Erdal Öz

Erdal Öz

YazarÇevirmen
8.8/10
1.761 Kişi
·
7,1bin
Okunma
·
457
Beğeni
·
11bin
Gösterim
Adı:
Erdal Öz
Unvan:
Türk Yazar ve Yayıncısı
Doğum:
Yıldızeli, Sivas, 26 Mart 1935
Ölüm:
6 Mayıs 2006
Erdal Öz, 26 Mart 1935'te Sivas, Yıldızeli'nde doğdu. Devlet memuru olan babasıyla birlikte Türkiye'nin değişik yerlerini dolaştı. Tokat Lisesi'ni bitirdikten sonra İstanbul Üniversitesi'nde başladığı Hukuk eğitimini, Ankara Hukuk Fakültesi'nde tamamladı. Türk Dil Kurumu Yayın Kolu'nda, Türk Sinematek Derneği Ankara Şubesi'nde çalıştı. Sergi Kitabevi'ni kurdu. 12 Mart 1971 müdahalesiyle başlayan ara rejim döneminde siyasal görüşlerinden dolayı üç kez tutuklandı ama yargılanma sonucunda aklandı. İstanbul'da üniversite çevresindeki arkadaşlarıyla a dergisini çıkardı. İlk öykü kitabı Yorgunlar'a (1960) dergisi yayınları arasında çıktı. İlk romanı Odalarda, aynı yıl Varlık Yayınları'nca yayımlandı. 1975-1981 yılları arasında Cem Yayınevi'nin Arkadaş Kitaplar adlı çocuk edebiyatı dizisini yönetti. 1981'de Can Yayınları'nı kurdu. Çok sayıda yazarı Türk edebiyatına kazandırmanın yanı sıra dünya edebiyatını saygın yazarlarının kitaplarını yayımladı.

Edebiyat yaşamına şiirle başlayan Erdal Öz'ün Rasgele başlıklı şiiri, Kaynak dergisinde çıktı (1952). Yağmurlu Hikâye adlı öyküsü, Seçilmiş Hikâyeler dergisinde yayımlandı (1954). Varlık, Yenilik, Yeditepe, Pazar Postası, a, Değişim, Emek, Cumhuriyet gibi dergi ve gazetelerde çeşitli öykü ve eleştirileri çıktı.

Erdal Öz, yapıtlarında toplum yaşamının bireyin iç dünyasındaki etkilerini duygusal bir üslupla dile getirdi. 1970 sonrasında toplumsal gerçekçi çizgiye yöneldi. 1970'lerde ve 80'lerde yayımladığı yapıtlarında 12 Mart döneminin hukuk dışı uygulamaları ve baskılarıyla karşılaşan tutukluların yaşantılarından kesitler verdi. Bireyin baskı, korku ve acı karşısındaki yalnızlığını, ezikliğini, direncini, umudunu etkin bir duyarlılık çerçevesinde işledi. Bunun başarılı bir örneği olan Yaralısın (1974) adlı romanıyla Orhan Kemal Roman Armağanı'nı kazandı. Kanayan (1973) adlı öykü kitabında; Deniz Gezmiş Anlatıyor (1976) ve Gülünün Solduğu Akşam (1986) adlı anı-romanlarında Deniz Gezmiş ile arkadaşlarının idam kararı öncesi ve sonrasını, kendi izlenimlerini de katarak anlattı. Gülünün Solduğu Akşam'a girmeyen notlar ve izlenimlerini 2003'te Defterimde Kuş Sesleri kitabında topladı. SSCB gezisini içeren Allı Turnam (1977), 1998'de Bir Gün Yine Allı Turnam adıyla yeniden yayımlandı. Dedem Korkut Öyküleri (1979), Beyaz Yele (1981), Alçacıktan Kar Yağar (1982) ve Babam Resim Yaptı (2003) adlı çocuk kitaplarını çıkardı. Havada Kar Sesi Var adlı öykü kitabı, 1987'de basıldı. Sular Ne Güzelse adlı kitabıyla 1998 Sait Faik Hikâye Armağanı'nı, Cam Kırıkları adlı yapıtıyla 2001 Sedat Simavi Öykü Ödülü'nü aldı.

Erdal Öz'ü 6 Mayıs 2006'da yitirdik
Yolumuz uzun... çok uzun. Karanlık bir yeraltından geçiyoruz. Bu geçidin sonunda, biliyorum güneş duruyor, gerçek aydınlığın güçlü kaynağı. Yürüyoruz.
Erdal Öz
Sayfa 203 - Can Yayınları - 33. Basım - 2020
Bu karanlık yeraltının sonunda güneş duruyor, biliyorum... Ulaşacağım ona. Az kaldı... Benden önce varanlara selam olsun.
Erdal Öz
Sayfa 203 - Can Yayınları - 33. Basım - 2020
Kafan suçlu senin, kafan. Kafanı beğenmemişler anlaşılan, kafanı suçlu bulmuşlar, işlerine gelmemişsin onların, kapmışlar tıkmışlar seni içeri, tamam mı?
Erdal Öz
Sayfa 167 - Can Yayınları - 33. Basım - 2020
277 syf.
·Beğendi·9/10 puan
Merhaba sevgili Muhittinler .. Bir dönem romanı ile daha sizlerle beraberiz ... Her dönem romanında olduğu gibi dönemin arka planını sizlere aktarıp romandan da , spoiler karasını yüzlerinize çalmadan bahsedip olaya noktayı koyacağız .. Ondan kelli goy goy olmayacak bu tanıtım yazısında ..

