• - Aşkım kuvvetlendikçe, o gözümde bedensizleşiyordu.
    -Lev Nikolayeviç Tolstoy - Üç Ölüm

    - Ancak incecik bir otun üzerine biraz önce konmuş ve her an havalanmaya, gökkuşağı rengindeki kanatlarını açmaya hazır bu kelebek görünümünün aksine korkunç bir umutsuzluk yüreğini yakıyordu. 
    Lev Nikolayeviç Tolstoy - Anna Karenina

    - Göklerde uçuşan kuşlar, ekin ekmezler, hasat yapmazlar, onların rızkını Tanrı verir.
     Lev Nikolayeviç Tolstoy - Savaş ve Barış

    - Kıvılcımı söndürmezsen ateşi zapt edemezsin
     Lev Nikolayeviç Tolstoy - İnsan Neyle Yaşar?

    - Hayatın bütün bu çok zor ve yanıtsız sorularına verdiği ortak yanıtın dışında bir yanıt yoktu. Bu yanıt şuydu: Günün gerektirdiği şekilde yaşamak, yani unutmak.
     Lev Nikolayeviç Tolstoy - Anna Karenina

    - Hal ve tavrında o kadar büyük bir sadelik ve güven vardı ki, sevgi dolu duygulara sahip olduğu belliydi. 
    Lev Nikolayeviç Tolstoy – Diriliş

    - Henry David Thoreau: Bir ülkede köleliği yasalar koyuyorsa, namuslu bir insan için en uygun yer cezaevidir.
    Lev Nikolayeviç Tolstoy – Diriliş

    - Kumar niçin yasak oluyor da ondan bin kere daha tehlikeli olan bir şeye, kadınların yarı çıplak ortaya çıkmalarına ses çıkarılmıyor? 
    Lev Nikolayeviç Tolstoy - Kadın Ruhu

    - Şehvetli aşk arabacılar için, romantik aşk da aptallar içindir.
    Lev Nikolayeviç Tolstoy - Savaş ve Barış

    - Yeter ki, imkansızlıklar yüzünden pek bozulmayayım, işte asıl o zaman berbat ve perişan olduğum gündür. 
    Lev Nikolayeviç Tolstoy – Diriliş

    - Ancak gerçekleri öğrendiğiniz zaman özgür olursunuz.
     Lev Nikolayeviç Tolstoy - Hayatın Anlamı

    - Bir amaç olmaksızın, sırf yaşamak için yaşamaya ne gerek var! 
     Lev Nikolayeviç Tolstoy - Kadın Ruhu

    - “Sorular beklemezler, cevap isterler. İnsan cevap bulamazsa yaşayamaz. Ve bir cevap da yok işte.”
    Lev Nikolayeviç Tolstoy – İtiraflarım

    - Sen kötülüğü yok etmeye çalışıyorsun ama o senin içinde büyüyor insan öldürmek kolay ama kan ruhuna da sıçrar insan öldürenin ruhu kanar kötü bir insanı öldürünce kötülüğü de yok ettiğini sanırsın sonra bir bakarsın yok ettiğini sandığın kötülükten daha da kötüsü senin içinde büyüyor musibete boyun eğersen gün gelir musibette sana boyun eğer. 
    Lev Nikolayeviç Tolstoy - İnsan Neyle Yaşar?

     - Biri ona kötülük ederse intikam almaya değil arayı düzeltmeye çalışıyordu biri ona küfür ederse aynı şekilde karşılık vermiyor karşısındakine küfür etmemeyi öğretmeye çalışıyordu. - Lev Nikolayeviç Tolstoy - İnsan Neyle Yaşar?

    - Göğüs geçiren Matriyona, "Atasözü ne güzel söylemiş; 'insan ailesiz yaşayabilir ama Tanrısız asla!" 
    Lev Nikolayeviç Tolstoy - İnsan Ne ile Yaşar

    - Biri ona kötü bir söz söylediğinde daha kötü bir sözle karşılık vermek yerine karşısındakine güzel güzel konuşmasını öğretmeye çalıştı.
    Lev Nikolayeviç Tolstoy - İnsan Ne ile Yaşar

    - Sen bir insanın kabahatini örtersen Tanrı senin iki kabahatini birden affeder.
    Lev Nikolayeviç Tolstoy - İnsan Ne ile Yaşar

    - Ancak gerçekleri öğrendiğiniz zaman özgür olursunuz.
    Lev Nikolayeviç Tolstoy - Hayatın Anlamı

    - Bu derin değişiklik, başkalarını dinlemek için kendi içinden gelen sesleri susturabilmekle başlamıştı. 
    Lev Nikolayeviç Tolstoy – Diriliş

