Erdal Öz

Erdal Öz

8.8/10
433 Kişi
·
1.742
Okunma
·
135
Beğeni
·
4.531
Gösterim
Adı:
Erdal Öz
Unvan:
Türk Yazar ve Yayıncısı
Doğum:
Yıldızeli, Sivas, 26 Mart 1935
Ölüm:
6 Mayıs 2006
Erdal Öz, 26 Mart 1935'te Sivas, Yıldızeli'nde doğdu. Devlet memuru olan babasıyla birlikte Türkiye'nin değişik yerlerini dolaştı. Tokat Lisesi'ni bitirdikten sonra İstanbul Üniversitesi'nde başladığı Hukuk eğitimini, Ankara Hukuk Fakültesi'nde tamamladı. Türk Dil Kurumu Yayın Kolu'nda, Türk Sinematek Derneği Ankara Şubesi'nde çalıştı. Sergi Kitabevi'ni kurdu. 12 Mart 1971 müdahalesiyle başlayan ara rejim döneminde siyasal görüşlerinden dolayı üç kez tutuklandı ama yargılanma sonucunda aklandı. İstanbul'da üniversite çevresindeki arkadaşlarıyla a dergisini çıkardı. İlk öykü kitabı Yorgunlar'a (1960) dergisi yayınları arasında çıktı. İlk romanı Odalarda, aynı yıl Varlık Yayınları'nca yayımlandı. 1975-1981 yılları arasında Cem Yayınevi'nin Arkadaş Kitaplar adlı çocuk edebiyatı dizisini yönetti. 1981'de Can Yayınları'nı kurdu. Çok sayıda yazarı Türk edebiyatına kazandırmanın yanı sıra dünya edebiyatını saygın yazarlarının kitaplarını yayımladı.

Edebiyat yaşamına şiirle başlayan Erdal Öz'ün Rasgele başlıklı şiiri, Kaynak dergisinde çıktı (1952). Yağmurlu Hikâye adlı öyküsü, Seçilmiş Hikâyeler dergisinde yayımlandı (1954). Varlık, Yenilik, Yeditepe, Pazar Postası, a, Değişim, Emek, Cumhuriyet gibi dergi ve gazetelerde çeşitli öykü ve eleştirileri çıktı.

Erdal Öz, yapıtlarında toplum yaşamının bireyin iç dünyasındaki etkilerini duygusal bir üslupla dile getirdi. 1970 sonrasında toplumsal gerçekçi çizgiye yöneldi. 1970'lerde ve 80'lerde yayımladığı yapıtlarında 12 Mart döneminin hukuk dışı uygulamaları ve baskılarıyla karşılaşan tutukluların yaşantılarından kesitler verdi. Bireyin baskı, korku ve acı karşısındaki yalnızlığını, ezikliğini, direncini, umudunu etkin bir duyarlılık çerçevesinde işledi. Bunun başarılı bir örneği olan Yaralısın (1974) adlı romanıyla Orhan Kemal Roman Armağanı'nı kazandı. Kanayan (1973) adlı öykü kitabında; Deniz Gezmiş Anlatıyor (1976) ve Gülünün Solduğu Akşam (1986) adlı anı-romanlarında Deniz Gezmiş ile arkadaşlarının idam kararı öncesi ve sonrasını, kendi izlenimlerini de katarak anlattı. Gülünün Solduğu Akşam'a girmeyen notlar ve izlenimlerini 2003'te Defterimde Kuş Sesleri kitabında topladı. SSCB gezisini içeren Allı Turnam (1977), 1998'de Bir Gün Yine Allı Turnam adıyla yeniden yayımlandı. Dedem Korkut Öyküleri (1979), Beyaz Yele (1981), Alçacıktan Kar Yağar (1982) ve Babam Resim Yaptı (2003) adlı çocuk kitaplarını çıkardı. Havada Kar Sesi Var adlı öykü kitabı, 1987'de basıldı. Sular Ne Güzelse adlı kitabıyla 1998 Sait Faik Hikâye Armağanı'nı, Cam Kırıkları adlı yapıtıyla 2001 Sedat Simavi Öykü Ödülü'nü aldı.

