• Biliyorum sana giden yollar kapalı
    Üstelik sen de hiçbir zaman sevmedin beni

    Ne kadar yakından ve arada uçurum;
    İnsanlar, evler, aramızda duvarlar gibi

    Uyandım uyandım, hep seni düşündüm
    Yalnız seni, yalnız senin gözlerini

    Sen Bayan Nihayet, sen ölümüm kalımım
    Ben artık adam olmam bu derde düşeli

    Şimdilerde bir köpek gibi koşuyorum ordan oraya
    Yoksa gururlu bir kişiyim aslında, inan ki

    Anımsamıyorum yarı dolu bir bardaktan su içtiğimi
    Ve içim götürmez kenarından kesilmiş ekmeği

    Kaç kez sana uzaktan baktım 5.45 vapurunda;
    Hangi şarkıyı duysam, bizimçin söylenmiş sanki

    Tek yanlı aşk kişiyi nasıl aptallaştırıyor
    Nasıl unutmuşum senin bir başkasını sevdiğini

    Çocukça ve seni üzen girişimlerim oldu;
    Bağışla bir daha tekrarlanmaz hiçbiri

    Rastlaşmamak için elimden geleni yaparım
    Bu böyle pek de kolay değil gerçi...

    Alışırım seni yalnız düşlerde okşamaya;
    Bunun verdiği mutluluk da az değil ki

    Çıkar giderim bu kentten daha olmazsa,
    Sensizliğin bir adı olur, bir anlamı olur belki

    İnan belli etmem, seni hiç rahatsız etmem,
    Son isteğimi de söyleyebilirim şimdi:

    Bir geceyarısı yazıyorum bu mektubu
    Yalvarırım onu okuma çarşamba günleri.

    Cemal Süreya
  • ... yarı dolu bir kahve fincanıyla masada oturmuş, new wave müzik akımı hakkında parlak yeşil kapaklı bir kitap okurken buldum.
    “Herkes nereye gitti?”
  • Biliyorum Sana Giden...
    Biliyorum sana giden yollar kapalı
    Üstelik sen de hiçbir zaman sevmedin beni

    Ne kadar yakından ve arada uçurum;
    İnsanlar, evler, aramızda duvarlar gibi

    Uyandım uyandım, hep seni düşündüm
    Yalnız seni, yalnız senin gözlerini

    Sen Bayan Nihayet, sen ölümüm kalımım
    Ben artık adam olmam bu derde düşeli

    Şimdilerde bir köpek gibi koşuyorum ordan oraya
    Yoksa gururlu bir kişiyim aslında, inan ki

    Anımsamıyorum yarı dolu bir bardaktan su içtiğimi
    Ve içim götürmez kenarından kesilmiş ekmeği

    Kaç kez sana uzaktan baktım 5.45 vapurunda;
    Hangi şarkıyı duysam, bizimçin söylenmiş sanki

    Tek yanlı aşk kişiyi nasıl aptallaştırıyor
    Nasıl unutmuşum senin bir başkasını sevdiğini

    Çocukça ve seni üzen girişimlerim oldu;
    Bağışla bir daha tekrarlanmaz hiçbiri

    Rastlaşmamak için elimden geleni yaparım
    Bu böyle pek de kolay değil gerçi...

    Alışırım seni yalnız düşlerde okşamaya;
    Bunun verdiği mutluluk da az değil ki

    Çıkar giderim bu kentten daha olmazsa,
    Sensizliğin bir adı olur, bir anlamı olur belki

    İnan belli etmem, seni hiç rahatsız etmem,
    Son isteğimi de söyleyebilirim şimdi:

    Bir geceyarısı yazıyorum bu mektubu
    Yalvarırım onu okuma çarşamba günleri.
  • 84 syf.
    18.01.2019 / Cuma

    “Bu hayatta insana bulaşan en büyük illet nedir biliyor musun? Yapıştı mı insana kolay kolay bırakmaz peşini, ta ki canını alana kadar. Kanserdir o illet, rezil bir şeydir. Başımı eğerim önüme bu kelimeyi duydukça. İstemsiz dökülür gözyaşlarım…”

    “Ömür Hanım...
    İçinden geçmediğin zaman
    İçinden geçmediğin söz
    İçinden geçmediğin rüya
    Sana karşı işlediğim
    Bir unutma suçudur.” (syf 22)

    “Şu Metin var ya şu Metin, severim bu hergeleyi. 45 yıllık yol arkadaşım eşim Hatice Hanım’ı toprağa gömdükten çok kısa bir süre sonra hepimiz yine oturduk rakı masasındayız, ki ben eşimi gömmeden bir saat önce bile bir duble içip gittim cenazesine, başka türlü dayanılır gibi değil ki. Neyse işte, bu Metinle yine kurduk rakı masasını, dökeceğiz varımızı yoğumuzu ortaya. Ben pek de güzel olmayan sesimle türkülere tam başlamıştım ki Metin bir laf attı ortaya, Hatice Hanım bir gün bana "Babanız içeride şiir yazıyor diye çocuklarımı sessiz ağlattım ben." dedi, sustu sonra.. Ben de sustum… Dillere destan bir evliliğimiz yoktu, hırla gürle geçen günlerimiz çoktu, ama biz o yuvada saygıyı büyüttük.. 45 yıl boyunca en hoyrat kavgalarda bile saygımızla kızdık birbirimize, kızdık ama kırmadık, dökmedik, saygımızı incitmedik. Hanım benim arkamdan bile bana saygı duyarmış, böyle demiş işte Metin'e, Babanız içeride şiir yazıyor diye çocuklarımı sessiz ağlattım ben demiş.. Not aldım onu bir köşeye, acımı büyüttükçe büyüttüm sonra. Mazoşist falan da değilim ha yanlış anlama, acıyı sevdiğim falan da yok, ama yürek işte ağladım gece yarıları.”

    Burada Erbaş’ın şu dizesiyle sözleri arasına bir parantez açıp sohbetimize kaldığımız yerden devam edeceğim..

    // “Bir insan neden ağlar yarı yaşına gelince?” // #38813456

    “Acımla yazdım her şeyi. Bir imgem vardı benim, “Ömür Hanım”. Bir şiirimde kullandım bunu, kendimle olan bir iç konuşmamdı aslında, ömrüm elden giderken ömrüme bir şiir yazdım, bir imgelem kullandım, herkes onu Hatice Hanım’a benzetti, ona yakıştırdılar. Sonraki şiirlerimde Ömür Hanım, oldu Hatice Hanım... Sonra herkes kendi sevdiğine benzetti, kendi aşklarını, kendi acılarını buldu şiirlerimde. Ben ve şiirlerim topluma mâl olduk. Yeri geldi bir genel ev fahişesi oldum şiirlerimde, yeri geldi tepeden tırnağa bir Kürt, yeri geldi bir travesti, yeri geldi sinema kapısında bekleyen beş parasız bir çocuk oldum. Toplumun acısını yaşamaya başladım içimde, toplum da kendini buldu şiirlerimde. Bu şiirlerde hissettiğim şey insanlığın acısıdır, insanın acısını da insan alır, siz okuyup beni anladıkça benim acım hafifliyor…”

    Elinde bu kitabı tutarken bu sözler döküldü Erbaş’ın dilinden buruk bir ses tonuyla. Acımla yaşıyorum, acımla nefes alıyorum, insanın acısını insan hissetmezse nasıl yaşar bu dünyada insanca diyordu.. O yüzdendir ki her kitabında olduğu gibi bu kitabında da acıyı derinlemesine işlemiş. Kitabın kapağını açar açmaz acı acı okunmayı bekliyor kırık dökük, bazısı tamamlanamamış, bir yutkunma olarak bitmiş, sonu getirilememiş dizeler..

    “Ben yalnızlığımda yazdım bu şiirleri, yalnızlığımda döktüm içimi. O yüzdendir ki yalnızlık kokar bu sayfalar” diyordu. Kitabı kendine yaklaştırdı, sayfa aralarını hızlıca çevirdi: “Eskisi gibi saman kağıdı, mürekkep ya da kitap kokmuyor bu sayfalar, yalnızca yalnızlık ve acı.” dedi…

    Okudukça hissedeceksiniz onun anlattığı tüm bu şeyleri.. Kendim ayrıca bir inceleme yapmaktansa onun bize o kısacık sohbette anlattığı şeyleri aktarmak istedim ki bu kitaba onun bu anlattıkları dışında da nasıl bir inceleme yazabilirim bilemiyorum…

    Aşkın, sevginin, acının, ayrılığın, toplumsal sorunların hayat bulmuş halidir onun şiirleri, her bir dizesi. Okuyun, okunmasına vesile olun.
    Selametle…
  • Soru:İki kimsenin bir testide sekiz kıyye(okka) sirkesi varmış.Yarı yarıya bölüştürmek istemişler. Hâlbuki iki boş testiden başka, ne sirke, ne terazi ve ne de dirhemleri yokmuş. Sadece biri üç kıyye ve biri beş kıyye sirke alan iki testileri varmış. Bunun taksimi nasıl olur?

    Cevap: İlk' önce sekiz kıyye sirkeden üç kıyyelik testiye boşaltıp doldurur ve onu beş kıyyelik testinin içine döker. Yine üç kıyyelik testiyi doldurup tekrar beş kıyyelik testiye boşalttığında beş kıyyelik dolup, üç kıyyelik testinin içinde bir kıyye sirke kalır ve beş kıyyelik dolmuş testiyi aslında sekiz kıyye sirke dolu olan kaba boşaltıp, beş kıyyelik testi boş kaldığında üç kıyyelik testide kalmış olan bir kıyye sirkeyi beş kıyyelik sirkenin içine koyar. Sonra bir kere daha üç kıyyelik testiyi doldurup beş kıyyelik testiye koyduğunda eşit olarak dörder kıyye olmak üzere bölüştürülmüş olur.
  • Mutlu insanlara, mutluluklarının temelini sorduğumda, sıklıkla şöyle cümleler duyuyorum: “Bardağı yarı boş değil, yarı dolu görmek lazım.” Bu insanlar şanslı doğduklarını kabul edemiyor ve her şeyde olumlu bir yan
    görmeye meyilli oluyorlar. Mutluluğun büyük ölçüde doğuştan olduğunu ve hayat boyunca sabit kaldığını görmek istemiyorlar. Dolayısıyla, yüzücü vücudu yanılsaması insanın kendisiyle ilgili yanılsaması olarak da ortaya çıkabiliyor. Üzerine şanslılar bir de kitaplar yazınca, aldatmaca kalleşliğe varıyor.

    Dolayısıyla bundan sonra kişisel gelişim kitaplarından uzak durun. Bu kitapların % 100’ü mutlu olmaya doğal eğilimli insanlar tarafından yazılmıştır. Sonra da her sayfada öğütler savururlar. Bu öğütlerin işlemediği
    milyarlarca insan olduğu gizli kalır, çünkü şanssızlar kişisel gelişim kitapları yazmazlar.

    Sonuç olarak: Arzu edilen şeylerin –çelik gibi kaslar, güzellik, yüksek gelir, uzun yaşam, karizma, mutluluk– vaadlerinin yapıldığı her yere dikkat edin. Yüzme havuzuna atlamadan önce aynaya bir bakıp kendinize karşı dürüst
    olun.