• Tanrı bize umarsızlığı yolluyorsa,
    amacı bizi öldürmek değil,
    içimizdeki yeni yaşam kıvılcımını tutuşturmaktır..
    Hermann Hesse
    Sayfa 74 - Yapı kredı yayınları
  • Belirli bir amacı olmayan her yaşam bir hatadan ibarettir.
  • Okumak, günlük yaşantımızda çok geniş bir yelpazede kullandığımız bir sözcük. Kitap okumak, insan okumak, tarih okumak, işletme okumak, canına okumak, dua etmek/okumak, olayları / oluşumları okumak (değerlendirmek, analiz etmek), büyük resmi görmek/Okumak gibi.

    Anlam açısından bu kadar zengin bir kavramın bulunduğumuz coğrafyada hak ettiği şekilde anlaşılmadığını düşünüyorum.

    Hangi dünya görüşüne sahip olunursa olunsun; okumak, iyi okumak, nitelikli okumak, doğru okumak çok önemli ve gerekli. Bu bağlamda eleştirel düşünce ile okumak arasında da önemli ilişkiler kurmak mümkün (eleştirel düşüncenin sadece yerden yere vurma tarzındaki eleştiriden ibaret olmadığını sanırım açıklamama gerek yok. İlgilenenler çok kısa bir sürede internetten konuya ilişkin kapsamlı bilgi edinebilir).

    Okumanın motivasyonu, yöntemi, getirisi ne olmalı?

    Okumayı sadece bir zaman geçirme enstrümanı olarak görenler için belki bu soru gereksiz görülebilir ama bir yaşam biçimi olarak benimseyip okuma eylemine nitelik ve kalite katmak isteyenler için önemli olduğunu düşünüyorum.

    Okumayı bu açıdan dua veya ibadet etmeye benzetiyorum (Maksadım burada mistik bir yaklaşım geliştirmek değil; zaten bunu yapacak yeterli donanımım olduğu düşüncesinde de değilim). Şöyle ki;

    -Dua sadece kişinin beklentilerini sözlü olarak ifade edip beklemeye çekilmesi değildir. İbadet de sadece şekilsel ritüelleri yerine getirip erdemi, pozitif davranmayı, insanı ilişkileri, empati yapmayı dışlamak değildir. Aynı şekilde okumak da sadece belli bir zaman diliminde gözümüzün önünden geçen kelime yığınlarının hafızada rastgele biçimde biriktirilmesi değildir.

    - Dua ve ibadetin anlam ve geçerlilik kazanması için asıl motivasyon takdir/beğeni görmek, çıkar sağlamak yerine; söz konusu eylemin bireyi doğru yaşamaya, doğru davranışlarda bulunmaya sevk edebilmesi, kendisine, topluma ve diğer canlılara (hatta cansızlara, yani evrene) zarar verebilecek durumlardan uzak durmayı sağlayabilmesi olmalıdır. Tıpkı okuma eyleminin doğru düşünmeye, var olan güzellikleri hissetmeye, farkındalığı artırmaya, doğru yaşamaya, düşünsel zenginliğe katkı sağlaması gerektiği gibi.
    (Ya da Joe Vitale'in Mucizeleri Beklemek kitabında önerdiği gibi; kayda değer bir şeyler yapma isteğini, sinerjisini uyandırmalıdır da diyebiliriz).
    -Dua ve ibadet samimi, ikirciksiz ve gösterişten uzak olmalıdır. Birey kendisi ve çevresi için istediği iyilik ve güzellikleri toplumun diğer bireyleri, hatta diğer toplumlar için de istemelidir. Aynı şekilde okumanın asıl amacı sadece okurun kendisini avutması, mutlu etmesi ya da okunan sayfa/kitap sayısını niteliksiz biçimde artırması olursa; kitabı kapatıp günlük yaşantıya girildiğinde yeni hayal kırıklıkları kaçınılmaz olacaktır. Böyle bir okurun durumunu, sürekli aynaya bakıp kendini pohpohlayan ancak toplum içine karışma ve sağlıklı ilişkiler kurma yetisinden yoksun olan insanlara, hatta Pamuk Prenses masalındaki kraliçeye benzetmek mümkündür.

    İyi ya da kötü şeklinde nitelendirilebilecek insanların var olduğu bir gerçektir. Kitaplar da sonuçta farklı yaşanmışlıkları olan insanların ürünüdür. Ama kitapları iyi kötü kitap şeklinde nitelemek yerine; beklentilere uygun şekilde seçmek veya içeriğine katılınmadığında bile her bir kitabı farkındalığı artırma, düşünsel zenginliği artırma adına bir fırsat olarak görmek daha doğrudur.

    Öte yandan şunu da belirtmeliyim ki; beklentiniz her ne olursa olsun, size göre bir kitap mutlaka vardır. Sadece onu seçmenizi ve okumanızı bekliyordur.

    Her bir kitap okuma etkinliği, belki de hiç bir araya gelemeyeceğimiz insanlarla, fikirlerle, hikayelerle bir araya gelme fırsatıdır. Hatta iyi yanı, bu birlikteliğin zaman, mekan ve süre seçiminin tamamen okurun inisiyatifinde olmasıdır.

    Paylaşmak, tek başına sahip olmaktan daha mutluluk vericidir. Kişisel gelişim veya psikolojik destek içerikli kitapların çoğunda, mutsuzluğu gidermenin en önemli yollarından bir tanesinin vermek, başkalarını mutlu etmek, paylaşmak olduğu yazıyor. Kitaplara da bir paylaşım enstrümanı olarak bakmak mümkün. Yazar yaşanmışlıklarını, tecrübesini, bilgisini, yeteneğini paylaşıyor; okur da kitaba verdiği parayı. Sonrasında ise okur kendi iç dünyasındaki düşünce ve duygularında yaşadığı etkileşimi diğer insanlarla paylaşarak bu zinciri sürdürüyor.

    Yok eğer sadece kendi mutluluğumuz, kendi zevkimiz için okuyorsak; -birilerinin (şu an sözün sahibini hatırlamıyorum) ifade ettiği gibi- okuduğumuz kitapların sayısı ne kadar yalnız olduğumuzun bir göstergesi hâline geliyor.

    Yazının giriş kısmında yer verdiğim olayları doğru okumak/analiz etmek, sorgulayarak doğruyu bulmaya odaklanmış bir eleştirel düşünce yaklaşımı geliştirmek konusuna gelince. Kur'anın ilk ayetinin "oku" şeklinde başlaması ile İslam coğrafyasının evrensel değerler, düşünsel zenginlik ve gelişmişlik düzeyi konusundaki mevcut durumunun çok büyük bir çelişki oluşturduğu düşüncesindeyim. Bunun da tarihi seyir içinde olayların, fikirlerlerin ve hayatın kendisinin yeterince doğru biçimde muhatapları tarafından "okunamamasından" kaynaklandığını değerlendiriyorum. Protestanlığın (ister onaylayın, ister karşı çıkın) Hristiyan dünyasına kazandırdığı pragmatist ivme, bulunduğumuz coğrafyada maalesef gerçekleştirilememiş. Bu noktada ışığın doğudan yükseldiğini kabul ettiğimi; ancak an/dönem/çağ itibariyle özdeki mevcut potansiyelin kapasiteye dönüştürülemediğini düşündüğümü üzülerek ifade etmek istiyorum.

    SONUÇ OLARAK; kitap okumanın erdemli bir insan olarak yaşamak, güzele ve doğruya ulaşmak yolunda bir mücadele ve paylaşım biçimi olduğuna inanıyor ve bu süreçte her bir okura başarılar ve esenlikler diliyorum.
  • Yeryüzünün bütün akan suları bulanır . Geçtiği yerlerin kiri, pası, çamuru suyun saydamlığını bozar. Kış güçlüyse donar. Önemli olan bulanmamak, donmamak değil, akmaktır. Su akabildiği sürece yeniden temizlenmek, soğuğun dondurulucugundan kurtulmak umudu vardır. Kimse saf, masum değildir. Yaşayan kirlenir, önemli olan safiyeti, masumiyeti yaşamın amacı hâline getirmektir. Aslolan yaşamdır. Yaşam olduğu sürece saf olmak, masum olmak umududa vardır.
    Suyun özü temizdir. İnsanın özüde...
  • Kimse saf, kimse masum değildir. Yaşayan kirlenir, önemli olan safiyeti, masumiyeti yaşamın amacı haline getirmektir. Aslolan yaşamdır. Yaşam olduğu sürece saf olmak, masum olmak umudu da vardır.
  • Rousseau'ya göre Politik Özgürlük: Özgür Toplumun Kurulması

    1)Sadece kendi yaptığımız yasalarla yönetilirsek ve toplumsal düzenin amacı bir grup insanın kişisel çıkarlarına değil de, ortak yarara hizmet etmek olursa politik özgürlüğe kavuşabiliriz.

    2) Rousseau halkın tam egemenliğini belirten bu ideali "genel irade" kavramıyla açıklar.Genel irade bölünemez ve devredilemez; temsili demokrasilerde olduğu gibi vatandaşların birkaç yılda seçimlere katılması yeterli değildir.

    3) Ortak yararı hedefleyen genel iradenin var olabilmesinin birkaç ön koşulu bulunur.

    4) Öncelikle, "ortak yarar" kavramının varolabilmesi için toplumun çıkar çatışmasındaki bireylerden öte, gerçek bir bütünlüğünün olması gerekir.

    5) Zengin ile yoksul arasındaki çıkar çatışmaları ortak yararın, kardeşliğin ve "biz" duygusunun oluşmasının önündeki en büyük engel olduğundan, politik özgürlüğün varolabilmesinin ilk koşulu iktisadi eşitliktir.

    6) Rousseau'nun eşitlik kavramı herkesin eşit serveti olması anlamına gelmez: "Hiçbir yurttaş başka birini satın alabilecek kadar zengin olmamalı ve hiçkimse kendini satmak zorunda olacak kadar yoksul olmamalı.

    7) Rousseau yozlaşmanın en önemli kaynağının özel mülkiyetin ortaya çıkışı olduğunu iddia etse de, ideal devletinde özel mülkiyetin ortadan kaldırılmasını savunmaz.

    8) Amacı herkesin küçük mülk sahibi olduğu ve az çok kendine yeterli olduğu bir düzendir. Arzuları ve eşitsizlikleri körüklediği için iktisadi büyümeye olumlu bakmaz.

    9) Başka bir koşul her vatandaşın tüm topluluğun verdiği kararlara ve yasalara tâbi olmasıdır. Rousseau, vatandaşların genel iradeye tümüyle uyma zorunluluğunun kişisel özgürlüklerini engellemediğini ifade eder.

    10) Çünkü hiç kimse bir başka "kişiye" bağımlı değildir. Genel iradeye bağımlılık, zararsız bir "şeye" bağımlılık biçimindedir.

    11) Peki çoğunluğun kararlarının herkesin yararına olabileceği nasıl garanti edilebilir ? Bunun olmadığı durumda çoğunluğun azınlığı ezmesinin önüne geçilebilir mi ?

    12) Rousseau'ya göre eğer vatandaşlar doğru bilgilendirilmesi sağlanırsa ve onları etkileyecek çıkar grupları olmazsa insanlar neyin ortak yarara hizmet edebileceğine karar verebilir.

    13) Ama bu kez de başka bir sorun ortaya çıkar. İnsanın içinde hem birey olarak sahip olduğu özel irade, hem de vatandaş olarak sahip olduğu genel irade  bulunur.

    14) Bu iki iradenin biribiriyle çeliştiği durumda kişinin kendi özel çıkarını değil de ortak yararı tercih etmesi nasıl sağlanabilir ? Yani kişisel yarar ile toplumsal adalet nasıl  bağdaştırılabilir.

    15) Bu aşamada zeki, tarafsız, sağduyu sahibi bir yasa koruyucuya ihtiyaç duyulur.

    16) Ancak böyle biri, topluluğun geleneklerine, değerlerine yasam tarzına uygun anayasal çerçeveyi sağlarsa ve yurtseverlik duygularını geliştirerek insanların vatandaşlık görevleri ile kişisel eğilimleri arasındaki çelişkileri ortadan kaldırabilirse genel irade yaşama geçebilir.