• Aylar önce kaybetmişti izini
    Bulamadı Kambur Çoban Süslü'yü
    Çözemezken esrarını gizini
    Bulamadı Kambur Çoban Süslü'yü

    Yemini,suyunu verirdi fazla
    Hizmetin görürdü büyük bir hazla
    Gün geldi ortadan kayboldu hızla
    Bulamadı Kambur Çoban Süslü'yü

    Dağları, taşları arayıp durdu
    Yemiştir belki de tepenin kurdu
    Geceden,gündüzden aklına vurdu
    Bulamadı Kambur Çoban Süslü'yü

    Ya Bağdat'a kaçtı ya gitti Şam'a
    Belki pişman olur döner akşama
    Civarda her cinsten eşek var ama
    Bulamadı Kambur Çoban Süslü'yü

    Haber saldı gidip civar illere
    Ödül koydu boynundaki zillere
    Süslü'ye sevdası düştü dillere
    Bulamadı Kambur Çoban Süslü'yü

    Garip Önder deşti derin yarayı
    Kambur Çoban yine giymiş karayı
    Dolandı günlerce tüm Ankara’yı
    Bulamadı Kambur Çoban Süslü'yü


    Günler,aylar geçer.Süslü hâla kayıptır.Günün birinde postacı bir mektup bırakır.Kambur Çoban mektubu okuması için muhtarı çağırır.Muhtar, mektubu eline alır ve bu mektubun Bayburt’tan geldiğini hem de Süslü tarafından gönderildiğini söyler."Yahu bizim eşeğin okuma yazması varmış meğer." diyerek şaşkınlığını ifade eder çoban. Muhtar okumaya başlar.Bakalım Süslü neler söyler:


    Bir akşam üstüydü tuzağa düştüm
    Kambur Çoban sorma başa geleni
    Yolumu şaşırdım uzağa düştüm
    Kambur Çoban sorma başa geleni

    Tepenin ardında pusu attılar
    Bir kamyonda on öküze kattılar
    Kör tellağa üçe beşe sattılar
    Kambur Çoban sorma başa geleni

    Sahibimin boyu uzar kibirden
    Yüzü ekşi sanki çıkmış kabirden
    Aksi imiş köy bakkalı Cabir’den
    Kambur Çoban sorma başa geleni

    Seher vakti bir bakana satıldım
    O gün bugün siyasete atıldım
    Büyüklerin meclisine katıldım
    Kambur Çoban sorma başa geleni

    Garip Önder hallerimi yazalı
    Türlü bela başımızda tozalı
    Bir uyuzluk keyfimizi bozalı
    Kambur Çoban sorma başa geleni

    Kambur Çoban ve muhtar hayret içinde kalır.Çoban da muhtara bir name yazdırıp zarfın üzerindeki adrese gönderir.

    Erenler yurdunda gezilmez şaşkın
    Gezme Süslü Bayburt sana yaramaz
    İnsanı yiğittir, ırmağı coşkun
    Gezme Süslü Bayburt sana yaramaz

    Aslanın yurdunda bir can gezmeye
    Peşi sıra fil gönderir ezmeye
    Elin oğlu kırbaçlayıp üzmeye
    Gezme Süslü Bayburt sana yaramaz

    Garip Önder acı söyler kazara
    Palanını sürmesin el pazara
    Gurbet elde gelmeyesin nazara
    Gezme Süslü Bayburt sana yaramaz

    Aradan çok uzun bir süre geçti.Postacı bir sabah yine Süslü'den name getirdi. Muhtar çağrılınca hemen geldi merakla okumaya başladı.Kulak verelim Süslü ne söyler:

    Görenler dehaya hayran kaldılar
    Can Bayburt’a mebus yaptılar beni
    Anırdıkça coşup ıslık çaldılar
    Can Bayburt’a mebus yaptılar beni

    Ne sorulsa kuyruğumu salladım
    Salladıkça sandılar ki anladım
    Gül dediler güldüm,ağla! ağladım
    Can Bayburt’a mebus yaptılar beni

