşüneceğini bile bilmiyor. Çektiği acıların çoğu kendi yüzünden diyebilirsiniz ama değil. Onu sevmeyen, gerektiği değeri göstermeyen, yüzüne gülen ama kalbinden haset geçiren kişilerden kaynaklı acıları. Ama mutlu gitti bence. Peki biz öyle gidebilecek miyiz?


    Bir kaç eksik gördüğüm nokta var kitapta o yüzden puanım 9 oldu, mesela raif efendi ve madonnasi hangi dilde iletişim kuruyorlar kitapta belirtilmiyor galiba yoksa ben mi kaçırdım?
    Yazar sanki sonlara doğru hikayeyi bitirmek için fazla mi acele etmiş?



    Bu arada son zamanlarda popüler olan bazı şeyleri yapmamak insanlar tarafından üstün görülmeye başlandı. Popüler diye sevmemeler. Ha beğenmezsin o ayrı şapka cıkartırız. Ama popüler diye soğumak bilmiyorum, Garip.
  • Düşünmeyi pek sevmeyen arkadaşların sorduğu soruya Hz. Ali'nin cevabı şöyledir:

    Hz. Ali bir Hristiyana misafir oldu. Adam üzüm getirdi. Hz. Ali üzümü yedi. Sonra üzümden yapılmış şarap getirdi.

    Hz. Ali buyurdu ki : Haramdır.
    Hristiyan dedi ki : Siz Müslümanlara şaşarım. Üzüm helal, içki haram. Halbuki bu, bundan yapılıyor.
    Hz. Ali buyurdu ki : Eşin var mı. Var. Kızın var mı. O da var. İkisi de gelsin buraya.

    Eşi ve kızı gelince Hz.Ali buyurdu ki : Bu kız bu annedendir, ama görüyorsun ki Allah annesini sana helal kızını ise haram kılmıştır.
    Hristiyan dedi ki : Şehadet ederim ki Allah birdir ve Muhammed onun resulüdür ve sen onun halifesisin. Elinden öpüp Müslümanlığını ilan etti.

    (Neden haramdır sorusunun cevabı değildir, dikkat edelim. Zaten bu meselenin bir yönüdür, bunu anlamayan zaten diğer yönlerini umursamaz.✒☝️🌹
  • 366 syf.
    ·30 günde·10/10
    Risale-i Nur eserlerin’den olan Asa-yı Musa eserini de okudum bitti.


    “Önce size biraz Bediuzzaman Said Nursi’den bahsetmek istiyorum. Bediüzzaman Said Nursi 1877 yılın da doğdu. Bediüzzaman Said Nursî, İslam alimi, düşünürü, Risale-i Nur adlı tefsir külliyatının yazarı ve Nur cemaatinin kurucu lideridir. 1892'de Bitlis'te Şeyh Emin Efendi ve diğer İslam alimlerinin de bulunduğu ilim meclisinde yapılan imtihan ve münazara sonunda Molla Fethullah tarafından Bediüzzaman unvanı verilmiş; diğer alimler tarafından da kabul görmüş ve bu isimle anılmaya başlanmıştır.
    Kendisinde görülen hafıza sebebiyle, önceleri "Molla Said-i Meşhur" diye tanındı. Daha sonra "Zamanın eşsizi" anlamında "Bediüzzaman" unvanıyla şöhret buldu. Talebelik yıllarında temel İslamî ilimlerle ilgili doksan kitabı ezberledi. Said Nursi, 23 Mart 1960 tarihinde 82 yaşında Şanlıurfa'da öldü..”


    Kısaca yazardan size bilgiler vermeye çalıştım. Ama gerçekten de burada yazılanlar, yazarın genel hayatını anlatmaya yetmez. Yazarı araştırırken, hayatı ile bir çok şey öğrendim. O kadar çok şey yaşamış ki yazar, kitabı yazılsa roman olur gerçekten. Ve ben bu romanı çok severek okurdum.


    Osmanlıca, türkçesi olarak yazılan Risale-i Nur, türkçe olarak Nurlu Kitaplar demek oluyor. Bu eserler yazar tarafından 1925 yılında yazılmaya başlamış. Ve 24 yılda tamamlamış yazar kitapları.


    “Risâle-i Nur, yalnız bu vatan ve millet için değil, âlem-i İslâm ve bütün beşeriyetin ihtiyacına cevap verecek bir külliyat olarak telif edilmiştir.”


    Ve gelelim “Risale-i Nur” eserlerinden olan “Asa-yı Musa” adlı kitap hakkında ki görüşlarime. Bu benim Bediuzzaman Said Nursi’nin, “Risale-i Nur” eserlerinden okuduğum ikinci eseri. Kitap hakkında yazılacak o kadar şey varki... herkezin pek tercih ettiği kitaplar olmadığının farkındayım. Şimdi ben size demicem bu tarz kitapları seviyorsanız alın okuyun diye. Çünkü bilindiği gibi böyle kitaplar belirli bir tabakadan oluşuyor. Ben size dicem ki, sevmeyen de, okumam, bu tarz kitaplar, benlik değil bu tip kitaplar diyenler de alsın okusun. Çünkü ben bu kitabı ve “Risale-i Nur” eserlerini en çok onlara öneriyorum. Neden mi? Herkezin bir inancı vardır hayat da. Dine hizmet edenler, ve dünyaya hizmet edenler diye iki insan tipi vardır hayat da. Kimileri allahın ve peygamberlerin varlığını inanır, ki bunlar da islama hizmet eden müslümanlar oluyor. Peygamberlerin varlığına inanmayanlar ise incile hizmet eder. Ve hiç bir inancı olmayan felsefeci ve ateistler de var tabi. Herkezin inancı kendinedir elbette. Ama ben bu eserlerin en çok hiç bir inancı olmayan insanlar için yazıldığını düşünüyorum. Neden derseniz? Çünkü yazar neden bir ALLAH inancımız olmalı? Bu ve bir çok konuyu, basitleştirilmiş ve kolay anlamamızı sağlicak bir dille anlatıyor. Bir çok kısa hikayeler anlatarak, örnek vererek düşüncelerimizin oturmasına yardımcı oluyor. “Risale-i Nur” eserleri inanç başta olmak üzere ahlaki ve felsefi sorunları irdeleyen eserlerdir.


    "Kim hakîkat peşinde koşuyorsa, Risâle-i Nur’dan ders alması lazımdır; ve Nur yolunda giden her münevver, hakîkï saadete kavuşacak ve yeryüzünün mâhiyetini derk edecektir"


    Öyle bi kitap ki, bu kitap, kafandaki islamiyete ve dine karşı olan bütün sorulara değiniyor. Aklındaki o karanlık yerleri aydınlatıyor. Yazarın okuduğum ilk eseri olan “İman ve Küfür Muvazeneleri” kitabına yaptığım incelemede size belirtmiştim. #38126151 öyle okuyupta kolay sindire biliceğiniz kitaplar değil bunlar. Anlamak için çaba göstermeniz gerek. Kur’an’ın tefsiri olan“Risale-i Nur” eserleri bize yol gösterici oluyor. Dini inancın azaldığı bu dönem de herkezin okuması taraftarıyım ben. Bir inancı olmayan birisi bile okusun bu eserlerden birini. En kötüsü kendini ve inancını sınamış ve yoklamış olur. Ne kaybedersiniz ki? Bu eserler size asla bir zaman kaybı yaratmaz İnanın ki. Sadece bu eserleri okumaya başlamadan önce kafanızda ki tüm ön yargıları kaldırıp öyle başlayın okumaya. Ve elbette anlamaya çalışarak. Kitabın tek bir sayfası bile, bize bir çok şeyi anlatmaya çalışıyor. Siz yeter ki anlamamak için direnmeyin. İyi bir okuyucuysanız eğer, kitaplarla ilgili belirli bir tabunuz olmaz. Ve olmasın da zaten.


    “Risâle-i Nur’u okuyan her idrâk sahibi anlıyor ki, Risâle-i Nur, gerek bu asrın, gerekse önümüzdeki asrın beşeriyetini fikir karanlıklarından kurtarıp, tenvir ve irşad edecektir.”


    Kitabın kapağı ve yazar size biraz ürkütücü gele bilir, ama kesinikle gözünüzü korkutmasın bunlar sizin. Eski osmanlıca türkçesi olarak yazılmıştır bütün “Risale-i Nur” eserleri. Bu alışkın olduğunuz bir dil olmaya bilir sizin için, Kitabı anlamanızıda zorlaştıra bilir, ama bi yerden sonra yazarın dilinede alışıcaksınız. Başlar da pes edip bırakmayın kesinikle.


    Allah’tır onun yarı, mürebbîsi, velisi; 
Andıkça, bütün nur oluyor duygusu, hissi. 
Yükselmededir marifet iklimine her an, 
Bambaşka ufuklar açıyor rûhuna Kur’an. 
Kur’an ona yad ettiriyor, "Bezm-i Elest"i, 
Aşık, o tecellînin ezelden beri mesti.


    Keyifli Okumalar...
  • sevgili dost,
    Aristo'nun tabiriyle,birbirlerine hoş ve faydalı görünmedikleri gün birbirlerini artık sevmeyen, dostlarla ne işimiz var. Bizim, Peygamberi ısırmasın diye ayağını yılan deliğinin üstüne kapatan Ebu Bekir'imiz, suikastı haber alınca peygamberin yatağına yatan Ali'miz var. Son yudum suyu birbirlerine gönderip sususz şehit olan sahabelerimiz var. Bizim, iman etmedikçe cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe iman etmiş olmazsınız, sizden biriniz kendisi için sevdiğini müslüman kardeşi için de sevmedikçe (istemedikçe) gerçek mümin olamaz, size aranızdaki sevgiyi artıracak bir şey söyleyeyim mi, selamlaşınız, hediyeleşin ki aranızdaki sevgi artsın, diyen bir Peygambberimiz var! sevelim, sevilelim, dünya kimseye kalmaz, diyen Yunus'umuz, düşmanın attığı taştan değil, dostun attığı gülden incinen Hallac-ı Mansur'umuz var.
    Sevgili dost,
    Dostluk gündüz görünmez; o, ateş böceği gibi yalnız geceleyin parlar.
  • "Bana Kürtlerden nefret etmem gerektiğini söylerdi babam. Kürtler bölücüydü, teröristti, biz Türklerden nefret edendi ve bu yüzden onlardan nefret etmem gerekirdi.
    Nefret etmediğim gibi, Kürt arkadaşlar, Kürt kardeşler edindim kendime. Diyarbakır`a, Mardin`e, Bingöl`e ve Batman`a gittim. Kürt canlar konuştu, ben dinledim, Kürt kadınlar anlattı ben kederlendim, Kürt müzikleri, ağıtları dinledim Kürtçe bilmeden ve öğretmen olarak ilk tayinim Tunceli`ye çıkınca çok ama çok sevindim…
    Annem, “Tunceliler Alevi, yemeklerinden yeme” dedi ve ben çağrıldığım, buyur edildiğim her sofrada yemeklerini yedim Tuncelilerin. Birçok Tuncelili komşum oldu kahvaltıya çağırdığım, hafta sonları çarşıda dolaştığım, kahve içtiğim.
    Abim, Ermenilere kinlenirdi. Onlardan “Ermeni dölü” diye bahsederdi. Bir Ermeni dostum oldu. Ben onu Türk sanıyordum ve o da kendini Türk sanıyordu!
    Bir gün dedi ki bana, -ama öyle tedirgindi ki bunu derken-, “sana bir sır vereceğim.“ Şaşırdım, “elbette” dedim. “Otuz üç yaşındayım, yeni öğrendim, ben Türk değilmişim” dedi.
    “Ne var ki bunda, cansın” dedim gülümseyerek. “Ben Ermeniymişim” dedi. “Sen benim dostumsun” dedim… “Biz Erzurumluyuz biliyorsun; bizim ailede ne cumaya gidilir, ne namaz kılınır, ne de oruç tutulur” dedi. “Nasıl anlayamadım” dedi… “Babam, ölmeye yakınken açıkladı bu sırrı” dedi… Sarıldık birbirimize sımsıkı. Babasını affetmeyeceğini söylerken, bir çırpıda affediverdi…
    Ayvalık`ta, Rum bir yaşlı amcanın işlettiği pansiyonda kaldım geçen yaz. Sevgilimle o pansiyonda tanıştık. Aktivistti sevgilim, doğa aktivisti. Kah Kaz Dağları`nda, kah Karadeniz`de, kah Mersin`de… Nerede ormanlara kıyılıyorsa, nerede dereler kurutuluyorsa, nerede HES`ler yapılıyorsa benim bir tanem oradaydı. Ben çok sevdim onu. Onun gibi bütünleşemedim doğayla belki. Ama o da benim gibi masallar anlatamadı çocuklara… Biz çok sevdik birbirimizi; doğayla ve çocuklarla geçecek bir ömür düşledik…
    Hakkari`ye çıktı askerliği birkaç ay önce. “Hakkari`ye gidemedim hiç, doğası harikaymış” derken kederini duyumsamak içimi acıttı… Hakkari dağlarındaki ters lalelerin fotoğraflarına baktık beraber. Korkuyordu, biliyordum. Hakkari değildi korktuğu, Kürtler değildi. Devletin ne olduğunu, varlığını nasıl sürdürdüğünü ikimiz de farkındaydık. Halklarını sevmeyen, emekçilerini sevmeyen, sularını, ormanlarını, hayvanlarını sevmeyen bir yapıdan bahsediyoruz !
    Nice ormanlara kıyıldı HES`ler için; nice derelere, ırmaklara kıyıldı…
    Nice canlara, halklara kıyıldı saltanat için; nice çocuklara, genceciklere, güzelliklere…

    Sevgilim ölü asker.
    Duyuyor musunuz beni saraylılar, biat edenler, can olduğunun, emekçi olduğunun, halk olduğunun ayrımına varmadan her boku biliyormuş gibi ahkâm kesenler!
    “Bana patates soymayı öğretsene” demişti canım benim. “Umarım, kışlada bütün gün patates soyarım” demişti…
    Ne Kürtler düşman, ne Aleviler, ne de Ermeniler ve Rumlar; biz halklar, biz çoğulluklar öyle güzeliz ki, düşmanı halklarda değil, inandığınız, hatta kutsadığınız rezil rüsvalıklarda arayın siz. İnandığınız, kutsadığınız ne varsa, bizi bölen de o, sersefil eden de o, öldüren de…
    Babam, can parçamın öldüğünü öğrendiğinde,
    “Kürtlerden nefret etmiyor musun hâlâ” dedi…
    Sustum…
    Yine sordu aynı soruyu, yine sustum.
    Bana bir tokat attı ve bağırarak sordu bu sefer, “Kürtlerden nefret etmiyor musun hâlâ!
    “ Baktım babamın yüzüne öylece.
    ”Canımın mezarı belli ama Cumartesi Anneleri`ni daha iyi anlıyorum” dedim…
    Sonra ne mi oldu? Canımın yarısını da değil, tamamını yitiren ben hain oldum ve kan revan içinde kaldım…
    Son günlerde dağ bayır geziyorum. Sularla, ormanlarla kuşlarla söyleşiyorum; sevgilim ona kavuşamayacağım bir yerde…
    Sevgilim ölü asker…"