    - Kızın kendisini sevdiğine inanmaya o kadar alışmştı ki, şimdi kızın bir başkasını sevebilmesi ihtimalinden kederlere düşüyordu.
    Lev Nikolayeviç Tolstoy – Diriliş

    - "Adam bir yıl sonrasına hazırlanıyor, ama akşama varmadan öleceğini bilmiyor" diye düşündüm. 
    Lev Nikolayeviç Tolstoy - İnsan Ne ile Yaşar

    Evet, İvan İlyiç ağlamak, okşanmak, başında ağlayanları görmek istiyordu.
    Lev Nikolayeviç Tolstoy - İvan İlyiçin Ölümü

    - İnsan kendi gözündeki dikeni her zaman tam zamanında görebilse, ne kadar iyi bir yaratık olurdu!... 
    Lev Nikolayeviç Tolstoy – Diriliş

    - Bütün mutlu aileler birbirine benzer, her mutsuz aileninse kendine özgü bir mutsuzluğu vardır.
    Lev Nikolayeviç Tolstoy - Anna Karenina

    - İşte masum bir hayat, tabi böyle olur. Daima şen, daima memnundur. 
    Lev Nikolayeviç Tolstoy – Diriliş

    - Din kelimesiyle kendi dışımızda gözlemlenen bir olguyu kastederiz, iman dediğimiz şey ise bu olgunun içimizde tecrübe edilmesidir.
    Lev Nikolayeviç Tolstoy - Din Nedir?

    - İnsanların çoğu onu yapıyor diye, yanlış, yanlış olmaktan çıkmaz. 
    Lev Nikolayeviç Tolstoy - Din Nedir?

    - "Kıskançlık değil benimki, istediğini bulamamanın verdiği bir bunalım.."
    Lev Nikolayeviç Tolstoy - Anna Karenina

    - Tüm mutlu aileler birbirlerine benzer, fakat mutsuz bir ailenin mutsuzluğu, kendine özgüdür.
    Lev Nikolayeviç Tolstoy - Anna Karenina

    - ...yüceliği kabul etmek, kendi küçüklüğünü, hiçbir ölçüye gelmez adiliğini kabul etmekten başka birşey değildir!
    Lev Nikolayeviç Tolstoy - Savaş ve Barış

    - İyi kimselerin izzeti, başka insanların ağzında değil, kendi vicdanlarındadır. 
    Lev Nikolayeviç Tolstoy - Din Nedir?

    - Henry David Thoreau: Bir ülkede köleliği yasalar koyuyorsa, namuslu bir insan için en uygun yer cezaevidir.
    Lev Nikolayeviç Tolstoy – Diriliş
  • https://youtu.be/yeK5oE4IHKc
    Hz. Ali’ye Mektup
    sen belki tanımazsın ama ben senin için ölürüm!
    sen beni tanımazsan ben zaten ölüyüm!
    bir Allah’a bir anneme sonsuz itimadım var
    herkes beni yarı yolda bırakıyor ya Ali
    herkes beni yarı yolda bırakıyor bu çok zor!
    sana bu mektubu pişirilmiş çamurun içerisinden yazıyorum
    ağaçların otların ortasında yaşıyorum
    cayır cayır yanan bir orman ne kadar uzun yaşar?
    Allah’ım benim yanmayan yerlerimden yangın çıkar
    yanan öd ağacının külü olmak istiyorum
    yanan bir öd ağacı gibi yanmak istiyorum
    çakmağın varsa çak tutuştur kalbimi
    kılıcın varsa çek yatıştır nefsimi
    sebebin varsa çık karıştır derdimi
    bir kez yüzün görmeye bu can kurban ya Ali
    yürüdün kınında kılıç yüreğinde aşk
    dünya atlıların hışmına uğramış gibi toz ve duman
    ortalık putlarla dolu İbrahim yorgun düşmüş olmalı
    ve bu açıdan bakınca Yakup
    kör olmakta son derece haklı
    Yusuf doğuran bir kuyum yok
    Davudi bir sesim yok Zebur söylemek için
    İsa’nın yakışıklı alnından
    kilise duvarlarına çakılan
    grotesk bir çarmıh kaldı geriye
    ve onca hikmetinden Musa’nın
    kekemelik, israil’e…
    Musa kekelerken oysa
    söze şarkılar bahşeden bir sesi vardı
    bunlar kekelerken havada
    kurşun sesleri ve çocuk çığlıkları…
    demem o ki Zülfikar’a davranan elin
    eksikliği hissediliyor şu an dünyada
    seni sırtından hançerlediler çünkü başka şansları yoktu!
    risk almayı gerektirir seninle göz göze gelmek
    seni sevmek bir insanı sevmenin iskelesidir
    bugün ne dünden bir sonraki gündür ne yarından bir önceki…
    bugün hem dünkü gündür hem yarın ve sonraki
    yani mütemadiyen seninle yaşıyor olabilmek gibi bir bahtım var
    mesela bir akşam Resul’ün evine giderken beni de uykumdan al