Başta da bahsettiğim gibi bu bir dönem romanı .. Dolayısıyla arka planda geçen muhabbetleri sizlere aktarmak ZORUNDAYIM.. Bilmezseniz okuyacağınız bu romanın kaçışı olmaksızın mapushane içerisinde geçen turkish Prison Break ' ten pek bir farkı kalmaz .. Zaten bahse konu olaylar zincirini ve yazarımızı kitaba bağlayan olayın tam olarak adı 12 mart 1971 DARBESİ .. Yani senin anlayacağın dille BORU değil !! Yavaştan başlayalım öyleyse şemmammeler ..

Adnan Menderes' ten kurtulan ve şu güne dek yapılmış en özgürlükçü anayasa ile yönetilen Türkiye' nin takviminde sene 1971 'i göstermekte .. 68 kuşağı dediğimiz ve nedense sadece Türkiye' ye özgü gibi algılanan güruh Dünya' yı kasıp kavurmakta o günlerde ..
Konu ne ? Daha doğrusu olayların merkezi nere ?
Fransa ..
Ne olmakta burada ?
68 kuşağı , daha doğrusu o dönemki üniversiteli gençler mitingler düzenleyerek Fransız hükümetine kazan kaldırmış durumdalar .. Dertleri nedir bu insanların derseniz cevap vereyim ..
ÖZEL ÜNİVERSİTELERE HAYIR !
ÖZEL ÜNİVERSİTELER KAPATILSIN! DEVLET, EĞİTİMİ FIRSAT EŞİTLİĞİ DAHİLİNDE TÜM HALKA EŞİT VE "PARASIZ" OLARAK GÖTÜRSÜN..
HARÇLAR SIFIRLANSIN ..

Durum böyle olunca orda olan olaylar Türkiye' ye , bizde modası hiç geçmeyecek ; o günlerde KÖKÜ DIŞARDA ( BUGÜNLERDE DIJ MİHRAHLAR VE HÜLÜMÜNATİ!) olarak adlandırılan yankılar bularak sirayet etmekte .. O dönemlerde Dünya gündeminde bir olay daha var ki bu esasen bizi de geçmişte yaşadığımız ve NATO denen illeti başımıza saran Kore Savaşı' nın bir re-organizasyonu .. Tekrar sahnelenmesi .. Nedir efendim ?
VİETNAM !!
Dolayısıyla sütten ağzı yanıp , yoğurdu üfürerek yiyen Türk halkında da buna KARŞI kimi çıkışlar filizlenmeye başlıyor emperyalizm ve oyunlarına karşı ..
Dönem soğuk savaş dönemi .. Kolay değil .. Sağ olsun Menderes ve KİMSECİKLERE SORMAKSIZIN ALTINA İMZASINI ÇAKARAK bizi de ortak ettiği ikili antlaşmalar gereği, bizler de göbekten bağlanmışız ABD 'ye o dönem .. Öte yandan öncesinde , Ecevit 'in çalışma bakanlığı döneminde de halklara sağlanmış "grev - lokavt" ve türevleri gibi doğal haklar da çalışma yaşamının içine girmiş bulunmakta .. Dolayısıyla , - sen bu satırları okuyan annesinin bir tanesi sevgili bebiş - EMEKÇİ KESİMDE DE BİR UYANIŞ SÖZ KONUSU MU ? EVET AYNEN ÖYLE !!!!
Kim rahatsız bundan ?
Türkiye'deki zayıf kapitalist kesim .. Biliyorsunuz bizimkiler TÜCCARDIR!!! GERÇEK KAPİTALİST KESİM DE DEĞİLLER !! GERÇEK BURJUVA DA DEĞİLLER !! ANA MAL YANİ KAPİTAL BİRİKİMLERİ DE YOH!!!! ATASPORLARI NEDİR BU KESİMİN ?
EFENDİM ? DUYAMADIM ?! BİNGO !!! Ağzın bal yesin senin be Muhittin !!!
Atasporları DEVLETİ SOYMAK !! Dahaca nasıl anamal - kapital biriktirsinler be gülüm .. Olmayınca armut neylesin kel Mahmut !! Hadi size bir güzellik daha yapayım !! Bunu sana baban yapmaz !! Merak ediyorsan bu konuyu, okunacaklar listesine al bakem ordan Erol Toy ' un İmparator kitabını ..
Haydin devam .. Devam dedik ama yoruldum ben yauw .. Açem ordan bir Davaro ost si.. Az bekle iki yudum da bira çaktım mı kendime gelirim !! OHHH!! Dünya varmış !! Nerde kalmıştık ? HAH!! Devleti soyan burjuvamsı hırsız elitlerimizde !!