Erdal Öz'ü 6 Mayıs 2006'da yitirdik
Ben ülkemin bağımsızlığı ve halkımın mutluluğu uğrunda bir defa ölüyorum. Sizler, bizi asanlar şerefsizliğinizle her gün öleceksiniz. Biz halkımıza hizmet ediyoruz. Siz Amerika'nın hizmetindesiniz. Yaşasın devrimciler! Kahrolsun faşizm!
Erdal Öz
Sayfa 99 - Can yayınevi
“Herkes ne zaman ölür; elbet gülünün solduğu akşam!"

/Turgut Uyar/
Birden aklıma Yunus'un iki dizesi geliyor:

Et ile kemiğe büründüm,
Yunus diye göründüm.

19 Ekim 1957
Bak aklım başımda. Bak, tam çağımızın istediği insanım. Bak bütün duygularımı öldürmüşüm.
Erdal Öz
Sayfa 94 - Can Yayınları / Sular Ne Güzelse
Yine son derece gür bir sesle söyledi son sözlerini:
"Yaşasın tam bağımsız Türkiye. Yaşasın(..) Yaşasın (..) Yaşasın işçiler, köylüler. Kahrolsun emperyalizm-" derken "izm"i bütünleyemedi. İnfaz savcısının "Çek, çek" diye bağırması üzerine, cellat arkadan tabureye vuruverdi.
Dört adım ötemdeydi.
Erdal Öz
Sayfa 94 - Can yayınevi
Uzun ince bir yoldayım
Gidiyorum gündüz gece
Bilmiyorum ne haldayım
Gidiyorum gündüz gece

Yusuf'un en sevdiği türküymüş bu. Sonradan öğrendim. Ağzından hiç eksik etmezmiş. Asılmadan bir gün önce de, kapatıldığı bir başka hücrede, bu türküyü söylemiş.
Erdal Öz
Sayfa 60 - Can yayınevi
Ben şahsi hiç bir çıkar gözetmeden, halkımın mutluluğu ve bağımsızlığı için savaştım.

Yaşasın işçiler, köylüler, ve yaşasın devrimciler, kahrolsun faşizm.
İNCELEME DEĞİL YORUMLAMA;

Nerede kendini bilmez çocuklar
Bir sabah öylece çekip gittiler
Çınladı alkışlar kör sokaklarda
Yankısı kime kaldı

Deniz koydum adını
Kederi bende kaldı
Uzak köyler kurdum birbirine
Denizine aldandım...

Bu kitabı, her zaman gittiğim sahafta, kitapları karıştırırken buldum. Hemen aldım. Kitabın yazarı Erdal Öz, Deniz, Yusuf ve Hüseyin'in kaldığı Mamak ceza evinde onlarla aynı dönemde bir süre kalmış. Çay ocağında Deniz'e rastlıyor ve oradan muhabbet başlıyor. Daha sonra iş, röportaj havasına bürünüyor. "Sen sor ben cevaplayım. Hiçbir şeyi atlamadan sor" diyor Deniz. "Devrim yolunda duruşumuzu herkes bilsin. Her şeyi yaz." Peşine Erdal soruyor o anlatıyor. Bu konuşmalar gizli yapılıyor.
Denizin koğuşu izmarit dolu. "İzmaritimi atacak yer bulamadım" diyor Erdal. Gün gün onun koğuşuna gidiyor ve konuşuyorlar. Bu sırada Hüseyin, ortak savunmalarını hazırlıyor.