    insan önce annesini sever, sen önce O’nu sevdin
    O’nu sen kırıp çıkardın insanın kendini seyrettiği aksinden
    şimdi bazıları mübalağalı buluyor beni
    bazıları gülüp geçiyor ki senin
    vurduğunu cehenneme postalayan bir kılıcın vardı
    ama onları görsen ağlardın merhametten
    sen onlar için kendini ve evladını feda ettin onlar
    kendileri için senin evladının her gün başını vuruyorlar
    ben senden öğrendim ki oysa inanmak
    mesela dost için ölüme yatıp orda
    teslimiyet doğuran bir uykuya dalmaktır
    dünyaya senin gözlerinle bakmak isterdim ya Ali
    şurasında biraz vicdan olan herkesin seni sevmek borcu var
    bir puta dahi inanmanın varsa inanmakla bir alakası ki var
    insan senin Resul’e teslim oluşunla inanmayı tamamlar
    sen bana dil oldun Rahman o dile ağız
    sen bana göz oldun Mustafa göze yürek
    sen bana söz oldun Kuran o söze ayet
    bir kez yüzün görmeye bu can kurban ya Ali
    seninle en sevdiğim müştereğimiz
    ikimiz de en çok hep, hep O’nu seveceğiz
    zannımca sonumuz tam da şöyle olacak
    sen Hüseyn’in başını koyacaksın ortaya
    paramparça olacak gönül zembereğimiz
    sen Hasan’ın ağusundan taslarla sunacaksın
    musallat olmayacak nefis en-gereğimiz
    sen Fatma’nın gözlerini bizle paylaşacaksın
    hakikat söyleyecek aşk ile yüreğimiz
    senin kalbin bir abanın altında korunmuştur
    benim kalbime de yer var mı orda ya Ali?
    sen belki tanımazsın ama ben senin için ölürüm
    sen beni tanımazsan ben zaten ölüyüm
    işte gözyuvarlarımı boşalttım Zülfikar’ınla
    bunca okudum senin gözlerinle bakmak için dünyaya
    hep senin gözlerinle bakmak için ya Ali
    Resul’e
    ve Allah’a!
  • Canım, güzelim, kederlim, felaketler zamanı gelip çattı, gel bana, nerede olursan ol gel, ister sigara dumanıyla dolu bi yazıhanende, ister çamaşır kokan bir evin soğanlı mutfağında, ister dağınık mavi bir yatak odasında, nerede olursan ol, vakit tamam, gel bana; yaklaşan korkunç felaketi unutmak için perdeleri çekili yarı karanlık bir odanın sessizliğinde bütün gücümüzle birbirimize sarılarak ölümü beklemenin zamanı geldi artık.
  • --Neşet Ertaş, ankara'da pavyonlarda çalıştığı sırada, yine kendisi gibi pavyonda şarkı söyleyen leyla adında bir kadına aşık olur. neşet ertaş'ın kendisi gibi sanatçı olan babası muharrem ertaş, ankara'ya radyoda bozlak okumaya geldiğinde bu aşktan haberdar olur, neşet ertaş'ın leyla ile evlenme isteğine karşı çıkar ve şu türküyü yazar.

    "temiz ruhlu, saf kalplisin şöhretsin
    hakkın vardır evlenmeye evladım
    mevlam sana yapanları kahretsin
    aslı bozuk alma dedim evladım

    dokunsalar nazif tene kir gelir
    bizden önce ceddimize ar gelir
    köle olmak şanımıza zor gelir
    aslı bozuk alma dedim evladım"

    --neşet ertaş, babasının leyla'ya "aslı bozuk" demesine çok üzülür ve o da bir türküyle karşılık verir;

    "ulu arıyorsan analar ulu
    sevmişiz biz onu olmuşuz kulu
    analar insandır biz insanoğlu
    aslı bozuk deme gel şu insana

    aşkı kimden aldın sevgiyi kimden
    aslı bozuk deme gel şu insana
    soracak olursan eğer ki benden
    aslı bozuk deme gel şu insana

    yazımızı felek yazdı mevlâdan değil
    senin dediklerin evladan değil
    her hata suç bende leylâ’dan değil
    aslı bozuk deme gel şu insana"

    --babasının gönlü olmamasına rağmen neşet ertaş, leyla ile evlenir ve babasından sitem dolu bir cevap gelir;

    "küsmedim neşedim kahrettim sana
    baban değil miydim sormadın bana
    olan olmuş yavrum ne deyim sana
    sen aklını yitirmişin evladım"

    --neşet ertaş babasına darıldığı bu dönemde, iki büyük nimetim var türküsünü yazar. bu türküde anasını ve yarini över.