    Ayırınca ayran ile yoğurdu
    Analar görün ki mucit doğurdu
    Kuyruğu sallasam meydan soğurdu
    Can Bayburt’a mebus yaptılar beni

    Tez vakitte icraate başladım
    Hak yiyeni çiftem ile haşladım
    Sahtekârı şeytan diye taşladım
    Can Bayburt’a mebus yaptılar beni

    Altın dedim memleketin taşına
    Övgü aldım hep kaşına kaşına
    Sıpa koydum partilerin başına
    Can Bayburt’a mebus yaptılar beni

    Garip Önder söyle yare sözümü
    Eşek iken kaybetmedim özümü
    Mebusluğun bana yokken lüzumu
    Can Bayburt’a mebus yaptılar beni

    Bu Süslü'nün gönderdiği son mektup olmuştur.Aylar geçer ancak bir daha ondan bir haber gelmez.Kambur Çoban hasretine dayanamayıp kalkar Bayburt’a gelir Süslü'yü bulmak için.Süslü saat kulesinin önünde yarı baygın uzanmış yatmaktadır.Her tarafı yara bere içindedir.Tüyleri yolunmuş,kuyruğu kesilmiş dermansız haliyle eski sahibine bakmaktadır.Kambur Çoban Süslü'nün halini görünce derinden sarsılmıştır.Gözlerinden yaş boşalırken şöyle söyler:
    Geze geze aştım nice elleri
    Süslü buna dayanır mı yüreğim
    Dert mi saldı mı şu Bayburt'un yelleri
    Süslü buna dayanır mı yüreğim

    Solmuşsun gül iken rengin de kaçmış
    Bilmem ki zalımlar kaç yara açmış
    Belli ki günlerin aç, susuz geçmiş
    Süslü buna dayanır mı yüreğim

    Garip Önder yandı görünce böyle
    Ölmeden yetişsin hekime söyle
    Melul mahzun niçin bakarsın öyle
    Süslü buna dayanır mı yüreğim

    Çobanın sözü biterken Süslü başını kaldırıp sahibinin yüzünü yalamaya başlar.Ve bir anda can havliyle ayaklanan Süslü kaçmaya başlar.Çoban da Süslüüü diye bağırarak peşine düşer ama nafile. O günden sonra bir daha Süslü’yü gören olmaz.Kambur Çoban ise eşeğini aramaktan deli divaneye döner…
  • Seyrani'nin yaşamı ve şiirleri hakkında kıymetli bilgiler veren bir eser.Seyrani'nin gönül pınarından damlalar sunulmuş.İnsanın içine işleyen menkıbelerle şiirlerinin hikâyesi anlatılmış.Bunlardan bir tanesi Seyrani'nin Sultan Abdülmecid tarafından saraya davet edilişidir.Padişah, bütün atışmalarda birinci gelen Seyrani'nin ününü duyunca merak eder.Huzuruna çağırır ve kendisine samur bir kürk hediye eder.Seyrani saraydan çıkarken ayazda titreyen bir gariban görür.Padişahın kendisine verdiği samur kürkü çıkarıp üşüyen adama giydirir.Bunu görenler, sen padişaha hakaret ettin.Padişahımızın hediyesini başkasına verdin diyerek padişaha şikayet eder.Tekrar padişahın huzuruna çıkarılan Seyrani sürgünle tehdit edilince şu dizeleri okur:
    Hakk'ın mekânından özge bir mekân
    Bulmak mümkün ise bul gönder beni