Deniz çok rahat, her zaman olduğu gibi yüzü gülüyor. Herkes öyle. Şarkılar türküler söylüyorlar ve buradakilerin çoğu idamla yargılanıyor. Ama " Bak, buradaki çocuklar arasında 19 yaşında olan bile var. Hiç kimse korkmuyor. Çünkü inanıyorlar." diyor Deniz, İnanç tüm duygulardan üstün gelir. Devrim sevdası olmasa bunları yapamazdık.

Deniz Amerikan askerlerini kaçırma olayını detaylıca anlatıyor. Nasıl yakalandıklarını neler hissettiklerini neler yaşadıklarını.
Gemerek'te halk ona saldırmıyor. Hatta saygılı davranıyorlar. Yakalanıp Kayseri'ye götürüldüğünde, oradaki yetkililerde bir üzüntü havası hakim. Sanki herkesin eli kolu bağlı ama emir kulu oldukları için bu şekilde davranıyorlar. Deniz'in söylemleri bu şekilde.

Daha sonra Yusuf ile görüşüyor Erdal Öz. Yusuf daha naif. Belki de aralarındaki en çekingen olan. Deniz aksi, sivri ve karşıt. Hüseyin ise çok konuşmaz ama ağırbaşlı.

Yusuf ta anlatıyor anılarını.

Deniz sanki oradakilerin abisi gibi. Mücadelenin simgesi olmasındaki sebep belki de bu. Çünkü kendisini çok iyi anlatmasını ve bu yazıların gelecekteki devrimcilere ulaşmasını istiyor. Ceza evinde müşkül durumda olmadıklarını bilakis devrim ateşiyle tutuştuklarını, duruşlarını koruduklarını bilmelerini, kimsenin acımamasını istiyor.

Ne yazık ki, Erdal Öz tutuksuz yargılanma kararı ile tahliye ediliyor. Bu karara sevinemediğini, kalıp biraz daha konuşmak istediğini belirtiyor.

Kitabın aslında en can alıcı kısmı, avukatlarının anıları. Bu sayfaları okurken zangır zangır titrediğimi fark ettim. Dudaklarım titriyordu gözlerim dolmuştu.

Üç fidanın idama gidiş süreçleri ayrıntılı şekilde anlatılıyor. Son sözleri, istekleri, vasiyetleri. Neler neler. Ayrıntıları yazmak istemiyorum çünkü olanı tekrar zikretmek müthiş bir acı olur.

Onları asan düzen, onların ölüsünden dahi korkuyordu. Basına yapılmaya çalışılan açıklamalarda, idama giderken korkudan ağladıkları, pişman olduklarını söyledikleri gibi çarpıtma söylemlerde bile bulunmuşlar.

Bir de Yusuf'un iki mektubundan (son mektupları) birisi sakıncalı bulunmuş ve iletilmemiş. Vasiyetleri olan, arkadaşları Taylan Özgür'ün yanına gömülme istekleri yerine getirilmemiştir. Emniyet müdürünün yangından mal kaçırırcasına "cenazelerini ya şimdi alırsınız ya da biz herhangi bir yere gömeriz" sözü ile mecbur aileleri vasiyeti yerine getirememiştir.

Kitabı okurken sanki 6 mayıs sabaha karşı ben de o avluda idim. Yanımdan geçerken bana da gülümseyip selam verdiler. Elimden gelmedi durduramadım. Onları izledim çaresizce. "Bir devrimci ölüme, düğüne gider gibi gider" demişti Deniz. Sanki bir düğündeydik ama etrafta katiller vardı sadece o üçü mutluydu.

Kitap ve kişiler hakkında söylenecek eleştirilecek çok şey var fakat siyasete fazla bulaşmadan, kitabın içeriğinden sapmadan, içimden geldiğince ifade etmeye çalıştım. Umarım kitabı okumak isteyenlere bir fikir verebilmişimdir.