    "iki büyük nimetim var
    biri anam biri yarim
    ikisine de hörmetim var
    biri anam biri yarim

    ana deyip de geçilmez
    o yar anadan seçilmez
    ikisine de kıymet biçilmez
    biri anam biri yarim

    birisi var etti beni
    birisi yar etti beni
    ikisinin de birdir yari
    biri anam biri yarim"

    --neşet ertaş ile leyla 10 yıl evli kalırlar. bu süreçte leyla da şarkılar söyler, ünlenir, kaset yapar ama mutlu olamaz. neşet ertaş askere gider ve döndüğünde boşanırlar. neşet ertaş kesinlikle leyla'ya toz kondurmaz ve bunu türkülerinde dile getirir.

    amanın leyla leyla

    "merhamet eyle yarim eyle yarim eyle
    suçum nedir bilmiyom da amanın leyla...
    ne ise söyle yarim söyle söyle yarim söyle"

    hata benim

    "bilemedim kıymetini kadrini
    hata benim günah benim suç benim
    eliminen içtim derdin zehrini
    hata benim günah benim suç benim

    bir günden bir güne sormadım seni
    körümüş gözlerim görmedim seni
    boşa mecnun eylemişim ben beni
    hata benim günah benim suç benim

    kendim ettim kendim buldum

    "kendim ettim kendim buldum
    gül gibi sarardım soldum eyvah
    bilmez yar halımdan bilmez akan gözyaşlarım silmez
    bir kere yüzüme gülmez eyvah"

    --ve en sonunda o inanılmaz türkü evvelim sen oldun ahirim sensin gelir.

    "cahildim dünyanın rengine kandım
    hayale aldandım boşuna yandım
    seni ilelebet benimsin sandım

    ölürüm sevdiğim zehirim sensin
    evvelim sen oldun ahirim sensin

    sözüm yok şu benden kırıldığına
    gidip başka dala sarıldığıma
    gönülüm inanmıyor ayrıldığına

    gözyaşım sen oldun kahirim sensin
    evvelim sen oldun ahirim sensin

    garibim can yıkıp gönül kırmadım
    senden ayrı ben bir mekan kurmadım
    daha bir gönüle ikrar vermedim

    batınım sen oldun zahirim sensin
    evvelim sen oldun ahirim sensin"

    --neşet ertaş şu dizelerle leylasına "mezarıma gelme" dese de leyla ertaş, ustanın mezarını ziyaret etmiş, dua okumuş ve gözyaşı dökmüştür.

    niye çattın kaşlarını

    "niye çattın kaşlarını
    bilmiyom yar suçlarımı
    ben ölürsem saçlarını
    yolma gayrı yolma leyli leyli

    ben yandım aşkın narına
    meyletmem dünya malına
    ölürsem de mezarıma
    gelme gayrı gelme leyli leyli"

    --vasiyeti üzerine babasının ayağının ucuna gömülen neşet ertaş'ın mezar taşında şunlar yazar;

    sakın ola ha insanoğlu,
    incitme canı incitme.
    her can bir kalp hakka bağlı,
    incitme canı incitme.
    "saygı, sevgi,hoşgörü..."
    "garip"
  • Halk yine yoksulluk içinde bu sayısız servetlerle beraber yine yarı aç, hayvanca bir yaşam sürüyor, kentlerde kiliseler hiçbir şeye yaramayan altınlarla, gümüşlerle dolu dururken kaldırımlarda sayısız mutsuzlar bir yardım elinin vereceği sadakayı boşuna bekleyerek titreşiyorlardı.
    Maksim Gorki
    Sayfa 240
  • Napoli'de oturduğum sırada, sarayımın kapısında, faytona binmeden önce birkaç kuruş atma alışkanlığında olduğum kadın bir dilenci dururdu. Bir gün birdenbire, bu dilencinin bana hiçbir zaman, şükranını belirtmediği gerçeğiyle aklım karışmış halde, gözlerimi ona diktim. İşte o zaman gördüm ki, o güne kadar bir dilenci olarak kabul etmiş olduğum, kırmızı toprak ve yarı yarıya çürümüş muz kabuklarıyla dolu, yeşil boyalı bir tahta kutudan başka bir şey değilmiş.

    Max Jacob