Herşey iyi güzel .. Atın ahmağı rahvan , adamın ahmağı pehlivan diyerek yola çıkalım dicem ama bu rahatsızlık öbekleri bizimkilerle sınırlı değil ki !! Dream team gibi kadro şekerim... Başka kimler var bu ölüm grubunda ?
Bu gidişattan kapitalizm rahatsız ..
Dolayısıyla emperyal sermaye rahatsız ..
NATO rahatsız ...
Pentagon rahatsız ...
E bunların uzantısı olan Türkiye'deki işbirlikçi komprador sermayenin başında oturan siyasal iktidar, yani Morrison Sülüman da rahatsız !! Dedim ya dönem soğuk savaş dönemi .. Nato ' nun bahanesi hazır : Türkiye' de SOL uyanış var, Komunizm yayılacak falan fistan gülistan ( bize allahsızlık olarak yutturulan terane!) ..Ne yapalım ? E bunun bir hakkından gelelim !! Ümüğüne bir çökelim di mi ama ?!?! Tabi tüm bunlar olur iken ordudaki genç subaylar arasında da kazan kaynamakta .. Her yastık altında Türkiye'nin Düzeni .. Uyanışın simgesi o dönem bu kitap .. Yazarı Doğan Avcıoğlu .. Bu isim önemli çünkü o dönem bu ismin çıkardığı YÖN dergisine destek veren sivil kesim yukarda saydığım tayfanın hepsine KÖKÜNDEN KARŞI .. Kimler yok ki o derginin kadrosunda ?!?
Bugün kullanışlı aptallar olarak bildiğimiz Rüzgargülü Sporun sağ açığı , liberal kanadın medarı iftiharı , cambazlar cambazı "YES BE ANNEM" Hasan Cemal burda .. Uğur Mumcu burda.. İlhan Selçuk burda ...İlhami Soysal , Altan Öymen , Emil Galip Sandalcı , Mümtaz Soysal , Uğur Mumcu' nun hocası Uğur Alacakaptan.. Hepsi burda !! Dışardan destek veren Fakir Baykurtlar - ki o dönem öğretmenleri bir sendika altında toplayan isim kendisi .. Aziz Nesinler ( <3) .. Kısaca ZIRHLI BİRLİKLER !! =)) Olacaklar belli ama ben yine bir Aziz Nesin alıntısı bırakayım şuraya sonrasında ne olacak bilesiniz diiyerek ..

" Tabii!! Bizimkiler demokrasiyi rayına oturtuyorlar. Sonra o , raydan çıkıyor ve onlar yine oturtuyorlar? Zaten oturturken de bir süre sonra yine raydan çıkacak gibi oturtmaya dikkat ediyorlar.Bizimkilerin özelliği bu..."

Uzun lafın kısası yine DEMOKRASİ GETİRİYORUZ kisvesiyle , 68 kuşağının "ONLAR ORTAK BİZ PAZAR " dedikleri o pazara ortak ettiler bizi .. İlerde bu darbe için kenan evren denen tip bakın ne diyecekti ...

"O Anayasa bize BOL geldi; içinde oynamaya başladık".

İlerde de olduğu gibi NATO paşalarının eline düşmüştük sizin anlayacağınız .. Hemen sonrasında olanlar işte bu kitabın konusu ... Solun devlet eliyle yok edilmesi falan .. İşkencenin , insanlıktan çıkmışlığın hikayesi ..

Az yazardan bahsedeyim .. Bir dönem Ankara - Kızılay' da bir plak dükkanı var imiş kendisinin ..Yayınevi işleri ile beraber yürüttüğü .. O yayınevinden alınma bir dolu eski plak var elimde .. Duruyor arşivimde .. Babam kitabı okurken sağ olsun bilgisini verdi gömdü mezara bizi yine diri diri .. O dönemde doğamamak elimizde değil ama ne kötü .. Bunca bayrak ismi göremeden bambaşka bir hayat yaşamak .. 12 Mart döneminin işkence tezgahından geçen bir gencin başından geçenlerin anlatıldığı bu kitabın asıl ikinci basımlarından birini bulabilir de okursanız başında bir Fakir Baykurt yazısı bulacaksınız .. Fakir Baykurt ilk çıktığı dönemde öyle beğeniyor ki bu kitabı herkes okusun diye o dönem yazılar yolladığı Olay dergisine de bir yazı kaleme alıyor bu kitapla alakalı .. Erdal Öz de beğenmiş olacak ki kitabın sonraki basımının en başına ekletiyor bu yazıyı .. Birbirleriyle de hiç tanışıklıkları yok o dönem .. Tabii bir de kitabın hikayesi var ki o da trajikomik .. Dedim ya kendisinin plak ve kitap satan bir dükkanı var diye .. Dönemin iktidarı tarafından da mimli bir isim ayrıca .. O dükkanda kitaplar için kullandığı hediye paketlik ambalajlarını bahane edip Mamak Cezaevi' ne yolluyorlar kendisini komunizm propagandası yapıyor denilerek .. Gülme !! Ciddiyim !! HERŞEY BU KADAR KOLAY KONU FAŞİZM OLUNCA !! Fakir Baykurt ile ilk tanışmaları da burda oluyor yüzyüze .. Romanımızdaki Nurilerden biri olacak o meşhur işkence sahnelerinin kahramanı , yani gerçek adıyla İrfan Uçar ile de .. Bu arada Mamak ile alakalı tonla kitap okudum .. O dönem için iktidar tarafından şiddetle eleştirilmiş bu kitap, işkence yok denilerek.. E YERSEN diyoruz biz de!! Öyle sahneler , öyle anlar anlatılmış ki ancak yaşayan bilir .. Birini şuracığa bırakayım .. Buyrun okuyun ..

''ılgaz aykutlu geldi yine.
''bunu hücresine götürün!'' dedi.
ayaklarımı bezlerle sardılar.
ayakta duramıyordum.
iki polis koltuk altlarıma girdiler, üst kata, birinci şube'ye çıkarmaya başladılar. ayaklarım yerden kesilmişti. bu polislerin arasında ne kadar iyi insanlar da var, ayaklarımı yere bile değdirmiyorlar, diye düşünüyordum.
üst kata gelmiştik.
''tuvalete gidebilir miyim?'' dedim.
''gidersin, gidersin'' dediler.
ve tam üst kata çıkar çıkmaz bu ''iyi'' insanlar küt diye yere bıraktı beni. değil ayakta durmak, ayaklarımı denetleyemiyordum bile. yığıldım.
iki polis beni sürüye sürüye götürdüler. bu arada arkadan yetişen polislerle birlikte, beni sürükleyen iki polis durmadan rastgele vuruyorlardı.
işte o zaman, neden alt katta ayaklarımı yerden kesip beni hızla yukarı çıkardıklarını anladım; neden yere bastırmadıklarını anladım:

herhangi bir nedenle şubeye gelen sivillerin, kanlı bezler sarılı ayaklarımı görmelerini önlemek ve yerlere kan izleri bırakmamak istiyorlardı.''