Son olarak bir kaç şarkı ekleyip herkese iyi okumalar dilerim.
https://youtu.be/vn22hxepu3Q
https://youtu.be/QVqAUUlmDqU
https://youtu.be/RumAA1vCBdA
https://youtu.be/Qfx4x0186zo
Erdal Öz'ü Yaralısın adlı kitabıyla tanıdım ve kendime bu adamı okumaya devam etmeliyim tekrar tekrar, binlerce kez diye tekrarladım. Ve ikinci kitabı olarak elime Yorgunlar'ı aldım.
Kitap hakkında biraz bilgi vereyim, 1960 yılında yazarın ilk öykü kitabı olarak çıkmış. Bir daha hiç bastırmamış Erdal Öz kitabı fakat bazı hikayeleri başka kitaplarında tekrar yayımlamış.
1950 kuşağı öykücülerini biliyor musunuz? Ben Erdal Öz'le tanışınca öğrendim. Kitabın başında Sunu olarak Doğan Hızlan'ın Solistlerden Oluşan Bir Koro 1950 Kuşagı adlı bir yazısı bulunuyor, ısrarla okumanızı isterim kitabı veöncesimde sunuyu. Siz de benim gibi 1950 kuşağına derin bir saygı duyup okumaya araştırmaya başlayacağınıza eminim. Doğan Hızlan'ın yazısının tamamını internette aradım bulamadım ama şu linkte bir kısmı mevcut: http://www.hurriyet.com.tr/...-50-yasinda-12766210

Kitabın ikinci baskısı da 1950 kuşağındaki bazı öykü kitaplarının çıkışının 50. yılı olmasına özel olarak basılmış. Üstelik 1960'taki haliyle basmışlar. Kitaba saygım kapağından başlamıştı bile; sade, net ve içinde ne yazıyorsa etkileyeceğinden emin...
Erdal Öz öyküleri basit, nasihat içeren, kıssadan hisse öyküler değil. O yüzden belki de hipnoz oluyorum okumaya başladığım andan itibaren. Akıcı ve sade diliyle beni ordan oraya sürükledi. Anlamak, anlatmak istediğini anlamak için tekrar tekrar okuduğum yerler oldu, bazen anladığım halde tekrar tekrar yüksek sesle okuduğum satırları oldu.
Kitaba okuyorum diye işaretlemek için girdiğimde henüz kimsenin okumadığını ( ya da kaydetmedigini ) görünce üzüldüm, şaşırdım. Neden geç tanışırız ki böyle kitaplarla? Daha sonsuz alıntı yapacaktım art arda fakat usandırmak da istemedim..
Açıp açıp okuyacağım çok derin bir öykü kitabı.. Siz de okuyun, okutun...
70'li yılların başlarında idamla cezalandırılan üç gencin ve diğer arkadaşlarının hayatlarından kesitlerin yer aldığı bir kitap. Yaptıklarının bazılarını doğru bazılarını yanlış bulsam da üzülüyor insan 20'lik gençlerin hayatının baharında yaşamdan koparılmalarına
Defterimde Kuş Sesleri, 12 Mart Darbesi sonrasında tutuklanan Erdal Öz’ün cezaevinde tuttuğu günlüklerden, notlardan, yazdığı mektuplardan ve anılarından oluşuyor.

Erdal Öz ilkinde kitabevinde kullandığı ambalaj kağıdı üzerinde yazan özlü sözlerden ve ikincisinde ise Boğaziçi uçağının kaçırılmasında ilgisinin olduğu gerekçesiyle tutuklanıp cezaevine konur. Tutukluluk süresi içerisinde sessiz, yazı yazmaya elverişli bir ortam olmaması nedeniyle yazabildiklerini kısa notlar halinde yazar, kağıda dökemediklerini de belleğine kazır. Yazarak içinde bulunduğu güç duruma dayanmaya çalışır.

İçerdeki hayatı bize anlatıyor. Cezaevi koşullarını, 60-70 kişinin kaldığı koğuşlarda demokratik düzen ve temiz bir ortam oluşturmak için yaptıklarını, kendisiyle birlikte tutuklu olanlara dair gözlemlerini aktarıyor. İkinci tutuklanmasında bir süre hücrede tutulur ki en zor süreçlerden birisi.

