• Emile Zola'nın romanları zaten dönemin insanını ve yaşam koşullarını anlatmak açısından önem taşıyan, kimi kesimlerce biraz haklı da olarak çok edebi bir değerinin olmadığı savunulan eserlerdir. bunların arasında en bilineni, en ağırlarından biri de bu meyhane adlı eseridir.

    toplum içindeki her tür insan geçer romanda, ama yazı özellikle ana karakter gervaise'in hayalleri, elde ettikleri ve kaybettikleri üzerinde durur. insanın nasıl kaypaklaşabildiğini gösterir, kontrolsüzlük ve acizlikle ne durumlara düşebileceğini gösterir. kimse iyi yada kötü değildir, romantizm esintileri taşımaz bu roman, yalın bir gerçekçilikle, yaşadığı dönemi tüm pislikleri ve iğrençlikleriyle olduğu gibi yansıtma amacı taşır. zola da, bunun için, kendisinin de anlattığı gibi, üç kaynaktan yararlanır; anlatacağı konu üzerinde maziyi anlatan yazılı dökümanlar, bilgilerini kendisine aktarabilecek şahitler ve kişisel araştırmaları ve seyahatleriyle kendi gördükleri, yaşadıkları, hissettikleridir. malzemelerini toplar, ve en yoğun anlatabileceği şekilde malzemelerinde seçerek düzenleyip eserleriyle bize yansıtır bu araştırmalarını. böylesi yoğun çalışmaların sonucunda da, büyük oranda bu amaca yaklaştığı ve sırf bu açıdan bile önemli bir eser olduğu kabul edilebilir.

    romandan özellikle, okumamın üzerinden bunca zaman geçmişken en çok aklımda kalan kısımlar, makinaların sanayinde kullanılmaya başlanması ve işçilere yavaş yavaş ihtiyaç kalmaması ve zaten fakir olan işçiler için zorlukların başlaması sürecinin anlatılmasıydı. gervaise'e aşık, fakat yaklaşamayan, sanırım komşusu olan demir işçisi bir karakter üzerinden anlatılan bu durum, aklıma kazınmış. ayrıca gervaise'in kocasının koşulların değişmesiyle zamanla değişmesi, bunun yanında gervaise'in değişmesi, saflıklarını korumaları fakat bozulmaları yine kitapta yoğun anlatılan ve aklımda kalmış noktalar.

    bu doğal anlatım, tabi ki de tepki görmüş, ilk çıktığı zaman, zola'nın tüm diğer eserlerinde olduğu gibi, çok üstüne gidilmiştir.
    Ayrıca, Zola'nın bu yirmi kitaplık serisinden okumak gibi bir amaç edinilmişse, nana adlı kitabından evvel bunu okumak doğrudur, çünkü nana, gervaisein kızıdır, ve ne koşullarda yetişip nananın öylesi bir yaşam tarzına yönelmiş olduğunu anlamak açısından gereklidir. bu seride çok aile kronolojisini takip etmenin önemli olduğunu düşünmesem de, bu iki kitabı peş peşe okumanın daha etkili olacağı kanaatindeyim.

    İbretlik görmesem de kitabı, 1800'lerin Fransa'sını anlamak için okunabilecek, pek edebi olmayan, düz bir dille yazılmış önemli bir yapıttır.
  • Kablosuz iletişim, türbin motorları, helikopterler, florasan ve neon lambalar, torpidolar ve hatta X-ray ile ilgili buluşları var. Yaklaşık 700 patente sahip Tesla'nın birçok buluşu da Thomas Edison tarafından çalındığı söyleniyor. Peki Tesla'nın yıllar önceden kalan, gizli bir röportajının olduğunu biliyor muydunuz? İşte bu röportaj.
    Gazeteci: Bay Tesla, sizin için kozmik süreçlere karışan biri diyorlar. Sahiden siz kimsiniz?
    Tesla: Bu doğru bir soru, tüm sorularına cevap vermeye çalışacağım.
    Gazeteci: Bazıları sizin Hırvat olduğunuzu söylüyorlar. Küçük bir köyde doğmuşsunuz, öyle mi?