Ne diyeyim şimdi şu HASTA zihniyete ..Şuna ne diyebilirsin ki ? Ben bir şey diyemiyorum ama bakın onlar ne diyorlardı ?
İŞKENCE YOK !!

Eh madem bir Aziz Nesin alıntısı ile bitireyim ben de tanıtım yazımı .. ( az daha unutuyordum !! BABA BÜYÜKSÜN! ) Ellerinden öperim =)) Huzur içinde uyu !!

"- İşkence?
- Türkiye ' de olmayan ve aynı zamanda olan bir olay. Ne var ne yok. SANIKLARIN KENDİ KENDİLERİNE YAPTIKLARI , KENDİLERİNİ SAKATLADIKLARI VE HATTA BU YÜZDEN ÖLDÜKLERİ OLAY.YAZIK Kİ EMNİYET ÖRGÜTÜ KENDİLERİNİ HARAP EDEN BU İNSANLARI KURTARMAKTA ACZ GÖSTERİYOR."

Normalde Opeth'i günahım kadar sevmem .. Yumoş , jelibon metalin sözlük karşılığıdır ..Ama şuraya kadar öyle HASTALIKLI şeyler okudunuz ki .. O yüzden "TO RID THE DISEASE" diyorum .. Erdal Öz de tek tip insan yaratmak isteyen hastalıklı iktidara karşı aynı amaçla yazdı bu kitabı .. Türkçe çevirisiyle 6 dakikanızı verip dinleyin lütfen .. Korkmayın.. Müsterih olun .. Tuco allah belanı versin yine korkuttun beni attığın linkteki müzikle diyecek olan çıkarsa istediği bir kitabı kargoluyacağım ona .. SÖZÜM SÖZ !! YALAN SÖYLEYEN NURİ OLSUN AMA !!!

Seneye görüşmek üzere... Esen kalın , İŞSİZ KALIN EY KOKOCAMBOLAR !!
248 syf.
·4 günde·10/10 puan
BİN KERE MAZLUM OLSAN DA BİR KERE ZALİM OLMA!

Öncelikle bu kitap eline alıp bitirilecek bir kitap değil. Okuduklarımı hazmetmek için çokça bıraktığım bir hikaye Yaralısın.
Siyasisin dediler
Bitmek bilmeyen işkenceler
Keşke bu kadar giremeseydim bu hikayeye bu kadar derinden hissetmeseydim.
Bazı kitapları okumak gerçekten zor oluyor. Birşeyler düğümleniyor boğazıma. Tarifi yok hissettiklerimin.
Ne söylesem yarım
Ne söylesem eksik.
Bir siyasinin hapiste yaşadıklarını anlatıyor bize yazar. Onunla birlikte evden alınıp tecrite hapishaneye gidiyoruz. Hapishanede Nurilerle tanışıyoruz. Burada herkes Nuri.
Ve artık o da bir Nuri
Bütün bu işkenceleri okurken tabi ki üzüldüm. İşkence yapan insanlar gözümde o kadar küçüldü ki
Gerçekten zulm eden değil zulme uğrayan olmak doğru geliyor. İnsanlığını kaybetmemek
Onun için BİN KERE MAZLUM OLSAN DA BİR KERE ZALİM OLMA
248 syf.
Adın yok.
Siyasisin.
Nurilerin koğuşuna atıyorlar seni..

Sonra daracık bir odaya alıyorlar. Her geçen an daha da daralan.

Ayaklarının dibinde insan pislikleri, sidik kokusu ve kan.
Nefes diye onları çekiyorsun içine. Ciğerlerine yapışıyorlar.

Diri diri gömülmüş gibisin. Üstün başın pislik içinde.
Beklemek korkunç..

Ezen değil ezilensin. Vuran değil vurulan. Ağzı burnu kanayan, dişleri dökülen..
Gözlerin bağlı.
Beline, böğrüne, kıçına, kafana tekmeler iniyor.

Soyuyorlar seni bağıra çağıra. Utançla korku birbirine dolanıyor.
Yine tekmeler, yumruklar..
Haça benzer bir tahtaya sabitliyorlar seni.
Bir bakır tel bağlıyorlar serçe parmağına.
Birden bir alev sarıyor. Elektrik veriyorlar.
Nefes alman imkansız..

Tabanlarına vuruyorlar kalın sopalarla, bütün vücuduna.
İç organların sarsılıyor.
Tekrar elektrik veriyorlar.
Tekrar..
Tekrar..
Büyük bir zevkle izliyorlar seni.
Şaşırıyorsun, bir insan nasıl bu kadar küçülebilir diye. Aklın almıyor.

Bir kişi değil, beş kişi, on kişi. Keşke ölsem diyorsun. Zaman kavramını yitiriyorsun.
Etlerin kemiklerinden ayrılıyor sanki.
Bağırmanı istiyorlar, sözde seni daha çok ezebilmek için. Acizliğinin tadına varmak için.
Bağırmıyorsun.
Dayanabilecek misin?..

Felç olmak üzeresin. Beynin sancıyor.
Yüreğin çatlamak üzere.
Gülüyorlar..

Sonra cinsel organına elektrik veriyorlar. Bir tel sokuyorlar sanki içine.
Çıldırıyorsun.
Ölüyorsun.
Tabanların patlamış, yere basamıyorsun. İçinden kusmak geliyor.