Özellikle Deniz Gezmiş ve arkadaşlarıyla ilgili bölümleri okumak, daha önce bilmediğim ayrıntıları öğrenmek okumamı ilginç ve özel hale getiren nedenlerin başında. Yine tanıdık isimlerle ilgili ayrıntılar var Sinan Cemgil, Ömer Ayna, Mustafa Taylan, Doğu Perinçek, Yılmaz Güney. Yazar anlattıklarını sadece cezaevindeki günlerine ait notları ve günlükleriyle sınırlı tutmamış, kendi yaşamından da kesitlere, anılara yer vermiş. Cezaevinde anımsadığı anılarını çocukluğundan başlayarak içtenlikle defterine yazmış. Bu bölümlerde de yakın geçmişe ilişkin kayda değer bilgiler olduğunu söyleyebilirim. Edip Cansever’in Ahmet abisiyle tanışması, Yaşar Kemal’le olan anısı belleğimde iz bırakanlar arasında.

Yine eşine yazdığı mektuplarında ise bahsettiği kitaplar var ki gerek eşinden getirmesini istiyor, gerekse okuduklarıyla ilgili düşüncelerini yazmış ki, ben de meraklanıp bazılarını şimdiden okuma listeme aldım. Oğuz Atay, Tolstoy, Dostoyevski, Kazancakis, Turgut Uyar, Edip Cansever, Kemal Tahir’le ilgili düşüncelerinden bahsetmiş.

Ayrıca yazarın cezaevinde yaptığı çok güzel karakalem çalışmaları var kitabın son kısımlarına serpiştirilmiş. Cezaevindeki tekdüze yaşamın okuduklarını anlamasını engellediğinde zaman geçirmek için orada gözüne çarpan nesnelerin resimlerini defterine çizmiş. Okuduğu kitaplar, şairlerin şiirleri, dizeleri, radyoda çalan müzikler, kendi yazdığı öykülerle, resimleriyle cezaevinin duvarlarını aşmış aslında Erdal Öz.

Tutukluluk günlerinde özlemi, sevgiyi, acıyı, umudu, anıları, hayalleri fısıldayan kuşların olduğu birçok defter biriktiriyor Erdal Öz. Hüzünlü kuş seslerinin…

“ ‘Rüzgâra yazılıdır’ diye çok güzel bir şarkı vardır, ‘Bunun yanıtı rüzgâra yazılıdır’. Orada olanlar, daha sonra başka bir odaya alınıp bana yapılanlar, o rüzgâra o gün esen o hızlı rüzgâra yazılmıştır sanırım.”
O iyi insanlar ,O güzel atlara binip gittiler,O kadar derinden o kadar etkileyici anlatmış ki Erdal Öz bir zamanların 68 kuşağının acı veren yaşamları.
Erdal Öz’ün okuduğum ilk kitabı kendisi. Sıcakkanlı gerçekçi bizden öyküler, bunları söylerken aynı zamanda hayal mi gerçek mi diye düşündüğüm paragraflar da oldu. Türk öykücülüğüne de soluk getirdiği aşikar ayrıca... -Şöyle bir benzetme yapmak istiyorum hani çok gerçekçi bir uykudan uyanıp afallarız ya öykülerin sonunda böyle hissettim.-
Çevrende güneşi alınmış bir sürü Nuri.
Bozkır mı? Bozkır bütün Nurilerin içinde.
Yoksa, yoksa sen de mi Nurileşiyorsun.