    Tesla: Evet, tümü doğru. Aslen Sırpım. Ancak Hırvatistan benim anavatanım, bundan gurur duyuyorum.
    Gazeteci: Fütüristler, 20. yy'ın sizin başınızın üstünde doğduğunu söylüyorlar. Manyetik alanı kutsuyor, indüksiyon motoruna ilahiler söylüyorlar. Sizin buluşunuz olan alternatif akım, bugün fizik ve kimyayı dünyanın yarısına hakim kılabilir. Endüstri sizi en büyük hayırsever ilan etmek üzere. Tesla laboratuvarında ilk defa atomu kırabildiniz. Deprem titreşimlerine sebep olabilen bir cihaz yaptınız. Siyah kozmik ışınları keşfettiniz. Beş elementin sırrını araştıran Empedokles gibi, varlığın sırlarına vakıf oldunuz. Birçok kişi için ilahi bir figür gibisiniz.
    Tesla: Evet, bu anlattıklarınızın bazıları en önemli buluşlarımdan birkaçı. Ancak ben yenilmiş bir adamım. Yapabileceğim en büyük şeyleri yapamadım.
    Gazeteci: Bunlar nelerdir, bay Tesla?
    Tesla: Tüm dünyayı aydınlatmak istedim. Dünya'nın Güneş gibi parlaması için yeterli miktarda enerji mevcut. İstediğimi yapmama izin verselerdi, tıpkı Satürn'ün etrafındaki halka gibi Dünya'nın da ekvator kısmında da ışıktan bir halka olacaktı. İnsanoğlu buna hazır değil. Colorado Springs'de yaptığım çalışmada dünyayı elektriğe batırdım. Ayrıca insanlara pozitif zihinsel enerji sunabiliriz. Bach ve Mozart gibi büyük müzisyenler veya büyük şairler geldi geçti. Dünya'nın iç kısmında barışın, neşenin ve sevginin enerjisi var. Dünya tarafından büyütülmüş bir çiçek aldığımda veya topraktan çıkana yiyeceklerde, orayı bir kişinin vatanı yapan her şey vardır. Yıllarımı, bu enerjinin insanları nasıl etkilediğini araştırmakla geçirdim. Gülün güzelliği ve kokusu ilaç olarak ve güneş ışınları yiyecek olarak kullanılabilir. Yaşam sonsuz sayıda biçime sahiptir ve bilim insanının amacı bunları her maddede bulmaktır. Burada üç esas nokta var. Benim yaptığım sadece araştırmak. Bunları bulamayacağımı biliyorum ancak yine de araştırmaktan vazgeçmeyeceğim.
    Gazeteci: Bunlar nelerdir?
    Tesla: Birinci mesele yiyecek. Aç bir dünyayı beslemek için ne kadar yıldız veya Dünya enerjisi gerekir? Bir diğeri kötülüğün ve acının gücünü yok etmektir. Bu, uzayın derinliklerinde bir salgın olarak görülür. Üçüncüsü de evrende aşırı ışık var mıdır? Tüm astronomik yasaların ortadan kalktığı ve matematiksel denklemlerin işe yaramadığı, değişime uğramayan bir yıldız keşfettim. Bu yıldız bu galakside. Boyutu bir elma kadar, ağırlığı ise tüm Güneş Sistemi'miz kadar. Biliyorum, yer çekimi kanunları uçmak için aşılması gereken bir şey, ancak ben bireylerin fiziksel olarak uçmasını değil, bilinçleriyle bir yerden bir yere gitmesini araştırıyorum. Havadaki enerjiyi uyandırmaya çalışıyorum. Bu gezegende boş bir alan yok. Boş olarak düşünülen alan sadece maddenin farklı bir tezahürü.
    Gazeteci: Her gün evinizin penceresine kuşların geldiği söyleniyor.
    Tesla: İnsan kuşlara karşı duygusal olmalı. Onlar gerçeğin habercisidirler.
    Gazeteci: Smiljan'daki o günlerden beri uçmayı bırakmadınız.
    Tesla: Çocukken çatıdan uçmak istedim ve düştüm. Hesaplamaları yanlış yapmışım. Unutma, gençlik yaşamdaki en önemli kanattır!
    Gazeteci: Hiç evlendiniz mi?
    Tesla: Hayır.
    Gazeteci: Rölativite teorisine saldırdığınız için hayranlarınız şikayet ediyor. Eğer enerji her yerde ise nerede bu göremediklerimiz?
    Tesla: İlk önce enerji, sonra madde oluşuyor. Evren ışık olarak bildiğimiz özgün ve ebedi enerjiden doğdu. Madde sonsuz ışık formlarının bir tezahürüdür. Evrenin dört temel yasası var. Birincisi, matematiksel bir ölçünün olması. İkincisi karanlığın içinde yayılıyor olması. Üçüncüsü ışığın bir ışınsal maddeye dönüşmesi. Dördüncüsü başı ve sonu olmaması. Yaratılış sonsuzdur.
    Gazeteci: Ancak bu teoriye karşı ders vermiyorsunuz, neden?
    Tesla: Unutmayın, sonsuzluğu anlayamamamızın nedeni evrenin kavisli yapıda olması değil, insan zihnidir. Ben ışığın bir parçasıyım. Evren tıpkı bir senfoni gibi, düzenli ve harmonik. Einstein bu sesi duysaydı rölativite teorisini yaratmazdı. O, sadece kaosun habercisi.
    Gazeteci: Bay Tesla, bir ses mi duyuyorsunuz?
    Tesla: Her zaman duydum. Benim manevi kulağım gökyüzü kadar büyük. Einstein bir kısmı çok iyi olan birçok iş yaptı. Ona garezim yok. Yalnız “eter"in olmadığını düşünmesi büyük bir hata.
    Gazeteci: Gençliğinizde sık sık hasta olduğunuz söyleniyor, bu doğru mu?
    Tesla: Evet sık sık yaşam gücümün düştüğü doğru. Bazen insanın acı çekmesi gerekebilir. Küçükken koleraya yakalanmıştım. Babam teknoloji üzerinde çalışmalar yapmama izin verince geçti. Bir kişinin zihin gücünü asla küçümsemeyin.
    Gazeteci: Bay Tesla, bu bir oyun mu? Bana zihin gücünden bahsediyorsunuz...
    Tesla: Evet bir oyun, ben oynadım ve elektrikle çözdüm. Unutma, Nikola Tesla yıldırım hakkındaki gerçekleri keşfeden ilk kişi.

    Gazeteci: Kuşkusuz okuyucularımız mizahı seviyor, yalnız bilim ile bazı kişisel görüşlerinizi karıştırıyor gibisiniz.
    Tesla: Bay Smith, insanlar fazla ciddiler. Bir Çin atasözü der ki, “Fazla ciddiyet yaşamı kısaltır".
    Gazeteci: Felsefenizi duyduklarında buna bayılacaklar.
    Tesla: Hayat bir ritimdir. Her şey birbiri ile derin ve mükemmel bir ilişki içindedir. İnsan, güneş, yıldızlar… Bilgi içinde yaşadığımız evrenin bize sunduğu bir şeydir.
    Gazeteci: Bir Budist rahibin veya Taoist birinin sözleri gibi söylediğiniz şeyler.
    Tesla: Evet! Bu gibi öğretilerin içinde evrenin bazı sırları gizli. Hakikat daima insanoğlunu büyülemiştir.
    Gazeteci: Peki sizin için elektrik neyi ifade ediyor?
    Tesla: Her şey elektriktir. İlk önce ışık, evreni temsil eden sonsuz biçim! Siyah ise ışığın gerçek yüzü. Tabi ki biz bunu göremiyoruz.
    Gazeteci: Bay Tesla, elektriği fazla abartmıyormusunuz?
    Tesla: Ben elektriğim, isterseniz elektriğin insan kılığına bürünmüş şekliyim diyebilirim. Siz de öylesiniz, henüz fark etmemişsiniz.
    Gazeteci: Peki bir milyon volt eletriği geçirebilir misiniz?
    Tesla: İnsan bedeni büyük miktarda enerjiden meydana gelmiştir. Beynimiz baştan sona elektrikle çalışıyor. Günün birinde bunun gerçekleştiğini göreceğiz.

    Gazeteci: Otel yönetimi yaşadığınız bu otel odasında hava şimşekliyken sürekli biriyle konuştuğunuzu söylüyorlar doğru mu?
    Tesla: Evet, şimşekler ve yıldırımlarla konuşuyorum.
    Gazeteci: Nasıl yani?
    Tesla: Çoğunlukla ana dilimde konuşurum.
    Gazeteci: Okuyucularımız bu sözlerinizi duyunca çok şaşıracaklar.
    Tesla: Şimşek ve yıldırımlar doğanın en güçlü ve parlak güçleri. O kadar şiirseller ki.
    Gazeteci: Peki madde nedir?
    Tesla: Bak, nasıl da gözlerin parladı. Benim bilmek istediğim şey yıldızlar söndüklerinde ne olduğu. Bir yıldız söndükten sonra oluşan şey ne. İşte o zaman maddeyi ve evrenin sırlarını anlamaya başlayabileğiz.
    Gazeteci: Peki ya sonra ne olacak.
    Tesla: Tanrı bize gülecek ve bizi tutuklatacak (Tesla bunları söylerken gülüyor..).
    Gazeteci: Bu anlattıklarınız yazılarınızda “kozmik acı" diye sıklıkla bahsettiğinizin tam tersi değil mi?
    Tesla: Hayır, çünkü biz hala Dünya'da yaşıyoruz. Birçok insanın farkında olmadığı bir hastalığı var. Bu nedenle birçok başka hastalık, acı, kötülük, sefalet ve savaşlar var. Bu hastalık tamamen tedavi edilebilir gibi değil, ancak farkında olmak yaşadığımız kötülükleri kontrol altına alabilmemizi sağlar. Yakın hissettiğim insanların acılarını bazen bedenimde hissediyorum. Bunun temel nedeni vücutlarımızın benzer maddeden yapılmış olması ve ruhlarımızın birbiri ile ilişkili olması. Bir yıldızın yok olmasının görüntüsü, bizi hayal edebileceğimizden daha çok etkiliyor. Dünyadaki yaratıklar arasındaki ilişkiler farkında olduğumuzdan bile fazla. Daha iyi bir gelecek için öğrenmemiz gereken çok şey var.
  • Kitabın kapağında her ne kadar kocaman yazılarla IKIGAI yazsa da kitabın içeriği daha çok alt başlık olan "Japonların Uzun ve Mutlu Yaşam Sırrı" üzerine. Ikigai kısaca hayatın amacı anlamına geliyor. Hayatının anlamını bu kitapla bulacağını düşünenler maalesef aradığınız burada değil. Ancak bu kitaptan almak istediğiniz uzun ve mutlu yaşam yolunda Japonların öğretilerinden yararlanmaksa doğru bir seçim yapmış olursunuz. Yazar ilk 85 sayfada ikigaiden bahsetmiş ve bana kalırsa devamını 'kitabı daha başka ne ile doldurabilirim?' amaçlı yazmış. Son sayfalarsa kitabın genel bir özeti gibi. Şahsen Japon kültürüne ve felsefesine duyduğum hayranlıktan ve meraktan ötürü kitaba devam ettim beni biraz sıktı dersem yalan olmaz. Buna karşılık kitap öyle bomboş da değil, hayatı anlamlı kılmanın bizim elimizde olduğunu çok güzel işlemiş. Ayrıca yazarın da bahsettiği üzere daha önce Ikigai kavramı üzerine herhangi bir kitap yazılmamış, bu kavram Batı'yla tanıştırılmamış. Bu anlamda bir ilk olduğu için bestseller olması anlaşılabilir.

    Mutlu yaşam yolunda IKIGAI' nizi bulmanız dileğiyle.. :)
  • Kitapla ilgili en fazla not aldığım kısım film isimleri oldu. Ben hem biyografik hem otobiyografik eserleri çok seviyorum. Birini hayatını okumak bana çok güzel duygular yaşatıyor. Bu kitapta da karşımdaki tam bir zarafet timsaliydi. Okudukça kendimi kaptırdım. UNICEF bölümleri özellikle insanlara yaşam amacı sunması bakımından çok örnek alınası bir bölümdü. Bana film önerisi olarak çok şey kattı. En kısa zamanda bu filmleri izlemek istiyorum. Bakalım şuanki yoğunluk ve zaman ne gösterir.
  • Yaşamın amacı "et"ti.Yaşamın kendisi "et"ti.Yaşam,yaşamın üstünden geçiniyordu.Yiyenler ve yenenler vardı.Yasa da şuydu: YE,YOKSA SENİ YERLER.
  • Hiçbir devrim tek başına yapılmamıştır. Tarihi etkileyen bir değişim için kitleleri etkileyebilmek önemlidir. Kitleler nasıl etkilenir? Neden etkilenir? Ya da bu devrimlerden( değişimlerden ) kitleler ne kadar etkilenir?
    Kitle kavramı toplum,grup,halk kavramlarıyla bir bütün olduğu kadar ayrışıktır da.
    Bu kavram ve etkileriyle ilgilenen düşünürlerin çoğu (ya da benim okuduğum düşünürlerin çoğu) kitleyi daha çok kendi düşüncesinden bağımsız, dışlanma korkusundan uyumlu olma peşine düşen ve ( gerçek anlamıyla) sürü gibi körü körüne hareket eden topluluklar olarak düşünür.
    Gustav Le Bon ( bu konudaki önemli düşünürlerdendir.) şöyle demektedir: Kitlelerden doğal zeka değil, aptallık birikimi olur.
    H. David Thoreau : Kitle hiçbir zaman en iyi üyesinin standardına ulaşmaz, aksine en kötüsünün seviyesine indirir.
    Peki kitleler neden bu şekilde hareket ederler? bunu Erich Fromm " Özgürlük Korkusu" kitabında açıklar.
    Gel gelelim yazının asıl amacı olana "Kitlelerin Bilgeliği"ne; kitle ve bilgelik nasıl mümkün olur?
    Yazar öncelikle kitle ve sürü topluluğunu birbirinden kavramsal olarak ayırır.
    sürü topluluğunu daha çok aynı fikirden oluşan (homojen) kendi düşüncesinden ziyade bir önderin, uzmanın, konuşmacının fikrine kapılıp uyumluluk güdüsüyle hareket eden topluluk olarak niteler. bunu şöyle örnekler :"Karıncalar kaybolduklarında , basit bir kurala uyar. önündeki karıncayı izle. Sonuçta bir çark meydana gelir. ve ancak birkaç karınca tesadüfen çemberin dışına çıkıp diğerlerini de peşine takınca kırılır."
    Kitleyi (bilge olanı) şöyle tanımlamaktadır: Birbirinden bağımsız- ki en önemli nokta budur- düşünce, görüş, yaşam tarzı ve eğitim seviyesinden gelen bireylerden oluşan topluluklar. Bunu şu şekilde açıklar "Diğer yandan, bağımsızlık mutlaka ussallık ya da tarafsızlık demek değildir. Taraflı ve mantıksız olabilirsiniz ama bağımsız olduğunuz sürece grubu daha aptallaştıramazsınız." demek istediği grup üyelerinin birbirine bağlı ama bağımlı olmamasıdır.
    yazar bu savını güçlendirmek için çeşitli araştırma ve deneylerden bolca örnekler vermiştir. Yazar bu konuyu felsefi yönden değil daha çok iktisadi yönden ele almıştır ( bu yüzden biraz sıkıldım).
    Kitap daha çok bu konuyla ilgili olanları, farklı bir yaklaşımı merak eden okurlar için tavsiye kitabıdır.
    iyi okumalar.
  • Bırak beni kardeş. Ben ne sanığım ne de kurban... Kendi halimdeyim. Ben suçun somut deliliyim! Yaşam kokuşmuş! Pisliğe bulanmış... Dürüst insanların bedenini uymuyor yaşam. Küçük burjuvalar daraltıp kastılar yaşamı, daracık yaptılar... İşte ben başını sokacak yeri ve yaşamak için bir amacı olmayan insanların en somut deliliyim...
    Maksim Gorki
    Sayfa 70 - Türkiye iş Bankası kültür yayınları