Ayakta duracaksın. Oturmak yasak.
Çırılçıplaksın. Donuyorsun.
Seni hayvanlaştırmaya çalışırken canavar kesiliyorlar.

Ellerinde kızılcık sopaları.
Ayaklarından başlıyorlar vurmaya.
Sonra tuza bastırıyorlar seni, için yansın diye..
Tırnaklarını söküyorlar.
Ölmeyi delice istiyorsun ama yaşıyorsun.
Nereye kadar direneceksin?
Nereye kadar susacaksın?
Nereye kadar dayanacaksın?..

Kan işiyorsun.
Makatında dayanılmaz bir acı.
Bağırsaklarını patlatmışlar.
Copla..
Ağlıyorsun sessizce.
Utanıyorsun..çok utanıyorsun..
Öfkelisin..



Daha fazla yazamıyorum. Farazi değil, hayali hiç değil, hepsi yaşanmış gerçeklerle dolu olan bu kitabı okumak gerçekten çok zor..


Ve bir adın var artık..
Sen de Nuri'sin.



Mutlaka okuyun..
190 syf.
İNCELEME DEĞİL YORUMLAMA;

Nerede kendini bilmez çocuklar
Bir sabah öylece çekip gittiler
Çınladı alkışlar kör sokaklarda
Yankısı kime kaldı

Deniz koydum adını
Kederi bende kaldı
Uzak köyler kurdum birbirine
Denizine aldandım...

Bu kitabı, her zaman gittiğim sahafta, kitapları karıştırırken buldum. Hemen aldım. Kitabın yazarı Erdal Öz, Deniz, Yusuf ve Hüseyin'in kaldığı Mamak ceza evinde onlarla aynı dönemde bir süre kalmış. Çay ocağında Deniz'e rastlıyor ve oradan muhabbet başlıyor. Daha sonra iş, röportaj havasına bürünüyor. "Sen sor ben cevaplayım. Hiçbir şeyi atlamadan sor" diyor Deniz. "Devrim yolunda duruşumuzu herkes bilsin. Her şeyi yaz." Peşine Erdal soruyor o anlatıyor. Bu konuşmalar gizli yapılıyor.
Denizin koğuşu izmarit dolu. "İzmaritimi atacak yer bulamadım" diyor Erdal. Gün gün onun koğuşuna gidiyor ve konuşuyorlar. Bu sırada Hüseyin, ortak savunmalarını hazırlıyor.

Deniz çok rahat, her zaman olduğu gibi yüzü gülüyor. Herkes öyle. Şarkılar türküler söylüyorlar ve buradakilerin çoğu idamla yargılanıyor. Ama " Bak, buradaki çocuklar arasında 19 yaşında olan bile var. Hiç kimse korkmuyor. Çünkü inanıyorlar." diyor Deniz, İnanç tüm duygulardan üstün gelir. Devrim sevdası olmasa bunları yapamazdık.

Deniz Amerikan askerlerini kaçırma olayını detaylıca anlatıyor. Nasıl yakalandıklarını neler hissettiklerini neler yaşadıklarını.
Gemerek'te halk ona saldırmıyor. Hatta saygılı davranıyorlar. Yakalanıp Kayseri'ye götürüldüğünde, oradaki yetkililerde bir üzüntü havası hakim. Sanki herkesin eli kolu bağlı ama emir kulu oldukları için bu şekilde davranıyorlar. Deniz'in söylemleri bu şekilde.

Daha sonra Yusuf ile görüşüyor Erdal Öz. Yusuf daha naif. Belki de aralarındaki en çekingen olan. Deniz aksi, sivri ve karşıt. Hüseyin ise çok konuşmaz ama ağırbaşlı.

Yusuf ta anlatıyor anılarını.

Deniz sanki oradakilerin abisi gibi. Mücadelenin simgesi olmasındaki sebep belki de bu. Çünkü kendisini çok iyi anlatmasını ve bu yazıların gelecekteki devrimcilere ulaşmasını istiyor. Ceza evinde müşkül durumda olmadıklarını bilakis devrim ateşiyle tutuştuklarını, duruşlarını koruduklarını bilmelerini, kimsenin acımamasını istiyor.

Ne yazık ki, Erdal Öz tutuksuz yargılanma kararı ile tahliye ediliyor. Bu karara sevinemediğini, kalıp biraz daha konuşmak istediğini belirtiyor.

Kitabın aslında en can alıcı kısmı, avukatlarının anıları. Bu sayfaları okurken zangır zangır titrediğimi fark ettim. Dudaklarım titriyordu gözlerim dolmuştu.

Üç fidanın idama gidiş süreçleri ayrıntılı şekilde anlatılıyor. Son sözleri, istekleri, vasiyetleri. Neler neler. Ayrıntıları yazmak istemiyorum çünkü olanı tekrar zikretmek müthiş bir acı olur.

Onları asan düzen, onların ölüsünden dahi korkuyordu. Basına yapılmaya çalışılan açıklamalarda, idama giderken korkudan ağladıkları, pişman olduklarını söyledikleri gibi çarpıtma söylemlerde bile bulunmuşlar.

Bir de Yusuf'un iki mektubundan (son mektupları) birisi sakıncalı bulunmuş ve iletilmemiş. Vasiyetleri olan, arkadaşları Taylan Özgür'ün yanına gömülme istekleri yerine getirilmemiştir. Emniyet müdürünün yangından mal kaçırırcasına "cenazelerini ya şimdi alırsınız ya da biz herhangi bir yere gömeriz" sözü ile mecbur aileleri vasiyeti yerine getirememiştir.