Kitabı tanımlayacak cümlelerden bir tanesi.
Hayatım boyunca siyasetten , sağdan soldan uzak yaşadım. Duyduğum o kulaktan dolma laflara inanmamış zaten hiç biride inandırıcı gelmemişti . böylelikle bu kitabı elime almıştım.
herkes ne zaman ölür, elbet gülünün solduğu akşam. İşte kitap böyle başlıyordu...
Hazmedemiyorsun. Şaşırıyorsun, korkuyorsun, öfkeleniyorsun. Yer yer küfür bile ediyorsun.
Kitap okurken okuduklarımın gözümün önünde canlanmasını her zaman sevmişimdir taa ki bu kitabı okuyana kadar. O yapılan işkencelerin canlanmasını istemiyordum gözümde, ama canlanıyordu. Ve o yaşananlar gözünün önünde canlanırken, içinin acımasına engel olamıyorsun...
Ve böyle de bitiyordu kitap.
Burada ölen yalnızca bedenimdi, ki zaten ölümlüydü,ölecekti. Ama düşüncemi öldüremeyeceksiniz, ölmeyecek yaşayacak.
Ölüme bile dimdik gidişleri , hiç boyun eğmeyişleri benim için hep gurur kaynağı olacaktır...
95 yılıydı sanırım. O güne kadar ailemden hep dinlemiş, bölük pörçük okumuştum denizlerin hikayesini hüzünle. 3-4 saatlik bir uçak yolculuğu için babam vermişti kitabı oku bunu diye. Yolda uyumazsam göz atarım diye düşünmüştüm. Yerime oturup ilk Sayfayı açtığımda anladım yanıldığımı. Su gibi akıyordu ve duramıyordum. Hikaye-gerçek zaten acıyken Erdal Öz'ün yalın, akıcı dili bir anda 3 Fidan'ın yanına alıyor sizi. Duru bir anlatım var kitapta ama şiirsellik ilk sayfadan son sayfaya kadar sürüyor ve acıtıyor içinizi.
Uçak indiğinde ben kitabı bitirmiş ağlıyordum. Hem hikayeyi baştan sona öğrendiğim ve daha da yandığım ölümlerine hem de Erdal Öz ile tanıştığım ilk kitaptır ve çok özeldir.

Dönemi öğrenmek veya anlamaya başlamak için mutlaka okunması gereken bir kitap. Ve Erdal Öz'le tanışmak için...
Kimileri Deniz Gezmiş ve arkadaşlarını terörist ve anarşist ilan eder, kimileri ise kendisini ülkenin tam bağımsızlığına adayan, Amerikan emperyalizmini reddeden halk savaşçısı olarak görür. Sizlerin nasıl gördüğünü bilmiyorum ama umarım o dönemi, o dönemde yaşananları, siyasi durumları araştırıp ona göre değerlendiriyorsunuzdur. Daha önce Deniz Gezmiş ve arkadaşları ile ilgili kitaplar okumuştum. Erdal Öz' ün bu kitabını ise şu ana kadar okumadığıma pişmanım. Kendisi o dönemde tutuklanmış ve Deniz ile birebir görüşmüş, Deniz kendisine o dönemde yaşanan olayları bir "roman" şeklinde yazmasını istemiştir. Erdal Öz' de bunu layıkıyla yerine getirmiş. Her okuduğumda Deniz' in babasına yazdığı mektup ve üçünün son konuşmaları (ki idam edilecek bir şahsın son sözleri tamamlanmadan cezaevi savcısı tarafından engellenmiş) beni hep duygulandırmıştır.
"Son anda yaptıklarımdan en ufak bir pişmanlık duymadığımı belirtir, seni, annemi, ağabeyimi ve kardeşimi devrimciliğimin olanca ateşiyle kucaklarım."

Yazarın biyografisi

Adı:
Erdal Öz
Unvan:
Türk Yazar ve Yayıncısı
Doğum:
Yıldızeli, Sivas, 26 Mart 1935
Ölüm:
6 Mayıs 2006
Erdal Öz, 26 Mart 1935'te Sivas, Yıldızeli'nde doğdu. Devlet memuru olan babasıyla birlikte Türkiye'nin değişik yerlerini dolaştı. Tokat Lisesi'ni bitirdikten sonra İstanbul Üniversitesi'nde başladığı Hukuk eğitimini, Ankara Hukuk Fakültesi'nde tamamladı. Türk Dil Kurumu Yayın Kolu'nda, Türk Sinematek Derneği Ankara Şubesi'nde çalıştı. Sergi Kitabevi'ni kurdu. 12 Mart 1971 müdahalesiyle başlayan ara rejim döneminde siyasal görüşlerinden dolayı üç kez tutuklandı ama yargılanma sonucunda aklandı. İstanbul'da üniversite çevresindeki arkadaşlarıyla a dergisini çıkardı. İlk öykü kitabı Yorgunlar'a (1960) dergisi yayınları arasında çıktı. İlk romanı Odalarda, aynı yıl Varlık Yayınları'nca yayımlandı. 1975-1981 yılları arasında Cem Yayınevi'nin Arkadaş Kitaplar adlı çocuk edebiyatı dizisini yönetti. 1981'de Can Yayınları'nı kurdu. Çok sayıda yazarı Türk edebiyatına kazandırmanın yanı sıra dünya edebiyatını saygın yazarlarının kitaplarını yayımladı.

Edebiyat yaşamına şiirle başlayan Erdal Öz'ün Rasgele başlıklı şiiri, Kaynak dergisinde çıktı (1952). Yağmurlu Hikâye adlı öyküsü, Seçilmiş Hikâyeler dergisinde yayımlandı (1954). Varlık, Yenilik, Yeditepe, Pazar Postası, a, Değişim, Emek, Cumhuriyet gibi dergi ve gazetelerde çeşitli öykü ve eleştirileri çıktı.

Erdal Öz, yapıtlarında toplum yaşamının bireyin iç dünyasındaki etkilerini duygusal bir üslupla dile getirdi. 1970 sonrasında toplumsal gerçekçi çizgiye yöneldi. 1970'lerde ve 80'lerde yayımladığı yapıtlarında 12 Mart döneminin hukuk dışı uygulamaları ve baskılarıyla karşılaşan tutukluların yaşantılarından kesitler verdi. Bireyin baskı, korku ve acı karşısındaki yalnızlığını, ezikliğini, direncini, umudunu etkin bir duyarlılık çerçevesinde işledi. Bunun başarılı bir örneği olan Yaralısın (1974) adlı romanıyla Orhan Kemal Roman Armağanı'nı kazandı. Kanayan (1973) adlı öykü kitabında; Deniz Gezmiş Anlatıyor (1976) ve Gülünün Solduğu Akşam (1986) adlı anı-romanlarında Deniz Gezmiş ile arkadaşlarının idam kararı öncesi ve sonrasını, kendi izlenimlerini de katarak anlattı. Gülünün Solduğu Akşam'a girmeyen notlar ve izlenimlerini 2003'te Defterimde Kuş Sesleri kitabında topladı. SSCB gezisini içeren Allı Turnam (1977), 1998'de Bir Gün Yine Allı Turnam adıyla yeniden yayımlandı. Dedem Korkut Öyküleri (1979), Beyaz Yele (1981), Alçacıktan Kar Yağar (1982) ve Babam Resim Yaptı (2003) adlı çocuk kitaplarını çıkardı. Havada Kar Sesi Var adlı öykü kitabı, 1987'de basıldı. Sular Ne Güzelse adlı kitabıyla 1998 Sait Faik Hikâye Armağanı'nı, Cam Kırıkları adlı yapıtıyla 2001 Sedat Simavi Öykü Ödülü'nü aldı.

Erdal Öz'ü 6 Mayıs 2006'da yitirdik

Yazar istatistikleri

  • 135 okur beğendi.
  • 1.742 okur okudu.
  • 17 okur okuyor.
  • 648 okur okuyacak.
  • 6 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları