• 125 syf.
    ·47 günde·9/10
    anlat:
    bu bir yusuf masalıdır de
    bunu söyle ve fakat
    şunu da sor
    yusuf’un masalı neden
    yusuf’la başlamıyor?
    bir varmış bir yokmuşla başlıyor bütün masallar gibi
    bir şivekâr varmış, bir genç kız
    yusuf yokmuş, cinler
    kaçırmış, yazgı
    saklamış onu.

    şairin “annemin anısına” diyerek atfettiği, “bir yusuf masalı” kitabı, 2011 yılının mayıs ayında, şûle yayınlarından çıkıyor. on dördüncü baskı. ilk baskısı 1999’da yapılmış.

    ovidius’un bir dörtlüğü karşılıyor bizi, kitaba başlarken. publius ovidius naso. romalı şair, latin şairi. “aşk sanatı” isimli eseri dönemin imparatorunu sinirlendirmiş ve şair ölene dek sürgüne gönderilmiş; sürgündeki 9 yılı boyunca eşine yazdığı mektuplar insanlık tarihinin en güzel aşk mektupları sıralamasına girmiş. “ağlamak da bir zevktir.” diyen şair. “ceza kaldırılabilir; ama suç insanın içinde sonsuza kadar yaşar.” diyen şair.

    dörtlüğü:
    quid iste tuus praeter
    nova carmina vates?
    anatoris milia multa leges.
    *
    what is that bard of yours bringing you besides new poems?
    you’ll read many thousand lines of a lover.

    münacat https://youtu.be/7nmjTi2IcPE
    naat https://youtu.be/XiALE1b_SnM
    sebeb-i telif https://youtu.be/n5VAacIdRI4
    dibace https://youtu.be/9yHGHEOg3JM
    ve yedi babdan oluşan bir yusuf masalı. https://youtu.be/-Tqj0Yjfv9g

    bir yusuf masalı’na gelene kadar şiirlerini kaçar defa dinlediğimi bilemiyorum, kaçar defa daha dinleyeceğimi de bilemeyeceğim gibi. dinleyip okuyup, dinleyip dinleyip okuyup, dinleyip dinleyip dinleyip okuyup demlediğim nadide bi şair girdi hayatıma. ne iyi etti!

    şiirlerinin anlaşılmadığı; kapalı, imgeli bulunduğu söylemlerine karşılık özel’in, yazdıklarımın anlaşılmamasını istiyorsam neden yazıyorum ki, dediğini ve’l asr’dan hatırlıyor gibiyim.

    dinledikçe kaybolup, kayboldukça derinleşip, derinleştikçe anlayıp, doldurup doldurup taşırmayan, taşmanıza izin vermeyen dizeler silsilesi..

    “üstümde yıldızlı gök” demişti königsberg’li
    “içerimde ahlâk yasası”.
    yasa mı? kimin için? neyi berkitir yasa?
    ister gözünü oğuştur, istersen tetiği çek
    idam mangasındasın içinde yasa varsa.
    girmem, girmedim mangalara
    yer etmedi adalet duygusu
    içimde benim
    çünkü ben
    ömrümce adle boyun eğdim. -öfkesinin hakkını bilen/veren şair.

    imreniyoruz başkalarının mahvına. -acının bilediği şair.

    yapmacıktan nefretimiz
    sebep olsun kavgamıza
    bekleyiş arzından kovsunlar bizi
    ne yemen biraz öncemiz diyelim
    ne biraz sonramız meksika. -haklı, acı bi başkaldırı onunkisi.

    şimdi tekrar ne yapsam dedirtme bana yarabbi
    taşınacak suyu göster, kırılacak odunu
    kaldı bu silinmez yaşamak suçu üzerimde
    bileyim hangi suyun sakasıyım ya rabbelalemin
    tütmesi gereken ocak nerde? -yanış ve yakarışın en asil idraki.

    incecik yas dumanı herkese ulaşıyor
    sevinç günlerine hürya doluştuğumuzda
    tek başınayız. -tek başınalığın en hali..

    başlasın anlatımız
    ağlatımız -sahi bitmeyecek değil mi?


    -biz zaten neye bitirmek için başladık ki?.. :)
  • Sürgündeki Ahmet Kaya’nın hissettikleri

    BAşım hep beladaydı zaten. Türkiye’nin alışageldiği bir sanatçı tipi çizmiyorum. Hayatın farkındayım, akıllıyım, normlara uymuyorum. Medya, benden malzeme çıkaramıyor. Çünkü “Kim nerede-kiminle” programlarının aktörü olmuyorum. Ailemle ve inandığım geleneksel değerler üzerine inşa edilmiş bir
    yaşam sürdürüyorum, vergimi ödüyorum, namussuzluk yapmıyorum. Bütün haksızlıklara karşı çıkan, sistemi eleştiren ve her daim muhalif bir adamım. Benim başım, nasıl belada olmasın?

    Bütün şarkılarıma bakın, kaderimi adeta ellerimle yazdığımı göreceksiniz. Başta ‘Başım Belada’ olmak üzere; ben şarkıların yolunu yürüyorum. Toplumcuyum. Beni rahatsız eden her şeyi, müziğimle eleştiriyor ve protesto ediyorum. Duygu üreten herkes gibi, gözümden yaş akıtan hiçbir şey karşısında suskun kalamıyorum. Hiçbir şarkı, şiir, hiçbir kültür, yurtsuz olamaz. Hiçbir ülkede saatler bu kadar kedere ve hüzüne ayarlanamaz.

    Biz kültürel kimlikten bahsettik onlar bunu nüfus cüzdanı sandılar, bu kadar tuhaf insanlar işte ne yapayım.

    Dağların acısı olur; ama acının bu kadar büyük dağları olamaz. Ben “Üç tane şerefsizin yüzünden ülkemde arabama bile binemedim” dedim. Ertesi gün bir gazetede manşet, “Arabamı şerefsizlerin ülkesinde bıraktım.” Böyle bir şey olabilir mi? O gazetenin muhabiri bile geldi, bana “Abi vallahi ben böyle bir şey yazmadım, ayarlamışlar” dedi. Yorumu size bırakıyorum. Kızlarımın okula gidiyor. Ben onlara hiçbir açıklama yapamadım, bunun koşulları olmadı. Ama onların benim adıma epeyce  açıklama yapmak zorunda bırakılmaları, beni gerçekten çok üzüyor. Ya gözüm, ben manyak mıyım ki böyle bir şey söyleyeyim? Benim annem, kardeşlerim, arkadaşlarım, dostlarım, abim, çocuklarım, karım, ailem, herkes o ülkede yaşıyor. Ve ben Mecnun’un Leyla’yı sevmesi gibi seviyorum ülkemi. Yıllardır Türkçe şarkılar söyleyen bir insanım. Kürt asıllıyım. Ve ne yazık ki Kürtçe de bilmem. Bir aşk, ayrılık şarkısının, bunlara sebep olabileceği aklımın ucundan bile geçmezdi. Dostlarımın ne kadar yalancı olduklarını gördüm. Üçbuçuk ay, evimde hapis kaldım. Millet, ayakkabılarını üzerime attı. Dost gördüğüm insanların hiçbiri beni aramıyor. Hiçbiri bölücü olmadığımı söylemiyor. Ama kimseye de küs değilim. Sadece Kürdüm.

    Benim kefenim arka cebimde duruyor. Hiç değilse onurlu öleyim. Keşke ölsem. Önüme bir traktör çıksa da gebersem. Sanki namussuzluk yapmışım. “Kürdüm’” demişim, o kadar. Kimseye benden bir kötülük gelmez. Ne desem ters anlaşılıyor. Yani ben hiç hiç doğru anlaşılamadım gözüm. Buna rağmen, şansımı zorlamaktan yanayım. Bildiğim bir şey var ki, yüreğim ve beynim büyüdükçe, sicilim bozuluyor ama ıssız bir insanlık anlıyor beni. Bir gün birileri nasılsa Kürt asıllı olduğu için Kürtçe bir tek şarkı söylemek isteyen bir adamın, hiçbir ülkeyi bölmediğinin öyküsünü yazacak. Ve bu öyküyü okuyanlar, şarkılardan korkulmaması gerektiğini anlayacaklardır. Ben klasik bir kadere teslim olmak istemiyorum. Ve öldükten sonra değil, yaşarken anlaşılmak istiyorum. Yüreğim ve beynim, yaşadığım sürece dünyanın her yanında acılar çeken halkların yanında olacak. Ben ceketimi daima yağmurlara asacağım. Tam demokrat ve tam bağımsız, insan haklarına saygılı, sanatın ve düşüncenin suç olmadığı, herkesin inançlarına saygılı ve herkesin karnının doyduğu bir ülke özlüyorum. Bunun altına imzasını atabilecek herkesle, her zaman ve her zeminde bir arada olurum. Şarkılarımın içindeki duyguyla, ülkede iyiye gitmeyen her şeyi değiştirmek istiyorum. Bu güllerin hiçbirinin rengini soldurmamak lazım. Ben kaçmadım.

    Bir sabah 4:15’de İstanbul’da beni bir uçağa bindirdiler. Bindiğim uçağın, markası bile yoktu. “Ulan bizi bunlar aşağı atacaklar” dedim. Uçak, Almanya’ya hareket etti. Oradan da Paris’e gelerek yaşamaya başladım. Sürgün değil, savaşçı olduğum için buradayım. Yaz da olsa, kış da olsa farketmez, ben geceleri çok üşüyorum. Sorun kalorifer sorunu değil, sorun yorgansızlık da değil. Beni üşüten tek bir şey var. Ben vatansızlıktan üşüyorum. İstanbul’u çok özledim. Çocuklarımı özledim. Ailem orada. Burada en güzel Fransız şaraplarını içiyorum. Paris’te gezmek varken ne diye Kartal Cezaevi’nde yatayım ki? Ama sokakta Türkçe küfreden polisimizi bile özledim gözüm, gerisini sen düşün. Kükürt kokan havasını, içilemeyen suyunu, Boğaz’da balık kokusunu, ülkemi, hüzünlü şarkılarla bile yaşama umutla sarılmasını bilen ülkemin insanlarını özledim. Biz kimseden hesap sormayacağız. Hesap sormak asla devrimci, demokrat kişilerin işi değildir. Hesabı faşistler soruyorlar. Olmayan hesapların peşinde oldukları için. Kürt ve Türk annelerinin ölen çocuklarının resimleriyle sokağa çıkacakları günü bekliyorum. Türkiye’de barışı anneler gerçekleştirecektir. İçeride yatan, namuslu, onurlu insanlara rağmen, gene de bu bu işi Türk ve Kürt anneleri yapacaktır. Barış devletin işi değil, annelerin işidir.
  • Ey adı kötüye çıkmış hüzünler,
    Ey adı batmış dünya ve vaha!
    Belki yazardım ve dirilirdim
    Yeniden, olsaydı bir kelimem daha.
    ...
  • Dilin ağusu değerse tene, vade yiter, göz kararır
    Ecelim nefesimi tefsir etse de gövdem taşradır
    ...
  • ...
    Bir dağa iner gibi
    Dağa iner gibi
    İner gibi
    Kalbime
    İndi
    Şiir-
    Ben okumasını bilmem ki!