Kitabı okurken sanki 6 mayıs sabaha karşı ben de o avluda idim. Yanımdan geçerken bana da gülümseyip selam verdiler. Elimden gelmedi durduramadım. Onları izledim çaresizce. "Bir devrimci ölüme, düğüne gider gibi gider" demişti Deniz. Sanki bir düğündeydik ama etrafta katiller vardı sadece o üçü mutluydu.

Kitap ve kişiler hakkında söylenecek eleştirilecek çok şey var fakat siyasete fazla bulaşmadan, kitabın içeriğinden sapmadan, içimden geldiğince ifade etmeye çalıştım. Umarım kitabı okumak isteyenlere bir fikir verebilmişimdir.

Son olarak bir kaç şarkı ekleyip herkese iyi okumalar dilerim.
https://youtu.be/vn22hxepu3Q
https://youtu.be/QVqAUUlmDqU
https://youtu.be/RumAA1vCBdA
https://youtu.be/Qfx4x0186zo
288 syf.
Bir çizik
Bir çizik daha..
Yüreğin orta yerinde
Üzerine tuz basılan..

Bir ilmek
Bir ilmek daha..
Gençliğin en güzel çağında
Umudun boğazına dolanan..

Önce biri
Sonra diğeri
Sonra diğeri..

Gerçek acıların, dilsiz feryatların, harflerle, kelimelerle, ünlemlerle ifade edilmeye çalışıldığı bu kitap, anlatımı ve coşkusuyla oldukça başarılı. Fakat okudukça gözlerimizin önünde beliren acının en çıplak haline oranla, yazılmış ve yazilabilecek her satır kadar yetersiz aslında..

Çünkü yeşil parkasıyla, zayıf ve solgun bedeniyle, alev alev yanan gözleriyle satırların arasından Deniz beliriyor, yaklaşıyor, yaklaşıyor..

Gözlerinizin ta içine bakıp anlatıyor, anlatıyor..

Hapishanede, kaldığı daracık bölmede, okuduğu kitaplarda, soymak için girdiği bankada, oradan kaçışında, Amerikan üssünde, silah deposunda, öldürmekle yaşatmak arasındaki ince çizgide, soğuktan yüzleri çatlarken pusuda, çamurda, karanlıkta, sigarasız, çaysız ve susuzken, yaralanırken, yakalanırken, direnirken, ve hatta Filistin 'de, emniyette, işkencede..her yerde..
"Umut mu? Umut her zaman var!"derken..

İdam edileceğini bilerek yaşarken, dimdik, inanan, korkmayan, nasıl ipe gittiğini herkesin bilmesini isteyen ve düşüncelerin asla ölmeyeceğini haykıran Deniz..

Ve damarlarında dolaşan kavganın ateşiyle mutasyona uğrayıp devleşen insanların hikayesi..

Fiziksel işkenceyi umursamayan, topuklarından kan fışkırana kadar falakaya yatırılmaktan tutun da vücutlarının en hassas noktalarından elektrik verilerek komaya sokulmaya kadar, pek çok akıl almaz ve insanlık dışı işkenceye maruz kalan,yine de direnen, inanan insanların hikayesi..

Kitap okuyan, müzik zevki gelişmiş, dava ekseninde derinleşen bir sevgi anlayışına sahip olan, ki bazı durumlarda kardeşten bile yakın hissedilerek yaşanan dostluklarla bezenmiş insanlar..
İşte tam da buradan anlaşılıyor bambaşka bir nesil olduğu. Basma kalıp sözlerin, birkaç sloganın arkasına sığınmış,günümüzün bilinçsiz yığınından onları ayıran bu kadar gerçek olmalarıydı belki de.

Deniz Gezmiş,
"Ben edebiyattan geldim.." diye ifade ediyor kendisini. Ve sonrasında, çok ağır işkenceler yapan birinden bahsederken,

"Edebiyatın bir insanda işkence duygusunu yok edemeyişine şaşıyor insan. Olmaz öyle şey. İyi bir edebiyatın olduğu yerde işkence mişkence olamaz.." diye ekliyor.

Anlıyorsunuz ki edebiyat kavramlarının dahi içi dopdolu. Bilerek inanmak ve bilerek direnmek, onları bu kadar güçlü kılıyor belki de.

12 Mart 1971 muhtırasından sonra tutuklanan yazar Erdal Öz 'ün, hapishanede karşılaştığı üç fidanın, Deniz 'in , Hüseyin 'in ve Yusuf 'un duygularınızı fazlasıyla yükselten hikayesi.

Neden peki?
Evet, suç işlemişler, banka soymuşlar,adam kaçırmışlar, izinsiz silah taşımışlar..vs.
Fakat idamlarının sebebi bunlardan hiçbiri değil.

«Türkiye Cumhuriyeti Teşkilâtı Esasiye Kanununun tamamını veya bir kısmını tağyir ve tebdil veya ilgaya ve bu kanunla teşekkül etmiş olan Büyük Millet Meclisini ıskata veya vazifesini yapmaktan men’e cebren teşebbüs»

Askerî Yargıtay bu cezayı iki kere bozuyor, üç kişininki hariç.

Olay meclise geldiğinde "ivedilikle " görüşülüp, idamın onaylanması için kalkıyor parmaklar.

İsmet İnönü'nün Anayasa Mahkemesine başvurmasına rağmen Meclis ve Senatodaki görüşmelerde "Kabul!" nidaları yükseliyor yine..

Peki sizce, neden 23 kişiden üç kişi?..
Okuyun lütfen..

Bu arada unutmadan, ailelerinin taleplerine rağmen, cenazelerin yan yana defnedilmelerine izin verilmiyor. Bu traji komik hadisenin iki sebebi var aslında;

1- Düşünmek kadar tehlikeli (!) başka bir eylem daha yoktur.
2- Bazı insanlar asla ölmez..


"Kâğıdımız çaput bizim
Kefenimiz bulut bizim
Mesleğimiz umut bizim
Kıranlara selâm olsun!.."


Keyifli okumalar..:)
288 syf.
"İnsan ne zaman ölür, gülünün solduğu akşam." İşte böyle güzel bir sözle başlıyor kitap ve bu giriş bile ne kadar iyi bir kitabın sizi beklediğini gösteriyor.


1970 lı yıllar. Fikirlere tahammülün olmadığı, insanların sırf inandığı görüşler yüzünden hunharca öldürülüp, asit kuyularında faili meçhul edildiği, gencecik fidanların hapislere tıkılıp işkence gördüğü, asıldığı yıllar...Yazar Erdal Öz' de bu dönemi yaşamış biri olarak yazıyor Gülünün Solduğu Akşam ' ı. İçeride tanıyor Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan, Yusuf Arslan ve daha nicelerini. Deniz Gezmiş ' e söz veriyor onların hikayesini yazacak ve gelecek nesillere okutacak. Kitabı hapishanede yazmaya başlıyor. Ama erken tahliye olması kitabı orada tamamlanmasına engel olmuş. Mahkumların ağzından dinliyor hikayelerini ve yazıyor. Olayların bizzat içinde olduğu için kitap oldukça samimi ve gerçekçi. Deniz Gezmiş' e verdiği sözünü tutuyor böyle başarılı bir kitap yazarak. Onların davalarının arkasındaki sağlam duruşları, ölüme giderken bile bunu haykırmaları, yüreklerinin büyüklüğü gerçekten okunmaya değer.


Her kesimden insanın içini acıtacak, vicdanı varsa hüngür hüngür ağlatacak, belgesel şeklinde yazılmış bir anı kitabı. İnsanların görüşleri yüzünden bunları yaşamaları, gördükleri işkenceler o kadar ağırki gerçekten sistemi, adaleti sorgulamamak mümkün değil. Daha yazmak isteğim çok şey var ama uzatmanın da anlamı yok. Uzun lafın kısası okunmaya kesinlikle değer bir kitap...
136 syf.
·1 günde
Erdal Öz ismini duyunca aklıma ilk gelen şey Can Yayınları. Yazdıkları, kitapları karşısında bu bir saygısızlık olabilir yazara karşı ama, yazdıklarından daha fazlasını kazandırdığını düşünüyorum, bu yayınevini kurmakla.
Kitap mektup türünün bir örneği. Hem edebi hem de özel yanı var mektupların. Gıybet de var içinde hasret de. Sanat ve edebiyat da var aşk da...
Mektupları denemelere benzetirim. Her ikisinde de bir duyguyu ya da düşünceyi aktarma isteği vardır. Mektup biraz daha samimidir tabii. Muhatabı belli olduğu için.
Yazar, fikir, yazı eleştirilerine yer vermiş mektuplarında. Bazı konulardaki düşüncelerine de yer vermiş. Türkan İldeniz'e yazmış kitaptaki tüm mektupları, zaten kitabın kapağında da var. İlk birkaç mektup sanki bir öğrenciye sanat, edebiyat ya da yazı dersi veriyormuş havasında. Sonraki mektuplarda aşk giriyor devreye.
Mektuplar geçmişin magazinidir. Merakı aydınlattığı gibi döneme de ışık tutar. Kesinlikle okunmasına gerek yok, ama okuyanın elde edeceği şeyler mevcut.
288 syf.
·Beğendi·10/10 puan
Yeşil parkasıyla simsiyah acıların üzerini örtmeye çalışan Denizin, idam edileceğini bilerek yaşayan ama mücadelesinden ödün vermeyen Yusufun ve umudun vücut bulmuş hali olan Hüseyinin hikayesi.

Erdal Öz o iyi insanların o güzel atlara binip bize doğru geldiklerini hissettiriyor. Ölenlerin birer rakam olmadığını anlamamızı sağlıyor ve günün sonunda keşke dedirtiyor; keşke farklılıklarımız üzerinde yoğunlaşıp ayrışmaktansa ortak noktalarımız üzerinde durup birleşeydik de tüm bu acılar yaşanmamış olsaydı.

Sonuç olarak eseri bir solukta bitireceğinizin garantisini veremem ama yaşayarak okuduğunuz takdirde ağlayacağınızı temin edebilirim.
248 syf.
·1 günde·Beğendi·Puan vermedi
Erdal Öz’ün romanı (1974) • 12 Mart 1971’deki hükümet darbesini hazırlayan terör dönemini anlatan eserlerden biri. Bir gece beş görevli tarafından evi aranan, çuvallara tıka basa rasgele doldurulmuş kitaplarıyla birlikte götürülen bir gencin tutukluluk günleri....


Nurilerle doluydu koğuş." diye başlar kitap. daha ilk sayfadan itibaren insanı yüreğinden yaralar.


Erdal Öz'ün kullandığı anlatım tekniği (2.tekil) nedeniyle ilk satırında itibaren sizi içine çekiyor, çünkü karakterler arasında bir siz, bir de Nuri'ler var.Anlatımı yalın, karşınızda anlatıcı, doğrudan size hitap ediyor. Kitabın sonunda siz de kendinizi Nuri gibi hissediyorsunuz, işkence görmüş, hırpalanmış, susturulmuş. Verdiği duygunun altından kalkamıyorsunuz bir müddet, belki bunun etkisiyle biraz zorlanabilirsiniz okurken, yakın tarihimizde yaşananları aklınız almıyor çünkü.


"Bağırsana ....," diyor biri

Kapkara, kalın bir yüz. Başının bir yanında uzatıp biriktirdiği bir tutam saçı, tarakla tepesinden geçirtmiş, yapıştırmış çıplak başına, örtmüş sözde kelliğini. Bir arkadaşın vardı, şiirler yazardı, o böyle tarardı saçlarını, ama onunki pek belli olmazdı. Bununki çok uydurma bir şey. Kaşları da yok gibi. Bu yüzü ilk defa görüyorsun. Kapkara. Cop gibi.

"Bağırsana be !...”

"Adını bağışlamadın?"

Nurilerden biri ilk kez adını soruyor sana. Sesini kısıyorsun, fısıldar gibi:

"Nuri" diyorsun yavaşça. "Nuri...”


.Yaralısın", romanı unutulmazlar arasına girecek çok acı bir roman.Gerçek mi ya da kurgumu bilmiyorum ama , okurken her anı gerçek .İçiniz acıyor....isyan ediyorsunuz....”Bağırsana be !” diyorsunuz .

“Bir ulus ,destanı kadar ulustur “ sözü gerçekse eğer .
“ Bir ulus ,romanı kadar uygardır “, sözü gerçekse....

( Yaşar Kemal )

Ayrıca ;
Yaralısın kitabı Orhan Kemal Roman Ödülü Kitaplar listesinde yer almaktadır.

Elinizden bırakamayacağınız bir kitap .Okumak isteyenlere şimdiden keyifli okumalar ...

Yazarın biyografisi

Adı:
Erdal Öz
Unvan:
Türk Yazar ve Yayıncısı
Doğum:
Yıldızeli, Sivas, 26 Mart 1935
Ölüm:
6 Mayıs 2006
Erdal Öz, 26 Mart 1935'te Sivas, Yıldızeli'nde doğdu. Devlet memuru olan babasıyla birlikte Türkiye'nin değişik yerlerini dolaştı. Tokat Lisesi'ni bitirdikten sonra İstanbul Üniversitesi'nde başladığı Hukuk eğitimini, Ankara Hukuk Fakültesi'nde tamamladı. Türk Dil Kurumu Yayın Kolu'nda, Türk Sinematek Derneği Ankara Şubesi'nde çalıştı. Sergi Kitabevi'ni kurdu. 12 Mart 1971 müdahalesiyle başlayan ara rejim döneminde siyasal görüşlerinden dolayı üç kez tutuklandı ama yargılanma sonucunda aklandı. İstanbul'da üniversite çevresindeki arkadaşlarıyla a dergisini çıkardı. İlk öykü kitabı Yorgunlar'a (1960) dergisi yayınları arasında çıktı. İlk romanı Odalarda, aynı yıl Varlık Yayınları'nca yayımlandı. 1975-1981 yılları arasında Cem Yayınevi'nin Arkadaş Kitaplar adlı çocuk edebiyatı dizisini yönetti. 1981'de Can Yayınları'nı kurdu. Çok sayıda yazarı Türk edebiyatına kazandırmanın yanı sıra dünya edebiyatını saygın yazarlarının kitaplarını yayımladı.

Edebiyat yaşamına şiirle başlayan Erdal Öz'ün Rasgele başlıklı şiiri, Kaynak dergisinde çıktı (1952). Yağmurlu Hikâye adlı öyküsü, Seçilmiş Hikâyeler dergisinde yayımlandı (1954). Varlık, Yenilik, Yeditepe, Pazar Postası, a, Değişim, Emek, Cumhuriyet gibi dergi ve gazetelerde çeşitli öykü ve eleştirileri çıktı.

Erdal Öz, yapıtlarında toplum yaşamının bireyin iç dünyasındaki etkilerini duygusal bir üslupla dile getirdi. 1970 sonrasında toplumsal gerçekçi çizgiye yöneldi. 1970'lerde ve 80'lerde yayımladığı yapıtlarında 12 Mart döneminin hukuk dışı uygulamaları ve baskılarıyla karşılaşan tutukluların yaşantılarından kesitler verdi. Bireyin baskı, korku ve acı karşısındaki yalnızlığını, ezikliğini, direncini, umudunu etkin bir duyarlılık çerçevesinde işledi. Bunun başarılı bir örneği olan Yaralısın (1974) adlı romanıyla Orhan Kemal Roman Armağanı'nı kazandı. Kanayan (1973) adlı öykü kitabında; Deniz Gezmiş Anlatıyor (1976) ve Gülünün Solduğu Akşam (1986) adlı anı-romanlarında Deniz Gezmiş ile arkadaşlarının idam kararı öncesi ve sonrasını, kendi izlenimlerini de katarak anlattı. Gülünün Solduğu Akşam'a girmeyen notlar ve izlenimlerini 2003'te Defterimde Kuş Sesleri kitabında topladı. SSCB gezisini içeren Allı Turnam (1977), 1998'de Bir Gün Yine Allı Turnam adıyla yeniden yayımlandı. Dedem Korkut Öyküleri (1979), Beyaz Yele (1981), Alçacıktan Kar Yağar (1982) ve Babam Resim Yaptı (2003) adlı çocuk kitaplarını çıkardı. Havada Kar Sesi Var adlı öykü kitabı, 1987'de basıldı. Sular Ne Güzelse adlı kitabıyla 1998 Sait Faik Hikâye Armağanı'nı, Cam Kırıkları adlı yapıtıyla 2001 Sedat Simavi Öykü Ödülü'nü aldı.

Erdal Öz'ü 6 Mayıs 2006'da yitirdik

Yazar istatistikleri

  • 457 okur beğendi.
  • 7,1bin okur okudu.
  • 71 okur okuyor.
  • 2.491 okur okuyacak.
  • 36 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları