Her sınır bir son olduğu gibi bir başlangıçtır da. İnsan uzun süre birlikte vakit geçirdiği genç hayatları, başlarına sonraki yıllarda neler geldiğini öğrenmek istemeden bir kenara nasıl bırakabilir?
Çünkü hayatın bir parçası tümünün özelliklerini taşısa da, her yanı aynı şekilde örülmüş bir ağ gibi değildir: Verilen sözler tutulmayabilir; heyecanla başlanmış bir iş gitgide kötüleşebilir; o güne kadar kendilerini gösteremeden kalmış birtakım güçlü yetenekler, uzun zamandır bekledikleri fırsatı bulabilirler; geçmişte yapılmış bir yanlışı düzeltme arzusu, muhteşem bir eyleme yol açabilir.
Eskiden beri pek çok romanın konusunu oluşturan evlilik, öyküler için hâlâ çok önemli bir başlangıçtır; Âdem'le Havva'nın öyküsü de böyle başlar; onlar balaylarını Cennet'te geçirdiler; ama ilk çocukları ıssız, çorak toprakların devedikenleri ve dikenli çalıları arasında doğdu. Evlilik bugün de, ilerleyen yılları bir doruk noktasına taşıyan, yaşlılığı ortak bir hayatın tatlı anılarıyla donatan kusursuz bir birleşmenin yavaş yavaş kazanılmasının ya da ilelebet yitirilmesinin anlatıldığı destansı romanların başlangıç noktasıdır.
Bazı çiftler eskinin Haçlı Seferleri'ne katılan şövalyeleri gibi ümit ve heyecanla yola çıkarlar; ama birbirlerine ve dünyaya karşı sabırlı davranamadıkları için, o şahane donanımlarına rağmen yarı yolda solukları kesilir.
Böyle bir başlangıç, hiç de iyi bir son umdurmuyordu insana. Fakat yine de koyvermedim kendimi. Umutsuzluğa kapılmadım. Bütün acı çekenlerin o biricik avuntusuna sığındım: Temiz, fakat parça parça olmuş bir yürekten taşan duanın tatlı lezzetini ilk kez tadarak, gelecek konusunda kaygılanmayı bir yana bırakıp derin bir uykuya daldım.
Önünde yepyeni, bilinmeyenlerle dolu bir yaşama doğru giden uzun bir yol vardı. Yarınların neler getireceğinden habersiz, umutla dolu o gencecik yüzünde tatlı bir gülümsemeyle, uyuyordu Nüveyre.
Geriye dönüp baktığımızda yeni bir çağın doğduğu ânı, "İşte o sırada başladı her şey, " diye gösterebilirsiniz. Hâlbuki o ânı yaşarken birbiri ardına gelip geçen alelade günlerden biri gibidir.
Aslında istediğim yeniden başlamaktı. Olmamış hayatımı oldurmak, herkes gibi bir hayata sahip olmak istiyordum. Ama hiçbir şeye yeniden başlayamazdım. Yeniden başlamam için yeniden doğmam lazımdı.
Böyle bir başlangıç, hiç de iyi bir son umdurmuyordu insana. Fakat yine de koyuvermedim kendimi. Umutsuzluğa kapılmadım. Bütün acı çekenlerin o biricik avuntusuna sığındım: Temiz, fakat parça parça olmuş bir yürekten taşan duanın tatlı lezzetini ilk kez tadarak, gelecek konusunda kaygılanmayı bir yana bırakıp derin bir uykuya daldım.
Yüzbaşının Kızı, Aleksandr Puşkin