    Bu sözleri duyan padişah sürgüne göndermekten vaz geçer.Sarayda uzun bir süre kalır.Tabi
    "Küçük lokma ile dolmaz avurdu
    Ne yaman insanı yaktı kavurdu
    Cihanın külünü göğe savurdu
    Sadarete geldi hayvan olanlar"
    gibi mısraları zülf-i yâre dokunur.Öldürmek isterler.Kayserili bir akrabası saraydan kaçırarak hayatını kurtarır.
    Aşık Revayî ile fıkra gibi atışmaları tebessüm ettirirken, Seyraniyle tilki arasında yaşananlar hepimize ders vermektedir aslında.Seyrani aşıklarla atışmalarda hep birinci olur.Bu yüzden gurura kapılır.Bir gün Seyrani'nin karşısına bir tilki çıkar ve Seyrani Baba dur hele sana sualim var der.Ve ahiretle ilgili öyle sualler sorar ki Seyrani hiç birine cevap veremez.Gurura kapıldığından kendisine ders verildiğini anlar.Ve şu dizeleri söyler

    Ağır meclislerde sıkılmaz iken
    Mengeneyle bile bükülmez iken
    Seyrani aslana yıkılmaz iken
    Dedirdin tilkiye pes kara bahtım

    Şiirlerini ne anlatabiliriz,ne de okumaya doyabiliriz. Her biri birbirinden kıymetli.

    Seyrani bilmem mert midir
    Yoksa cana cömert midir
    Eyyub'un derdi dert midir
    Ben ondan besbeter çektim

    "Eski libas gibi aşığın gönlü" zaten bilinir.Diğer şiirleri de aynı güzellikte.

    Muhabbet küpünün olsam şarabı
    Yar beni doldurup içer mi bilmem
    Mamur olmak için gönül türabı
    Bir mimar elinden geçer mi bilmem

    Bazen de şiirin tamamı etkili olmasa bile içinde darb-ı mesel olacak iki dize sizi mest eder....
  • Manastır’a döndük. Şehrin methaline geldiğimiz zaman orada bulunan bir mesirede vaktin geç olmasına rağmen Harp Okulu talebelerinin açık havada büyük vatan şairi Namık Kemal’in "Vatan veya Silistire" yi oynadıklarını gördük. Atlarımızdan inerek oyunu büyük heyecanla seyrettik. Talebe efendilerden birinin temsilin son sahnesinde:

    Yâre nişandır tenine erlerin
    Mevt ise son rütbesidir askerin
    Altı da bir üstü de birdir yerin
    Arş yiğitler vatan imdadına.

    Mısralarını okurken, yanımdaki subaylar, gözyaşlarını tutamamışlardı. Benim de gözlerim yaşarmıştı. Harp Okulu’ndaki talebelik hayatımız gözümün önünde canlanmıştı. Sınıf arkadaşım Mustafa Kemal ile beraber bu şiirleri, o zaman okumuş, ezberlemiştik. Fakat böyle heyecanla haykıramamıştık.
    Ah, o istibdat idaresi ah...
  • Laf kalabalığına girmeden üç beş sözcükle zülfü yâre dokunan şiirler.
    Şiir kitaplarına değil de beğendiğim şiirlere tam puan vermek gibi adet edindim; açıkçası bu kitaptakilerin hepsi o türden.
    Okuyun göreceksiniz...
  • Yâr olmak, yâre yalnızca bedenini sunmak mıdır? Gönülden geçenlerin hâtırı yok mudur?
  • 44
    Ezel katipleri uşşak bahtın kare yazmışlar
    Benim baht-ı siyahım kare üzre kare yazmışlar

    Benim derdi firavanım ilac-ı dilbere muhtaç
    Seni bir hazik-i Lokman beni biçare yazmışlar

    Senin ısrar-ı aşkın halka faş etti deyü hâlâ
    Beni ol aşık-ı dildadeler dildade yazmışlar

    Benim katımda sorarsan eğer Ferhat'ı Mecnun'u
    Birisi değildir anın birin kühsâre yazmışlar

    Kaza oklarına Aşık Ömer göğüs gerüp durma
    Güzeller az kalıptur levh-i sinem yâre yazmışlar
    Şükrü Elçin
    Sayfa 64 - Kültür bakanlığı yayınları
  • Alçuhanın kenarında hare ben
    Ne dedim de gücendirdim yare ben
    On parmağım kandil ettim, mum ettim
    El yarandı, yaranamadım yare ben